@DestinaMedya Tek tarafa hak verme bizim atasporumuz. Çarpan araç büyük oranda kusurlu tabi ki ancak bu kombin kaza. abimiz ve karşı yoldan gelen tır da görüş mesafesini göre hızlı seyrettikleri için kısmen kusurlulular.
Hegel'in 1821 tarihli Hukuk Felsefesinin İlkeleri (Grundlinien der Philosophie des Rechts) kitabının önsözünde şu ünlü sözü kullanır:
"Minerva'nın baykuşu, alacakaranlığın çökmesiyle uçuşa başlar."
Hegel bu cümleyle felsefenin ve insan anlağının doğasına dair çok çarpıcı bir tespitte bulunur: Bir çağ, bir olay veya bir süreç yaşanıp bitmeden, onun üzerinde tam bir bilgelik ve felsefi kavrayış geliştirmek mümkün değildir.
Ben burada bilgelik iddiasında elbette bulunmayacağım. Lakin felsefi kavrayışa yaklaşmak adına yine geçmişin düşün dünyası okumalarımdan yola çıkarak, belki de Minerva'nın Baykuş'unu alacakaranlıktan önce uçurtarak, süreç henüz tazeyken son yaşanan mizah krizi üzerinden düşüncelerimi paylaşmak zorunluluğunu hissettim.
Frankfurt Okulu’nun en keskin filozofu T. W. Adorno, popüler mizaha hep şüpheyle yaklaşırdı. Ona göre kitle kültürünün sunduğu o uysal komedi, insanı uyuşturan ve düzene boyun eğdiren sahte bir neşeden ibaretti. Adorno; insanı rahatlatan, her şeyin yolunda olduğu illüzyonunu yaratan sahte kahkahayı değil; sistemin çelişkilerini, acılarını ve absürtlüğünü yüzümüze vuran "rahatsız edici" kara mizahı ve ironiyi savunurdu.
Deniz Göktaş’ın @idgoktas #ÖlüDeniz gösterisi üzerinden yürütülen linç, sansür ve engelleme dalgası, tam da bu Adornocu teorinin sınırlarında gezinmekte. Gösteri, seyirciye konforlu bir kaçış ya da ucuz bir eğlence vadetmiyor. Aksine, ülkenin entelektüel buhranını, tabulaşmış siyasi hafızasını ve cezaevi gerçeklerini, dini taassuplarını vd. masaya yatırarak izleyeni bilerek rahatsız ediyor, sarsıyor. Dahası, bu entelektüel hicvin bugün "dini değerleri aşağılama" suçlamasıyla resmi bir yargı soruşturmasına dönüşmesi, komedinin muktedirler nezdinde hâlâ en tehlikeli eylem olarak kodlandığını da kanıtlıyor. Gücü elinde tutanın kendi kutsalları üzerinden yasayı bir sopa gibi kullanması, Adorno’nun bahsettiği cezalandırıcı ve sadist otorite refleksinin, günümüz Türkiye’sinde yargı kıskacıyla somutlaşmasının hiç tesadüf olmadığı gibi Adorno'nun işaret ettiği o "bireyi hizaya getirme" mekanizmasının ta kendisidir.
Adorno, stand-up gibi endüstriyel formatlara mesafeli olsa da, Türkiye’deki muhafazakar baskı ve kamusal alanın tamamen tıkanması denklemi değiştiriyor. Akademinin, gazeteciliğin ve geleneksel siyasetin nefessiz bırakıldığı bir coğrafyada; ironik bir şekilde bu sahneler son yıllarda muhalif entelektüel birikimin sığınabildiği tek özgür vahalar haline gelmişti oysa...
Ne acı ki, gösteriyi hararetle sahiplenenler ile ona körü körüne bir linç kampanyası dayatanların karşı karşıya gelişi, ülkemizin ne kadar keskin hatlarla kutuplaştığını, kolektif hafızamızın ne denli parçalı bir görüntü verdiğini, toplumun ne kadar derin çatlaklarla bölündüğüne tutulan net bir aynadır.
Ölü Deniz'e yönelen tahammülsüzlük, egemen yapının bu mizahla uzlaşamadığının en somut kanıtı. Deniz’in yaptığı; güçlünün zayıfla alay ettiği sadist burjuva mizahı değil; baskıcı ortama karşı güçsüzün ürettiği, canı yanan bir toplumun refleksif ve entelektüel çığlığıdır. Adorno’nun deyişiyle "Yanlış hayat doğru yaşanamaz" ama hemen hemen her şeyin bu kadar yanlış gittiği bir düzende, yanlışı bu denli estetik ve eleştirel bir dille açık etmek, otoriteye karşı tam anlamıyla "negatif" bir direniş performansıdır.
Neticede, herkesin büyük bir ciddiyetle kendi rolünü oynadığı ve kimsenin haddini aşmadığı bu muhafazakar tiyatroda, uluorta düşünme ve sorgulama cüreti gösteren bu genç arkadaşımızı yalnız bırakmamalıyız. Yanında duralım ki, bizi sarmalayan bu kolektif illüzyona teslim olmak yerine, en azından ne ara bu kadar delirdiğimize hep birlikte nitelikli bir şekilde gülebilelim. Ne de olsa her şeyin bu kadar doğru(!) ve steril(!) olduğu bir yerde, yanlış giden bir şeylerin olduğunu fısıldayan -ki özellikle sanatçılar- birilerine sahip olmak, bu distopyadaki tek lüksümüzmüş gibi geliyor...
Teşekkürler #denizgöktaş 💙
@wwartortle Hayatım boyunca sağın yaptığı nitelikli hiçbir şey görmedim. Sanatta ve mizahta hep ucuz, fazla zeka gerektirmeyen çabuk algılanabilecek yüzeysel konular ve bağlamlar. Neden böyle olduğunu da siz kendiniz biraz düşünün isterim.
@haskologlu Kötü ve eksik aile içi eğitim, kötü ve eksik eğitim öğretim görmüş testosteron sürüleri. Keko işsiz güçsüz bir güruh nesil yarattılar, alınmaya çalışılan önlemler devede kulak kalır. Bunların mayası böyle, plaj kafe piknik bir şekilde hayatın içinde olacaklar.
@tahtaci_borsa Eğitim öğretimde mantık derslerini ihmal eden bir sistemin kuş beyinli mukayeseleri. Ulaşımla gıdayı, ulaşımla tarihsel bir süreci kıyaslayan konuyu bağlamından koparan süzülmüş bir zeka seviyesi.
@Bulvarpress Ülkenin en büyük damarlarından turizmi bu davar soytarıların cirit attığı bir sahneye çevirdiler. Aldığı hizmette kalite, güvenli bir çevre ve uygar bir dinlence arayan tüm turistleri Yunan adalarına kaçırdılar.
@siyahsancakx Yorumların hepsini okuyun böylesine cahil böylesine tahammülsüz, çamur atıcı, nifak besleyen boktan bir zümrenin akıl kırıntılarını bir daha bir arada bulamazsınız.
@haberebibak Şu uygar sempatik girişimi linç eden ortadoğı erkek zihniyetli gerzekler dinleyin: siz dünyadan gelmiş geçmiş beş para etmez testosteron çöplerisiniz. Siktirin gidin şimdi..
@bosunatiklama Yorumlara bakarsanız henüz hala arap çöllerinin kumlarında yuvarlanması gereken andaval sürülerinin eline verilen batı teknolojisinin insan ve primat ilişkisini nasıl yürüttüğünü görebilirsiniz.
@halillll2020@gazetecialev savunulan kişi değil, kişinin içinde bırakıldığı durum. üstelik şiddete karşı çıkanlar tarafından baskı ve şiddet yoluyla. karşı çıktıkları insana şiddet olgusunu bizzat kendileri uygulayan andaval bir ironi sergileyerek yarattıkları durum. savunduğumuz şey Ozan değil
@turkhafiza2 İstanbul'da doğup büyümüş bir Türk olarak yazıyorum. Bunun övülecek bir tarafı mı var galeyancı faşist bir cahil kültürün sesi. Salondaki sanatçıların sunucuların birinin bile çapı Kaya'nın zerresi etmezler.
@TKRgazete tam anlamıyla hasta bir toplumuz. hastalık kendini kollektif biçimde gösterdiğinde sanki kabul edilebilir toplumsal bir tepki gibi görünüyor olabilir ancak öyle değil. Şiddeti sözümona eleştirenlerin şiddet yanlısı olmaları da ayrıca sorgulanır
@yirmiucderece Radarın amacı sürücüyü cezaya düşürmek değil, hızını düşürmesini sağlamaktır. eğer ortada gerçekten “tuzak” diye tarif edilen bir yöntem varsa, mesele güvenlik değil; tahsilat ve yakalama psikolojisine kaymış demektir.