Venedik’in tarihi simgelerinden ve Rönesans yapılarından Palazzo Gradenigo’yu aldığımızı sizlere duyurmuştuk. Bu tarz yapıların İtalyan Hükümetinin olması sebebiyle kültürel miras sayılır ve satın alması çok zordur!
Ben ve başında bulunduğum sanat kurumu kültürel açıdan öngörülen kriterlere uygun yeterliliği aldı.
Bu hafta tapu işlemleri yapılarak bina resmi olarak kurumumuza verildi. Restorasyon için İtalya’dan önemli bir mimarlık şirketi ile görüşmelere başladık.
İtalya Hükümetine ait olan kültürel yapılar kanun gereği satışı bittikten 60 gün sonra yapının anahtarı hükümet tarafından verilir.
8 Şubat 2024’te anahtarı teslim alacağım ve hemen restorasyon çalışmalarını başlatacağız. Tahmini olarak 2024’ün sonbaharında "Gunestekin Art Refinery Venice" kapılarını sanat dünyasına açacak.
Türkiye adına dünyaya sesimizi sanatla duyurmak için Güneştekin Vakfı’nın desteklediği genç sanatçılarımıza sergi ve tanıtım imkanı da sağlanacak Palazzo’da.
Sanat dünyasına ufuk açması dileğiyle bu heyecanı sizlerle paylaşmaktan mutluyuz.
Atatürk'ün ölümü üzerine yurt dışından gelen mektuplar:
1- Kadın hakları savunucusu Bayard Simmons'dan mektup, 11.11.1938
Kadınlara oy hakkı kampanyasını savunmuş olduğum için kendi memleketimde hapse girmiş ilk İngiliz olarak, Türkiye Cumhurbaşkanının ölümü üzerine derin üzüntülerimi sunabilir miyim? O'nun kendi ülkesinde kadınlar için yaptıkları bütün dünyanın feministlerince ebediyyen minnetle anılacaktır. Yaşasın Kemal Atatürk ülkülerine dayanan Türkiye Cumhuriyeti!
LBA-K,732/2.
- Ama oğlu Kuran-ı Kerimleri toplattı.
Evet toplandı. Çünkü yabancılar tarafından değiştirildiği devlet tarafından fark edilince ne kadar Kuran-ı Kerim varsa hepsi toplatıldı. Düzeltildi. Mühür vuruldu ve tekrar iade edildi. O dönemki Kuran-ı Kerimlerde hala mühür vardır.
- Ama oğlu İskilipli Hoca gibi hocaları, şapka takmadığı için astı.
Evet asıldı. Ama şapka yüzünden değil. Hoca olduğu için hiç değil. Osmanlı zamanında da 31 Mart'a karıştığı için askeri mahkeme tarafından yargılanan, 'Kudurmuş haydutlar' dediği Kuvayi Milliyecilere karşı Yunanlıları tutmasına hatta bildirileri Yunan uçaklarıyla Anadolu'ya atılmasına rağmen affedildi. Ama ne zaamanki çeşitli şehirlerde çıkan isyanlar sonucunda, hükümet konakları basılıp görevliler öldürülünce ve bu olaylarda onun da etkisi olduğu anlaşılınca idam edildi. O dönem yargılanan Tahirül Mevlevi, Hafız Osman, Ömer Rıza gibi hocalar beraat etti, 'hoca' oldukları halde!
- Ama oğlu camileri ahır yaptı.
Evet camiler ahır da oldu. Sinan Meydan, İtalyan arşiv belgelerinde Yunan ordularının camileri tahrip ederek, Kuran-ı Kerimin ayaklar altında çiğnenmesi gibi maddi-manevi baskılar yapıldığını, Milli Mücadele sonrasında Atatürk'ün emriyle yakılan, yıkılan camiler konusunda bir rapor hazırlandığını ve 1 yıl içinde 126 cami ve mescidin onarıldığını, Atatürk'ün Eskişehir Mihalıççık Camii için cebinden 5000 lira vererek yeniden yaptırdığını, İnönü'nün Ankara Bükteş Sokak' ta bir caminin yapımı için 2500 lira bağışladığını, 1924-1935 arasında yüzlerce tarihi camiyi tamir ettirdiğini yazar.
Yalanlar, yalanlar, yalanlar...
İnsanları böyle kandırdınız. Atatürk düşmanlığı henüz Atatürk'ün sağlığında başlamadı mı zaten?! Ölmesi de etkilemedi.
İşin tuhafı mesela çoğu içkiye bağlı nedenlerden ölen Osmanlı padişahları umrunuzda olmadı. Abdülhamit'in torunu 'Dedem rom içmeyi severdi.' demesine rağmen o 'cennetmekan' oldu, ama Atatürk'ün rakısı battı... Alfabe Osmanlı'da 70 yıl tartışıldı ama
70 yılı konuşmayıp bir gecede değişti yalanını yaydınız ve size inanan safi koyunları bu yalanların��za inandırdınız!
Abdülhamit döneminde Türkiye'nin iki katı olan, 1 milyon 592 bin 806 kilometre karelik toprak kaybedilmesine rağmen, bunu hiç sorgulamadınız. Ama Londra ve Uşi anlaşmalarıyla çoktan kaybedilen 12 Adaları,bu adalar 26 ada olarak da söyleniyor .. yıllarca Lozan'da kaybettik yalanını yüzünüz hiç kızarmadan söylediniz. Üstüne atılan birçok iftiraya gözünüz kapalı inandınız. En çok da din üzerinden vurmaya çalıştınız, bağımsız bir ülke hediye etmese dini sanki çok yaşayabilecekmişsiniz gibi...
BİZ OĞLUNUZU ÇOK SEVDİK,
Ve öyle bir evlat yetiştirdiğiniz için, bu yıl 'da' saygı, sevgi ve rahmetle anıyoruz sizi..., Zübeyde Annemizi.
Nereden nasıl başlasam bilemiyorum… Yıllardır hayalini kurduğumuz anların gerçek oluşuna şahit olduk 🥹Mükemmel bir milli takım sezonu geçirdik 🇹🇷 Oynadığımız 31 maçın 28 ini kazanarak tarihi bir başarıya imza attık. VNL Şampiyonu olduk,Avrupa Şampiyonu olduk 🥇🏆 Bunlarla yetinmeyip 2024 Paris Olimpiyat Oyunlarına katılım hakkı kazandık. Tüm yaz boyu tek amacımız ay yıldızlı bayrağımızı en yukarıda dalgalandırmak, İstiklal Marşımızı başımız yukarıda gururla okumaktı. Tüm yaz omuz omuza savaştığım takım arkadaşlarıma ve teknik ekibimize teşekkürü borç bilirim. Bizleri destekleyen herkese kucak dolusu sevgilerimi gönderiyorum. Sizlerle çok daha kolaydı 🇹🇷🏆 MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN kızları olarak Türk kadınını gururla ve onurla temsil edeceğimiz nice yazlarımız olsun. Voleybol ile kalın 🤍🏐🇹🇷
Yine harika bir kavramla karşılaştım: irade yorgunluğu. Herhangi bir eylem için uzun süre güçlü irade ve odak becerisi gösteren insanların tıpkı yoğun spor yapmış bireyler gibi bir süre sonra tembellemeye ihtiyacı varmış. Bazen hiçbir şey yapmamanın neşesine muhtaçmışız kısacası.
Bir kaç gündür yurtdışında oy veren kadınların sandık başında fotoğrafları düşüyor önüme.
Çoğunun ortak dili “Sonuna kadar Erdoğan” şeklinde.
Sevgili hemcinslerim;
Hepiniz çok güzelsiniz, zarifsiniz.
Saçlarınıza şekil vermiş, makyajlarınızı yapmış, eteklerinizi, pantolonlarınızı, taytlarınızı, topuklu ayakkabılarınızı giymiş şıkır şıkırsınız.
Hep de böyle olmanızı arzu ederim lakin biz Türkiye'de yaşayan kadınlar var olma mücadelesi veriyoruz.
Dayak yiyor, taciz ediliyor, tecavüz ediliyor, öldürülüyoruz.
Düşünün benim haklarımı korumasını beklediğim AYM üyesi bile "kadın-erkek eşitliği modern hurafedir" diyor.
Yani uzaktan sevmek kolay.
Biz tehlikenin farkındayız, ya siz?
Uğradığımız tüm haksızlıklar da verilen cezalar da ne giydiğimize, nerede olduğumuza, saat kaçta olduğuna göre şekilleniyor.
Biz kadınlar sizler gibi giyinip otobüse binerken biri tekme atar mı diye tedirgin oluyoruz mesela.
Akşam sokakta arkamıza bakarak yürüyor, aynı işi yaptığımız halde erkeklerden daha az ücret alıyoruz.
Gel de tüm bunları siyasilerin düzeltmesini bekle..
Burada başın açıksa "perdesiz ev" diyorlar,
hakkını arayınca "sürtük" diyorlar,
çalışmak isteyince "evdeki işler yetmiyor mu, erkekler işsiz kalıyor" diyorlar,
"kadın evi süsüdür" diyor hatta çalışarak fuhuşa zemin hazırladığımız bile söylendi biliyor musunuz?
Ne güzel gülmüşsünüz fotoğraflarda, hep de gülün isterim.
Lakin burada kahkaha atan kadına "iffetsiz" diyorlar biliyor musunuz?
Biz Atatürk sayesinde kul olmaktan kurtulup vatandaş olmuşken bugün hayvan gibi sahiplendirmekten bahsediyorlar.
Sizin yaşadığınız ülkelerde bırak siyasetçiyi sıradan bir vatandaş bile kadınları sahiplendirmekten bahsedebilir mi?
Bahsedemez, biliyorsunuz ve uzaktan ne de güzel seviyorsunuz.
Bizi erkek şiddetinden koruyan sözleşmeleri üç beş oy için silip atıyor, kız-erkek öğrenciler aynı sınıfta ders görmesin diye mücadele ediyorlar düşünebiliyor musunuz?
Yani elleri ya saçımızda, ya örtümüzde, ya eteğimizde...
Gülme, çalışma, konuşma, düşünme, isyan etme, eğlenme, onu giyme, buraya gitme...
Tek dertleri kadın!
Ahlakı kendilerinde, siyasetlerinde değil hep kadında arıyorlar.
Almanya’da, Fransa’da, İngiltere’de yaşayıp oy verirken “Şeriat için” diyen hemcinslerim..
Çok değil 2 sene önce şeriattan ilk kaçan erkekler olmadı mı?
Düşünebiliyor musun binde bir ihtimal bile yokken uçağın motorunda ölümüne uçtu adamlar.
Tercihlerinize elbette saygım var.
Lakin Afganistan’da, İran’da yaşamadan Avrupa’nın göbeğinde “Şeriat” istemek ne kolay değil mi?
Peki istemeyenler ne olacak?
Siz uzaktan seveceksiniz diye biz hayattan uzaklaşıyoruz adım adım..
Farkında değilsiniz!
İnsana de��er veren insanları bir bakışta anlıyorsunuz. Konuşmaları, diyaloglarında seçtikleri kelimeler, şikayet odaklı değil çözüm odaklı söylemleri, kişiselleşmelerden ve küçük şark kurnazlıklarından uzak duruşları.. Hepsi kalite gösteren net sinyaller.