Türk Dünyası Şehircilik Zirvesi OMÜ’de toplanıyor (20–21 Nisan 2026)
Medeniyetimizin hafızası; Semerkand, Buhara, Taşkent ve İstanbul gibi kadim şehirlerin taşında, toprağında ve ruhunda vücut bulmuştur. Kadim şehirlerimiz; ilmin, ticaretin ve kültürün kesiştiği merkezler olarak tarih boyunca yol gösterici olmuştur.
Bugün ise bu tarihsel birikim, şehirleri yalnızca geçmişin hatırası olarak değil, geleceğin inşa alanı olarak yeniden düşünmeyi gerektiriyor. Bu bağlamda, devlet ehli ve bilim dünyasının katılımlarıyla Ondokuz Mayıs Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenecek olan “Türk Dünyası Şehircilik Zirvesi” çerçevesinde, Türk dünyası şehirlerinin ortak sorunları, imkânları ve vizyonu üzerine kapsamlı değerlendirmeler yapılacaktır.
Zirve sonunda, Türk dünyası üniversiteleri arasında akademik ve teknik iş birliğinin yol haritası niteliğindeki “Türk Dünyası Üniversiteleri Samsun Bildirgesi” imzalanacaktır.
Bu vesileyle emeği geçen kardeşlerimize bilhassa Prof. Dr. Serkan Şen ve ekibine; ev sahibi olan rektörümüz Sayın Prof. Dr. Fatma Aydın hanımefendiye ve Samsun’u Türk dünyasının buluşma merkezi yapan belediye başkanımız Halit Doğan beyefendiye müteşekkirim.
-
@BY@fatmaaydinMD #ProfDrSerkanSen @halitdoganbsk@samsunbsb@uniondokuzmayis@Samsun_MHP@55akpartisamsun@MHP_Bilgi@benguturktv@TurkgunGazetesi
Yaşadıklarımız “Ne Amerika ne de Çin her şey Türklük için” söylemini doğrulamaktadır. Çin’in yakın müttefiki İran’a yönelik saldırılara kınamadan öteye geçemeyen tavrı içimizdeki Maoculara ibret olmalıdır.
Nezaket alim ile cahili eşitleyen bir tutumdur, tıpkı hakaret gibi. Bizim klasik kültürümüz cahil ve kaba insan için NÂDAN ifadedesini kullanır. Sözcükle ilgili fikir edinmek isteyenlere Ömer Seyfettin’in aynı addaki hikayesi önerilir.
Adının önünde p, r, o, f harflerinin geçmesi kişiyi ve sözünü muteber kılmaz. Devrana el pençe divan duranlar hakikati şöhrete kurban etmekten çekinmezler. Şah İsmail Türk’tür!
Türkler, hacmiyle yer tutana ‘büyük’, kökleriyle gelişene ise ‘ulu’ demişlerdir. Ulu Önder’in liderliğinde ulu kişilerin emekleriyle dikilen ulu Cumhuriyet çınarımızın yüz ikinci yaşı kutlu olsun!
Eski Türkçede ‘temel, kök, taban’ anlamlarına gelen “ul” diye bir söz var. Ulu sözcüğü buradan türemiş olmalı. Anlıyoruz ki Türk düşüncesinde büyük ve ulu iki farklı kavram. Her büyükten ulu olmuyor.
Meçhul olanı bereketli gören bir medeniyetin çocuklarıydık. Sözün tesiri konuşulanında değil düşündüreninde idi. “Sevda sırrınan olur” türküleri dinlerdik. Bize ne oldu ki her yaşadığımızı el alemle paylaşıp ifşa etme cinnetine düştük?
Cevizin Tarihi Türkçedeki karşılığı ‘koz’dur. Eskiden erkek çocukları cevizlerle oyun oynarlarmış. Hatta “Ceviz Oynamaya mı Geldin Odama” sözleriyle başlayan bir türkümüz dahi vardır. “Kozları paylaşmak” deyimi cevizlerle oynanan oyuna dair rekabetten bahisle ortaya çıkmıştır.
En eski Türk atasözlerinden: “Kurt komşusunu yemez”. Türkler Anadolu’da komşuluk ettikleri Ermenilere asırlarca dostluk göstermişlerdir. Onlarsa hayasızca bir ihaneti seçmişlerdir. Filistin’deki mezalime gıkını çıkarmayan sözde medeni dünyanın Türk’ü ithamı hükümsüzdür.
En eski Türk atasözlerinden: “Anası atası ekşi elma yese oğlunun kızının dişi kamaşır”. Cumhuriyeti kuran irade çocuklarına bayram hediye edebilen yüce gönüllü fedakar bir nesildi.. Unutmayalım bugünü yaşarken yarını inşa ediyoruz!