Zilleti, şeref ve gurur sanmaktan daha büyük bir ceza olamaz. ABD, Trump ve NATO güzellemelerini okudukça Seyyid Kutub'un ölümsüz sözünü tekrar hatırlıyoruz:
"Amerika'dan nefret ediyorum ama daha çok Amerika'nın vicdanına sığınan Müslümanlardan nefret ediyorum!"
🟥PENTAGON DEVREDE!
Türkiye'nin yeni askeri karargah merkezi "Ay Yıldız"
Ay Yıldız, 7 Temmuz 2026 NATO zirvesi ile fiilen açılıyor, ilk uluslararası etkinliğine ev sahipliği yapıyor.
Mısır'ın yeni askeri karargah merkezi "Octagon" İse 4 Temmuz 2026'da resmen açıldı.
Tuhaf değil mi?
Daha tuhaf olanı, hem Mısır medyası hem Türk medyası bu merkezi Pentagon ile mukayese ederek bir gurur tablosu oluşturuyor.
Mısır, ismini de Pentagon'dan, esinlenerek koymuş: Octagon.
Türkiye ise mimarisini Pentagon'a daha çok benzetmiş. Ama isim konusunda infial uyandırmak istememiş.
Erdoğan'ın inşaa etti ve bugün kendisine "Külliye" denilen ve Beyaz Saray'a rakip olarak çıkartılan "Ak Saray" ismi halk nazarında, taklit, eziklik ve görgüsüzlük olarak damgalanınca, kullanılmaktan vaz geçilmişti.
Aynı hataya düşülmemiş.
İki ülkede de gelen eleştiriler, "bu bir devlet" projesi diye geçiştiriliyor. İktidarı eleştirmel ayrı, bu ayrı deniyor.
Tuhaf değil mi?
Sanki inşaatlar kadar,
Açılışların aynı döneme gelmesi,
Binaların Pentagon'dan esinlenmesi,
Bu iki yapının aynı dönemde açılması
Ve gelen eleştirilere yapılan
açıklamalar da aynı ve sipariş!
Bu komuta merkezlerin Türkiye'deki NATO toplantısı öncesi ikiz kardeş gibi aktive olması da BENZERSİZ.
Sisi, ABD'nin bağımsızlık gününde, yani 4 Temmuz'da Mısır'ın 'Yerli ve Milli' tek komuta merkezi ve karargahı Octagon'u açarken
Türkiye NATO toplantısı ömcesi ABD'ye jestini 4 Temmuz'da, FSM köprüsünü ABD bayrak renginde ışıklandırarak yaptı.
ABD'nin Gazze'yi yerle bir etmek için İsrail'e verdiği destek Mısır ve Türkiye açısından önemsiz.
Çünkü Sisi de, Erdoğan da Tom Barrack'ın ilan ettiği gibi meşruiyeti ABD'den alıyor.
Ve ABD nasıl Sisi ve Erdoğan'ı müttefik yaptıysa...
Bölgede Mısır ve Türkiye'nin jandarmalığı öncülüğünde köklü bir değişim istiyor.
Küresel, liberal, ABD yanlısı ve İsrail ile uyumlu bir ORTADOĞU BİRLİĞİ!
Mısır ve Türkiye, bu yeni birlikten gelecek para akışı, yapılacak yatırımlar, küresel bir veri merkezi olma çabsları ile büyülenmiş vaziyette.
ORTADOĞU bambaşka bir yer olacak.
Gazze ise bu başkalaşmanın simgesine dönüşecek; yeni nesil bir DUBAİ!
Para, turizm, bilişim merkezi.
Böyle bir dünyada kimsenin kimseyi boğazlamasına gerek yok!
Herkes küresel ölçekte kazansın!
Herkes derken, ABD ve müttefikleri elbette.
Ama öbür taraftan ÇİN ve hala çözülememiş RUS meselesi!
Çin, ABD'nin projesine rağmen Suudi Arabistan'dan Mısır'a kadar etki gücünü arttırmış. Türkiye'de de harekete geçmişti.
Şimdi ne olacak?
Rusya, AB için hala öcü ve tehdit olarak gösteriliyor.
NATO'nun ana konularından biri de RUSYA!
Dağılmış bir Rusya AB'nin etki gücünü arttıracağı kadar, Çin'i de güçlendirecek.
Ve bu, Trump ABD'sinin ne derece işine gelir?
Kartlar yeniden dağıtılıyor ve oyun yeniden kuruluyor.
Türkiye'yi Rusya'ya karşı kırmızı kart olarak kullanmak isteyen KÜRESEL BİR ÇETE VAR.
BU NATO TOPLANTISI
OYUNUN SEYRİNİ GÖSTERECEK!
İranlı Kur'an okuyucusu, Suudi heyetinin İmam Hamaney'in cenazesine ulaşmasıyla, temelleri sarsan Âl-i İmrân suresinden ayetler okuyor!
"Şüphesiz, karşı karşıya gelen iki toplulukta sizin için bir ibret vardır: Bir topluluk Allah yolunda çarpışıyordu. Öteki ise kâfirdi. (Onları) göz bakışıyla kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allah da dilediğini yardımıyla destekliyordu. Basireti olanlar için bunda elbette ibret vardır."
Âli İmran Suresi, 13
Osmanlı’da para vakıfları üzerinden verilen paralar çoğu zaman:
“Onu on bir akçe etmek”
şeklinde işletiliyordu.
Yani 10 akçe veriliyor, vade sonunda 11 akçe alınıyordu.
Şeyhülislam Çivizâde Mehmed Efendi, para vakıflarındaki bu uygulamaların riba olduğunu söyleyerek karşı çıktı ve bir süre yasaklanmalarını sağladı.
Daha sonra Ebussuud Efendi, muâmele-i şer‘iyye diyerek satış ve kira işlemleri üzerinden elde edilen fazlalığa cevaz verdi.
Böylece para vakıfları yeniden serbest bırakıldı.
Kâğıt üzerinde borç değildi.
Adına faiz denmiyordu.
“Ribh”, yani kâr deniyordu.
Ama sonuç değişmiyordu:
On akçe veriliyor, on bir akçe alınıyordu.
Çivizâde bunun riba olduğunu söyledi.
Ebussuud ise hukukî bir işlem kalıbı içinde meşru kabul etti.
Riba veya faiz ikisi de aynı şey. 100 birim borç veriyor 100+x alıyorsanız o x kısmı ribadır. İster enflasyon altında kalsın ister kenarında veya ortasında… Enflasyon geçmişle ilgili bir ölçümdür faiz/riba ise gelecekle ilgili bir sözleşmedir.
Dünya’nın en büyük dört fon şirketinden BlackRock Türkiyeden öncelikle üç dev kuruluşu almak istiyor:
İş Bankası
Yapı Kredi
Aselsan
Böyle bir hadise gerçekleşirse Türkiye Politik Ekonomi’de “Simetrik Bağımlılık”denilen tuzağa düşer.
Biz bunu 1838-1918 döneminde yaşadık!
Deccal çıktı. Kim olduğunu söylemeden önce ne yaptığını söyleyeceğim.
Bugün bir sosyal deney gördüm. Yolda yürüyen birisi cebinden bilerek 200 lira düşürüyor. Arkasından yürüyen on kişiden dokuzu parayı alıp cebine atıyor. Hiç çekinmeden haram yiyor.
İşte deccal, haramı sıradan hâle getirdi. Zinayı utanılan bir günah olmaktan çıkarıp dizilerle, filmlerle ve şarkılarla hayâyı öldürdü. Ev kredisi, araba kredisi, düğün kredisi ve promosyon gibi isimlerle faizi her eve sokup bereketi yok etti.
Kumarı, içkiyi ve kul hakkını yaygınlaştırarak toplumun ahlâkını çökertti. Müslümanların kalbine şatafatı, şöhreti, şehveti ve dünya sevgisini yerleştirerek kalpleri öldürdü. İlim yerine cehaleti yüceltti. Aileyi zayıflattı, anne ve babanın değerini düşürdü. Sabrı ve kanaati küçümseyip hırsı, tüketimi ve israfı hayat tarzı hâline getirdi. Mazlumu suçlu, zalimi güçlü göstererek adalet duygusunu zedeledi. Ahireti unutturup dünyayı tek hedef hâline getirdi. Sahte din adamlarıyla dini sulandırıp ümmeti parçaladı.
Şimdi soralım: Bütün bunları yapan deccal kim?
Eğer hâlâ tek bir isim arıyorsak, deccali tam olarak anlayamamışız demektir. Çünkü deccal sadece bir kişi değildir; aynı zamanda bir sistemdir, bir şahs-ı manevîdir ve fitnesi çoktan ortaya çıkmıştır. İnsanları günaha alıştırarak, haramı normalleştirerek ve ahlâkı bozarak imanları söndürmeye çalışmaktadır.
Bu fitneden kurtulmanın tek yolu; deccalin fitnesini tanımak, ona karşı uyanık olmak, Allah’ın ipine sımsıkı sarılmak, sünnet-i seniyyeye ittiba etmek ve Müslümanlar olarak birlik içinde yaşamaktır.
Rabbim hepimizi deccalin fitnesinden muhafaza eylesin. Bizlere hakkı hak bilip ona tâbi olmayı, batılı batıl bilip ondan uzak durmayı nasip eylesin. Âmin.
İran gibi bir ülke hemen hemen tek başına İsrail ve ABD'nin alçak saldırılarına karşı direndi ve önemli bedeller ödemesine rağmen stratejik bir zafer elde etti.
İslam ülkeleri ABD'ye, dolayısıyla İsrail'e yalakalık yapmak yerine biraz İran gibi izzetine düşkün olsa neler olur!
🚨🇮🇷 SON DAKİKA
İran, Pakistan, Katar, Suudi Arabistan, Mısır ve Türkiye dahil olmak üzere İslam ülkelerine dostluk eli uzatarak yeni bir bölgesel güvenlik mimarisi öneriyor.
"Müslüman NATO"nun liderliğini nükleer silahlı Pakistan üstlenecek.
📌Bu yeni öneri Rehber Hamanei 'nin stratejik hamlesi olarak görülebilir
TRUMP:
"Ahmet El Şara (Colani) benim adamım. Onu Suriye'nin başına ben geçirdim. Erdoğan da bana yardım etti. Onun en becerikli olduğu şey Hizbullah'la savaşmak. İsrail beceremiyor. Masumları da öldürüyor. Colani sütten çıkma ak kaşık değil ama bu işi İsrailden iyi yapar."
Mesele Tavuk Değil, Kırmızı Et Meselesi!
Türkiye'de son günlerde tavuk üreticilerine yönelik operasyonlar ve kayyım tartışmaları gündemde.
Gerekçe olarak fiyat artışları ve piyasa manipülasyonu iddiaları gösteriliyor.
Fakat burada temel bir soru sormak gerekiyor:
Gerçekten Türkiye'nin asıl gıda sorunu tavuk eti mi?
Çünkü vatandaşın yıllardır yaşadığı temel problem kırmızı ete ulaşamamaktır!
Bugün markete giden milyonlarca insan tavuk alabiliyor. Fiyatlar marketine, markasına, satış şekline ve ürünün niteliğine göre değişiyor. Bütün tavuk 99 TL ile 300 TL arasında alıcı bulabiliyor.
Peki aynı şeyi kırmızı et için söyleyebiliyor muyuz?
Hayır.
Türkiye'de kırmızı et, artık milyonlarca vatandaş için düzenli tüketilebilen bir gıda olmaktan çıkmış durumda.
O halde şu soruyu sormak gerekiyor:
Neden bütün dikkat tavuk sektörüne çevrilirken, yıllardır çözülemeyen kırmızı et sorunu görmezden geliniyor?
Daha da önemlisi, kırmızı et politikaları üzerinden ciddi bir ahlaki tartışma da bulunuyor.
Yıllardır Türkiye'ye yurt dışından kırmızı et getiriliyor.
Bu ithalatın önemli bölümünün Polonya merkezli Polonia Beef üzerinden yapıldığına ilişkin haberler kamuoyuna yansıdı.
Yine kamuoyuna yansıyan bilgilere göre şirket ortakları arasında AK Parti Gençlik Kolları yöneticisi Halil Efe Tunç bulunuyor.
Halil Efe Tunç aynı zamanda Kırmızı Et Üreticileri Merkez Birliği Başkanı Bülent Tunç'un oğlu.
Burada sorulması gereken soru şudur:
Türkiye'de milyonlarca besici yüksek maliyetler altında ezilirken, devlet neden ithalatı bu kadar yoğun şekilde tercih etti?
Daha da önemlisi:
Bu ithalatın sonucunda et fiyatları düştü mü?
Vatandaş daha ucuz et yiyebiliyor mu?
Cevap ortada.
Türkiye bugün hâlâ dünyanın en pahalı kırmızı et piyasalarından birine sahip.
Yani yıllardır uygulanan ithalat politikalarının sonunda ne vatandaş ucuz et yiyebildi ne de yerli üretici rahatlayabildi.
Tam tersine, birçok üretici hayvancılığı bıraktı.
İşte tam da bu noktada ahlaki tartışma başlıyor.
Bir tarafta yerli üretici küçülüyor.
Bir tarafta ithalat büyüyor.
Bir tarafta ithalat yapan şirketlerin siyasi bağlantıları tartışılıyor.
Diğer tarafta ise vatandaş hâlâ pahalı et yemek zorunda kalıyor.
Elbette herkes ticaret yapabilir.
Elbette herkes şirket ortağı olabilir.
Ancak kamuoyu şu soruyu sormakta haklıdır:
Bu sistem gerçekten vatandaşın mı yararına çalışıyor, yoksa ithalat zincirinin mi yararına çalışıyor?
Çünkü sonuçlara baktığımızda ortada başarı hikâyesi görünmüyor.
Kırmızı et ucuzlamadı.
Yerli üretici güçlenmedi.
Vatandaş rahatlamadı.
O halde ortada sorgulanması gereken bir politika vardır.
Üstelik tavuk fiyatlarını konuşurken gözden kaçan başka bir gerçek daha vardır.
Türkiye'de tavuk eti fiyatlarını belirleyen en önemli unsur kırmızı et fiyatıdır.
Çünkü kırmızı et ulaşılmaz hale geldikçe vatandaş tavuk etine yönelir.
Talep tavukta yoğunlaşır.
Talep arttıkça tavuk fiyatları üzerinde de baskı oluşur.
Bu nedenle tavuk fiyatlarını tartışırken yalnızca tavuk sektörüne bakmak eksik bir değerlendirmedir.
Asıl lokomotif kırmızı ettir.
Kırmızı et erişilebilir hale gelmeden gıda piyasasında kalıcı bir denge kurmak mümkün değildir.
Türkiye'nin gerçek meselesi tavuk değil, kırmızı ettir.
Ve kırmızı et meselesi çözülmeden beyaz et üzerinden yürütülen tartışmalar, sorunun köküne değil yalnızca belirtilerine odaklanmak anlamına gelir.
Öcalan:"TBMM'Yi 'tarihi sorumluluk' bilinciyle hareket etmeye çağırıyorum."
Bahçeli: "CHP üzerine düşen 'tarihi sorumluğu' yerine getirsin.
Kılıçdaroğlu:"Benim 'tarihi sorumluluğum' var!"
Nedir bu tarihi sorumluluk?
İran İslam Cumhuriyeti Devrim Muhafızları Ordusu Açıklama Yaptı:
İsrail'deki Sanayi Tesislerini Hedef Aldık!
"Hava-Uzay Kuvvetlerimizin savaşçıları, Amerikan-Siyonist düşmanın petrokimya tesislerinden birine yönelik saldırısına karşılık olarak, kısa bir süre önce Hayfa’daki benzer sanayi tesislerini füze saldırısıyla hedef aldı.
Uyarıyoruz: Siyonist düşman, sivil hedeflere saldırarak ve petrol tesislerini hedef alarak tehlikeli bir oyun başlatmıştır. Bu oyunun kapsamı, bölgedeki tüm enerji hedeflerini içine alacaktır ve bunun küresel ekonomi üzerindeki sonuçlarının sorumluluğu, bu ateşi yakan asıl aktör olan Amerika’ya aittir."
📣 TARİHE BİR KEZ DAHA NOT DÜŞELİM!
2030'a giderken neler olacak?
• Nakit para tarihe karışacak, tüm harcamalar dijital sistemde izlenecek.
• Dijital kimlik olmadan hizmetlere erişim olmayacak
• Karbon ayak izi bahanesiyle tüketim alışkanlıkları puanlanacak.
• Özel araç kullanımı daha pahalı ve daha kısıtlı hale gelecek.
• Yapay zekâ milyonlarca mesleği dönüştürecek, bazılarını tamamen ortadan kaldıracak.
• Gıda üretimi merkezileşecek, laboratuvar ürünleri yaygınlaşacak.
• Şehirler daha fazla kamera ve sensörle izlenecek.
• Sosyal medya hesapları dijital kimliğe bağlanacak.
• Veri, petrolün önüne geçecek; en değerli şey sizin davranışlarınız olacak.
• "Güvenlik", "iklim" ve "sağlık" gerekçeleriyle yeni kurallar hayatın her alanına girecek.
• Veri paylaşmayan bireylerin hizmetlere erişimi zorlaşacak
• Geleneksel çiftçilik yerini büyük ölçekli kontrollü üretim tesislerine bırakacak.
• Yapay et ve laboratuvarda üretilen gıdalar "çevreci çözüm" olarak pazarlanacak.
• Hayvansal ürün tüketimi çeşitli vergiler ve karbon politikalarıyla sınırlandırılmaya çalışılacak.
• Böcek proteini ve alternatif proteinler daha fazla teşvik edilecek.
• Tarım ve tohum sektörü birkaç küresel şirketin kontrolünde daha da yoğunlaşacak.
• Enerji tüketimi akıllı sayaçlar üzerinden anlık takip edilecek.
• Kişisel veriler yeni çağın en değerli para birimi haline gelecek.
Bugün "komplo" denilen birçok şey,yarın "zorunlu uygulama" olarak karşımıza çıkacak.