Aynı arabayı 10 yıldan fazla kullanmak normaldir.
Telefonu bozulana ve kullanılamaz hale gelene kadar kullanmak normaldir.
Her gün işe yemek götürmek son derece normal bir şey.
Aynı kıyafetleri ve ayakkabıları tekrar tekrar giymek çok normal.
Maddi durumunuzun elvermediği şeylere hayır demek çok normal bir şey.
Normal ol.
Evlilik derdiyle gelir. Tam mutlu olacağını zannedersin ki imtihan olursun.
Severek isteyerek evlendiğin eşinle güzel günler geçirirken birden ayrılma eşiğine gelebilirsin.
Huzur kaynağın olmasını beklediğin eşin dünyayı sana dar edebilir.
Çocuk da öyledir. Sevinç verir ama büyüdükçe seni hayattan soğutabilir.
Annen baban, eşinin anne babası, iyiliğini isterken eşinle arana fitne tohumları ekebilir.
Seni sevdiğini söyleyen akrabaların aileni parçalamaktan geri durmayabilir.
Aslında eş, çocuk, anne baba, akraba, en güzel nimetlerdendir. Ancak her nimetin külfeti vardır ve her nimetle sınanırsın.
Dünya böyle bir yerdir; mutlulukların hıçkırıklarla boğazına düğümlendiği yer…
Sabredip Müslümanca bir hayatı yaşadığımız takdirde mahşer günü kazanacağımıza iman edersek evliliğin derdine de çocukların sıkıntısına da değecek Allah’ın izniyle.
Bizden sonra arkamızdan dua edecek hayırlı bir evlat bırakma uğruna bu dünyanın tüm kahrını çekmeye değer!
Nasip olmasa bile niyetimizle kazanırız Allah’ın izniyle!
Fitneler içinde boğulma tehlikesi yaşayabiliriz ama Allah’ın rahmeti hepimiz için mümkündür ve umudumuz o rahmettedir.
Şia ve sunniler neden birlik olamiyorlar?
Bu ayrılığın suçlusu kim?
Bu soruların cevaplarını net olarak ihata etmeniz için 2 şey söyleyeceğim:
1.
Sunniler(ehli sünnet olanlar) çocuklarina Ali, Fatma, Hasan, Hüseyin isimlerini koyarlar
Siz hiç çocuklarına Ebubekir, Ömer, Osman,Aişe, Hafsa ismi koyan şii gördünüz mu?
2.
Biz Şia'nın ğulat olanlari hariç tamamini kafir görmüyoruz
Ancak onlar Sünnileri imamete inanmadiklari için mümin görmez ve ebedi cehenneme gireceklerine inanirlar.
Sizi cehennem ehli olarak gören bir zihniyetle nasil birlik kurabilirsiniz?
Bizde birlik beraberlikten yanayiz ancak sia tarihi boyunca hep muslumanlari arkasından hancerlemistir
Yakin tarihtede irakta, Afganistanda, suriyede, yemende, lubnanda, karabagda yaptiklari ortada...
Rabbim kalbimizi dini üzere sabit kilsin
Ummeti muhammede birlik beraberlik nasip eylesin
Amin
.
#Iran #sia #şii #rafizi #hamaney #tahran #TelAviv
Hamaney bu videoya müsebbib bir köpektir. Şehit filan da değildir.
Yatak odalarına kadar giren İsrail’e cevap vermek zorunda kalmaları bir fazilet de değildir.
Irak’ı da Afganistan’ı da İsrail-Abd ekseni ile beraber işgal ettiler. Yerler boşaltıldıkça İran doldurdu.
Zira müslüman düşmanlıkları yönünden kullanışlılar. Şimdi anlaşamadılar ve kavga ediyorlar.
Allah İran’ın İsrail’e attığını isabet ettirsin. Ancak bu İran’ın gerçekliğini değiştirmez.
İndimizde müslüman düşmanıdır, müslüman düşmanları tarafından desteklenir.
Bugün de öyledir zaten. Sol liberaller boşuna sünni avına dökülmüyor.
- 28-29 yaşına kadar evlenin
- Her gün Allah'a dua edin.
- Görünümden ziyade doğaya öncelik verin.
- 30 yaşına gelmeden çocuk sahibi olun,
- 35 yaşına kadar 2 çocuk
- Çocukları en iyi okula değil, iyi bir okula gönderin.
- Hayatınızı gizli tutun
- Anne ve babanıza, kayınpederinize ve kayınvalidenize saygı gösterin.
- Boşanmak yerine uzlaşmayı öğrenin.
- Telefonu çocuklardan uzak tutun.
- Eğer maddi gücünüz yetmiyorsa lüks eşya satın almayın.
- Sakın bu modern saçmalıklara kanmayın!
Mutlu kalın ve tıpkı anne babanız gibi birlikte yaşlanın...
Eğer İran İsrail'de bir ilkokula füze atıp 150 çocuğu öldürseydi dünya ayağa kalkmıştı ama ölen Müslüman çocuklar olunca kimseden ses çıkmıyor. Sahtekar batı sahtekar dünya Allah’ın laneti üzerine olsun senin!
Batuhan Çolak: “Hamaney’i öldürebilmek için kızını, damadını ve torununu da havaya uçurmuşlar.
Stratejik hedef denilerek okula attıkları bombayla 85 kız çocuğunu öldürdüler.
Ama dünyaya, Hollywood sinemasında bir çocuğun hayatını kurtarmak için kahramanlık destanı yazan Amerikan askerini pazarlarlar.
Öyle karanlık, acımasız bir hezeyanla saldırılıyor ki İran’daki rejimin antidemokratik uygulamalarını, insanlara yaptıklarını, Güney Azerbaycan Türklerinin durumunu konuşmak bile güçleşiyor.
Dünya borsalarının kapanmasıyla birlikte operasyonun başlaması da çok manidar.
Bu operasyonu yapan ülkeler, altının fırlayacağını bilerek yüklü alımlar yapıyor; dünya zenginliğini ve emeğini yine kendi ekonomilerine kaydırıyor.”
Hintli bir milyardere bir radyo sunucusu telefon görüşmesinde şu soruyu sormuş:
“Efendim, hayatta en mutlu olduğunuz anı ne olarak hatırlıyorsunuz?”
Milyarder şöyle cevap vermiş:
“Hayatta mutluluğun dört aşamasından geçtim ve sonunda gerçek mutluluğun anlamını anladım.
İlk aşama zenginlik ve kaynak biriktirmekti. Büyük bir servet edindim. Fakat bu aşamada aradığım mutluluğu bulamadım.
İkinci aşama değerli eşyalar toplamaktı. Lüks ve pahalı şeylere sahip oldum. Ancak onların parıltısının kısa sürdüğünü, verdiği hazzın geçici olduğunu fark ettim.
Üçüncü aşama büyük projelere sahip olmaktı. Hindistan ve Afrika’daki dizel yataklarının %95’ine sahiptim. Ayrıca Hindistan ve Asya’daki en büyük çelik fabrikasının sahibiydim. Güç, büyüklük ve başarı vardı; ama yine de hayal ettiğim mutluluğa ulaşamadım.
Dördüncü aşama ise hayatımı değiştirdi. Bir arkadaşım benden bazı engelli çocuklar için tekerlekli sandalye almamı istedi. Yaklaşık 200 çocuk için… Onun tavsiyesiyle hemen sandalyeleri aldım. Fakat arkadaşım, onları çocuklara bizzat benim vermem konusunda ısrar etti. Ben de kabul ettim.
Oraya gittiğimde tekerlekli sandalyeleri kendi ellerimle çocuklara verdim. Yüzlerindeki mutluluğun parıltısını gördüm. Hepsi sandalyelerinde dolaşıyor, gülüyor, eğleniyordu. Sanki büyük bir ödül kazanmış ve bunu birlikte kutluyorlardı. O an, içimde gerçek mutluluğu hissettim.
Tam ayrılmaya hazırlanırken çocuklardan biri bacağıma sarıldı. Nazikçe kurtulmaya çalıştım ama yüzüme bakarak daha sıkı tuttu. Eğilip sordum: ‘Başka bir şeye ihtiyacın var mı?’
Çocuğun verdiği cevap beni yalnızca şaşırtmadı, hayata bakışımı tamamen değiştirdi.
‘Yüzünü hatırlamak istiyorum ki cennette buluştuğumuzda seni tanıyıp bir kez daha teşekkür edebileyim.’”
Milyarder sözlerini şöyle tamamlamış:
“İşte o an anladım ki gerçek mutluluk sahip olmakta değil, dokunabilmekte; biriktirmekte değil, paylaşmakta; güçlü görünmekte değil, bir kalbe umut olabilmektedir.”
Zekeriya EFİLOĞLU
Eğitimci-Yazar