ODTÜ Mezuniyet Töreni başladı!
ODTÜ’lü komünistler antiemperyalist geleneği sürdürüyor.
Ne memleketimizin NATO’nun kanlı savaş projelerinin parçası olmasına göz yumacağız ne de okulumuzun bu oyunların bir ayağı olarak kullanılmasına.
Bütün bu emperyalist saldırıya karşı; yaşamı ve sosyalizmi savunmaya devam edecek; eşit, özgür ve bağımsız bir ülke için mücadelemizi ODTÜ’den yükselteceğiz!
NATO zirvesinde liderlere tabanca hediye edilmesi çok eleştiriliyor. Neden ki? Zirve silah şirketlerinin zirvesiydi. Füzeler, SİHA’lar, toplar. On milyarlarca dolarlık anlaşma yapıldı, taahhütlere girildi. Zeytin dalı mı hediye edilecekti? Hiç yakışmazdı.
Haluk Levent vakası, toplumun “kahraman” bağımlılığının yol açtığı yeni bir yıkım olarak görülmeli. Dayanışma gibi son derece toplumsal bir eylemin çürüyen bir düzenin kurumlarından alınıp bu kez kerameti kendinden menkul bireylere emanet edilmesi, yurttaşlarımızın karşı karşıya kaldığı çaresizlik ve kuşatmanın boyutlarını gözler önüne seriyor.
Kızılay’a güvenmeyenlerin aslında hiç tanımadıkları bir kişiye sonsuz bir güvenle milyarlar bağışlaması birden fazla düzlemde sorgulanmalı. “Kahraman” bağımlılığı bu düzlemlerden bana göre en önemlisidir.
Siyasetten diğer toplumsal alanlara varıncaya kadar “star” sisteminin yarattığı bu “kahraman”lar, bizzat toplum tarafından giydirilen dokunulmazlık zırhına sığınarak vasatı, cehaleti, zaafları kolayca gizleyebiliyor.
Bu “kahraman”lar çoğu kez kendilerini yaratan mekanizmalar tarafından kısa sürede yerin dibine batırılmakta. Depremzedeler için toplanan paralarla kumar oynamak bayağı ağır bir çürümenin ifadesi elbette. Ancak sistemin Haluk Levent’i tepetaklak indirmesi ne bir arınma çabasının ne de gelişkin ahlaki değerlerin ürünüdür.
“Kahraman”lar doğası gereği gerçeklik algısını yitirir ve çoklukla kendilerine ayrılan sınırların ötesine geçerler. Sistemin onları yerin dibine geçirmesi genellikle çok hızlı ve zahmetsiz bir işlemdir.
Bu konu siyasette özellikle yaşamsaldır. O yüzden, ideoloji önemli, program önemli diyoruz. O yüzden ekip çalışması, kolektivizm diyoruz. O yüzden gelişkin örgüt diyoruz.
İdeoloji geriye çekilmişse, bir gün sağa bir gün sola şirinlik yapılır örneğin ve kimse ses etmez. Program önemsizleşmişse, kişiler her şeyi belirler, itiraz edecek kimse çıkmaz. Örgüt yoksa, “kahraman”lara bağımlı olursunuz. Oysa gerçek “kahramanlar” ideolojilerin ve doğrultusu olan toplumsal hareketlerin ürünüdür. Toplumsal hareketleri ortaya çıkarıp, tarihin akışını değiştiren bireylerin sayısı ise tarihte çok azdır; onlar da son tahlilde koşullar tarafından şekillenmişlerdir.
Halkımız “kahraman”lar yaratıp hayal kırıklığına uğramaktan vazgeçmeli. Bu nedenle çubuğu tersine iyice büküp “kahraman diye bir şey yok” demek bile gerekebilir.
Haluk Levent vakasının siyaset alanında çok daha vahim örneklerine tanık olacağımızdan emin olabiliriz. Burada esas olan “en ahlaklı kişi”yi aramak değil, en yüksek denetim, kolektif akıl ve geliştirici mekanizmaları yaratmaktır.
İlk fotoğrafın üzerinden tam bir yıl geçti.
Samsun'da üç ilçede eş zamanlı "Bağımsız Türkiye" toplantıları düzenledik.
"Gündem bu değil" diyenler, küçümseyenler, "fazla mütevazi" bulanlar...
O irade tam bir yıl sonra aynı kentte ikinci fotoğrafı yarattı.
Umut var.
Konunun siyasi kısmını bir kenara koyuyorum. Trump’a dalkavukluk için yapılanları da bir an için unutalım. Macron denen züppenin sabah koşusu için Ankaralılara çektirilen çile bile tek başına büyük rezalettir.
“İtibardan tasarruf olmaz”mış. Ne itibar ama!
5 Temmuz'da NATO'ya karşı ülkemiz ve onurumuz için yürüyoruz!
🚩İstanbul, İzmir, Antalya, Adana, Çanakkale ve Samsun'da yapacağımız yürüyüşlere "Bağımsız bir ülkede yaşamak istiyorum, Türkiye'nin emperyalizme teslim edilmesini kabul etmiyorum" diyen tüm yurttaşlarımızı davet ediyoruz.
Tavrımız ve çağrımızdır
Sol kimlikçi bir tartışmanın parçası olamaz. Yurttaşlarımızın etnik ya da mezhepsel kökeni Türkiye’yi aydınlığa, eşitliğe, özgürlüğe, bağımsızlığa, refaha taşıyacak bir mücadelenin doğrultusunu değiştiremez. Şu ya da bu makama gelecek kişinin dünya görüşü, çalışkanlığı, halka adanmışlığı, yurtseverliği, bilgi ve becerisi, dürüstlüğü dışında hiçbir kriterin önemi yoktur.
Bu ülkede etnik ve mezhepsel eşitsizliklerin, ayrımcılığın olduğu açık bir gerçektir. Önemli olan, bu gerçeğe nasıl yaklaşılacağı ve nasıl çözümler üretileceğidir. Kimliklerin birbirinin karşısına konduğu bir taraflaşmanın herhangi bir çözüme yardımcı olması mümkün değildir. Çözüm, bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu derin sömürü, ağır yoksulluk ve adaletsizliğin kaynaklarını kuruturken bu eşitsizlik ve ayrımcılığı da birleştirici bir perspektifle ortadan kaldırmaktadır.
Türkiye solu bu çok basit gerçeği unutmuş ve emekçi halkımızı bölen kimlikçi politikaların peşinden gitmiştir. “Alevi Cumhurbaşkanı seçilemez”, “anadili Kürtçe olan bir Cumhurbaşkanı adayını desteklemeyiz” gibi siyasal ve kamusal alanda hiçbir yeri olmaması gereken açıklamalara yol açan da solun kimlikçi siyasetin yarattığı sıkışmadan kurtulamamasıdır.
Bütün bu yalpalamaların ortasında bir kesim sola haksız ithamlarla, genellemelerle düşmanlık geliştirmekte, sosyalist hareketin milliyetçi hezeyanlarla hedef alınması ve günah keçisi ilan edilmesi için kampanyalar düzenlemektedir. Oysa sol, başından beri her tür milliyetçilik ve liberalizm karşısında başka hiçbir hesap gütmeden, yalnızca kendi ideolojik-siyasal ilkelerine ve devrimci hedeflerine sadık kalarak dik dursaydı, bağımsızlığını korusaydı, birlik ve müttefiklik ilişkilerini bu zeminde kursaydı, bugün tamamen farklı bir ülkede yaşıyor olurduk.
Solun tartışılamayacak ilkeleri vardır ve bu ilkeler korunarak çoğalmak, güç olmak mümkündür. Yıllardır söylediğimiz gibi, DEM Parti ve CHP gölgesindeki bir sol ilkelerini gözden çıkarmış bir soldur. Anti-emperyalizm, laiklik savunusu ve kapitalist sömürüye karşı olmak sekterlik ya da küçük düşünme değildir. Tersine, Türkiye’nin geleceği bu ilkelerden hareketle inşa edilecektir.
TKP, çok uzun bir süredir DEM Parti ve CHP gölgesinde sosyalist hareketin gelişemeyeceğini ve bu partilerin peşinden gidilmemesi gerektiğini yüksek sesle ifade etmektedir. Solun bir dönem CHP’ye, sonra DEM Parti’ye, sonra tekrar CHP’ye bel bağlayarak siyaset yapar hale gelmesi bugün toplumun umutsuzluk ve örgütsüzlüğünün en önemli nedenlerinden biridir. Bazı sol kesimlerin DEM Parti merkezli politikaları terk ederek CHP yörüngesinde siyaset yapmasını bir olumluluk olarak görenler, meselenin özünü kavrayamamaktadır. Kuşkusuz DEM Parti ve CHP farklı tarihsel ve ideolojik dinamiklerin ürünüdür. Ancak bu farklılıklar Türkiye’nin sömürüden, zorbalık ve adaletsizlikten arındırılması mücadelesinde sosyalist hareketin bağımsızlığı söz konusu olduğunda önemsizleşmektedir.
İşte bu koşullarda bir kez daha bütün samimiyetimizle çağrımızı yineliyoruz: Düzen siyasetinden bağımsız; devrimci, yurtsever, sermaye karşıtı, emperyalizmin bütün biçim ve kurumlarından kopmuş, Aydınlanmacı ve Cumhuriyetçi bir solun toplumsal ve siyasal bir güç haline gelmesi kaçınılmaz bir zorunluluktur.
"Amalar" ve "fakatlar" bir köşeye bırakılabilirse, sol gerçek bir kimlik kazanacak ve başlı başına bir siyasal güç merkezi haline gelecektir. Solu ilkelerinden uzaklaştıran "en geniş güçlerin birliği" yaklaşımı derhal terk edilmelidir. AKP iktidarıyla mücadele o iktidarın kaynakları iyi teşhis edilerek başarıya ulaşabilir. Tarikatlarla, holdinglerle, NATO’yla, Avrupa Birliği ile hesaplaşmayı erteleyen bir solun “en geniş güçlerin birliği”ni kime ve neye karşı oluşturmak istediği emekçi halk açısından kocaman bir belirsizlik içermektedir. Oysa sol ancak açık, yalın ve tutarlı bir siyasal-ideolojik kimlikle çaresizlik içindeki yoksul halk kesimlerine umut verebilir, seçenek oluşturabilir.
Madem son gelişmelerle birlikte solun kendisine yabancı ideolojik-siyasal zeminlerde mevzi elde etmeye çalışmasının maliyetleri ve çıkışsızlığı açık bir biçimde görüldü, o zaman cesaretle ders çıkarmanın zamanı gelmiştir. TKP geriye dönük tartışma ve ayrım noktalarını bir kenara koyarak tamamen geleceğe odaklanmaya ve üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye hazırdır.
Türkiye Komünist Partisi
Merkez Komite
Protestolar sonuç verdi, Erdoğan Bilgi Üniversitesi'ni kapatma kararını geri çekti
Dört gün önceki kapatma kararını yürürlükten kaldıran karar Resmi Gazete'de yayımlandı.
Öğrenciler kampüste direniş başlatmıştı.
https://t.co/OKaKTDP7t1
Eğitim Hakları İçin Mücadele Eden Bilgi Üniversiteli Arkadaşlarımızın Yanındayız!
Bilgi Üniversitesi öğrencileri üç gündür eğitim hakları için direniyor. Okullarının hiçbir gerekçe göstermeden keyfi bir kararname ile kapatılmasının ardından mücadeleye başlayan öğrencilere iktidarın yanıtı polis saldırıları oldu.
Sabah itibariyle polis ablukasına ve müdahalesine maruz kalan öğrenciler okulun içerisinden çıkartıldı.
Bilgi Üniversitesi öğrencilerinin hakları için verdikleri mücadele meşrudur. Gayrimeşru olan memleketi yerli ve yabancı holdinglere peşkeş çeken, geleceğimizi tarikat ve cemaatlere teslim eden siyasi iktidardır!
CHP’ye yargı müdahalesi kabul edilemez
İktidar CHP yönetimini değiştirdi!
Kimse “ama yargı kararı” demesin. İktidarın, seçme ve seçilme hakkını kısıtlama doğrultusundaki adımlarına, partilerin içişlerine doğrudan müdahale de eklenmiş oldu.
CHP’nin son üç yılda gerçekleşen kongre ve seçilen yönetimlerini “geçersiz” olarak ilan eden ve partiye Genel Başkan atayan siyasi iktidarın bunu hangi hesaplarla yaptığını biliyoruz. Bu kararın aylar önce alındığını, uygun bir anın kollandığını ve ayrıntılar üzerinde çalışıldığını da. İktidarın bu hamlesini değerlendirirken, CHP’nin iç meseleleri, yerel yönetimlerde yaşananlar, CHP’nin içine doldurulduktan sonra ama tehditle ama isteyerek iktidara sığınanlar hiçbir biçimde gündem edilmemelidir. Bunlar ayrı konulardır, ayrıca tartışılmalıdır. Şu an ise vurgulanması gereken bellidir: CHP’ye dönük “yargı” müdahalesi hiçbir biçimde kabul edilemez.
Siyasi partilerin iktidar tarafından dizayn edilmesi ne “yolsuzluklarla mücadele” gerekçesiyle meşrulaştırılabilir ne de partilerin iç işleyişlerinin bu konuda tanımlanmış kurumlar dışında mahkemeler marifetiyle denetlenmesi kabul edilebilir.
Her tarafı arızalı siyasi partiler ve seçim kanununun toptan tasfiyesi anlamına gelen bu hukuksuzluğu Türkiye Komünist Partisi hiçbir biçimde tanımamaktadır.
CHP yönetimi ile bu kararla parti yönetimine getirilenlerin bir uzlaşmayla süreci yönetip yönetmeyecekleri CHP’yi ilgilendirir. TKP açısından ise kritik olan, onca iç sorun ve hiziple boğuşan iktidar partisinin başka partileri yönetmeye kalkmasıdır. Bu kabul edilemez.
"Çocuklarımın yüzüne bakamıyorum!"
Ünye'de, aralarında Samsunlu kalıp ustalarının da bulunduğu, Adal Konut Yapı Kooperatifi'ne bağlı inşaatta çalışan işçiler, alacaklarının ödenmesi talebiyle eyleme geçti.
Günlerdir sürdürdükleri eylemlerine rağmen alacakları ödenmeyen işçilerden biri, "Burada hakkımız olanı istiyoruz. Kimse yüzümüze bakmadan çekip gidiyor. Çocuklarımın yüzüne bakamıyorum!" diyerek inşaat halindeki binanın tepesine çıktı.
İnşaat sahiplerine ve aracılara sesleniyoruz:
İşçilerin alacakları derhal ödenmelidir!
Her ay onlarca, belki yüzlerce işçi kardeşimiz çalışırken can veriyor. İş cinayetleri yetmiyor, işçileri açlıkla terbiye etmeye, usandırmaya çalışıyorsunuz.
Türkiye Komünist Partisi Samsun İl Örgütü olarak, sürecin takipçisi ve Yapı-Yol İş Sendikası üyesi işçi kardeşlerimizle dayanışma içerisinde olacağımızı kamuoyuna duyuruyoruz.
Halkımızı, işçi kardeşlerimizin haklı taleplerinin arkasında durmaya, seslerine ses olmaya çağırıyoruz.
#Samsun #Ordu #Ünye
ODTÜ provokasyonunun ipuçları: NATO’cu milliyetçilerin soL’a açtığı dava, esas zemini ortaya koyuyor
❝ Ülkede yurtsever, cumhuriyetçi sol etkisini artırırken Amerikancı ve NATO'cu 'milliyetçiler' paniğe kapılmış durumdalar. soL Haber'e 'NATO'cu milliyetçiler' tarafından yeni açılan 200 bin liralık tazminat davası, tam da bununla ilgili. ❞
🖊️Haber: Yiğit Günay (@yigittgunay)
https://t.co/HLOIc6jzly
🔴"Hifa’ya 25 kez ‘baban sana dokundu mu’ diye soruldu"
💬Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği Başkanı Avukat Müjde Tozbey, Fatma Nur ve Hifa İkra'nın duruşmasının ardından konuştu:
❝Fatma Nur ve Hifa olmadığı için, artık bu dosya tüm kamuoyuna mal olduğu için gizlilik kararının kaldırılmasını istedik. Talebimiz tabii ki reddedildi.
İstismarcı babanın tutuklanmasını istedik. Her duruşmaya gelen istismarcı baba bugün gelmedi. Tabii ki heyet talebimizi yine reddetti.
Fatma Nur ve Hifa artık kendilerini savunamıyorlar, burada yoklar. Onlar adına dosyaya müdahil olmak istiyoruz, onları savunan kimse yok. Ailesi dahi savunmuyor dedik. Şaşırdık mı? Hayır, tabii ki mahkeme yine talebimizi reddetti.
Biz bunlardan yılmayacağız. 14 Ekim'de yine bu azimle, bu örgütlülüğümüzle tekrar bir arada olacağız. Biz Fatma Nur ve Hifa'yı yalnız bırakmayacağız.❞
https://t.co/QJjRBBZXCY
İstanbul 1 Mayıs'ı Gülcan Altan'ın sesinden 1 Mayıs Marşı eşliğinde coşkuyla başladı.
Kartal'da "Eşitlik ve özgürlük işçilerle gelecek!" sesi yankılanıyor!
@istanbul_tkp