#SONDAKIKA
Polis diyarbakır'da bir vatandaşı çocukları'nın gözü önünde Darp etti.
Darp edilen baba'nın 8 yaşında ki oğlu ağlayarak ,
" polis abi lütfen babamı dövmeyin yalvarırım"
#SONDAKIKA
Atanamıyorum dediği için Gözaltına alınan kızını kurtarmak isteyen 78 yaşında ki Anne,
polis tarafından işkence ile gözaltına alınmaya çalışıldı.
#guvenpark
Veysel’in idamından 25 yıl sonra, ilk ifadesini alan ve infaz sırasında hazır bulunan savcı Mete Göktürk, Adaleti Gördünüz mü? adlı kitabında önemli açıklamalarda bulundu. Göktürk, Veysel Güney’i suçlayacak deliller bulunmadığını yazdı. Yargılamanın tarafsız ve adil biçimde yürütüldüğüne dair kuşkularını da kamuoyuyla paylaştı.
#CumartesiAnneleri1107Hafta
“Ben oğlumun resmini gözüme çizdim, ismini dilime yazdım, mezarını kalbime kazdım” diyen anne Zeynep Güney, 2012 yılında evladının mezarına ulaşamadan aramızdan ayrıldı. Baba Ali Güney de 2014 yılında aynı hasretle yaşamını yitirdi.
Biz de onların bıraktığı yerden sormaya devam ediyoruz: Veysel Güney nerede?
#CumartesiAnneleri1107Hafta
Meclis kararı olmadan çıkarılan özel bir kanunla idamının önü açıldı. Veysel Güney, 10 Haziran 1981 tarihinde Gaziantep E Tipi Cezaevi’nde idam edildi.
Başkan Albay Ahmet Arısüt, üyeler Yarbay Ayhan Ulusoy ve Üsteğmen Güney Sert’ten oluşan mahkeme heyeti ile Veysel’i idama götüren iddianameyi hazırlayan Savcı Caner Ersu, bu hukuksuzluğun sorumluları olarak tarihe geçti.
Veysel idam edildikten sonra üzerinde bulunan kalemi, sigarası ve çakmağı tutanakla babası Ali Güney’e teslim edildi. Ancak 10 Haziran 1981 tarihli ve 266 sayılı tutanakla babasına verilmek üzere Yüzbaşı Burhan Erdem’e teslim edilen bedeni kaybedildi.
#CumartesiAnneleri1107Hafta
2019 yılında, 18 aylık Mehmet Uytun Cizre'de evinin balkonunda annesinin kucağındayken asker Hakan Alkan'ın attığı, kendi ifadesiyle "hedef şaşmayan", gaz kapsülüyle katledildi.
11 yıl boyunca herhangi bir kovuşturma başlatılmadı, sonrasında ise ödül gibi cezalar verilerek dosya mahkemeler arasında unutturulmak istendi. Nihayetinde de bugün Mehmet'in katilleri o ödül niteliğindeki cezalardan dahi sıyrıldı ve beraat ettirildi.
Savunmasında "verilen emirle" hareket ettiğini söyleyen, mahkeme sürecinde bir emniyet amiri tarafından "bu dosyadan bir şey çıkmaz" denilerek sırtı sıvazlanan katil, sadece bir kişi olmanın ötesinde "köklü" bir zihniyeti ve geleneği temsil ediyor!
O gelenek ki bu topraklarda çocuğa, kadına, doğaya ve bir bütünen yaşama düşman! Bizler o kanlı geleneğin bugün farklı mevkilerdeki tüm temsilcilerine karşı Mehmet şahsında tüm çocuklara adalet sözümüzü yineliyoruz.
Mutlaka ama mutlaka çocuklar için özgür ve barış içinde bir ülkeye kavuşacağız!
@demparticocuk
Hakkari’nin Durankaya beldesinde 17 yaşındaki S. Hazar adında bir genç, aralarında uzman çavuşun da bulunduğu bir grup tarafından darbedildi. Görüntüyü ve yaşanan hak ihlalini DEM Parti Milletvekili Öznur Bartın duyurdu.
İran’da son dönemde artan idamlar, özellikle Kürt gençler Ramin Zele ve Kerim Marufpur’un adil yargılanma hakkı gözetilmeden idam edilmesi açık bir insan hakları ihlalidir, siyasi cinayettir.
Yaşam hakkını yok sayan bu idam rejimini kınıyor, idam edilen gençlere rahmet, ailelerine başsağlığı diliyorum.
İran halklarının, özellikle kadınların ve demokratik güçlerin ağır baskılar altında sürdürdüğü özgürlük mücadelesini selamlıyoruz.
BM başta olmak üzere tüm uluslararası kurumları ve Türkiye’yi bu ağır insan hakları ihlallerine karşı sorumluluk almaya çağırıyoruz.
“Cinsel organını aç.” diyor. @istanbul_EGM
“Arkanı dön.” diyor.
“Eğil.” diyor.
Bütün bunları yaptırıyor.
Fatoş Pınar Türker oradaki kadınlara dönüp diyor ki:
“Herkes utanıyor değil mi? Ama bana bunu yaptılar. Utanmayın, gerçek budur arkadaşlar.”
Çıplak arama, kişiyi çocukları ile tehdit etme o kadar eski ve yaygın bir yöntem ki. Bir hatırlatma yapmak istiyorum. 1996 Aralık ayıydı. Fatma Tokmak 2,5 yaşındaki bebeği Azad ile gözaltına alındı. Yasal süre dışında 21 gün gözaltında kaldı. Kendisi ve küçük Azad
Meslek hayatımda hafızama kazınan 1993'te Dicle Kelekçi köyü yanarken, Bir köylünün sürahiyle yanan evine su dökerek söndürmeye çalışması. sonrası duvar dibinde hıçkırarak ağlaması. video: Faruk Balıkçı
Rahmi Koç’un sosyal medyada yayılan ve bir Kürt kadının kimliği üzerinden aşağılandığı, etnik aidiyetinin alay ve küçümseme konusu yapıldığı görüntüler; toplumda kökleşmiş ayrımcı zihniyetin ve normalleştirilmeye çalışılan ırkçı söylemlerin yeni bir örneği olarak karşımıza çıkmaktadır.
Söz konusu ifadeler yalnızca bir kişiyi hedef almamakta; Kürt kadınların kimliğini, onurunu ve toplumsal varlığını hedef alan sistematik ayrımcılığın yeniden üretilmesine hizmet etmektedir.
Etnik kimlikler üzerinden aşağılayıcı stereotipler üretmek, halkları birbirine karşı kışkırtmak ve kadınları cinsiyetçi kalıplar içerisinde aşağılamak ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemez. Irkçılık ve ayrımcılık, hangi kişi tarafından ve hangi gerekçeyle dile getirilirse getirilsin insan haklarına aykırıdır. Kürt kimliğinin mizah, fıkra ya da gündelik söylem adı altında hedef gösterilmesi; yıllardır mücadele ettiğimiz ayrımcı dilin toplumsal meşruiyet kazanmasına zemin hazırlamaktadır.
Özellikle Kürt kadınlar, hem etnik kimlikleri hem de toplumsal cinsiyetleri nedeniyle çoklu ayrımcılığa maruz bırakılmaktadır. Bu nedenle Kürt kadınlarını aşağılayan her söylem aynı zamanda hem ırkçılığın hem de cinsiyetçiliğin yeniden üretimidir. İnsan onurunu zedeleyen, bir halkı ve kadınları aşağılayan bu yaklaşımın karşısında durmak; demokratik ve eşitlikçi bir toplumun gereğidir.
Özür açıklaması, kamuoyunda haklı tepkiye neden olan ayrımcı ve ırkçı söylemin niteliğiyle yüzleşmekten uzaktır. Açıklamada kullanılan "herhangi bir kimliği hedef alma niyeti taşımadım" ifadesi, sorunun kendisini değil, söylemi kuran kişinin niyetini merkeze almaktadır. Oysa insan hakları perspektifinden bakıldığında, ayrımcı söylemlerin değerlendirilmesinde belirleyici olan yalnızca failin niyeti değil, kullanılan ifadelerin yarattığı etki ve toplumsal sonuçlardır.
Kürt kadınlarını aşağılayıcı kalıplar üzerinden temsil eden ve etnik kimliği küçümseme konusu haline getiren ifadeler, niyet beyanıyla ortadan kalkmaz. Bu tür söylemler, tarihsel olarak maruz kalınan ayrımcılığı, ötekileştirmeyi ve toplumsal önyargıları yeniden üretir. Bu nedenle gerçek bir yüzleşme ve özür, yalnızca üzüntü belirtmekle değil; kullanılan ifadelerin neden yanlış olduğunun kabul edilmesi, ayrımcı içeriğin açık biçimde mahkûm edilmesi ve bu durumdan etkilenen kişi ve topluluklardan doğrudan özür dilenmesiyle mümkün olabilir.
İnsan haklarının temel ilkesi; herkesin dili, kimliği, etnik kökeni, cinsiyeti ve inancı ne olursa olsun eşit hak ve onura sahip olduğunun kabul edilmesidir. Irkçılığa, ayrımcılığa ve nefret söylemine karşı mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz.
İnsan Hakları Derneği olarak; Kürt halkına yönelik nefret söylemlerini, ayrımcı ve ırkçı ifadeleri, kadınları aşağılayan cinsiyetçi yaklaşımları kabul edilemez. Yetkilileri nefret ve ayrımcılık içeren söylemler karşısında etkili tutum almaya, toplumun tüm kesimlerini ise eşit yurttaşlık temelinde bir arada yaşam kültürünü güçlendirmeye çağırıyoruz.
İNSAN HAKLARI DERNEĞİ
6 Haziran 2026
Ben 47 yaşında bir uzman doktorum. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunuyum. Aslen Trabzonlu, doğup büyüdüğüm şehir ise Manisa. 21 yıllık meslek hayatımın 14 yılını Doğu Anadolu'da; başta Bitlis olmak üzere Van ve Cizre'de görev yaparak geçirdim.
Yıllar boyunca binlerce Kürt aileyle, binlerce Kürt kadınla karşılaştım. Şunu çok net gördüm ki; Kürt kadını her şeyden önce ailesinin, kültürünün ve onurunun temsilcisidir. Muayeneye çoğu zaman annesiyle, kardeşiyle, eşiyle ya da evladıyla gelirdi. Bunun sebebi bir doktora güvenmemek değil; yüzyıllardır taşıdığı örfün, edebin ve aile terbiyesinin bir yansımasıdır.
Bu yüzden Kürt kadınını konuşurken, onu siyasi tartışmalara ya da kişisel çıkarlara malzeme yapmak büyük bir haksızlıktır. Kürt kadını; yoklukta ailesini ayakta tutan, acıda dimdik duran, evladını büyüten, emeğiyle hayatı omuzlayan güçlü bir değerdir.
Bir insan konuşmadan önce sahip olduğu makamına, servetine ya da şöhretine değil; aynaya bakmalı, kendi ailesine bakmalı, kendi değerlerine bakmalıdır.
Çünkü bir toplumun namusu, kadınlarına gösterdiği saygıyla ölçülür. Kürt kadınının onuru da ne bir tartışmanın konusu olacak kadar küçüktür ne de birilerinin diline düşecek kadar değersizdir. O onur, yüzyıllardır dimdik ayakta duran bir halkın en kıymetli emanetidir. 🌹
Rahmi Koç hakkındaki suç duyurumuz
Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonumuz, Kadın Meclisi Sözcümüz Halide Türkoğlu adına, Kürt kadınlara yönelik cinsiyetçi sözler sarf eden Rahmi Koç hakkında “Halkı Kin ve Düşmanlığa Alenen Tahrik”, “Aşağılama” ve “Nefret ve Ayrımcılık” gerekçeleriyle suç duyurusunda bulundu.
https://t.co/wo2wie8keW