“Ezânları susturan darbelerden, darbeleri susturan sâlaları bize lütfeden Allah'a hamd ediyorum.”
Dinin temeli şehadetlerin yükseldiği camilerimizden gözlerimiz dolu dolu dinlediğimiz sâlalara değin en öz bu sözü de, manevî orduların ve Milletçe vatanımıza giydirilen zırhın meşalesinin sâlarla yakıldığı o karanlık gecenin fecrinde kendisini arayıp Milletimizin hissiyatına tercüman olarak söyleyen ‘klas duruş’ rahmetli şairi Nuri Pakdil imiş.
Şu selalar, göğsü iman dolu bu milletin önünde hiçbir gücün duramayacağını cümle cihana bir kez daha ilan edişinin sembolüdür.
Tüm şehitlerimizin ruhu şad olsun... 🇹🇷
15 Temmuz’un yıldönümünde 10 sene evvelki gibi yine aynı zamanda, ülkemizin dört bir yanında salâlar yükseliyor ve gecemizi aydınlatan imanımızla geceyi özetliyor.
“Lâ Gâlibe İllallah”
“Onlar plan yaparlarken, Allah da plan yapıyordu. Allah, plan yapanların en hayırlısıdır.”
“Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır”
“Sala okur ince sızı
Vatanım rengin kırmızı
Baharına çiçek vermiş
Yiğitler dizi dizi”
Vatanın baharına çiçekler vermiş, kadın-erkek ‘er kişileri’ ile 253 şehid verdiğimiz 15 Temmuz’da karanlığa karşı tek yürek olduğumuz Milletimizin klas duruşunun güvenlik kameralarına akseden ve hafızamıza kazınan bu görüntüleri direniş destanını bu türküyle izlerken ağlamamak elde mi?!
2021’de yayınlandığında aldığım Asırlık Gece kitabının önsözünde @hsynaydn, “âdil bir hafıza oluşturmaya katkı” diyordu; kitaptan aynı adla uyarlanan, @trt ve @tabiiresmi#AsırlıkGece belgesel dizisi, 15 Temmuz’un 10. yıldönümünde, kitabın yazarı @hsynaydn anlatımı ve @ikalin1, @HakanFidan gibi birçok tarihî şahitliklerle, 15 Temmuz’a dair ehemmiyetli bir arşiv çalışması da olarak adeta Milletle gala yayını yapılırcasına ilk 3 bölümü ile @trt1’de şuan yayınlanmakta…
Milletimizin Hakk’ka dayanarak gayrısından korkusuzca verdiği bu mücadele belgeselde yer alan şu sözlerle belirtildiği üzere, şüphesiz ki Cumhurbaşkanımız @RTErdogan’ın liderliğinde ortak dik duruşla gerçekleşti…🇹🇷
İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul’da çatışmaların en yoğun olduğu yerlerden biriydi.
15 temmuz direnişi şahitliği yapmış, şehidler verilen yerlerden olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Saraçhane’de Başkanlık Binası önündeki -şimdi tadilata alınarak kapatılan, ancak artık manevî bir anlamı da haiz- havuzda o karanlık gecede Şehzade Camii’nden yükselen çağrılar, salalar eşliğinde abdest alıp şehadet şiarıyla Hak için yürüyenlerin, direnen Milletimizin güvenlik kamerasına yansıyan görüntüleri de o gecenin bakiyesi unutulmaz anlardandı. Saraçhane 15 Temmuz Anıtı 2018’de buna atfen yapılmıştı ve dualarla açılmıştı.
Şehzadebaşı’nın o köşesinde şehadet ufkuyla süs havuzundan abdest alanların o simge anlarını temsilen yapılan bu sembol anıt o köşede öylece duruşuyla dahi çok şey söylüyor. Oradakilere, yolu oradan geçenlere bu simge anıt, zulme, silâha, tüfeğe, tanka karşı eliyle, bedeniyle, korkusuzca inancıyla, yüreğindeki imanla, dualarla dik duruşu, bu Milletin mayasını, inancını, 15 Temmuz gecesi verilen destansı mücadeleyi hatırlatıyor!
6 Şubat Milletimizin hafızasında acı bir takvim ve eşsiz bir dayanışma ile Devlet-Millet bir olmuştu. İnsanlar birbirini tanımadan insanlık zinciri oluşturmuştu. Acılar içinde insanlığın tutunduğu nice öyküler oldu. 6 Şubat deprem felaketinin içinde bu dayanışma, acıların bizlere umudu buldurması gibiydi. Ancak maddî yardım boyutu olan her yerin şeffaf ve hesap verilebilirlik boyutu ve hesap hareketleri ile şahsî hesap akışlarının makûl açıklanabilir olması işte şaibeli, şüpheli, itimad zedeleyici duruma geçit vermemesi gerekirdi.
Yazık ki nice hesap verilebilirlik noktasında kurumsal yapılar varlığında ‘karşıtlık’ refleksiyle bazı şahıs ve isimler sorgulanmaksızın medya ile çok aşırı öne çıkarıldı ve devasa rakamlar toplanıldı. Ortada bir hukukî süreç var; titizlikle aydınlanacaktır. Ancak, bu gibi şüpheye geçit veren parasal akış ve kaynağı açıklanamayan şahsî-kurumsal maddî kullanımlar sonucu yara alan toplumsal itimad ile yapılan bir yanlış varsa, her STK ve aktivizm hareketinin, her iyilik aksiyonunun da temellerini ciddî anlamda sarsıyor, bu gibi hadiseler toplumsal inancımıza da yıkıcı olarak zarar veriyor. Yani bireysel, münferit bir kötülük veya dolandırıcılık iddiasından çok daha vahim, kolektif iyiliğe inançta aktivizme onarılmaz yaralar açıyor.
Vaktiyle AHBAP, Kızılay’dan çadır aldı diye tepki verenler dahi vardı, Kızılay karşıtlığıyla ideolojik tepkiyle hesap verilebilirlik ve kurumsallık sıkıntıları hukukun konusu olan yapılara devlet ve ilişkili diye köklü kurumlara tepki verenler şimdi yapmış oldukları bağışlara ilişkin ne hissiyattalar acaba?!
Demek ki, köklü iyilik hareketlerine töhmetle kör ideolojik saflaşmalarla tepkisel yönelimlerin vardığı yer daha iyi değil, bilakis güvensiz limanlar olabiliyor!
O halde köklü, hesap verebilirliği açık kurumlar hakkında itibar suikastı yaparak AHBAP’a vaktiyle #Kızılay’ı savundururcasına açıklamalar yapacak evsafta bir duruma ‘el’ verenler şimdi de tek tek sırasıyla bu topluma özür ve mesuliyet bildirimi yapacak mı?! Yoksa görüntülerde çalışıp destek olduğu AHBAP yerine güvenilir kurumlara yöneltmeyen, el vermeyen, çabalamayan o şahıslar sadece görüntülerdeki kayıtlarla ve sessizlikle kalmakla mı iktifa edecek!
İyi ki @Kizilay gibi itimad edebileceğimiz iyilik hareketleri, kurumlarımız var!
İyi ki kör idelojik reflekslerle değil, millî iyilik hareketlerimizi esas alarak hesap verebilirliği açık mecralar aracılığıyla yerini bulmuş olacağına dair zedelenmemiş akredite yapılara itimad edenler var.
Bu kıssa çok dokunur.
Kanadı kırık kuş ile dervişin hikâyesi… Derviş tarafından kanadı kırılan kuş, Hz. Süleyman’a giderek şikâyetçi olur. Hz. Süleyman Dervişe “Neden kuşun kanadını kırdın?” diye sorar. Derviş der ki, “Ben ava çıkmıştım, o sırada bu kuşu gördüm. Yanına yaklaştım kaçmadı, bana teslim olacak diye düşünüp iyice yaklaştım. Tam yakalayacağım esnada kanadı kırıldı.”
Bu sefer de hadise kuştan sorulur: “Neden kaçmadın?!”
Yaralı kuşun cevabı her kalbî olana dokunur: “ Üzerinde cübbesi vardı, dervişlik hırkası giymişti, böyle olan biri kıyamaz, gönül kadri bilir, Allah’tan korkar, yanlış yapmaz, zarar vermez diye kaçmadım. İnandım.”
Hz. Süleyman bunu duyunca kuşu haklı bulur, haksızlık yapıldığına hükmederek, dervişin de kolunun kırılmasına karar verir.
Kuş itiraz eder: “Kolunu kırmayın, hırkasını çıkarın ki başkası da kanmasın, kandırılmasın…”
Güne dair oldu; ama her adaletsiz hadise, insan payesi ve değer atfedişte temsilî…
Hayat bir şekilde başka başka yerlere koysa da, adaletsizlik vuku bulduysa, ilahi adalet illa ki her şeyi ait yahut layık olduğu yere, gerçek çehresine, hüviyetine koyar.
Yaralı bir kuş Hz. Süleyman’a gelerek,kanadını bir dervişin kırdığını söyler;derviş huzura çağrılıp sorulur:“Bu kuş senden şikâyetçi,neden kanadını kırdın?”
Derviş kendini savunur,“Sultanım,bu kuşu avlamak istedim.Kaçmadı,yanına gittim,yine kaçmadı.Tam yakalarken kanadı kırıldı.”
Zaman da bir adalet mekanizmasıdır.
Emine Zola’nın Dreyfus davası için dediği gibi, “gerçek yürür”, hakikat pür ortaya çıkar, zaman herşeyi yerli yerine koyar.
Hayırseverler olarak insani yardıma devam edeceğiz elbette, iyilik için güvenilir yolları mutlaka buluruz. Pireye kızıp yorgan mı yakılır?
📌Bir kıssa:
Bir gün yaralı bir kuş, Kadı’ya gelerek derviş hırkalı birinin kanadını kırdığını söyleyip şikâyetçi olur.
Kadı, adamı huzuruna çağırır. Adam kendini savunur: "Kadı hazretleri, kuş benden kaçmadı, ben de teslim olacağını sanıp yakalamak istedim, o esnada kanadı kırıldı."
Kadı kuşa döner: "Kuş, o sana sinsice yaklaşmamış, neden kaçmadın?"
Kuş:
"Efendim, üzerinde derviş hırkası gördüğüm için kaçmadım. Hırkasına güvendim, 'Allah'tan korkar, bana zarar vermez' dedim. Avcı olduğunu bilseydim hemen uzaklaşırdım."
Kadı kuşu haklı bulur ve tam adama kısas hükmü verecekken kuş araya girer:
"Aman efendim, sakın kolunu kırdırmayın! Kolu iyileşince yine aynı şeyi yapacaktır. Siz asıl üzerindeki derviş hırkasını çıkartın. Çıkartın ki; benim gibi o kıyafete aldanıp başkaları mağdur olmasın."
O vakit, çadır satışını birçok kişi yanlış buldu, hatta Kerem Bey’in kendisi de. Elinde kalmayıp dağıtımı yapılmalıydı yönünden; yoksa Ahbap’a satış işlemi prosedürü yönüyle değil. Kızılay’ın itibarını hedef alanlar ve sürdürdükleri linç ile neticelenen dönemeçte dahi bu paylaşılan dua ne kıymetli. İlahi adalet zamanla işler, herşey yerine oturur. Adalet, lafzen zaten bir şeyi ait olduğu yere koymaktır ve olan da budur.
O vakit yanlış gibi duran bile esas yanlışın içinde doğru imiş, yani niyet halis olup haksızlığa uğradığında yanlışını bile ilahi nizam doğru çıkarıyor.
AHBAP içinde bulunduğu hukukî süreçle kendi ahbaplarınca dahi tek tek terk edilerek, “zaten şöyle olmuştu” neviinden hikâyeler yükselirken ve insanların insanlık namına iyi niyetle yaptığı bağışlar “kumara mı, nereye gitti” diye şaibeler için esaslı iddia ve durumlar var iken, Kızılay’ın bandrolsüz satış için ayrılan çadırlarıyla ilgili satışıyla, bir nevii “İyilik için” sloganıyla satılan Kızılay sodası almış hükmünde oldu.
En azından Kızılay satışıyla çadır alınarak Kızılay’a giden bağış kısmı, bağışa özgülenen alanda hayra kullanıldı.
Yani kurtarıldı.
Kızılay o vakit de gururumuz ve güvenilir bir kurumdu, propaganda yaparak itibarı zedelemede organize olanlar ne hukuksuzluklara geçit verdiklerinin idrakinde olarak hicabında iseler, Kızılay’ın hakkını teslim etmeliler.
“Kurşun yükünü gönlün
Tüy gibi hafiflettim
Denize hicret ettim."
“yırtarak geçiyor kalbimizden
hayatı da törpüleyen zaman
şuramızda birşey var
acıya benzer
umuda benzer
böyle günlerde her şey
hem acıya, hem umuda benzer”
Ve başka bir şairin dediği gibi de,
“Öyle yıkma kendini
Öyle mahzun, öyle garip
Nerede olursan ol
İçerde, dışarda, derste, sırada
Yürü üstüne üstüne
Tükür yüzüne celladın
Fırsatçının, fesatçının, hayının
Dayan kitap ile
Dayan iş ile
Umut ile, sevda ile, düş ile”
Deniz kenarında çocukluğu olanlar için vazgeçilmezlerden ya da Tezer Özlü’den mülhem, dünyanın acısı olmasaydı, deniz üzerine akseden ışıkların da anlamı olmazdı...
“Bu sefil iştiha, bu kirli nazar,
bulamaz sende, bende bir ma'na,
ne bu akşamda bir gam-ı nermin
ne de durgun denizde bir muğber
lerze-i istitar u istiğna”
“Kurşun yükünü gönlün
Tüy gibi hafiflettim
Denize hicret ettim."
“yırtarak geçiyor kalbimizden
hayatı da törpüleyen zaman
şuramızda birşey var
acıya benzer
umuda benzer
böyle günlerde her şey
hem acıya, hem umuda benzer”
Ve başka bir şairin dediği gibi de,
“Öyle yıkma kendini
Öyle mahzun, öyle garip
Nerede olursan ol
İçerde, dışarda, derste, sırada
Yürü üstüne üstüne
Tükür yüzüne celladın
Fırsatçının, fesatçının, hayının
Dayan kitap ile
Dayan iş ile
Umut ile, sevda ile, düş ile”
Bugün mezuniyet törenlerinde nice afiş, yazı, pankart ile öğrenciler temsil gösteriyor. Ki mezkûr üniversitenin töreninde NATO’ya dair pankarta kadar tenkid, eleştiri, her türlü ifade yer bulmuş. Hukuk Fakültesi mezuniyet töreni ve müslüman bir hukukçu için kılavuz bir ayet yazısı kimi, neyi rahatsız edebilir?! Ayeti ve ayeti taşıyor diye yarının meslektaşı olacağı arkadaşlarının önünü hızla kapamaları, “önüne geçerek” varlıklarıyla ‘sansürü’, bir Hak kelâmına bu haksız müdahaleleri bir hukukçu mezuniyetinde haksızlık, nezaketsizlik, baskıcılık, tahakküm gibi sıralanacak nice vasfı yanında kendi içinde oksimoron tutum olmuş.
Hakikate sırtlarını dönenler olsa da, tek başına kalsa da, Hak sözü tutup kaldıran, bu “dosdoğru oluş”la ‘olmayışı’ turnusol imişçesine aşikar eden, tek başına kalsa da hakkı savunan olmaklıkla “mezuniyet” belgesini tüm bu izansız akış içinde kim bilir daha evvel de nelere maruz kalarak hak ettiğini göstermiş.
Kimileri hakikatı gizlemek, hakkı örtmek isteyebilir, ancak hakikat illa ki kendini gösterir.
Nitekim; orada alkış tutan kişilerce bir dolu salonda üstü örtülse ne çıkar, şimdi her birimiz bu durumdan haberdar!
#Emrolunduğungibidosdoğruol
1) Dün, Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezuniyet törenindeki rezalet, utanç vericiydi.❗️
Tören sahnesinde bazı öğrenciler özgür şekilde imamoğlu’nu destekleyen ve hükümeti eleştiren politik dövizler açarlarken ben de “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol. (Hud-112)” ayet yazılı pankartımı açtım. Fakat bazı öğrenciler ayetten duydukları rahatsızlıkla, pankartımı fiziksel müdahaleyle indirmeye çalıştılar. Buna güçleri yetmeyince de Sn. Dekan’ımız Yener Ünver’in teşvik ve desteğiyle önümde kortej oluşturup ayetin görünmesini engellemek suretiyle sansür uyguladılar.
Başta Sn. Mesut Hakkı Caşın ve videonun sonunda “işte yeditepe’nin ruhu” diye bağıran Rektör Yardımcımız sn. Sedefhan Oğuz olmak üzere bazı hocalarımız da tüm salonla birlikte bu saygısızlığa maalesef alkışlarla ve kışkırtmalarla destek verdiler.
Sn. Bedrettin Dalan, sahibi olduğunuz @YeditepeUni ‘nin ruhu, rektör yardımcınızın ikrar ettiği gibi, din düşmanlığı mıdır gerçekten ?
Hashtag: #yeditepedeislamofobi
+++👇🏻
Savaş, ihtilaflar ve savunma üzerine bir zirvesinin nabzını dünyanın en büyük 3. kütüphanesi olan Millet Kütüphanesi’nde tutmak…
İbrahim Kalın @ikalin1 vaktiyle Millet Kütüphanesi’ni bir proje olarak anlatırken şöyle diyordu:
“Bu kütüphanenin hikâyesi de bir anlamda bizim yaşadığımız hikâyenin bir parçası. 50-100 yıl sonra yazıldığı, anlatıldığı zaman bugünlerde iç politikada, dış politikada, bölgede, dünyada yaşadıklarımızla paralel şekilde bu kütüphanenin hikâyesi de yazılacak. Biz hikâyesi ve masalları olan bir milletiz. Biz, hikâyelerimizi ve masallarımızı unutmaya başladık. Unuttuğumuz için de başkalarının masalları, hikâyeleri üzerinden kendi serüvenimizi anlamaya ve insanlığın yeryüzündeki hikâyesini anlamlandırmaya çalışıyoruz. Halbuki o kadar zengin birikimimiz, kültürümüz, mirasımız var ki bunu yaşayan, canlı bir gelenek haline getirmek sorumluluğu da bize ait. Biz kendi masallarımızı, hikâyelerimizi hatırlayabilirsek, bunları yeniden anlatmayı becerebilirsek, başkalarının hikâyelerini elbette bir zenginlik olarak görür ve değerlendiririz, ama kendimizi başkalarının aynasında görme garabetinden de en kısa zamanda kurtuluruz."
NATO Zirvesi’nin Millet Kütüphanesi’nden okunuşunu bir de böyle okuyalım.
Trump is on the war path but all is calm in the third largest library in the world where up to 2000 members of the press are based for the day in Ankara
Kimileri mizah yapıyor zehabıyla içlerindeki İslamofobya veya bilenmiş ideolojik karşıtlıklarla tahkir etmeyi tek enstrüman bilsin; gerçek mizah, zekânın eğlenmesidir, incelikli gönderme ile ne tuğlaları devirmeden, ne kolon, kiriş kesmeden yapılabilir, ama tabii bu zeka parıltısı gerektirir.
Bir NATO Zirvesinde üstelik de devletler özelinde ihtilaflı gündemlerde incelikli bir liderlik yönetimiyle, 36 dünya devletine örnek bir evsahipliği yapıp söz gediğine gelince nüktedanca söylemeden de beri durmadan…
İşte bu yüzden @RTErdogan! 🇹🇷
❓Soru: Batılı liderler Yeniçerili ve Mehter Marşlı karşılamayı nasıl karşıladı?
🗣️Cumhurbaşkanı Erdoğan:
Hepsi övgüyle bahsetti. Hatta bazıları “biz Yeniçerilerinizi tanırız” dediler.
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin inşaına karar verildiği zaman tahfif edenler, ithamlarla gölge düşürmek için söz dizenler, yetmeyip ne hakaretler edenler, 1962 yılında ABD Başkan Yardımcısını Kızılay’da misafir etmezden saatler evvel karyola yaptıran, 1975’te gelen İran Şahı Rıza Pehlevi ile eşi Çankaya Köşkü’nde misafir edileceğinde, Köşk’te misafirlere uygun yatak odası olmadığından Fahri Korutürk’ün eşi İstanbul’da Moda’daki evinden yatak odası getirip ağırlamaya çalışırken Türkiye’den şimdi Nato Zirvesi’ni o muhteşem görüntüleriyle Külliye’de gerçekleştiren, dünya zirvesini ülkemizde zirve içre zirve şeklinde gerçekleştiren Türkiye’ye bizi kavuşturan, rakiplerinin, sevmeyen kendini bilmezler dil uzatsa da ufuklarının yetmeyeceği işler yapan, memleket paydasında birleşenleri gururlandıran Cumhurbaşkanımız Erdoğan liderliğinde Türkiye’nin nereden nereye geldiğini de NATO zirvesi ile göstermiştir!
Halı değişimi Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan iken, talimatıyla yapılmıştı. Kırmızı halı, “Türk mavisi” olarak tanınan ve Türkî Cumhuriyetleri’nin rengi olan turkuaz rengiyle değiştirilmişti. Turkuaz Halımızdan yine Cumhurbaşkanımız projesi olarak başlatılan, Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı’nda 16 Türk devletinin askerleri giysisiyle temsili uygulama, mehter marşları, gastronomi anlamda güçlü lezzetlerimizden, her Nato zirvesinde devlet başkanlarının yerini belirtmek için platformda yer verilen bayrağı yere düşürmeme hassasiyetine dek her yönle dünyaya örnek ve öncü olan bir liderliği içte ve dışta gösteren, vaktiyle 2004’te, eşi “başörtülü” olduğu için davet etmeme hadsiz hukuksuzluklara rağmen “devletimizin itibarını” önceleyen o bakışın 22 sene sonra eşiyle zamanın adaletiyle dünyaya takdir duyuran bir evsahipliği yaptığı için her bir Türkiye sevdalısı da ancak buna müteşekkir olabilir. 🇹🇷
Türkiye’nin büyüklüğünü, Türk milletinin eşsiz misafirperverliğini dünyaya bir kez daha gösteren Ankaralı kardeşlerime, fedakârca emek veren tüm görevlilerimize en kalbî şükranlarımı sunuyorum.
NATO Ankara Zirvemiz hayırlara vesile olsun. #NATOsummit 🇹🇷
İstanbul’un Altın Boynuz’u Haliç ile Boğaz sularının birleştiği yerde Gallada’da füzyon mutfağı ile lezzeti bilinen çift Michelin yıldızlı Şef Fatih Tutak elinden menü ile geleneksel mutfağımızın buluşturulmasını çok isabetli bir seçim görmüştüm. Yanık yoğurdun menüde tekrarlayan yer verilişiyle ilk kez duyanlar açısından düşününce coğrafî işaretli kiraz yaprağı sarması yahut içli köftemiz de ne güzel olurdu diye düşünürken NY Times’a da konu olan gastronomi dünyasının başarılı kadın şeflerimizin temsili de olsa ne güzel olurdu diye @SerafRestaurant şefi Sinem Özler hanımı mütevazı ve nazik kimliği ve başarılı lezzetleriyle anmıştım ki bugünkü paylaşımlarıyla tam da içli köfte ve yanına kabak çiçeği dolması gibi seçkilerle gastronomide de bayrağımızı başarıyla temsil ettiğini gördüm.
Bir NATO zirvesi gerçekleşti; ama Türk mutfağına dek örnek bir temsille gerçekten çok iyi iş çıkarıldı.
Menüden etkilenen sırf Trump, Macron değil, keza, gerek Gallada, gerek Seraf’ta NATO menüsü başlığıyla tadım imkânı da Türkiye’de de gayet ilgi görecektir.
Beştepe'deki NATO Zirvesi akşam yemeğinin menüsünü hazırlayan Michelin yıldızlı şef Fatih Tutak:
"Donald Trump en çok dana kaburga tandırı ve beğendiyi beğendi ve Beyaz Saray'ın menüsüne koydurmak için tarifini istedi.
Fransa Devlet Başkanı Macron ve eşinin tercihi ise "Urla sakız enginarı ve Tokat asma soslu salatası" oldu." (Ertuğrul Özkök)
Hediyeye verilen değer ve incelikle mukabele bakımından ne hoş bir örneklik. Bu samimiyet ve bağı tesiste vaktiyle Türkiye’nin “başörtülü First Lady” olmasını hazmedemeyenler köhne zihinlerle hâlâ varlığını takdirden uzak, her açıdan tahfif için fırsat kollayarak kendilerini gösterse de, @EmineErdogan yaptığı bu incelikli diplomasi başarısı ve iyi ilişkileri ile nasıl layıkıyla icra ettiğini dosta düşmana gösteriyor.
Çok güzel bir hukuk tesis ediyor.
Güney Kore Devlet Başkanı'nın eşi Kim Hea Kyung, görüşmeye, Türkiye'ye önceki gelişinde Emine Erdoğan'ın hediye ettiği sof kumaşından yapılan şal ve çantayla geldi.