Esenyurt’ta çözüm, bir kayyımı başka bir kayyımla değiştirmek değil, halkın iradesini yeniden hâkim kılmaktır.
Kayyım yönetimi döneminde ortaya çıkan yolsuzluk iddialarının ardından kayyımın görevden alınarak yerine yeni bir kayyım atanması, Esenyurt’un temel sorununu çözmüyor. Aksine, asıl meselenin üzerini örtüyor.
Esenyurt’un ihtiyacı yeni bir kayyım değil, seçilmiş belediye başkanının görevine iade edilmesidir.
Sandıkta tecelli eden milli iradenin gereğini yerine getirmek, demokrasinin ve hukuk devletinin vazgeçilmez şartıdır. Esenyurt halkının oylarıyla seçilmiş belediye başkanı olarak görevime dönmem, yalnızca benim değil, iradesi yok sayılan Esenyurt halkının da beklentisidir.
Üstelik, görevden alınan kayyım Can Aksoy’un yönetimi dönemine ilişkin yolsuzluk soruşturması kamuoyunda tartışılırken, kendisinin hesap vermeden görevden alınması ve yerine başka bir kayyım atanması, sorumluluk meselesini ortadan kaldırmaz. Hesap vermeden görevden alınması bir yaptırım değil, kamuoyunun gözünde ödüllendirme anlamına gelir.
İddialar şeffaf biçimde araştırılmalı, tüm sorumlular hukuk önünde hesap vermelidir.
Bir kayyımın yerine başka bir kayyım atamak, Esenyurt’un kaybettiği zamanı geri getirmez; demokrasi açığını kapatmaz, halkın iradesini de temsil etmez. Bu anlayış, Esenyurt’un daha fazla zaman ve hizmet kaybetmesinden başka bir sonuç doğurmaz.
Çözüm açıktır: Esenyurt halkının demokratik iradesine saygı gösterilmeli, seçilmiş belediye başkanı olarak görevime iade edilmem sağlanmalıdır.
Esenyurt halkı, kendi seçtiği başkanını görevinin başında görmek istiyor.
Demokrasi, sandıkta ortaya çıkan iradeye yalnızca seçim günü değil, her koşulda sahip çıkmayı gerektirir.
Bizim talebimiz ayrıcalık değil, demokrasinin gereğinin yerine getirilmesidir.
Esenyurt’un iradesi kayyımlarla değil, halkın seçtiği yönetimle tecelli etmelidir.
Prof. Dr. Ahmet ÖZER
Esenyurt’un Seçilmiş Belediye Başkanı
Çiftlik Bank davasında 45 Bin yıl ceza alan Mehmet Aydın’ı hatırladınız mı?
Bu tosuncuğun çarptığı para 1 Milyar Liraydı ve bedelini 45 Bin yıl ceza alarak ödüyor.
Şimdi bir de fon vurgununu düşünün. Sadece Fatma Betül’ün çarptığı para bile 2 Milyar Lira. Fatma da WhatsApp gruplarından falan çıkarıldı işte 😁
Dilek Doğan’ı katleden polis Yüksel Moğultay, mahkemede “Ben değil, Dilek’in abisi tetiğe bastı.” diyerek suçu aileye atmaya çalıştı.
Emniyetin gizlemeye çalıştığı, “silindiği” söylenen olay yeri kayıtları ortaya çıktığında ise Dilek’in hedef gözetilerek vurulduğu belgelendi.
Dilek Doğan’ı vuran polis Yüksel Moğultay 6 yıl ceza almasına rağmen bir gün bile hapis yatmadı, görevine devam etti.
Bir asır önce saraydan bir imza alanlar, Anadolu’yu da aldıklarını sandılar.
Yanıldılar.
Şimdi de bir bed-maye’den tehditle imza alınca koca İzmir’i alacaklarını sanıyorlar.
Yanılıyorlar.
İzmir’e “gavur” diyenlerin, İzmir marşına merakı manidar.
Rehni alan, mülke sahip olmaz.
Mülk benim oldu sanan varsa işte meydan.
Mert olan sandığı koyar, İzmirlilerin huzuruna çıkar.
Bakanı aday çıkardın olmadı, Başbakanı aday çıkardın olmadı.
İzmir’i sandıkta hiç kazanamadın, hiç kazanamayacaksın.
KapKaç ile olmaz bu işler.
Milletten ödü kopanın zaten süresi geriye işler.
Hadi Erdoğan, yarın o namerd ile kamera karşısına geçmeni ve tarihe yeni bir utanç fotoğrafı bırakmanı bekliyorum.
Kaçan kaçsın, giden gitsin.
Ben milletin gözüne bakıyorum.
Herkes kendine yakışanı yapıyor.
Millet bu olan biteni tarihin kara kaplı defterine yazıyor.
2 gün oldu.
2 gündür polis tarafından çekilen ve o polisin bağlı olduğu İçişleri Bakanlığının bile rahatsız olarak “bizimle ilgisi yok” açıklaması yaptığı, bir kadının özel hayatını ve soruşturmanın gizliliğini ihlal mahiyetindeki o görüntülerin kim tarafından SUÇ İŞLEYEREK yayıldığına dair ne bir açıklama ne bir soruşturma haberi var.
KİM YAYDI KARDEŞİM BU GÖRÜNTÜLERİ?
KİM BU SUÇUN FAİLİ?
Kılını kıpırdatan, çıtını çıkaran yok!
En küçük bir hukuki güvenliğimiz olmayan bir rejimde kuyruğu birbirine bağlı tilkilerden tavukların katilini bulmasını bekleyecek değiliz ama unutacak da değiliz.
2 Ekim gecesi, gece yarısı, Çorlu Karatepe Kuyu Tipi Cezaevi’nden yüzlerce kilometre uzaktaki Kandıra 1 No’lu F Tipi Cezaevi’ne sevk edildim. Bana makul, hukuki ve somut tek bir gerekçe dahi sunulmadı. Bunun yerine yapılanın “rutin bir uygulama” olduğu söylendi.
İnsanları gece yarısı uykularından uyandırıp dakikalar içinde eşyalarını toplatarak yüzlerce kilometre uzağa götürmek ne zamandan beri rutin?
Haftanın dört günü aralıksız devam eden duruşmaların tam ortasında, savunma hakkını fiilen kullanılamaz hale getirecek şekilde başka bir şehre sevk edilmek ne zamandan beri rutin?
Adını doğru koyalım: Bu, rutin bir uygulama değil. Bu eziyettir, zulümdür.
Sevk edilmeseydim, ayda yalnızca bir kez açık görüşte kavuşabildiğim kızımı görecektim. Sevkin özellikle gece yarısı, apar topar yapılmasının amacı bu muydu? Kızımı görmemi engellemek, canımı acıtmak mı istediniz?
Merakınızı gidereyim: Vurduğunuz yer acıdı.
Yargılarken de, kapattığınız cezaevlerinde de adaletin değil, eziyetin ve zulmün peşinden gidiyorsunuz.
Av. Mehmet Pehlivan
Kandıra 1 No’lu F Tipi Cezaevi
Gözaltı için sabah karşı gelen polislere kapıyı (doğal olarak) gecelikle açan bir kadının görüntülerini yayımlamak düpedüz sapkınlıktır.
Her Allahın günü “başörtüsü mağduriyeti” anlatan AKP’liler nerede? Kadın olmak, mahremiyet, insanlık onuru gibi değerler yalnızca size mi çalışıyor? Bu sapıklığa tepki gösterecek bir tane şerefli insan yok mu aranızda!
11 Yaşındaki Otizimli Esra Yücel. 3 Kişi Tarafından Kaçırıldı Sabaha kadar T*cavüze Uğradı, Dövüldü En Son Kanlar İçinde Kalınca "Öldü" Zannedip Bir Kenara Atmişlar, Arıcılar Esrayı Buldu. Deliller Toplandı Ve Dava Açıldı 3 Sanığın Avukatı Hakkari AKP İl Başkanıydı+
Kamuoyunun Dikkatine,
Milletvekilliği görevim süresince;
AKP’nin yaptığı yolsuzluk, usulsüzlük ve kamu zararları üzerine kamuoyunu aydınlatmaya çalışıyorum.
Bu nedenle AKP’nin ve türlü güç odaklarının hedefinde ve tehdidi altında olduğumun farkındayım.
Fon vurgunu konusunda yaptığım açıklamalar ve üzerinde çalıştığım dosyalar nedeniyle AKP’nin saldıracağını biliyordum.
Ama bunu eşim üzerinden yapacak kadar alçalacaklarını tahmin etmiyordum.
Konu, bana dokunamadıklarından ailem üzerinden beni tehdit etmelerinden ibarettir.
Hem geçmişte hem de bugün, geniş bir kadroyla çalışmalarımı sürdürüyorum. Bunların arasında danışmanlarım, çeşitli alanlardaki uzmanlar, hukukçular ve siyasetçiler vardır.
Ortaya atılan asılsız iddianın amacı, fon vurgunu meselesinin konuşulmasını engellemektir.
Bana buradan, hem de eşim üzerinden saldırmak bir itibar suikastı ve susturma girişimidir.
Bu operasyonu yapanlar açıkça şunu diyorlar: “Sen ve partin, bu fon vurgunu meselesini daha fazla kurcalamayın!”
Benim üzerimden tüm milletvekillerine ve ailelerine verilmek istenen bu aşağılık mesajı reddediyorum.
Bu tehdide, bu alçaklığa pabuç bırakacak değilim. AKP’nin yolsuzluk, usulsüzlük ve kamu zararlarının üzerine gitmeye kararlılıkla devam edeceğim.
Ey Erdoğan;
Hiç lafı eveleyip geveleme…
YAKALANDINIZ!
Benim savunduğum arkadaşlarımı didik didik ettiniz üzerlerinden 2 lira çıkmadı.
Ama senin yanındaki bakanın, genel başkan yardımcın milleti 2 milyar lira dolandırdı.
Bu dönen dolaplardan haberin var mıydı?
Haberin varsa sen bu tezgahın başındasın demektir.
Haberin yoksa devlet yönetme kabiliyetini kaybetmişsin demektir.
Haberin varsa istifa edeceksin, haberin yoksa sandığı getirip emaneti ehline teslim edeceksin.
İddialar doğruysa; bu skandal çok farklı. Bu kez; AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya hazineden, halkın emeği ile var ettiği kaynaklardan çalmadı. İhalelerden götürmedi. Artık yeni bir aşamaya geçildi. Dolandırıcılıkla doğrudan insanların parasını aldı. Düşünün: İktidar partisinin genel başkan yardımcısı insanları milyarlarca lira dolandırdı. Ve saatlerdir AKP’den de Fatma Betül Sayan Kaya’dan da açıklama bile yapılmıyor. Parasını çaldığı insanlarla ilgili arandığı zaman ‘Müsait değilim’ diyebiliyor. Bu ülke bu kadar çürüdü işte.