İstediğin kadar kitap oku, kendini geliştir; bazı gerçekler vardır ki ancak yaşanarak öğrenilir. Çünkü hayatın öğrettiklerini hiçbir bilgi tam olarak anlatamaz. Tecrübe, insanın en derin öğretmenidir.
"HAKK'A DAVET",davet ettiğini sana tâbi olmaya değil,kendi hakikatini (HÛ) hatırlamaya davet etmektir!
İcabet edip etmeyeceği,RABB'i nin takdiridir!
İlmi ne kadar derin(!) olursa olsun,bu hikmeti kavrayamayan,taşıdığı ilimden nasibi olmayandır!
"HAKK davet “HÛ”yadır!"
(13/14)
Varlık,bir diğerine sebep,İnsan da,varlık zincirinin son,şuurun ilk açılımı gibi,görünse de;
Allah,kimseyi kimse için değil,ancak kendisine"Kulluk için"var kılmıştır!
KULLUK ise,biri için yapılan eylem değil;
"VARLIĞIN,VAROLUŞ GAYESİNE(kendi hakikatine)UYGUN HALDE BULUNMASIDIR!"
@TunaMiray04 Kim daha kalabalık?
Tanrı mı, İnsan mı?
Derken sessizlik çıkageldi..
Ve anladık ki İnsanmış..
Kim daha çok bilinmek istedi?
Tanrı mı, İnsan mı?
Derken "hiçlik" dile geldi..
Ve anladık ki Tanrıymış..
Kabir azabı yerine vicdan azabı anlatılsaydı, insanlar ölümü değil, haksızlığı ertelerdi. Çünkü en uzun gece mezarda değil, insanın kendi gerçeğiyle yüzleştiği andadır. Ve belki de asıl soru şu olurdu; toprak mı dar, yoksa kalp mi?
Kabir bekler..
Ama vicdan her gün sorar.