Dicle Üniversitesi Hukuk fakültesinden mezun olan genç kızlarımız Türk bayrağı açıyor ve bir grup bölücü vatanhaini tarafından yuhalanıyor.
Diyecek söz kalmadı.
Bayrağa düşman olanlar NAMUSSUZDUR.
NOKTA.
Kızlarımızın alnından öpüyorum.
Aile bütünlüğü, Anayasa’nın 41. maddesi ile güvence altına alınmış; devletin, ailenin huzur ve refahı için gerekli tedbirleri alacağı açıkça hüküm altına alınmıştır.
Bu kapsamda, 2023 yılında ataması yapılan ve bu yıl mazerete bağlı yer değiştirme başvurusunda bulunmak isteyen öğretmenlerimizin ailelerine kavuşabilmeleri adına, hizmet süresi hesabında 31 Aralık tarihinin esas alınması gerekmektedir.
Bununla birlikte, başvuru sürecinde MEBBİS modülünde gerekli güncelleme yapılarak söz konusu öğretmenlerimizin kadrolu öğretmen statüsünde başvuru yapabilmelerinin sağlanması büyük önem taşımaktadır.
Aksi yönde bir düzenleme yapılmaması hâlinde, binlerce öğretmenimiz ailelerinden ve sevdiklerinden bir yıl daha ayrı kalacak; bu durum hem aile bütünlüğünü zedeleyecek hem de önemli mağduriyetlere yol açacaktır.
Bu nedenle Millî Eğitim Bakanlığının, mazerete bağlı yer değiştirme kılavuzu yayımlanmadan önce gerekli düzenlemeleri yapmasını ve öğretmenlerimizin aile birliği hakkından eksiksiz şekilde yararlanabilmelerini sağlayacak adımları atmasını bekliyoruz.
@HurEgitimSen@Yusuf__Tekin@tcmeb
#AileBirliğiHakkı
#ÖğretmenAilesineKavuşsun
@seyfikarsli Eğitim camiasında artık kimsenin yüksek sesle söylemediği ama herkesin konuştuğu bir cümle var:
“Şikâyet edilen kalıyor, şikâyet eden gidiyor.”
Bu algı oluşmuşsa, bunun sorumluluğu öğretmenlerde değil; o algının oluşmasına sebep olan süreçlerde…
SARAR İLKOKULU’NDA NELER OLUYOR?
Ankara’nın göbeğinde…
Millî Eğitim Bakanlığı’nın hemen yakınında…
Bir okulda üç kadın öğretmen aylarca mobbinge maruz kaldıklarını söylüyor.
Dilekçe veriyorlar.
Tutanak tutuyorlar.
Tanık gösteriyorlar.
İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü’ne gidiyorlar.
İl Millî Eğitim Müdürlüğü’ne gidiyorlar.
Çalmadıkları kapı kalmıyor.
Çünkü iddialara göre öğretmenler;
“Okulun sahibi benim.”
“Sizi paramla satın alırım.”
“Açlıktan nefesiniz kokuyor.”
“Çekil önümden.”
“Ben istersem izin veririm.”
“Nereye şikâyet ederseniz edin.”
gibi ifadelerle karşılaşıyor.
İddialara göre öğrencilerin ve velilerin önünde azarlanıyorlar.
Mesleki itibarlarının zedelendiğini düşünüyorlar.
Hazırlamak istedikleri gösteri ve törenlere izin verilmediğini belirtiyorlar.
Ve bütün bunların bir bütün olarak mobbing oluşturduğunu savunuyorlar.
Bu yüzden dilekçeler yazılıyor.
Bu yüzden tutanaklar tutuluyor.
Bu yüzden üç öğretmen aylarca mücadele ediyor.
Ama asıl hikâye bundan sonra başlıyor.
Çünkü öğretmenler çoğu zaman yaşadıkları baskıdan değil, o baskıyı şikâyet ettikten sonra yaşadıklarından yoruluyor.
Yalnızlaştırılıyorlar.
Dışlanıyorlar.
Sorun çıkaran kişi ilan ediliyorlar.
Sonra dosya kapanıyor.
Sonuç kısmına şu cümle yazılıyor:
“İddialar sübuta ermemiştir.”
Ve ardından…
Müdür görevine devam ediyor.
Öğretmene ise görev yeri değişikliği çıkıyor.
İşte tam da bu noktada eğitim camiasında şu algı büyüyor:
“Şikâyet edilen kalıyor, şikâyet eden gidiyor.”
Dün Ağrı’da…
Bugün Ankara’da…
Yarın başka bir şehirde…
İsimler değişiyor.
Okullar değişiyor.
Ama hikâye değişmiyor.
Millî Eğitim Bakanlığı’na ve Ankara İl Millî Eğitim Müdürlüğü’ne soruyoruz:
Üç öğretmenin aylarca verdiği mücadelenin karşılığı bu mu?
Sarar İlkokulu’nda neler oluyor?
Ve bu hikâyeyi daha kaç öğretmen yaşamak zorunda kalacak?
@cankayailcemem@MemAnkara@mebpgm@meb_ogm
Öğretmenin gelişimine elbette destek verelim. Ancak okullarda yaşanan her sorunun çözümünü de sadece öğretmenden beklemeyelim.
Bugün zorbalıktan şiddete kadar birçok konuda konuşuyoruz. Keşke veliler için de düzenli eğitimler yapılsa, aileler de bu sürecin bir parçası olsa.
Çünkü eğitim sadece okulun işi değil. Çocuklarımızı birlikte yetiştiriyoruz. Sorumluluğu da çözümü de birlikte paylaşmamız gerekiyor.
Öğretmenlerin görüşlerini dikkate alan, eğitim takvimini pedagojik ve gerçekçi bir anlayışla planlayan Milli Eğitim Bakanlığına teşekkür ediyoruz.
Eğitim politikaları; öğretmeni “bakıcı” olarak görenlerin değil, eğitimin asli unsuru olan eğitimcilerin görüşleriyle şekillenmelidir.
@tcmeb@Yusuf__Tekin
#aratiller
Keşke intihar etmeseydi…
Sanırım bu konuda hepimiz aynı duygudayız.
Ancak bazen insanlar yaşadıkları yükü taşıyamayacak noktaya gelebiliyor. Bu nedenle “biraz daha bekleseydi” demek, geride kalanların acısını hafifletmiyor.
Ben soruşturmanın sonucunu beklemeye karşı değilim. Tam tersine, gerçeğin tüm yönleriyle ortaya çıkmasını istiyorum.
Ama bir öğretmeni kaybettikten sonra konuşmamız gereken tek şey hukuki süreç değil; o öğretmeni bu noktaya getiren şartların, iddiaların ve ihmallerin de araştırılmasıdır.
Çünkü adalet sadece suçluyu bulmak değil, benzer acıların tekrar yaşanmamasını sağlamaktır.
Soruşturmanın sonucunu elbette bekleyelim.
Ancak benim aklımdaki soru şu:
Bu kadar ciddi iddialar ve tartışmaların gölgesinde, ilgili kişinin doğrudan öğretmenliğe gönderilmesi yerine soruşturma tamamlanıncaya kadar görevden uzaklaştırılması daha doğru ve daha vicdani olmaz mıydı?
Bu, kimseyi suçlu ilan etmek değil; hem soruşturmanın sağlıklı yürütülmesi hem de kamu vicdanının rahatlatılması açısından alınabilecek bir tedbirdir Ercan hocam.
Evet, görünen o ki görevlendirme iptal edilerek iki kişinin aynı ortamda çalışması engellenmeye çalışılmış.
Ancak tam da bu durum başka bir soruyu gündeme getiriyor Ercan hocam:
Eğer yaşanan olay, görevlendirmenin iptalini gerektirecek kadar ciddi görüldüyse; hakaret, fiziksel müdahale ve emniyete yansıyan iddialar da söz konusuysa, neden sadece tarafların ayrılmasıyla yetinildi?
Bir öğretmenin görev yerini değiştirmek sorunu çözmek midir, yoksa sorunu yaşayan kişiyi ortamdan uzaklaştırmak mıdır?
Ben kimseyi peşinen suçlamıyorum. Ancak resmi yazılardan anlaşılan şu ki ortada idarenin de ciddiye aldığı bir olay var.
Bu nedenle sormaya devam edeceğim:
Sorun sadece iki kişinin aynı okulda çalışması mıydı, yoksa araştırılması gereken daha derin iddialar mı vardı?
Bunu ortaya çıkaracak olan da soruşturmadır.
Ben de soruşturmanın sonucunu beklemek gerektiğini düşünüyorum.
Ancak benim sorguladığım nokta başka.
Bir eğitim yöneticisi hakkında fiziksel şiddet, hakaret ve mobbing iddiaları varsa; üstelik bunlar resmi tutanaklara, emniyet kayıtlarına ve idari yazışmalara yansımışsa, soruşturma tamamlanıncaya kadar en azından tedbir uygulanması gerekmez miydi?
Memur hukukunda görevden uzaklaştırma diye bir müessese var. Bu, kişiyi peşinen suçlu ilan etmek değil; soruşturmanın sağlıklı yürütülmesi için alınan geçici bir tedbirdir.
Ben kimsenin mahkeme kararı olmadan cezalandırılmasını istemiyorum. Ama bir öğretmeni kaybettikten sonra “soruşturma devam ediyor” demenin de vicdanları rahatlatmadığını düşünüyorum.
Bugün sormamız gereken soru, kimin suçlu olduğu kadar; bu kadar ciddi iddialar varken neden daha etkili tedbirler alınmadığıdır.
Zaten kimse “tek sebep budur” demiyor.
Bir insanın intiharına giden süreç çoğu zaman tek bir olaydan ibaret değildir. Ancak bu durum, yaşadığı baskıların, hakaretlerin veya maruz kaldığı muamelelerin önemsiz olduğu anlamına da gelmez Ercan Bey.
Ortada öğretmenin kendi beyanı, tanık imzaları, emniyete yansıyan bir olay ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün resmi yazısı var.
Bunlar “olmuş olabilir” denilen şeyler değil, araştırılması gereken ciddi iddialardır.
Asıl soru şu:
Eğer bu iddialar doğruysa, bunların bir öğretmenin psikolojisi üzerinde hiç etkisi olmadığını kim söyleyebilir? Siz söyleyebilir misiniz?
Ben mahkeme yerine geçip hüküm vermiyorum. Ama bir öğretmen hayatını kaybetmişken, resmi belgelere yansıyan olayların da görmezden gelinmesine razı değilim.
Adalet talep etmek başka, peşinen hüküm vermek başkadır.
Kimse hakimlik yapmıyor.
Ama ortada öğretmenin imzasını taşıyan tutanak da var, tanıklar da var, emniyete yapılan başvuru da var, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün resmi yazısı da var.
Bunlar dedikodu değil, resmi belgeler.
Bir öğretmenimizi kaybettikten sonra hâlâ “belki başka bir şey çıkar” diyerek yaşananları önemsizleştirmeye çalışmak yerine, bu süreçte kimlerin sorumluluğu olduğunu sorgulamak gerekir.
Adalet istemek hakimlik yapmak değildir. Vicdan sahibi olmaktır.