Sahada gençlerle çalışan herkes aynı şeyi söylüyor: “Z Kuşağı çok kırılgan, en ufak geri bildirimde kilitleniyor.”
Teşhis doğru ama tedavi yanlış yerde.
Düşünüyorum da, neredeyse görmedikleri kriz, tanık olmadıkları belirsizlik kalmadı. Bambaşka bir döneme denk geldiler.
Ama iş dünyası da steril bir alan değil; belirsizlik, baskı ve rekabet var. Ailelerin kurduğu o pamuklara sarılı iklim, gencin iş hayatındaki ilk olumsuz geri bildirimde “burası toksik” diyerek havlu atmasına sebep oluyor.
Diğer tarafta, ailesinin sunduğu geniş imkanlar yüzünden kendine bir hedef koyma ihtiyacı hissetmeyen, hayatı sadece kolayına gelen rahatlık üzerinden kurgulayan bir kesim de var. Ailelerin rehberlik etmek yerine sadece birer sponsor işlevi gördüğü bu düzlemde, gençler tercih sürecini bile “nasıl olsa halledilir” rahatlığıyla teğet geçebiliyor.
Konuşması bile tabu gibi gelse de, bu ülkede ebeveynler çocuklarına, çocuklar ebeveynlerine yabancılaşıyor. Çocuk davranışı artık sadece çocuğun karakteri değil; evin, okulun, mahallenin, ekranın, yetişkinliğin gölgesi.
Bugün gördüğümüz o kilitlenmeler tek bir kişinin değil; bir dönemin, bir toplumun, bir düzenin çatlağı.
Biz yaşam konforu adına her kararı onlar yerine verdik. Yaşam direksiyonunun başına geçip bölümünü, kariyer yolunu biz çizdik.
Kendi kararının riskini hiç taşımamış biri, başkasının işinin sorumluluğunu nasıl alsın?
Bugün çabuk havlu atan gençlerin sorunu, hata yapma ve o hatayı tek başına temizleme hakkının ellerinden alınmış olması.
Onlara verilebilecek en büyük destek, her şeyi bilen taraf olmak değil; kendi seçimlerinin sorumluluğunu taşımalarına alan açmak.
Çünkü bu devirde onları ayakta tutacak şey bizim tecrübelerimiz veya sunduğumuz konfor değil; kendi kaslarıyla kazanacakları o gerçek dayanıklılık.
🚨 Asvel, maddi sıkıntılar nedeniyle yüksek kontratı olan oyuncuları satış listesine çıkardı. Bu oyuncular;
• Sylvain Francisco
• Daniel Theis
• Nick Weiler-Babb
• Armoni Brooks
👀 Sizce hangilerinin yolu Türkiye'ye düşer?
Dayanışmayla Başlıyoruz!
YENİ Parti'yi milletimiz kurdu, büyütecek olan da iktidar yapacak olan da milletimizdir.
Yeni nesil parti-millet dayanışmasıyla bağış kampanyamızı başlatıyoruz.
https://t.co/j7JSlJAsAT
#YeniDayanışma
@serd0303 Her şey bizim bu üçlüdeki alkış sayısını üçten bire indirmemizle başladı zaten. Üstüne de cep telefonları ve sosyal medya da çıkınca, o Kapalı tılsımından bazı maçlarda ara ara esintiler dışında eser kalmadı. O günlerin Kapalı'sı, mabedin insanlarına selam olsun.
Sinem Dedetaş'ı ben seçtim
Rejim irademi çiğneyerek gözaltına aldı.
Bu faşistliği kabul etmeyeceğim.
Sinem hanımın hizmetlerini filan da konuşmaya gerek yok.
İsterse berbat bir başkan olsun.
Ben seçtim ben indiririm.
Mesele bu.
Elimizden alınan hak bu.
Sinem, İmam vs. değil;
Bu iş yurttaşın temel hak ve haysiyet davası...
İstanbul’daki ilçe belediye başkanlığı sayısına göre Silivri cezaevi birinci sıraya yükseldi. İstanbul’un 39 ilçesinin belediye Başkanlığı dağılımı şu şekilde :👇
Suudi Arabistan’da olduğun için belki haberin yoktur. Türkiye Kadın Milli Voleybol takımı şampiyon oldu. Milli duyguların yüksek olduğu için belki tebrik etmek istersin.
Özgür Özel 31 Mart seçimlerinde partiyi birinci yaptı, 19 Mart operasyonları yapıldı, 15,5 milyon oyla seçilmiş CB adayı tutuklandı, 40'dan fazla belediyesine operasyon düzenlendi, hâlâ 28 belediye başkanı tutuklu, yakın dostları Ferdi Zeyrek ve Gülşah Durbay'ı kaybetti, 4 kez genel başkan seçildi, en sonunda partiye butlan atandı, Genel Merkez binasına polisle girdiler, Yeni Parti'yi kurdu kasada para yok, hakkında 61 fezleke var. Halinden şikayet etmiyor, şunun çeyreği iktidara yapılsa 100 yıl mağduriyet anlatırlardı.
Önder Özen'in karşısında Metin Tekin ile yaptığı VOLE Teknik programının rastgele herhangi bir bölümünü açıp izlerseniz burada "Beşiktaşlıyım" diye dolaşanlardan en az on kat daha bu camiaya hakim olduğunu veya sizin gibi bu camiaya yıllarca emek vermiş insanlara saygısızlık yapanlardan daha büyük saygı gösterdiğini bu renklere iyi bilirsiniz. Ancak böyle görsel alıp Google'dan sataşmak daha kolay. Metin Tekin gibi bir efsanenin kefil olduğu adamın Beşiktaş'a olan saygısını, sevgisini, bilgisini sorgulamak düşmedi sizlere.
İlginç bir tespitim var:
Voleybol Milli Takımı, özlediğimiz Türkiye’ye benziyor.
Farklılıklarıyla bir arada durabilen, başarıyı paylaşan, birbirine saygılı, disiplinli, mütevazı ve eğlenmeyi bilen bir ekip…
Futbol Milli Takımı ise yaşadığımız Türkiye’nin özeti gibi.
Başarıdan çok imajın konuşulduğu, egoların takımın önüne geçtiği, en küçük eleştirinin kriz olarak görüldüğü, sürekli polemik üreten, aidiyet duygusunu zayıflatan bir atmosfer…
Belki de bu yüzden voleybol izlerken sadece bir başarı hikâyesine değil, içimizde uzun zamandır hasretini taşıdığımız Türkiye ihtimaline de alkış tutuyoruz.