2025 Selimiye Camii restorasyonu ile ilgili gerçekler.
Osmanlı mimarisi & koruma tartışmaları | Belgeyle konuşur | Popüler anlatıya itiraz | Kaynaklı threadler
Selimiye Gerçeği (@selimiyegercegi), Mimar Sinan’ın bize emanet ettiği eşsiz mirası doğru bilgi, belge ve vefa duygusuyla savunmak için kurulmuş bir topluluktur. Amacımız, Sinan’ın asırlık tecrübesini ve Selimiye Camii’nin hakikatini dijital dünyanın imkânlarıyla görünür kılmak, yürütülen tartışmalarda kaynaklara dayalı sağlam bir duruş sergilemek ve Selimiye’nin gerçek tarihsel kimliğini berrak biçimde ortaya koymaktır. Çünkü mesele yalnızca mimari bir ayrıntı değildir; bir geleneğin, bir düşüncenin, bir inancın ve mimarideki tevhid anlayışının sistematik biçimde tahrif edilmesine karşı durma meselesidir. Bu nedenle Selimiye Gerçeği, mirasa sahip çıkanların, sessiz kalmayanların ve hakikati korumak isteyenlerin buluşma noktasıdır; Mimar Sinan’a olan vefa borcumuzu birlikte ödeyecek, hakikati birlikte savunacak ve Selimiye’nin irfanını birlikte muhafaza edeceğiz.
#selimiye #restorasyon #selimiyegercegi
Ege Argüden tasarım kabiliyetini geliştirmek için mukarnas çalışmış. Her sene binin üstünde öğrenci mimarlık fakültelerinden mezun oluyor. Selçuklu ve Osmanlı eserleri birer mukarnas hazinesi. Ama gelin görün ki mimarlık fakültelerimizde müstakil bir mukarnas dersi yok.
Selimiye “ışıkla ile konuşan” bir yapıdır. Mimar Sinan’ın en büyük eseri bu sebeple mekân tecrübesi üzerine inşa edilmiştir. Eğer Selimiye’nin asli karakteri ışık ve mekânsal açıklıksa, bu deneyimi zayıflatan yoğun yüzey tezyinatının da özgünlük ve süreklilik açısından tartışılması gerekir. Korunması gereken süs değil, Sinan’ın kurduğu asli mekândır.
Prof. Dr. Doğan Kuban: "Selimiye'nin sınırları pencerelerine kadar uzanır ve pencereler başka üslupların dini yapılarında görülmeyen şekilde yapıyı insan gözü hizasından başlayarak dünyayla iletişim içine sokarlar. Bir kilisede böyle bir şey yoktur, bu sadece Osmanlı'ya özgüdür."
Mesele bu değil. Selimiye bir belge midir? Yoksa bir ibadethane midir? Belge ise kubbe mevcut haliyle korunacak. Bir cami ise bilimsel analoji ile Sinan dönemine dönülecek. Maalesef bu yapılara hep bir müzeymiş gibi bakıldı ve ibadethane vasfı unutuldu. Edirne’yi bir takım hocalar bir müze olarak görüyor.
Mimar Tahir Ağa’nın bir başka eseri, Üsküdar Ayazma Camii. Mimar Sinan’ın tezyinat üslubununun sadeliğini erken Barok dönemde devam ettiren bir başka yapı daha. Bu thread altında görüleceği gibi camilerde Klasik Osmanlı mimarisinin tezyinat üslubu sadedir. Sade olmayan örnekler ya Edirne Selimiye Camii gibi klasik sonrası batılılaşma dönemine ait olan kötü örneklerdir, ya da türbe gibi cami harici yapılara aittir. Yani görüldüğü üzere erken batılılaşma döneminde sade tezyinat anlamında iyi örnekler de bulunmaktadır.
Bu fotoğraf Mimar Tahir Ağa tarafından inşa edilen Fatih Camii’ne ait. Tahir Ağa, iç mekanda Mimar Sinan tezyinat üslubunun yoğunluk anlayışını inşa ettiği yapılarda devam ettirmiştir. Barok yoğunluklardan özellikle kaçınmıştır.
Selimiye ve Prof. Dr. Doğan Kuban Hoca derken, kubbe hakkındaki düşüncesini hatırlayalım. Sağ olsaydı bu açıklama ile popüler ezber bozulacaktı. Kitabında da desenler klasik miydi barok muydu tartışmasında yerinde bir genelleme ile “barok ve barokizan” ifadesi ile desenlerin cami ile olan uyumsuzluğunu ortaya koymuştu.
Kuban, Doğan (1997) Sinan'ın Sanatı ve Selimiye, Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı, İstanbul. s:195
Baroğu çok iyi bilirdi. Kendi yeterlik tezi de Barok mimari üzerineydi.
@MimariLugat@istdinliyorum 1980 lerde Selimye'nin restorasyonunu yürüten inşaat mühendisi Erol Çetin bey idi, yıllar sonra bir benimde bulunduğum bir konferansta Prof. Doğan Kuban Hoca Erol Çetin'e kubbe süslemesini Edirne şehrinde arabacıların at arabalarına yapmış olduğu süslemelere benzetmiş idi!
@Talhaugurluel Barok’un Vatikan’ın bizzat kurguladığı bir şey olduğuna ilişkin şüphe yok.
Eczacıbaşı sanat ansiklopedisinde bu konu üzerine bir madde var. İlaveten Britannica’da da geçiyor. Aşağıda da Wiki’de geçen genel geçer bilgi var:
Yaptığınız çekimlerle faydalı hizmetlerde bulunuyorsunuz, ancak Barok mimarinin Vatikan ve Katolik kilisesi tarafından reform hareketine tepki olarak ortaya konduğu basit bir ansiklopedik bilgidir. Bazen tanınır olmanın ve kelâmın şehvetine kapılıyorsunuz, ezbere konuşmak yerine biraz daha müdakkik olun lütfen. Size yakışmıyor. @Talhaugurluel
Yaptığınız çekimlerle faydalı hizmetlerde bulunuyorsunuz, ancak Barok mimarinin Vatikan ve Katolik kilisesi tarafından reform hareketine tepki olarak ortaya konduğu basit bir ansiklopedik bilgidir. Bazen tanınır olmanın ve kelâmın şehvetine kap��lıyorsunuz, ezbere konuşmak yerine biraz daha müdakkik olun lütfen. Size yakışmıyor. @Talhaugurluel
Yani bu noktada Selimiye kubbesi tartışmasına ilişkin her konuya mimarlık tarihi, koruma bilimi, Sinan mimarlığı, estetik vs. olarak cevap verildi. Konuyu tartışmak istemediğinizi anlayabiliriz, ancak şu mest olur bu çizer düşünür diye tweet attığınız zaman takdir edersiniz ki, konunun tarafı olmayı seçiyorsunuz ve buradaki her maddeye kendinizce makul bir cevap vermek zorundasınız. Burada kendi içinde mantıklı bir görüş ortaya koymak yerine toptancı bir reddiye ile fikir beyanından kaçınmak ne kadar doğru onu sizin takdirinize bırakıyoruz.
Evet ancak biz heyetteki hocalarımızın görüşlerinin dışına çıkmadık. Burada onların görüşleri koruma bilimi çerçevesinde ortaya konuluyor. Beğenmeseniz de onlar gerçek bir ekolü temsil ediyor. Unesco Yaşan İnsan Hazineleri olarak, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Ödülü sahipleri olarak. Ali Sami Ülgen’in yaptığı restorasyonlar ortada. Yukarıdaki ifadeleri görmezden gelmeniz ise dikkatimizi çekti.
1960 öncesi hocalar bizzat barok tezyinatları kaldırıp klasik osmanlı dönemini restorasyonlarda ihya ettiler. Günümüz restoratör mimar çoğu hoca ise maalesef koruma biliminin güncel tarafının çok gerisinde. Uluslararası tüzükleri kendilerine göre yorumlama hakkını ellerinde görüp Anayasa mahkemesi gibi fikir beyan etme haklarını ellerinde görüyorlar ve kamuoyunu bu şekilde yönlendirmeye çalışıyorlar. Aras Neftçi hocadan naklen Doğan Kuban hocanın Selimiye kubbesi için “kamyon tezyinatı” ifadesi var.
https://t.co/WZpc8SJjBI
Bahsettiğimiz hocalara verdiğimiz cevap ise aşağıda:
Aşağıda bu konuyu gündeme taşımış olan hocalara verdiğimiz cevap bulunmakta. Özetle, tezyinata dair "iz" olmaması, aslında orijinal tasarımda kubbenin tezyinatsız, yani boş olmasından kaynaklanmaktadır. Bu, iz yok diye ifade edilerek yanlış yorumlanmaktadır.
Aslında tamamen iz yok değildir. Ana kubbedeki tek iz olan düğümlü zencerek motifi kubbe merkezinde müdevver yazı olduğuna delildir. Zaten yerindeki mevcut, ancak bozulmuş yazı da o şekildeydi. Mevcut restitüsyon önerisinde ise hemen altındaki yarım kubbeden taşınarak ortaya konuldu. Yani yapının doğasına aykırı bir öneri değildi.
Bazı hocaların ifadelerinden koruma biliminin temel amacının, sonradan eklenen katmanları otomatik olarak kutsal saymak olduğu manası çıkıyor; ancak koruma biliminde katmanlar arasındaki hiyerarşi tespit edilirken öncelikle eserin kurucu (orijinal) katmanı ile sonradan eklenen müdahaleler arasındaki anlam hiyerarşisi doğru kurulmalıdır.
Koruma bilimi, katmanların kaldırılabilmesi için muhakkak yapıda önemli bir şeyin örtülmesi, anlaşılamamasını şart koşar. Bu bezemelerin Selimiye’de de örttüğü bir şeyler var. Bunlar, mekanın yarım kubbeleriyle olan bütünlüğü ve ışık rejimi. Eğer geç dönem katmanı orijinal mimariyi örtüyorsa, sadece altında fiziksel bir iz bulunmadığı gerekçesiyle bu katmanın tartış��lamaz olduğu söylenemez, bilimsel bağlamsal verilerle müdahale edilebilir. Müdahalenin sebebi buydu.
Uluslararası koruma tüzüklerinde de
bu konunun dayanak noktaları bulunmaktadır.
Nara Özgünlük Belgesi’nin 13. maddesi, bir eserin özgünlüğüne dair bilgi kaynaklarının sadece o eserin üzerinde (fiziksel bir iz olarak) bulunmak zorunda olmadığını açıkça belirtir Özgünlük; karşılaştırmalı örnekler, tarihsel belgeler, çizimler ve bağlamsal veriler üzerinden de kanıtlanabilir.
Nitekim burada yapılacak olan uygulama belgeye dayalı bir analojik restitüsyondu: 16. yüzyıla ait fiziksel veri yetersiz olsa bile, Mimar Sinan’ın diğer eserlerindeki mekânsal mantık, ışık rejimi ve merkez kurgusu kullanılarak analojik restitüsyon yapılabilir. Selimiye Camii'ndeki yarım kubbeden elde edilen raspa verileri, Charles Texier’in Süleymaniye çizimleri ve Sinan’ın diğer eserlerinde kullandığı tezyinat kurgusu, Sinan mimarisinde kubbe mekânının tarihsel olarak boşluklu, sade ve ışık merkezli olduğunu kanıtlayan çok güçlü belgelerdir. Dolayısıyla tezyinata dair "iz" olmaması, aslında orijinal tasarımda kubbenin tezyinatsız, yani boş olmasından kaynaklanmaktadır.
Doğan Kuban'ın da ifade ettiği gibi, Sinan'ın mimarisini ve yapının anlam bütünlüğünü örten geç dönem bezemeleri genellikle niteliksiz boyacılar tarafından yapılmıştır. Selimiye kubbesinin detaylarına bakılınca, sanat okullarında öğretilmeyecek derecede kötü desenlerdir.
Mimar Sinan mimarlığında mekanın / kubbelerin hiyerarşik bütünlüğü, ışık rejimi ve rengi gibi kavramlar ve unsurlar tasarımın merkezinde iken, mevcut yoğun tezyinat yapının iç mekanında en önemli yeri işgal edip bu özellikleri örtüyorsa, koruma bilimine göre muhdestir ve kaldırılmaları esastır. Mimar Sinan mimarlığında kullandığı bu kavramlara saygı duymamız lazım iken, hem mimarlığını övüp, hem de icap edeni yapmamak asıl histeri değil mi?
Batı hakkındaki tespitinize yürekten katılıyoruz. Ancak Selimiye’de restorasyondan önceki fotoğrafı koymuşsunuz. Buyrun bunlar da restorasyon sonrası durum. Açılıştan önce ortaya çıkan durum anlaşılmasın diye iç mekanda kubbelere aydınlatma yapıldı. Çünkü herkesin korunmasını istediği 1983 katmanı çimento sıva üstündeydi. Kaldırılıp alttan çıkan batılılaşma katmanına göre tamamlanınca tablo bu. Türk - İslam mimarisinde asıl olan mekanın aydınlığı, süreklilik (kubbeler arası uyum) ve bu ahengin getirdiği Tevhid anlayışıdır. “Batı batı” dedik, Batı bizi batırdı.
Batı hakkındaki tespitinize yürekten katılıyoruz. Ancak Selimiye’de restorasyondan önceki fotoğrafı koymuşsunuz. Buyrun bunlar da restorasyon sonrası durum. Açılıştan önce ortaya çıkan durum anlaşılmasın diye iç mekanda kubbelere aydınlatma yapıldı. Çünkü herkesin korunmasını istediği 1983 katmanı çimento sıva üstündeydi. Kaldırılıp alttan çıkan batılılaşma katmanına göre tamamlanınca tablo bu. Türk - İslam mimarisinde asıl olan mekanın aydınlığı, süreklilik (kubbeler arası uyum) ve bu ahengin getirdiği Tevhid anlayışıdır. “Batı batı” dedik, Batı bizi batırdı.
@Ismailvtas@bediracar Gerçeklerle yüzleşelim. Ana kubbede spotları kapattığınız zaman göreceğiniz manzara maalesef bu. Biz sadece bu haline değil, pencere etrafındaki yoğun ve koyu barok tezyinata da karşı çıkmıştık. Işık boyalar tarafından yutuluyor. Gündüz ve gece olarak aşağıda veriyoruz:
Gündüz:
@sevdaturkusev Mimar Sinan eserlerinin baroklandığı ve bizzat muhafazakarlar eliyle bunun savunulduğu yerde Mimar Sinan’ın ismini taşıyan üniversitede bunun olmasına şaşırmamalı.
@sevdaturkusev Mimar Sinan eserlerinin baroklandığı ve bizzat muhafazakarlar eliyle bunun savunulduğu yerde Mimar Sinan’ın ismini taşıyan üniversitede bunun olmasına şaşırmamalı.
Barok sanatı, Avrupa’da sadece bir estetik zevk olarak değil, tarihsel bir ihtiyaçla doğmuştu. Reform hareketleriyle sarsılan Vatikan; gücünü tazelemek ve kitleleri yeniden etkilemek için Papa öncülüğünde görkemi ve şatafatı seçti.
Hristiyanlık dünyası, kiliseleri büyüleyici süslemelerle donatıp "göze" hitap ederek otoritesini sağlamlaştırmaya çalışırken; Mimar Sinan’ın dünyasında bambaşka bir huzur hakimdi: Sadeliğin ve Tevhid’in huzuru.
Peki, Batı’nın kendi inanç krizini çözmek için geliştirdiği; belki de kültürel bir Haçlı refleksiyle dünyaya yaydığı bu "gösterişli" ve “yoğun” üslubun, Sinan’ın o mütevazı kubbesinde ne işi var?
Selimiye’nin restorasyonunda gördüğümüz o abartılı süslemeler, Sinan’ın ruhuna mı, yoksa dönemin Avrupa modasına mı hizmet ediyor?
Bu videoda, bir karalama yapmadan, sadece bu iki zıt dünyanın karşılaşmasını ve Selimiye’nin asıl kimliğini konuşuyoruz.
#selimiyegercegi #mimarsinan #selimiye #sanattarihi #restorasyon #barok #osmanlı
Aşağıda bu konuyu gündeme taşımış olan hocalara verdiğimiz cevap bulunmakta. Özetle, tezyinata dair "iz" olmaması, aslında orijinal tasarımda kubbenin tezyinatsız, yani boş olmasından kaynaklanmaktadır. Bu, iz yok diye ifade edilerek yanlış yorumlanmaktadır.
Aslında tamamen iz yok değildir. Ana kubbedeki tek iz olan düğümlü zencerek motifi kubbe merkezinde müdevver yazı olduğuna delildir. Zaten yerindeki mevcut, ancak bozulmuş yazı da o şekildeydi. Mevcut restitüsyon önerisinde ise hemen altındaki yarım kubbeden taşınarak ortaya konuldu. Yani yapının doğasına aykırı bir öneri değildi.
Bazı hocaların ifadelerinden koruma biliminin temel amacının, sonradan eklenen katmanları otomatik olarak kutsal saymak olduğu manası çıkıyor; ancak koruma biliminde katmanlar arasındaki hiyerarşi tespit edilirken öncelikle eserin kurucu (orijinal) katmanı ile sonradan eklenen müdahaleler arasındaki anlam hiyerarşisi doğru kurulmalıdır.
Koruma bilimi, katmanların kaldırılabilmesi için muhakkak yapıda önemli bir şeyin örtülmesi, anlaşılamamasını şart koşar. Bu bezemelerin Selimiye’de de örttüğü bir şeyler var. Bunlar, mekanın yarım kubbeleriyle olan bütünlüğü ve ışık rejimi. Eğer geç dönem katmanı orijinal mimariyi örtüyorsa, sadece altında fiziksel bir iz bulunmadığı gerekçesiyle bu katmanın tartışılamaz olduğu söylenemez, bilimsel bağlamsal verilerle müdahale edilebilir. Müdahalenin sebebi buydu.
Uluslararası koruma tüzüklerinde de
bu konunun dayanak noktaları bulunmaktadır.
Nara Özgünlük Belgesi’nin 13. maddesi, bir eserin özgünlüğüne dair bilgi kaynaklarının sadece o eserin üzerinde (fiziksel bir iz olarak) bulunmak zorunda olmadığını açıkça belirtir Özgünlük; karşılaştırmalı örnekler, tarihsel belgeler, çizimler ve bağlamsal veriler üzerinden de kanıtlanabilir.
Nitekim burada yapılacak olan uygulama belgeye dayalı bir analojik restitüsyondu: 16. yüzyıla ait fiziksel veri yetersiz olsa bile, Mimar Sinan’ın diğer eserlerindeki mekânsal mantık, ışık rejimi ve merkez kurgusu kullanılarak analojik restitüsyon yapılabilir. Selimiye Camii'ndeki yarım kubbeden elde edilen raspa verileri, Charles Texier’in Süleymaniye çizimleri ve Sinan’ın diğer eserlerinde kullandığı tezyinat kurgusu, Sinan mimarisinde kubbe mekânının tarihsel olarak boşluklu, sade ve ışık merkezli olduğunu kanıtlayan çok güçlü belgelerdir. Dolayısıyla tezyinata dair "iz" olmaması, aslında orijinal tasarımda kubbenin tezyinatsız, yani boş olmasından kaynaklanmaktadır.
Doğan Kuban'ın da ifade ettiği gibi, Sinan'ın mimarisini ve yapının anlam bütünlüğünü örten geç dönem bezemeleri genellikle niteliksiz boyacılar tarafından yapılmıştır. Selimiye kubbesinin detaylarına bakılınca, sanat okullarında öğretilmeyecek derecede kötü desenlerdir.
Aşağıda bu konuyu gündeme taşımış olan hocalara verdiğimiz cevap bulunmakta. Özetle, tezyinata dair "iz" olmaması, aslında orijinal tasarımda kubbenin tezyinatsız, yani boş olmasından kaynaklanmaktadır. Bu, iz yok diye ifade edilerek yanlış yorumlanmaktadır.
Aslında tamamen iz yok değildir. Ana kubbedeki tek iz olan düğümlü zencerek motifi kubbe merkezinde müdevver yazı olduğuna delildir. Zaten yerindeki mevcut, ancak bozulmuş yazı da o şekildeydi. Mevcut restitüsyon önerisinde ise hemen altındaki yarım kubbeden taşınarak ortaya konuldu. Yani yapının doğasına aykırı bir öneri değildi.
Bazı hocaların ifadelerinden koruma biliminin temel amacının, sonradan eklenen katmanları otomatik olarak kutsal saymak olduğu manası çıkıyor; ancak koruma biliminde katmanlar arasındaki hiyerarşi tespit edilirken öncelikle eserin kurucu (orijinal) katmanı ile sonradan eklenen müdahaleler arasındaki anlam hiyerarşisi doğru kurulmalıdır.
Koruma bilimi, katmanların kaldırılabilmesi için muhakkak yapıda önemli bir şeyin örtülmesi, anlaşılamamasını şart koşar. Bu bezemelerin Selimiye’de de örttüğü bir şeyler var. Bunlar, mekanın yarım kubbeleriyle olan bütünlüğü ve ışık rejimi. Eğer geç dönem katmanı orijinal mimariyi örtüyorsa, sadece altında fiziksel bir iz bulunmadığı gerekçesiyle bu katmanın tartışılamaz olduğu söylenemez, bilimsel ba��lamsal verilerle müdahale edilebilir. Müdahalenin sebebi buydu.
Uluslararası koruma tüzüklerinde de
bu konunun dayanak noktaları bulunmaktadır.
Nara Özgünlük Belgesi’nin 13. maddesi, bir eserin özgünlüğüne dair bilgi kaynaklarının sadece o eserin üzerinde (fiziksel bir iz olarak) bulunmak zorunda olmadığını açıkça belirtir Özgünlük; karşılaştırmalı örnekler, tarihsel belgeler, çizimler ve bağlamsal veriler üzerinden de kanıtlanabilir.
Nitekim burada yapılacak olan uygulama belgeye dayalı bir analojik restitüsyondu: 16. yüzyıla ait fiziksel veri yetersiz olsa bile, Mimar Sinan’ın diğer eserlerindeki mekânsal mantık, ışık rejimi ve merkez kurgusu kullanılarak analojik restitüsyon yapılabilir. Selimiye Camii'ndeki yarım kubbeden elde edilen raspa verileri, Charles Texier’in Süleymaniye çizimleri ve Sinan’ın diğer eserlerinde kullandığı tezyinat kurgusu, Sinan mimarisinde kubbe mekânının tarihsel olarak boşluklu, sade ve ışık merkezli olduğunu kanıtlayan çok güçlü belgelerdir. Dolayısıyla tezyinata dair "iz" olmaması, aslında orijinal tasarımda kubbenin tezyinatsız, yani boş olmasından kaynaklanmaktadır.
Doğan Kuban'ın da ifade ettiği gibi, Sinan'ın mimarisini ve yapının anlam bütünlüğünü örten geç dönem bezemeleri genellikle niteliksiz boyacılar tarafından yapılmıştır. Selimiye kubbesinin detaylarına bakılınca, sanat okullarında öğretilmeyecek derecede kötü desenlerdir.
9- Prof. Dr. Zeynep Ahunbay – İstanbul Teknik Üniversitesi, Mimarlık Bölümü
"Çağdaş dünyada restorasyon, bilimsel bir etkinliktir ve uluslararası koruma ilkelerine göre yürütülür. Kültür varlığı yaşayan bir organizmadır; zaman içinde yapılan onarımlar sayesinde ayakta tutulur. Zamanla geçirdiği bu onarımlar, Selimiye Camii’nin geçmişinin bir parçasıdır ve tarihî belge değeri taşırlar. Caminin kubbesinde mevcut bezemeler, geç Osmanlı dönemi restorasyon çalışmalarına ait izlerdir ve yapıldıkları dönemin estetik anlayışını yansıtan, korunmaları gereken sanatsal katkılardır.
Mevcut izlerin ve bezemelerin kapatılması için ileri sürülen gerekçe, onların 16. yüzyıl yapısıyla bağdaşmadıkları yönündedir. Bu, öznel bir yorumdur. Eğer araştırmalar sırasında mevcut bezemenin altında ilk yapım dönemine ait, iyi korunmuş bir tabaka bulunsaydı, konu tartışılabilir ve uygun bir sunum yolu aranabilirdi. Ancak 16. yüzyıla ait izler sınırlıdır ve yetersiz veriyle geliştirilen bir bezeme projesinin Dünya Mirası bir anıta uygulanması, koruma ilkelerine aykırı bir yaklaşımdır. Bu nedenle koruma alanında çalışan mimar ve diğer uzmanlar tarafından tepkiyle karşılanmaktadır.
Bununla birlikte, herhangi bir klasik dönem Osmanlı camiinin geç Osmanlı dönemi bezemelerine sahip olması yalnızca Selimiye’ye özgü bir durum değildir. Erken ve klasik döneme ait birçok Osmanlı camii, 19. yüzyılda onarılmış; iç mekânlarına geç Osmanlı dönemi hat ve kalemişleri uygulanmıştır. Günümüzde yapılan restorasyonlar sırasında, üstteki bezeme tabakalarının altında araştırma yapılarak ilk yapıma ait veri olup olmadığı incelenmektedir. İstanbul’daki Süleymaniye Camii restorasyonu sırasında da mevcut 19. yüzyıl bezemesi altında 16. yüzyıl izleri araştırılmış; ancak yeterli veri bulunamadığından mevcut geç dönem bezemesi korunmuştur."
Cevap:
Restorasyonun bilimsel bir faaliyet olduğu, uluslararası koruma ilkelerine göre yürütülmesi gerektiği konusunda tam mutabakat var. Aynı şekilde tarihî yapıların zaman içinde onarımlarla yaşadığı ve bu müdahalelerin de bir tür “hafıza” taşıdığı tespiti de doğrudur. Ancak Selimiye tartışmasında asıl ayrım şu noktada başlıyor:
Her tarihî katman aynı temsil gücüne ve aynı mimarî belirleyiciliğe sahip değildir.
Koruma biliminin amacı katmanları otomatik olarak “kutsamak” değil, kurucu katman ile onu örten geç dönem müdahaleleri arasındaki anlam hiyerarşisini doğru okumaktır.
Doğan Kuban, bu anlam hiyerarşisinin Sinan yapılarında bozulduğundan bahseder. Bu sebeple camilerin doğru bir analizinin yapmayı zorlaştırdığını ifade ederek, bu bezemelerin niteliksiz, ressam ya da nakkaş sıfatına layık olmayan boyacılar tarafından yapıldığını ifade eder. Dolayısıyla burada Sinan’ın mimarisini ve anlam bütünlüğünü örten niteliksiz bir katman bulunmaktadır.
“16. yüzyıla ait veri yetersiz” itirazı da Selimiye bağlamında eksik bir okuma üretmektedir. Zaten kubbenin çoğunlukla boş olduğunu yarım kubbelerden görebiliyoruz. Aynısı Süleymaniye için yapılan yorum için de geçerli. Süleymaniye’de bir veri yok, çünkü kubbede tezyinat yok. Netice olarak burada yapılan, Selimiye Camii’nde yarım kubbeye ait raspa verisi, Charles Texier’in Süleymaniye’ye dair çizimleri, Sinan’a ait kubbe mekânının tarihsel olarak boşluklu, sade ve ışık merkezli karakterini açık biçimde ortaya koyar ve Selimiye için yapılan karşılaştırmalı okumaların en güçlü belgesel dayanaklarından biri olur. Ayrıca Sinan’ın diğer eserlerindeki mekânsal mantık, ışık rejimi ve merkez kurgusu da analojik restitüsyonun meşru verileridir. Bu, “hayalî bir bezeme” değil, belgeye dayalı analojik okumadır.
Bu bağlamda, ICOMOS’un 2003 tarihli “Duvar Resimlerinin Korunması ve Koruma/Onarımı için Prensipler” Madde 5’ te der ki; “Bazı durumlarda bezemeli duvar resimlerinin veya renkli mimari yüzeylerin yeniden yapımı bir konservasyon-restorasyon programının parçası olabilir. Bu işlem özgün parçaların konservasyonunu gerektirir ve onların kısmen veya tümüyle koruyucu tabakalarla örtülmesini gerektirebilir. İyi belgelenmiş, geleneksel malzeme ve teknikler kullanılarak yapılan ve profesyonelce uygulanan bir yeniden yapım cephe ve iç mekanların tarihi görünüşlerine tanıklık edebilir.”
Kaldı ki Nara Özgünlük Belgesi’nin 13. maddesi, özgünlüğe dair bilgi kaynaklarının yalnızca eserin üzerinde aranmayacağını açıkça söyler. Özgünlük bilgisi; karşılaştırmalı örnekler, tarihsel belgeler, çizimler ve bağlamsal veriler üzerinden de kurulabilir. Dolayısıyla “mevcut tabakanın altında yeterli iz yoksa hiçbir şey söylenemez” yaklaşımı, bizzat çağdaş koruma teorisiyle çelişmektedir.
Süleymaniye örneğinin Selimiye’ye birebir emsal gösterilmesi de metodolojik olarak sorunludur. Her eser, kendi kurucu mantığı, mimarî dili ve tarihsel yükü içinde değerlendirilir. Süleymaniye’de geç dönem bezemesinin korunmuş olması, Selimiye’deki her geç dönem katmanın otomatik olarak korunması gerektiği anlamına gelmez. Koruma bilimi “emsal çoğaltma” değil, esere özgü karar üretme disiplinidir. Zaten Süleymaniye’ye ait Texier belgesinden sonra, Süleymaniye’deki 19. yüzyıl katmanı da otomatik olarak tartışmalı hale gelmiştir.
Sonuç olarak burada tartışılan şey, geç Osmanlı bezemelerinin tarihî varlığı değil;
bu bezemelerin Selimiye’nin kurucu mimarî anlamını açığa mı çıkardığı, yoksa onu örtüp görünmez mi kıldığıdır. Selimiye tartışması bu nedenle bir “katman reddiyesi” değil; kurucu anlam ile geç dönem eklentisi arasındaki hassas dengeyi bilimsel verilerle yeniden tartma çabasıdır.
Barok sanatı, Avrupa’da sadece bir estetik zevk olarak değil, tarihsel bir ihtiyaçla doğmuştu. Reform hareketleriyle sarsılan Vatikan; gücünü tazelemek ve kitleleri yeniden etkilemek için Papa öncülüğünde görkemi ve şatafatı seçti.
Hristiyanlık dünyası, kiliseleri büyüleyici süslemelerle donatıp "göze" hitap ederek otoritesini sağlamlaştırmaya çalışırken; Mimar Sinan’ın dünyasında bambaşka bir huzur hakimdi: Sadeliğin ve Tevhid’in huzuru.
Peki, Batı’nın kendi inanç krizini çözmek için geliştirdiği; belki de kültürel bir Haçlı refleksiyle dünyaya yaydığı bu "gösterişli" ve “yoğun” üslubun, Sinan’ın o mütevazı kubbesinde ne işi var?
Selimiye’nin restorasyonunda gördüğümüz o abartılı süslemeler, Sinan’ın ruhuna mı, yoksa dönemin Avrupa modasına mı hizmet ediyor?
Bu videoda, bir karalama yapmadan, sadece bu iki zıt dünyanın karşılaşmasını ve Selimiye’nin asıl kimliğini konuşuyoruz.
#selimiyegercegi #mimarsinan #selimiye #sanattarihi #restorasyon #barok #osmanlı