Gerçek güç sakin ve dingindir. Net bir duruştur. Kendini ve sınırlarını çok iyi tanımaktır. Olgunlaşmış bir kendine inanç ve güçtür. Açıklamaya, ikna etmeye çalışmaz. Sadece kendini olduğu gibi ortaya koyar.
Bir insana zekası kadar kızacaksın, ötesine geçmeyeceksin. Empati seviyesi kadar duygularını göstereceksin. Kapasitesi kadar konuşacaksın. Fazlası israftır.
Olgunluk, herkesi anlamak değil; kiminle ne paylaşacağını bilmektir.
‼️UYARI‼️
"Difenbahya masum bir salon bitkisi değildir."
Evlerde sık görülen difenbahya, halk arasında “ağlayan çiçek” olarak da bilinir. Yaprak ve gövde özsuyunda kalsiyum oksalat kristalleri bulunur. Bu özsu ağız, dil, dudak, boğaz veya gözle temas ettiğinde ciddi tahrişe yol açabilir.
‼️Temas sonrası şu belirtiler görülebilir:
Dil ve dudakta yanma, şişme, uyuşma, konuşmada zorlanma, yutma güçlüğü, salya artışı, boğazda batma hissi, ses kısıklığı, gözde yanma ve kızarıklık.
‼️Özellikle çocuklar ve evcil hayvanlar için risk daha fazladır. Yaprağı koparmak, çiğnemek veya bitkinin özsuyuna dokunduktan sonra ağız-göz temasında bulunmak ciddi reaksiyonlara neden olabilir.
‼️Böyle bir temas olursa ağız bol suyla çalkalanmalı, göz teması varsa göz bol suyla yıkanmalı, kişi kusturulmaya çalışılmamalı ve nefes darlığı, dil-boğaz şişliği veya yutma güçlüğü varsa acile başvurulmalıdır.
Bu bitki evde olacaksa çocukların ulaşamayacağı yerde tutulmalı, budama sırasında eldiven kullanılmalı ve temas sonrası eller mutlaka yıkanmalıdır.
Güzel görünür ama bilinçsiz temas ciddi sorun çıkarabilir. Bilginiz olsun.
Ne kimseye yukarıdan bakacak kadar kibirli ne de kimsenin gölgesinde kaybolacak kadar eksik… İnsanı insan yapan da tam bu denge zaten. Sessiz bir özgüvenle durabilmek, kimseyi büyütmeden ya da küçültmeden… Sadece yerini bilmek. Kendimi o kadar güzel yetiştirdim ki hiçbir zaman başkasının kötülüğünü isteyip el ovuşturmadım. Herkese, her şeye iyilikle ve güzellikle yaklaştım. O yüzden benimle hiçbir zaman bir savaş içinde olamazsınız. Ben savaşmam, uzaklaşırım; çünkü ben güler yüzün, temiz bir kalbin ve iyi niyetin asaletinden yanayım.
Bazen birilerini elde tutmak için fazla çabalıyorsunuz ama karşıdan aynı ilgiyi göremiyorsunuz. İşte tam burada durup düşünmek lazım: Gerçekten değer verilen bir şey, zorla tutulur mu?
Bağ tek taraflı olduğunda, sevgi değil yük olur. Gerçek yakınlık, eşit şekilde akmadığında tükenmişliğe dönüşür. O yüzden, sizi sizin düşündüğünüz gibi düşünmeyenleri zorlamayın.
Bırakın gitsinler.
@tunctataker Belkide o gün hiç gelmeyecek! Belkide o gün benim için hiç olmayacak! Belkide o günü sadece siz yaşayacaksınız! Belkide o gün keşke diyeceksiniz! Belkide bugünün bir sonrası olmayacak! Belkide zaman bugünde takılı kalacak benim için;pili bitmiş bir saat gibi...
Hayatta üç değere inanıyorum:
- Özgürlük (kimse sizin kişisel tercihlerinize karışamaz, bunu konu dahi edemez)
- Açık fikirlilik (her zaman farklı fikir ve dünyalara açık olunmalıdır)
- Çalışkanlık (insan kendi en iyi versiyonu olmaya çalışmalıdır)
Benim dünya görüşüm bu.
Depresyon durduk yere gökten düşmez. Bazen de kişinin kendi ihtiyaçlarını, düşüncelerini, hele de öfkesini bastırmasının bedelidir. Niçin? Bir ilişkiyi ayakta tutmak için. İnsan, bağını korumak için sesini kısar. Kısılan ses zamanla koca bir benlik kaybına dönüşür. Dışarıya uyumlu, kibar, fedakâr bir yüz gösterirken içeride bambaşka biri birikir. Kırgın, görünmez, hiç konuşamamış bir gerçek benlik. Hiç itiraz edememiş. Kendi hikayesini anlatamamış. Yani dışarıdan gördüğümüz o sakinlik çoğu zaman sağlığın değil, sorunun ta kendisidir. Üstelik bu hep kişisel bir tercih de değildir. Çoğu zaman “iyi insan, özverili insan, herkesi memnun eden insan” olmamız beklenir ve sessizlik bize bu rolün sessizce ödettiği faturadır.
Bu sessizlik bir kader değil. Çoğu zaman bir kişilik özelliği bile değil, sadece hayatta kalmak için bulunmuş bir yol. Küçükken sevgiyi kaybetmemek, incinmemek için gerçek duygularımızı bastırmayı öğreniriz; uysal bir cephe kurarız. Sorun şu ki o cephe bir süre sonra bizim kendimiz sanılır ve canlılığımız, kendiliğindenliğimiz de o maskenin ardında kalır. İyileşmek susturulmuş o sesi yeniden konuşabilir kılmaktır. Çünkü sessizlik aslında insanı korumaz, sadece onu yalnızlaştırır. Asıl mesele, kişinin kendi hayatının yazarlığını geri kazanması, başkalarının onun üstüne yazdığı, onu tanımlayan o baskın hikâyenin yerine yavaş yavaş kendi sesini, kendi hikâyesini koyabilmesidir.
Suskunluğun yükü ağırdır. Herkes, olabildiğince kendi sesini bulmalı ve hayata cevap vermeli.
Prof. Dr. Ahmet Arslan:
"Türkiye'de bilim felsefe konuşmak, yapmak zor.
Osmanlı ailesinin hayatından bahsediyorsun, Hanedan'ın kendi elleriyle yazdıklarını okuyorsun, Osmanlıya hakaret etme hocam diyor, fotoğraf gösteriyorsun inanmıyor. Kur'an'dan ayet meali veriyorum, İslama saldırma diye ayağa kalkıyor.
Ne ecdat dediğinin tarihini okumuş, ne de inandım dediği kitabı okuyup anlamış. Bu da bizim işimizi imkansızlaştıryor haliyle
Çalışkan, dürüst ve iyi ailelerde yetişen insanların en büyük sorunu, dış dünyayı da kendileri gibi adil ve şeffaf ilişkilerden oluşan bir yer olarak düşünmeleri ve kendilerini korumadan hareket etmeleridir. Oysa herkes sizin gibi değil. Herkesin ailesi sizin gibi ilkeli ya da terbiyeli değil. Herkes sizin gibi emeği, uzun süren çalışmaları, kendi bileğinin hakkıyla bir yerlere gelmeyi sevmiyor. Herkes insan onuruna, samimi değişime ve özgürlüğe de saygılı değil. Birçok insan kısa yoldan güç, avantaj ve menfaat peşinde. Siz en güzel duygularınızı bile cömertçe sunarken; birçok insan küçük bir tebriğin, artı bir kuruşun ya da ufak bir iyiliğin dahi hesabını yapıyor. Bu yüzden dikkatli olmalısınız. İyiler kendilerini koruyacak kadar zeki ve kurnaz olmalılar.
"Kültürümüz sağlıklı bir kültür değildir.
Bu kültür insanı çok kısa zamanda zıvanadan çıkarmaktadır.
Bu kültür Türk insanının başarılı olmasına engel olmaktadır."
Prof. Ahmet Arslan