Seks kasediyle başa gelen, partideki tüm Atatürkçüleri tasfiye eden, tarihin en zayıf Tayyip'ine karşı kendini aday gösterip seçimi hediye eden, ne karar çıkacağını biliyormuşçasına bir gün önceden sesleniş videosu paylaşan bu herifin ajan olduğunu göremeyen siktirsin gitsin.
biz 5tane doguralim. 1tanesini dogar dogmaz hastanede pkkli doktor öldürsün, 1tanesini akran zorbalıgı intihara suruklesin, 1tanesini sokakta tanimadigi pic bicaklasın, 1tanesi kız olsun sevgilisi öldürsün, 1tanesini de okulunda öldürsünler. biz doguralim ama siz korumayın. aman
Biliyorsunuz burada haftalardır “kendi kızına tecavüz eden adam neden tutuklanmıyor?” diye tweet atıyorduk. Nihayet sonuç alındı ve olayın haberini yapan kişi tutuklandı.
— İlber Ortaylı'nın şubat ayında kaleme aldığı yazısından bir kesit:
“Pazar gecesi fenalaştım.
Hasta bakıcı Sevim Hanım, Dr. Şevval Kanlı, hemşirelerden Tuğba ve Çağla hepsi birden seferber oldular. Zaman makinesine binebilsem Gazi Paşa’ya telgraf çekeceğim:
Paşam, dört Türk kadını, ihtiyar moruk profesörü kurtardılar. İnkılaplar hedefine varmıştır."
Ülkemiz; bir sapığın tecavüz ettiği bir kızla evlenmesine izin verilip, sonra aynı sapığın bu evlilikten olan çocuğunu doktor raporuyla da sabit olduğu üzere istismar edebildiği ve tüm bunları yaparken de bu sapığın başına hiçbir şey gelmeden yaşamına devam ettiği bir ülke olmamalıdır! Arkasındaki tarikat mıdır, vakıf mıdır her neyseniz; Müslümansanız, Allah’a inanıyorsanız, bu sapığı kendi elinizle sizin adalete teslim etmeniz size farzdır! Yargılanmalı! İbreti alem için en ağır cezayı almalı! #FatmaNurÇelik
Bir kadının yıllarca hukuk mücadelesi verip sesini duyuramaması ve sonunda kızıyla birlikte ölü bulunması, "psikolojik bir rahatsızlık" denilerek kapatılamayacak kadar ağır bir toplumsal ve hukuki trajedidir. Annenin yardım çığlıklarını görmezden gelip, vefatından sonra onu "hastaydı" diye yaftalamak, maalesef Türkiye'deki kadın cinayetleri ve istismar davalarında sıkça gördüğümüz bir "sorumluluktan kaçma" refleksi. Aşağıdaki tweete gelince..
1- MBP teşhisi koyabilmeniz için annenin semptom uydurması gerekir. Oysa dosyada çocuğun anneden bağımsız, özgür iradesiyle verdiği istismar beyanı ve bu beyanı destekleyen adli tıp raporları var. Çocuğun bedenindeki ve ruhundaki izler "anne hayali" değil, sistemin görmezden geldiği birer kanıttır.
2- Kadın hayattayken "Öldürülürsem intihar demeyin" diyerek faili işaret etti. Bir kadının can güvenliği için çabalamasını "hastalık belirtisi" veya "hastane takıntısı" olarak yorumlamak, failin şiddetini meşrulaştırıp faturayı mağdura kesmektir.
3- Annenin hastaneden veya sistemden uzaklaşma çabası bir "psikiyatrik kaçış" değil; istismarcının korunduğu, kendisinin ise suçlandığı bir düzende evladını kaybetme korkusudur. Sisteme güven duymayan bir anneyi "iş birliği yapmıyor" diye yaftalamak, o güvensizliği yaratan mekanizmayı aklamaktır.
4- Ortada bir "genişletilmiş intihar" değil, çalmadık kapı bırakmayan bir kadının tüm kapıların yüzüne kapanması sonucu itildiği bir uçurum var. Bir uzmanın görevi bu kadını ölüme sürükleyen toplumsal ve hukuki duvarları analiz etmektir; ölmüş bir kadına uzaktan, dayanaksız teşhisler koyarak Bakanlığı savunmak değil.
Bu olay intiharsa da cinayettir, değilse de cinayettir. Bilimi, ihmallerin üzerine örtülecek bir çarşaf gibi kullanan bu "sosyal medya teşhirciliğini" reddediyorum!
🇹🇷 "TÜRK NEREDE?!"
-Ön plandaki siyasetçiler "Ben Türk değilim" diyor.
-Ön plandaki sanatçılar "Ben Türk değilim" diyor.
-Ön plandaki iş adamları ve zenginler Türk olmadıklarını açıklıyorlar.
Üstelik bu alanlar Türkler'e kapatılmış durumda.
*Siyasetçi olmaya kalksa engellenir!
*Sanatçı olsa kimse adını anmaz.
*İş insanıı olsa batırılır.
Peki Türk nerede?
-Türk oy veriyor.
-Türk asker olup ölüyor.
-Türk polis olup ölüyor.
-Türk tarlada ürünüyle aç kalıyor.
-Türk fabrikada işçi,
-Türk dairede memur.
Aynı Osmanlı'ya dönmüşüz!
Sonra biz bunları söyleyip "Uyan Türk!" deyince "Türkçüler ırkçı" diyorlar!
Oysa Türk olmayanların ırkçılığından, Türkçüler'e ırkçılık yapma imkanı kalmamış ki, Türk ırkçılık yapsın!
Bütün köşe başları tutulmuş. Türkiye'de asıl ırkçılığı Türk olmayanlar yapıyor!
Banu AVAR
Zafer Partili Fatih Eryılmaz, TÜVTÜRK’e yüzde 100 vergi indirimi yapıldığını açıkladı.
Türkiye'de araç sayısı 33.612.650
Ortalama 3000₺ desek 100.836.000.000 MİLYAR ₺
2O yıllık anlaşma var.
Üstüne üstlük eğer aşağıdaki tablo doğruysa vergi de vermiyorlar. Yüzde yüz vergi indirimi yapılıyor. Neden?
Sen o makamda olmayı hak etmiyorsun 😡
senin başında olduğun kurumun bir mensubu vahşice katledildi iki satır yazı yazmayı bırak iç işleri bakanının tweet’ini RT Edip geçiyorsun.
Memurun eşini ziyaret ettin mi?
Ne yaptın bu katliamdan sonra
Benim için yok hükmündesin.
@mahmutdemirttas
Binlerce kişi şuraya toplanmış, polis memurunu döverek öldüren kişileri tutuklatmaya çalışıyoruz. Adalet daha ne kadar rezil durumda olacak, gerçekten merak ediyorum?
Bugün bu konuyu gündem yapalım.
Dişe dokunur bir şey yapmadan, yaklaşık 4000₺ para alıyorlar.
Hep beraber söyleyelim:
TÜVTÜRK KAPATILSIN!
TÜVTÜRK KAPATILSIN!
TÜVTÜRK KAPATILSIN!
TÜVTÜRK KAPATILSIN!
TÜVTÜRK KAPATILSIN!
TÜVTÜRK KAPATILSIN!
TÜVTÜRK KAPATILSIN!
TÜVTÜRK KAPATILSIN!
TÜVTÜRK KAPATILSIN!
TÜVTÜRK KAPATILSIN!
Bu aşağılık güruh ve sorumsuz kurum hakkında gereken yapılmalı, şehir eşkiyaları tarafından linç edilen polis kardeşimizin kanı yerde kalmamalıdır. @zaferpartisi@EmniyetGM@adalet_bakanlik
Ankara’da polis memuru Melih Okan Keskin’in, TÜVTÜRK istasyonunda dövülerek öldürüldüğü olaya ait görüntüler ortaya çıktı.
Görüntülerde, bir TÜVTÜRK çalışanının Keskin’e arabayla çarptığı, ardından da sert bir şekilde çenesine yumruk attığı görülüyor.
Görüntülerin devamında TÜVTÜRK çalışanlarının toplu hâlde Keskin’e saldırdığı anlar yer alıyor.
TÜVTÜRK istasyonunda dövülerek katledilen polis memuru Melih Okan Keskin’in 2 gün önce 44 yaşına girdiği ve iki çocuk babası olduğu ortaya çıktı.
Polis memurunun eşi Emel Keskin çarpıcı detayları anlattı:
“Aracın park lambasının yanmadığını söylüyorlar. Eşim tekrar dışarı çıkıp arabayı çalıştırdıktan sonra park lambasının yandığını görüyor ve tekrar içeri geliyor. 'Park lambam yanıyor' diyor. İçerideki görevli şahıslar ‘Artık geçti, burada kamera kaydı vardı; ama şu an yapacak bir şey yok. Dışarıdaki kamera bizi ilgilendirmez’ diyerek, eşimi gönderiyorlar. Ama alay eder bir şekilde ‘Geçmiş olsun, yarın tekrar gelirsiniz’ diyorlar.
Eşim de 'Yetkili kimse yok mu' diye sorduğunda, ‘Burada bir bayan mühendisi var, onunla görüşebilirsin’ diye yönlendiriyorlar. Eşim bayanın yanına gidiyor, orada onunla konuşurken bir ağız dalaşı meydana geliyor ve sonucunda 20-30 kişi toplanıp eşimi darbetmeye başlıyorlar. Eşim bu darp esnasında diğer vatandaşlar tarafından kurtarılmaya çalışırken daha fazla darbedildiğini söyledi.
Sonra eşim tekrar dışarı çıkıyor, darp raporu almak için eline telefonu alıyor, 112’yi arıyor. Bu esnada biri eşimin üstüne doğru arabayı sürüyor. Hatta kamera kayıtlarında eşimin ayağının ezildiği gözüküyor. Sonra eşim 'Ne yapıyorsun' falan diye el kol hareketi yapıyor. Sonra eşim telefon görüşmesi yaparken araçtan inen şahıs şiddetli bir şekilde eşime bir yumruk atıyor. Eşim bu yumruk darbesiyle sarsılıyor, düşmüyor, kendini toparlıyor. Tekrar eşimin üzerine yürüyorlar. Yani 3 ayrı olay var; ama 2’nci olayda yumruk darbesiyle eşim sarsılıyor. Ardından eşim tek başına arabasına atlayıp darp raporu almak için onkoloji hastanesine gidiyor.
Ben hastanedeyim bir olay oldu darp raporu alacağım. Sen çocukları al' diyor. Sonra tomografinin sonucunu söylemek için tekrar görüştüğümüzde 'Beynimde kanama varmış, beni ameliyat edecekler' dedi.
Eşime, 'Melih ne oldu' diyorum; ‘Kavga oldu, dayak yedim, 20-30 kişi üstüme saldırdı’ dedi. Sonra hastaneye gittim. Doktor bana eşimin beyninde 7 milimlik bir kayma olduğunu, kanamasının olduğunu, açık bir ameliyat olacağını, zor bir ameliyat olacağını, ameliyattan çıktığında felç kalabileceğini, her türlü ihtimali söyledi. Eşim ameliyata girerken benim elimden tutarak ‘Seni seviyorum, kedine iyi bak, çocuklarıma iyi bak’ dedi. Benim eşim elimi öpe öpe ameliyata girdi. Benim eşim bir yumrukla hayatını kaybedecek bir insan değildi. Hayatının baharında gitti. Ardında 2 çocuğunu bıraktı. Hayallerimiz yarım kaldı. 2 çocuğum babasız kaldı. Eşim olay yerinden ambulansla sevk edilmedi. Kimse tarafından ambulans çağırılmadı. Kendi şahsi aracımıza binip hastaneye darp raporu almaya gitti. Eşim bir tane bile yumruk sallamamış. Sadece kendini savunmaya almış. Canını kurtarmaya çalışmış. Her şeyimiz yarım kaldı. Çok gençti, 44 yaşındaydı. 2 gün önce doğum günü vardı. Sadece yumruk atandan şikayetçi değilim zaten. Herkesten şikayetçiyim.
Olayın daha çok araştırılmasını ve aydınlanmasını istiyorum. Firma 'Bizim personelimiz değil, eski personelimiz' diyor. Hayır kendi personelleri. Sonuna kadar bu olayın arkasında olacağım. Elimden geldiğince güçlü olmaya çalışacağım. Bu personelin sabıka kaydı varmış. Avukatımız dosyayı inceledi. Savcılık dosyasını inceledi. Olaya karışan, darbeden 25-30 kişiyi şirket avukatları temsil ediyor. Adamı darbettikleri yetmiyormuş gibi gelip utanmadan bir de hepsi şikayetçi oluyorlar. Melih vefat edene kadar ne bir açıklama ne bir özür ne bir telefon hiçbir şey yok. Öldüğünde de artık işin ucu kendilerine de dokunacağını anladıkları zaman açıklama yapma gereği duyuyorlar. 20 kişinin darbettiği bir insan orada tek başına bırakılıyor. Kocaman bir şirket olayı örtbas etmeye çalışıyor. Eşim sadece kendini koruma altına almaya çalışmış"