“Ey düştüğü yerden kalkmaya hazırlanan ülke. Her damlası bir zafer müjdecisi Bir posta eri gibi Yağmur yüzümüze değince Çıkacağız yola. Çıkacağız yola Hesap günü gelince Yağmur yüzümüze değince Güneş bir mızrak boyu yükselince.”
Böyle bir paylaşım yapmak;
1. Mahmut Arıkan'ı zerre kadar anlamamak demektir.
2. Abdullah Gül'ü zerre kadar tanımamak demektir.
3. Siyasetin "S" sinden zerre kadar anlamamak demektir.
4. Asıl var olanı saklamak demektir!
Hepimiz çok üzgünüz!
Milli Takımımız rakip on değil dokuz kişi kalsaydı gol atabilir miydi?
Kanaatimiz öyle tahmin ediyorum ki yine zorlanırdık.
Transfer dönemindeyiz milyonlarca Avro ödeyerek yabancı oyuncularla takım kuran büyüklere de seslenmek istiyorum.
Liglerdeki mücadelenin nihai hedefi başarılı bir Milli Takım kurmak değil mi?
Bu paraların yüzde biriyle son yıllarda eksikliğini hissettiğimiz gol atacak pivot özelliklere sahip boylu poslu Anadolu gençlerini altyapılarda yetiştirerek sahaya sürebiliriz.
Bu mümkün!
Milli Takımın büyük başarılar kazanması için kendi gençlerimize sahip çıkmaktan başka çıkış yolu yok.
SON DAKİKA:
ABD, İran ile imzaladığı 14 maddelik "Mutabakat Muhtırası"nın tam metnini yayımladı.
ABD'nin hezimeti...
"1. ABD, İran ve müttefikleri, Lübnan dahil tüm cephelerde askeri operasyonları derhal ve kalıcı olarak sonlandırma konusunda anlaşmaya varıyor.
2. ABD ve İran, birbirlerinin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı gösterme ve birbirlerinin iç işlerine karışmama konusunda anlaşmaya varıyor.
3. ABD ve İran, karşılıklı uzatılmadığı sürece 60 gün içinde müzakere ederek nihai bir anlaşmaya varma taahhüdünde bulunuyor.
4. ABD, deniz ablukasını derhal kaldırmaya başlayacak ve 30 gün içinde ablukayı tamamen sona erdirecek.
5. İran, 60 gün boyunca Hürmüz Boğazı'ndan ticari gemilerin ücretsiz ve güvenli geçişini sağlamak için elinden gelen en iyi çabayı gösterecek.
6. ABD ve bölgesel ortaklar, İran'ın yeniden inşası ve ekonomik kalkınması için en az 300 milyar dolarlık karşılıklı kabul edilmiş bir plan geliştirecek.
7. ABD, İran'a yönelik tüm yaptırım türlerini sona erdirmek için çalışacak; bu kapsamda BM, IAEA, birincil ve ikincil yaptırımlar dahil.
8. İran, nükleer silah edinmeyeceğini veya geliştirmeyeceğini yeniden teyit ediyor ve zenginleştirilmiş malzeme stokunu IAEA denetimi altında ele alma konusunda anlaşmaya varıyor.
9. Nihai anlaşmaya varılıncaya kadar İran, nükleer programının mevcut durumunu koruyacak; ABD ise yeni yaptırım uygulamayacak ve ek kuvvet konuşlandırmayacak.
10. ABD Hazine Bakanlığı, İran ham petrolü, petrol ürünleri, türevleri ve ilgili bankacılık, sigorta ve taşıma hizmetleri için muafiyetler yayınlayacak.
11. ABD, dondurulmuş veya kısıtlanmış İran fonlarını ve varlıklarını tam olarak kullanıma açacak.
12. ABD ve İran, Muhtıra'nın uygulanmasını ve nihai anlaşmaya ilişkin gelecekteki uyumu izlemek için bir yürütme mekanizması kuracak.
13. Muhtıra'nın imzalanması ve ana ateşkes, abluka, denizcilik, petrol muafiyeti ve varlık serbestleştirme hükümlerinin uygulanmasından sonra ABD ve İran nihai anlaşma müzakerelerine başlayacak.
14. Nihai anlaşma, bağlayıcı bir BM Güvenlik Konseyi kararıyla onaylanacak."
@KobeissiLetter
🚨90 dakika boyunca 11 oyuncunun yapamadığını, sırf Beşiktaş’lı diye yedek bıraktığın Orkun bir dakikada yapıyor.
Sizin bu düşmanlığınız devam ettiği sürece, bizim milli takımımız da Beşiktaş.
Hadi eyvallah.
2002 Dünya Kupasında yarı finale kalan, dünya 3.sü olan milli takımın hocası Şenol Güneş bugün ikide sıfır çekip Haiti’den sonra 2. elenen Milli Takım hocası Montella’dan daha üzgün.
Adam “Dünya Kupasını Alamadık” diyor. Şaka gibi. https://t.co/Z6XMnfau3f
Bak üzülmeyin ama bir şey söyleyeceğim.
İkinci Lig takımlarından bir 16 yap...
Bu gruptan çıkardı. Kendimizi kandırmayalım. Dünyanın en basit grubuydu.
Teşekkürler, Hizbullah. Önüne arkasına bakmadan teşekkürler.
Hind Rajab, 52'nci Tabur'dan gelen 335 kurşunla öldürüldü... Ve 52'nci Tabur'un komutanı dün Lübnan'da öldürüldü.
İla cehenneme zümera
Adalet gecikse de gelir.
Amerika’nın 10 dakikada çözdüğü Avustralya’yı 90 dakika tek kale oynayarak çözemedin
Amerika’nın kevgire çevirdiği Paraguay’a 10 kişiyken gol atamadın
Kerem sevdan yüzünden sezonu şampiyonlukla tamamlayan Porto’nun santraforu Deniz Gül’ü oynatmadın
Kenarda Can Uzun gibi pırıl pırıl maç çözecek bir oyuncun varken süre vermedin
Fosilleşmiş Samet ve Kaan’ı kadroya aldın sezonu çok güzel geçiren Aral ve Demir Ege’yi kadrodan çıkarttın
85 dakika boyunca 1.90’lık stoperlere karşı 1.70’lik ayaksız Kerem’i santraforda oynattın
Rakip 2 defa geçiş oyunuyla kalene geldi ikisinde de gol yedin
30 şut attın diye bütün röportajlarında bununla övünmeye çalıştın
Benim adım vincenzo nutella
2002 yılında elde edilen tarihi başarının nasıl yakalandığına odaklanmak yerine Şenol Hocanın saçıyla kıyafetiyle uğraşanlar ve bu zihniyete sahip olan insanlar kulüpler bazında ve milli takım düzeyinde Türk futbolunun bu noktaya gelmesinin asıl sorumlularıdır.
Türk futbolunun en büyük başarısı nedir diye sorsalar, sanırım artık sahadaki sonuçları değil, sonuçlardan bağımsız olarak umut satabilme becerisini söylerim.
Çünkü biz dünyada belki de başarısızlığı bu kadar uzun süre başarı gibi pazarlayabilen ender milletlerden biriyiz.
Her turnuva öncesi aynı filmi izliyoruz. Bu kez farklıyız, bu kez hazırız, çok iyi bir jenerasyon geliyor. Sonra turnuva başlıyor ve birkaç hafta sonra eve dönüyoruz.
Eskiden milli takım kaybettiğinde insanlar gerçekten üzülürdü. Çünkü ortada kaçırılmış bir fırsat vardı. Şimdi ise kaybetmek bile kurumsallaştı. Maç bitiyor, teşekkür mesajları yayınlanıyor, videolar hazırlanıyor. Sanki Dünya Kupası’ndan elenmedik de yeni sezon ürün lansmanını tamamladık. Hatta bazen futbolun kendisi, reklam kampanyalarının arasına sıkışmış küçük bir ayrıntı gibi duruyor. Bir oyuncunun hangi arabaya bindiğini, hangi saat markasıyla çalıştığını, hangi şampuanı kullanıp hangi krakeri yediğini biliyoruz. Ama son üç beş maçta kaç ikili mücadele kazandığını bilmiyoruz. Eskiden başarı para getirirdi, şimdi bazen para başarıdan önce geliyor. Henüz büyük bir şey kazanmadan yıldız gibi yaşamak, kupaya dokunmadan efsane muamelesi görmek mümkün.
Belki de Türk futbolunun en büyük rakibi Almanya, İspanya ya da Arjantin değildir. Belki de en büyük rakibi kendi anlattığı hikâyedir. Çünkü biz futbol oynamaktan çok futbol hikâyesi anlatmayı seviyoruz. Daha ilk düdük çalmadan destan yazıyor, grup aşaması başlamadan yarı final hesapları yapıyoruz. Sonra sahadaki gerçeklik gelip suratımıza tokat gibi çarpıyor. O zaman da dönüp hakemi, çimi, fikstürü, havayı, şansı konuşuyoruz. Bir tek futbolu konuşmuyoruz.
Oysa dünyanın büyük futbol ülkeleri kendilerini olduklarından büyük göstermeye çalışmıyorlar. Çünkü gerçekten büyükler. Biz ise bazen büyük görünmeye çalışırken büyümeyi unutuyoruz. İşin acıklı tarafı şu, Bu ülkede yetenek de var, potansiyel de. Ama bir noktadan sonra formanın ağırlığı yerine reklam sözleşmelerinin ağırlığı hissedilmeye başlanıyor. Futbolun en acımasız tarafı budur. Sahaya çıktığında herkes eşitlenir. Takipçi sayısı, reklam anlaşmaları, mavi tikler, photoshop pozlar, bolca hamaset, bol sıfırlı primler anlamını yitirir. Geriye yalnızca karakter, mücadele, cesaret ve istek kalır. Dünya Kupası da biraz bunun turnuvasıdır. Kim daha çok isterse onun hikâyesi büyür, kim daha çok konuşursa değil. “Vatandaşlarımızdan özür dileriz…” cümlesini yeteri kadar duyduk. Yıllardır hikâyeyi sahada yazmak yerine mikrofonun önünde anlatmaya çalışıyoruz. Belki de sorun budur. Belki de bu yüzden her turnuva sonunda aynı cümleyi duyuyoruz, “Önümüze bakacağız...” Biz yıllardır önümüze bakıyoruz zaten. Belki de artık biraz aynaya bakmanın zamanı gelmiştir.
#BizimÇocuklar
#DünyaKupası2026
#WorldCup
#FifaDünyaKupası
Adam forvetsiz maç kazanacağına o kadar inanmış ki, bizim Milii Takımın neredeyse yarı değerine eşit bir takıma 2-0 yenilmesi ve yapılan eleştiriler umurunda bile olmadı.
Bu "İtalyan İnadı" değil keriz söğüşleme...