SANAYİSİZLEŞEN TÜRKİYE!
Türkiye sanayisi alarm veriyor.
2009 yılında imalat sanayinde çalışanların toplam ücretli çalışanlar içindeki payı %32,8’di. 2022’de %32,3 seviyesindeydi. Bugün ise %27,6’ya kadar gerilemiş durumda.
Yani yalnızca dört yılda 4,7 puanlık bir kayıp var.
Bu, kendiliğinden ortaya çıkmış bir tablo değildir.
Yanlış ekonomi politikalarının, yüksek finansman maliyetlerinin, ağır vergi yükünün, öngörülemezliğin ve üretmek isteyen insanımızı her geçen gün biraz daha zorlayan anlayışın sonucudur.
İktidar yıllardır bize “Türkiye büyüyor.” diyor.
Biz de soruyoruz:
Türkiye büyüyorsa fabrikalarımız neden küçülüyor?
Sanayinin istihdamdaki payı neden geriliyor?
Üreten insanımız neden yatırım yapmaktan korkuyor?
Mühendisimiz, teknisyenimiz, nitelikli iş gücümüz neden başka ülkelerde gelecek arıyor?
Üretimin yerine ithalatı, sanayicinin yerine rantı, yüksek katma değerli üretimin yerine düşük verimliliği koyarsanız varacağınız yer bellidir:
Sanayisizleşme.
Bir ülke fabrikalarını kaybederek güçlü olamaz.
Mühendisini, teknisyenini, ustasını kaybederek zenginleşemez.
Üretme kabiliyetini kaybederek bağımsız kalamaz.
Türkiye’nin ihtiyacı, milletimize rakamlarla başarı hikâyesi anlatan bir ekonomi yönetimi değildir.
Türkiye’nin ihtiyacı; fabrikaların bacasını yeniden tüttürecek, sanayicinin önünü göreceği güven ortamını kuracak, yüksek teknolojiyi, verimliliği ve yerli üretimi merkeze alacak yeni bir sanayi seferberliğidir.
Değerli öğrencilerim, kıymetli meslektaşlarım;
Yaşadığınız sorunları da bu sorunların çözüm yollarını da biliyoruz. Kurulduğumuz günden bu yana sesiniz, sözünüz ve hakkınızın takipçisi olmaya gayret ediyoruz.
Sabredin… Çözüm mümkündür. Biz, eğitim camiamızın hak ettiği adil ve güçlü geleceği hep birlikte inşa edeceğiz.
#EğitiminAnahtarı
Kurulduğumuz günden bu yana sesiniz, sözünüz ve hakkınızın takipçisi olmaya gayret ediyoruz.
Sabredin… Çözüm mümkündür. Biz, eğitim camiamızın hak ettiği adil ve güçlü geleceği hep birlikte inşa edeceğiz.
#EğitiminAnahtarı
Dün Şanlıurfa’da… Bugün Kahramanmaraş’ta…
Okullardan silah sesleri yükseliyorsa, çocuklarımız yaralanıyorsa, artık konuştuğumuz şey münferit hadiseler değil; memleketin evlatlarını tehdit eden büyük bir ihmaldir.
Okul, evladımızın emanet edildiği en güvenli yer olmak zorundadır.
Çocuklarımızın korkuyla değil umutla büyüdüğü, ailelerin evladını okula gönderirken endişe duymadığı bir Türkiye için herkes sorumludur, herkes vazifelidir.
Bu, artık görmezden gelinecek bir mesele değil; kırmızı alarmdır.
Yavuz başkan bizi Muhsin Başkan konusunda da hiç yanıltmadı. Üzerinden ucuz siyaset yapmadı. Beceremediğimiz işleri, utanç vesilesi olacak işleri kendine tramplen yapmadı. Partisini işaret etti, hatırasına saygısızlık etmedi. İnsani melekeleri ve kalitesi bu denli ++
🗣️İspanya Başbakanı Pedro Sánchez:
“İspanya, tarihin doğru tarafında durmaktadır.”
“Gazze’de yaşananlar bir soykırımdır.”
“Hanımefendiler, beyefendiler… Benimle birlikte söyleyin: Bu bir soykırımdır!”
İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin düzenlediği iftar programında, öğrenciler En’am Suresi’nin 162. ayetini hep bir ağızdan haykırdı:
“De ki: Benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm alemlerin rabbi olan Allah içindir.”
Elhamdülillah 🇹🇷
İnsanlığın kaderi; şahıslarını, milletlerin ve devletlerin üstünde gören, fütursuzluğu bir yönetim biçimi olarak benimseyen gözü dönmüş iki delinin ve bir avuç azgın azınlığın eline bırakılamaz.
Kazananı olmayan her savaş gibi, zararın bölgeyle sınırlı kalmayacağı ve tüm coğrafyalara sirayet edeceği, bu savaşın müsebbip ve müdahil aktörlerince iyi hesap edilmelidir.
21. Yüzyılı Ortaçağ’a çeviren, diplomasiyi yok eden, egemenlik ve insan haklarını hiçe sayan bu kendini bilmezliğe karşı durmak, aidiyetlerin ve kimliklerin ötesinde herkesin boynuna bir borçtur.
Uluslararası camia; bireyler, ülkeler ve kurumların tamamı nezdinde sorumluluklarının gereğini yerine getirmelidir. Güçlerinin asimetrisinde bir cesaret ve hakkaniyet kesbeden İspanya ve Hindistan, buna manidar iki zıt örnektir.
Türk Devleti, jeopolitiğinin ve tarihinin bilinciyle realiteyi doğru tahlil etmeli; önce milletimize, sonra Türk ve İslam alemine, nihayetinde insanlığa miğfer olacak duruş ve pratiği ortaya koymalıdır.
Öğretmen öldürülüyor bakan bey cenazesine katılmıyor!
Bir anne ve kızı öldürülüyor Aile Bakanı cenazesine katılmıyor!
Ama sorsan onlar hep mağdur bizler hep parmak sallayan!
Kul Hakkı ile yaşayın!
Bütün ömrüm boyunca biz iyi olalım, çocuklar iyi olsun, öğretmen iyi olsun, aileler iyi olsun, okullar iyi olsun diye uğraştım; ne yazık ki, ruhumuzun derinliklerinde kök salan, göstermeye çalıştıkça görmezden gelinen o devasa çürümenin altında kaldı bütün uğraşlarım, uğraşlarımız. Yine de durmadık. Biz öğretmenler hep yeniden başlarız, her yıl, her hafta, her ders yeniden başlarız. Buna alışkınız. Kolay kolay düşmeyiz, derdik. Bugün öyle olmadı. Fatmanur Öğretmenin haberini aldığımda onunla birlikte düştüm yere. Sadece ben değil, bütün öğretmenler, bütün meslektaşlarım hiçbir silginin toplumsal hafızamızdan silip atamayacağı bir yükle yüklendik, çöküp kaldık olduğumuz yere. Öğretmen kelimesi yeniden tefekkür edilmedikçe, öğrencinin tanımı yeniden yazılmadıkça, “öğretmeni say” cümlesi milyonlarca kez söylenmedikçe evlerde, okullarda, kalplerde, dudaklarda; kalkamayız ayağa. Çok üzgünüm. Bütün öğretmenler adına, bütün öğrenciler adına, bütün veliler adına çok üzgünüm.