Anahtar Parti'nin İzmir programı çok konuşuldu. Kurucular Kurulu ve MYK üyesi olarak birkaç şey yazmak istiyorum.
Benim partiyle, Yavuz Ağıralioğlu ile tanışmam parti kuruluşundan hemen öncesine dayanıyor. Birkaç kişi hariç partinin tüm mensuplarını 2 yıldır tanıyorum.
Bizim ülkece aşina olduğumuz bir yaklaşım var. Birisi iyi bir işe girse kesin torpili vardır, birisi bir şirket kurup büyütse “kesin arkasında destekçisi vardır”, birisi çok para kazansa “kesin çalmıştır” demek gibi bir bakış açımız var. Ama bu bakış açısı bizimle değil de daha çok söyleyenle ilgil. “Bu kadar organizasyon, bu kadar teşkilatlanma bir yerlerden paralar gelmese olmaz” diyenler aslında “biz yapamadık, yapamazdık, Anahtar Parti nasıl yapıyor” diyor. Madem soruyorlar, anlatalım.
Partide ilk kez siyasete girmiş, kendi alanında çok başarılı, işinde gücünde, hatta hayat konforu gayet yerinde çok fazla insan var. Mesela çok fazla iş insanı, girişimci, yönetici var partide. Kimilerinin aklının gideceği makam arabalarına kendi parasıyla binmiş insanlar. Siyasete girmeye ihtiyaç duymayan ama siyasetin ihtiyaç duyduğu profiller.
Bir partiden kopup, küsüp gelmemiş, siyasete hiçbir kızgınlıkla, öfkeyle girmemiş insanlarız. Motivasyonumuz ülkenin gidişatına olumlu bir katkı sağlamak, yol üstünden bir taş kaldırmak.
Bunlar olunca kimseyle de bir derdi yok partinin. En yetkili kurullarında görev yapan biri olarak söylüyorum, bizim toplantılarda hiçbir partinin kolay kolay adı geçmez, o parti şunu yapmış, bu parti bunu söylemiş denmez. Herkese Allah yol kolaylığı, iç ferahlığı, yastık rahatlığı versin der geçeriz. Herkes siyaseti çok başarılı yapsın. Her parti başarılı olsun.
Dediğim gibi bir avuç insan dışında hepsi 2 yıldır tanıdığım insanlar. Yavuz bey dahil hiçbiri babamın oğlu değil. Yanlış görsem durmamı gerektirecek hiçbir şey yok. Ama partiden tanıdığım insanların %99’unu rahatlıkla evimde misafir eder, ailemle tanıştırırım. O %1’i de hata payı diye bıraktım. 2 yıl geçti ama halen bir parçası olmaktan çok mutluyum.
İlk zamanlar eşimi dostumu partiye kazandırma motivasyonum yoktu, “ya yanılıyorsam, mahcup olursam” diye bir süre gözlemlemeyi seçtim. Şu anda en yakın dostlarımı, işinde gücünde aklı başında tanıdıklarımı partide en uygun yerlerde görev alması için davet ediyorum.
İzmir’de salonda ve meydanda her görüşten insan vardı. Anahtar Parti ve Yavuz Ağıralioğlu Türkiye kamuoyunu “Sizin mezhebinizdeniz, sizin etnik kökeninizdeniz, size benziyoruz” diyerek toplamıyor etrafına. “Mezhebinizden, kökeninizden, inancınızdan bize ne, bu memlekete sevdalıysanız bizdensiniz” dediği için de herkes geliyor. Böyle olunca da salonlar, meydanlar doluyor.
İzmir’de insanlar düğüne, bayrama gider gibi geldi. İzmir’in uzak yerlerinden, ilçelerden ya da komşu illerden insanlar arabalarıyla, arabası olmayanlar birleşip minibüsler, otobüsler tuttu ceplerinden paralarla. Düzenleyen İzmir İl Teşkilatı cebinden, imece usulü düzenledi o koca organizasyonu.
Bir de bu diyeceğimi herkes anlamayabilir. Ruhu olmayan işler çok pahalıya gelir. Ekip ruhu varsa, inanç varsa 1 milyona mal edeceğiniz işi elinizdeki tek şey paraysa 10 milyona bile mal edemezsiniz. Kısacası “biz yapamıyoruz, bunlar nasıl yapıyor?” sorusu soranların bulamadığı cevap bu.
Eklemeliyim, şu anda Türkiye sathında öyle bir heyecan dalgası var ki, parti için bir şey yaptırılacağı zaman gidilen esnaf da çorbada tuzum olsun diyor, yapabildiği kadar indirimli yapıyor. “Bu da benim katkım olsun” diyen o kadar çok ki.
Çok paramız yok ama olan paramız çok bereketli. O parayla da çok iş çıkıyor. Şaşıranları anlıyoruz.
Bizim genel merkez herkese açık, merak edenlere, aklında oturtamadığı şeyleri olanlara açık çağrım. Buyrun gelin. Kapıyı çalın, çekinmeyin.
DM kutum açık. Katılmak, görev almak, yerinde görmek, hoşuna giderse de katılmak isteyenler yazsın, en doğru yerlerle ben bizzat tanıştırayım.
İyi insanlar siyasete girsin, hangi partiden olursa olsun.
@ATuranSumer Umut var samimiyet var bunların olduğu yerde para pulun hesabı olmaz artık anahtar partiyi değildi kendi partinize bakın toparlayın hepbirlikte millete umut olun samimi olun bakanlık kovalamayın
SİYASETE,
YAVUZ AĞIRALİOĞLU ANJİYOSU
Konuşurken dinlenilmediği gibi, yazarken de okunmuyor.
Bu yüzden konuşmayanların konuşmaya, yazmayanların yazmaya başladığı günlere şahitlik ettiğimiz için dikkatimizi derli toplu tutmak gerekiyordu.
Yazılanları hiç acele etmeden tane tane okumak, konuşanları sabırla tekrar tekrar izlemek gerekiyordu.
Şimdi, sözü zâyi etmeden dikkatle birkaç şey söylenebilir.
Hatta sözün sonunda söyleyeceğimizi başında söyleyelim:
Siyaset okumalarındaki bu “agresifliği”,
bütün bu söylenenleri, zihinlerde yaşanan karıncalanmaları, hareketlenmeleri ve canlanmaları Sn. Yavuz Ağıralioğlu ve Anahtar Parti perspektifinden bakınca “müsbet” nazarıyla değerlendirmek gerekir.
Çünkü siyasetin tıkanmış damarları yüzünden kısmi felç olmuş, huysuzlaşmış, kutuplaşmış sisteme; “Yavuz Ağıralioğlu anjiyosu” izliyoruz. İzliyorlar.
Tıkanan damarlara kan gitmeye başladıkça felç olmuş noktalarda karıncalanmalar başlıyor.
İnce ağrılar…
Hafif sızlanmalar…
Tende renk değişimleri…
Beklenmedik hareketlenmeler…
Hepsi hayra alâmet.
Önce siyasetin, sonra devletin damarları açılacak; millet yavaş yavaş doğrulup yeniden ayağa kalkacak.
Hepsi güzelliğe, hayra alâmet.
Söylenen doğru söze işaret.
Yapılan doğru işe kuvvete dalâlet…
•••
İyi de bu kuvvet nerden geliyor?
Yoksa ?
“2002 ruhu 2026’da tekrar mı ediyor?”
Sorunun cevabı “evet” ya da “hayır” değil.
Çünkü;
2002 ile benzeyen bir şey yok.
2002 ile aynı olan iki şey var.
Birincisi “ihtiyaç” kavramı.
Aynı olan şey ihtiyaçların kendisi değil; “ihtiyaç” kavramının kendisi.
Yavuz Ağıralioğlu üzerine mıknatıslanan ilginin sebebi, halktaki “ihtiyaç” olgusu.
Bu ihtiyacın ne olduğuna geçmeden önce, 2002’de halkın hangi ihtiyacının AK Parti’yi ayağa kaldırdığına bakalım:
Nezaketsizlik etmeden, toplumsal karşılık bağlamında ve hataya düşmeden bazı teşbihlerle ifade etmeye çalışalım.
2002’ye kadar siyasetin hâkim parametreleri; pasif, ihtiyar, yorgun, edilgen, pısırık, çok başlılıktan sonuç alamayan güçsüz koalisyonlar, tıkanmış bürokrasi, ekonomik buhran, belirsizlik vs…
Ve sonuç:
“Kaotik bir bıkkınlık.”
Peki 2002’de bu “kaotik bıkkınlık” hangi ihtiyaçlarla umuda dönüştü?
Güç, birlik, kuvvet, tek lider, tek iktidar, istikrar, sert çıkışlar, çatık kaşlar, çatallanan sesler, yüzükler…
Ya vaatler?
Hızlı bürokrasi, adil hukuk, kalkınma programları ve millete patronun millet olduğunun yeniden hatırlatılması…
“Yeter, karar milletindir” duygusunun vurgulanması…
Sonuç: Başarı.
Yıl 2026…
Elimizde ne var?
Evet, güçlü bir iktidar ama güçsüz millet…
Evet, karizmatik bir lider ama sindirilmiş devlet…
Evet, koalisyondan kurtarılmış ama ittifaka mahkûm edilmiş hükümet…
Evet, çok başlılıktan kurtarılmış ama bütün damarları kayırmacılıkla, yolsuzlukla, adamcılıkla ve torpille felç olmuş bir siyaset…
Evet, hızlı bürokrasi ama hesap verme, denetlenebilirlik, bedel ödeme ve adil yargılama mekanizmaları çürümüş bir adalet sistemi…
Tuttuğun yerde elinde kalan, entübe hâle gelmiş eğitim…
Söylenecek sözün bittiği ekonomi…
Darmadağın olmuş değerler, toplum, aile ve huzur…
Ve tüm bunların arkasında aslanlar gibi konuşan, dünyaya ayar veren “karizmatik” bir dünya lideri (!)
İşte 2026 tomografisinin reçetesini 2002’ye bağlayan nokta burada saklı.
Şimdi tekrar bugünün siyasi tomografisine göz atıp Yavuz Ağıralioğlu’nu çekim merkezi hâline getiren diyagrama ve bu noktadaki saldırılara sebep olan rahatsızlığa odaklanacağız.
Milletin 2002’de “ilaç olur” diye tercih ettiği reçete, bugün hastalığın kendisi haline geldi.
Sebebi ilacın kendisi değil.
Doz aşımı idi.
Çünkü 2002’de ihtiyaç hissedilip Ak Parti’yi seçtiren gerekçelerin hiçbiri yersiz ya da yanlış değildi.
Nitekim bu durum, 2010’a kadar müreffeh bir toplum pratiğiyle kendini gösterdi.
Ama kuvvet devletten ve toplumdan kişiye tenzil edildiği andan itibaren her şey değişti,
bu yüzden artık sistemi konuşmak, sistemdeki sorunlara odaklanmak en riskli ve zor yol hâline geldi.
(>>>)
Ben size evladınızım, kardeşinizim ben size. Ben size parti der miyim? Demiyorum. Ben size Türk milleti zorda, darda diyorum. Türk milleti için yeniden ayağa kalkmak zorundayız diyorum. Türk milleti için yeniden plan yapmak zorundayız diyorum.