YENİ YAYIN:
https://t.co/fYKX2CcRTc
Elinizdeki bu çoksesli antoloji öncelikle, ülkenin yalnızlığının yanında bir kedi gibi kıvrılıp uzanan destansı Türkçe edebiyata bir saygı duruşudur. Her biri birer ruh sağlığı uzmanı olan yazarlar, çağa, insana, edebiyata en yakın kuramlardan biri olan Psikanalitik Kendilik Psikolojisi çerçevesinde Türkiye tarihine soluk olan Türkçe romanları değerlendirmiştir. Kitaptaki her yazıda kurama dair bu duyarlılık, bağlılık ve vefa vardır.
Ülkenin tarihi, fırtınaların, savruluşun ve sancıların da tarihidir. Toplumsallığa ve öznelliğe dair olanı kucaklayan edebiyat, bizler için basit bir yüceltmeden öte “trajik insan”lığa yönelik bir kapsayıcılıktır. Bu kitapta yer alan eserlerden okuduklarınız veya okumadıklarınız olabilir. Amacımız ele aldığımız eserlere olan yaklaşımımızı tanıdık kılmak ve okurla ortak bir dil yaratmaktır. Sunuşumuz, çağın tanıklığını yapan bir edebiyatı, tanıklığı güçlendiren bir kuramın aynasından okumak isteyenler için bir kendilik yolculuğu davetidir.
İÇİNDEKİLER
Editörlerden Önsöz
Kavramlar Sözlüğü
Ruh İzi
Neslihan Rugancı
Yaban (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
Mustafa Çevrim
Kendine Tapan Kadın (Suat Derviş)
Burçin Cihan
Hakkari’de Bir Mevsim (Ferit Edgü)
Banu Bülbül
Sevgili Arsız Ölüm (Latife Tekin)
Sibel Mercan
Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm (Zülfü Livaneli)
Melis Caner
Peygamberin Son 5 Günü (Tahsin Yücel)
Şaziye Kazezoğlu Çevik
Masumiyet Müzesi (Orhan Pamuk)
Başak Şahin Acar
Masumiyet Müzesi Tartışma
Nesli Zağlı
Sevgilinin Geciken Ölümü (Murat Gülsoy)
Gökçen Bulut
Kırlangıç Çığlığı (Ahmet Ümit)
Özlem Bolat
Taş ve Gölge (Burhan Sönmez)
Nesli Zağlı
Editörlerden Sonsöz
https://t.co/fYKX2CcRTc
https://t.co/Sis93t17GS
Sigmund Freud’un 1900 yılı öncesinde gerçekleştirdiği çalışmalarının neredeyse tümüne Berlinli kulak burun boğaz doktoru arkadaşı Wilhelm Fliess ile yazışmaları eşlik eder. Ne var ki Bilimsel Psikoloji Taslağı bu çalışmaların en önemlilerinden birisi olsa da Freud’un yaşamı boyunca yayınlanmadan kalır; Fliess, Freud’un psikolojik varsayımlarını nörolojik temellere oturtma yönündeki bu önemli girişiminin yegâne şahidi olur. İkili 1895 yılı boyunca bu girişim hakkında yazışmayı sürdürürler.
Bu kitapta Freud’un savunma süreçlerini açıklamak maksadıyla giriştiği ve nihayete erdiğinde onu nitelik, uyku ve bellek gibi temel kavramlar etrafında pek çok psikolojik problemi çalışmaya sevk eden Bilimsel Psikoloji Taslağı’na, onunla aynı dönemde yazılmış seçme yazılar eşlik ediyor. Böylelikle kitap, Freud’un erken çalışmalarıyla ilgilenen ve psikanalizin içine doğduğu koşulları idrak etmeye çalışan tüm ilgililer için bir başucu kaynağı niteliği taşıyor.
“Bu metin bir müsvedde, Freud yaşarken yayınlanmamış, sonradan bulundu. Eylül 1895’te, yani Rüyaların Yorumu’ndan önce, Freud’un otoanaliz değil de analiz yaptığı, henüz o büyük keşfine giden yol üzerindeyken yazılmış. Metinden Freud’un ruhsal aygıtı kafasında nasıl canlandırdığını öğreniyoruz.”
–Jacques Lacan, II. Seminer
YENİ KİTAP: Bedenin Tiyatroları https://t.co/rWGhc43pLn…
Yazar: Joyce McDougall
Çevirmen: Anjelika Şimşek (@AnjelikaHSimsek)
Editör: Tuğba Öztürk Genç (@julyaincipera)
Duygusal çatışmalar neden bazen fiziksel semptomlarla kendini gösterir? Söylenemeyen, bilinçdışında saklı kalan acılar nasıl olur da beden aracılığıyla dile gelir? McDougall, Bedenin Tiyatroları’nda zihin ile beden arasındaki derin bağları inceliyor ve psikosomatik hastalıkları psikanalitik bir bakış açısıyla ele alıyor. Kelimeler yetersiz kaldığında bedenin bir sahneye dönüşmesi, fiziksel semptomların bilinçdışı senaryoları açığa çıkarması çarpıcı vaka örnekleriyle anlatılıyor. Yazar, Freud’un ‘içselleştirilmiş çatışmaların semptomlara dönüşebileceği’ fikrini temel alırken kendi klinik gözlemlerini ve çağdaş kuramsal yaklaşımları da bu çerçeveye dahil ediyor. Bedenin Tiyatroları, psikosomatik hastalıkların gizemini anlamak ve bedenin sessiz dilini çözmek isteyen terapistler ile insan ruhunun derinliklerine ilgi duyan herkes için vazgeçilmez bir kaynak. “Bağımlılık, rahatsız edici çatışmaların varlığını geçici olarak bulanıklaştırarak başa çıkmaya çalışan ‘psikosomatik’ bir girişimdir. Bu yöntemin zihinsel acıyla kalıcı bir şekilde başa çıkmada etkisiz olması bağımlılık davranışlarının tekrarlayıcı doğasını açıklar.”
“Erkek ve kadın kadından doğar: bizler, herkesten önce annelerimizin çocuklarıyız(dır). Yine de bütün arzularımız bu gerçeği inkâr etmek üzere tasarlanmış görünmektedir, öyle ki çatışmalarla doludur…”
https://t.co/ErnhSOibjM
YENİ YAYIN:
https://t.co/fYKX2CcRTc
Elinizdeki bu çoksesli antoloji öncelikle, ülkenin yalnızlığının yanında bir kedi gibi kıvrılıp uzanan destansı Türkçe edebiyata bir saygı duruşudur. Her biri birer ruh sağlığı uzmanı olan yazarlar, çağa, insana, edebiyata en yakın kuramlardan biri olan Psikanalitik Kendilik Psikolojisi çerçevesinde Türkiye tarihine soluk olan Türkçe romanları değerlendirmiştir. Kitaptaki her yazıda kurama dair bu duyarlılık, bağlılık ve vefa vardır.
Ülkenin tarihi, fırtınaların, savruluşun ve sancıların da tarihidir. Toplumsallığa ve öznelliğe dair olanı kucaklayan edebiyat, bizler için basit bir yüceltmeden öte “trajik insan”lığa yönelik bir kapsayıcılıktır. Bu kitapta yer alan eserlerden okuduklarınız veya okumadıklarınız olabilir. Amacımız ele aldığımız eserlere olan yaklaşımımızı tanıdık kılmak ve okurla ortak bir dil yaratmaktır. Sunuşumuz, çağın tanıklığını yapan bir edebiyatı, tanıklığı güçlendiren bir kuramın aynasından okumak isteyenler için bir kendilik yolculuğu davetidir.
İÇİNDEKİLER
Editörlerden Önsöz
Kavramlar Sözlüğü
Ruh İzi
Neslihan Rugancı
Yaban (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
Mustafa Çevrim
Kendine Tapan Kadın (Suat Derviş)
Burçin Cihan
Hakkari’de Bir Mevsim (Ferit Edgü)
Banu Bülbül
Sevgili Arsız Ölüm (Latife Tekin)
Sibel Mercan
Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm (Zülfü Livaneli)
Melis Caner
Peygamberin Son 5 Günü (Tahsin Yücel)
Şaziye Kazezoğlu Çevik
Masumiyet Müzesi (Orhan Pamuk)
Başak Şahin Acar
Masumiyet Müzesi Tartışma
Nesli Zağlı
Sevgilinin Geciken Ölümü (Murat Gülsoy)
Gökçen Bulut
Kırlangıç Çığlığı (Ahmet Ümit)
Özlem Bolat
Taş ve Gölge (Burhan Sönmez)
Nesli Zağlı
Editörlerden Sonsöz
https://t.co/fYKX2CcRTc
"Uyku sorunları her dönem ayrı zorluklar getirir. Bir bebeğin ihtiyaçlarını algılamaya açık olmak, onların korkularına karşı duyarlılık göstermek ve doğallıkla rahatlatmak için aşamalı bir şekilde sınırlar koymakla bu geçiş sağlanabilir."
https://t.co/I6FNKT23xZ
-Psikanaliz, özünde sevgi yoluyla bir tedavidir.
(Freud, Jung'a mektubundan)
https://t.co/Sj8xqGdgpc
"Freud’un en büyük ümidi, psikanalitik bilgi yayıldıkça bu vasıtayla elde edilen bilgilerin çocuk yetiştirme biçimlerini dönüştürmesi olmuştur. Freud bunu “analizin belki de en önemli faaliyeti” addetmiştir; çünkü bu sayede çok sayıda insanın (yani sadece analizden geçen azınlığın değil) gereksiz bastırmalardan, gerçekçi olmayan kaygılardan ve yıkıcı nefretten kurtulabileceğini ummuştur. Ona göre, psikanaliz, pençesine düştüğümüz iç çatışma sayısını ciddi oranda azaltabilirse, daha rasyonel davranmamıza da yardımcı olabilir; kısacası bizi daha insan kılabilirdi. “Psikanaliz bir tıp branşı değil,” demiştir Freud, “Laik Psikanaliz Meselesi”ndeki sonnotta (1927)." (s. 25)
YENİ KİTAP:📚
https://t.co/q580nE4SkJ
Kendim olduğumu söylüyorum,
ama kim olduğum her defasında başka bir cümleye bağlı.”
- Jorge Luis Borges
Çocuk Psikanalizi Yıllıkları, ülkemizde çocuklarla çalışan ruh sağlığı uzmanlarının çocuklarla psikanalitik çalışma alanında bilgi ve tecrübe aktarımına katkıda bulunmak, çocuk psikanalizinin gelişimini desteklemek, tartışmaları zenginleştirmek ve yeni düşünce alanları açmak amacıyla tasarlanmıştır.
Yıllıkların bu yedinci sayısı, çocuk cinselliğinden ergenlikte beden, kimlik ve cinsel kimlik inşasına uzanan, kesin tanımlar kurmak yerine öznenin tekilliğine kulak veren, klinik deneyimlerle kuramsal düşüncenin kesiştiği bir yerden cinsiyet hoşnutsuzluğu, transseksüellik ve transgender’lık kavramları için bir tartışma zemini sunmaktadır.
Psikanalitik kurama göre “yeni cinsellikler” olarak adlandırılan deneyimleri yalnızca toplumsal dönüşümlerle açıklamak yeterli değildir; bu deneyimler öznenin arzusunun, eksiklik deneyiminin ve öteki ile kurduğu ilişkinin ifadesidir. Cinsiyet, sabit bir kimlikten ziyade bedensel duyumlar ve bilinçdışı düşlemlerle sürekli yeniden kurulan bir konumlanış olarak düşünülmektedir.
Anatomi kader midir?
İçindekiler:
M. Levent Kayalp - Önsöz
Fatma Çölkesen - Çocuk cinselliği: Çocuk ve Cinsellik
M. Levent Kayaalp - Ergenlik, Beden ve Kimlik İnşası
Esra Altınbilek - Robert Stoller'ın Perspektifinden 21. Yüzyılın Çocuk ve Ergenlerinin Cinsiyet ve Cinsellik Meselelerine Bakış
Gözde Akkın Gürbüz - Ben Kimim ya da Ben Ne Değilim?
Ayşe Sena Sarı - Ergenlik Dönüşümü Sürecinde Cinsiyet Disforisi
Alessandra Lema - Geçmişsiz Şimdi: Bir Transseksüellik Vakasında Zamansal Bütünleşmenin Kesintiye Uğraması (Çev. Sinem Deniz)
Jean-Baptiste Marchand & Elise Pelladeau & François Pommier - Transseksüellik ve Transgender'lık: Cinsiyet ile Toplumsal Cinsiyetin Analiz Edilmesi ve Cinsiyetlendirilmiş Bedenin Kavramsallaştırılması (Çev. Itır Camcıoğlu)
Cemre Yaşöz - Cinsiyetin Performatifliği
https://t.co/q580nE4SkJ
Zihnin Tiyatroları
https://t.co/KaCvg5QnAI
Yazar: Joyce McDougall
Çevirmen: Anjelika Şimşek (@AnjelikaHSimsek)
Editör: Tuğba Öztürk Genç (@julyaincipera)
Yeni Zelanda doğumlu Fransız psikanalist McDougall, Zihnin Tiyatroları'nda insanların geçmişte yaşadığı acılara karşılık kendi içsel sahnelerinde düşlemler yarattığını iddia etmektedir. Bu bağlamda sapkın cinsel eylemler de bir rüya, alternatif gerçekliğin halisünatif bir yaratımı olarak işlev görür ve acı veren içsel çatışmalardan kurtulmanın çözümü gibi devreye girer.
https://t.co/vozRRLWxhm
"Ruh sağlığı uzmanları olarak, spor veya macera olsun diye insanların çocukluklarına “inmiyoruz”. Bana kalsa ben zaten çocukluğa inmek değil, çocukluğa çıkmak derim çünkü çocukluk muteber bir mertebedir. Yüz yıla yakındır psikolojik bilimlerde, bireylerin gelişimsel öykülerinin yetişkin olarak ruh sağlığı üzerindeki etkileri araştırılıp açıklanıyor. Hele son yıllarda erken çocukluk çağı travmalarının gelişimsel etkisi yoğun ve kapsamlı olarak inceleniyor (nörobiyolojik yönleri ağırlıklı olarak). Peki bu çocukluk çağı travmaları nereden geliyor? Karşı komşunun zorba oğlundan mı, sert gaddar ilkokul öğretmeninden mi, tacizci esnaftan mı? Evet evet Türkiye’de aile hayatı ahlakın garantisi ve istismarcılar hep aile dışından, kabul. Bunu kabul ettiğimiz ve aksini tamamıyla reddettiğimiz an bunca aile içi şiddeti, istismarı, hatta ensesti yaşayan tüm o kurbanları nasıl kapsayıp kollayabiliriz ki?" (s. 38)
https://t.co/vozRRLWxhm
Kendilik Antolojisi'nde incelenen 10 romandan biri olan Masumiyet Müzesi bölümünden: 👇
"Temel yaşam olayları yaşam senaryosunun genel seyrini kırılmaya uğrattığında kendilik; ya belleğe dair unsurları görmezden gelecek, ya senaryonun bu kısmını tamamen koparıp atacak, ya da onu bir film şeridini onarır gibi mevcut bellek oluşumuna ekleyecektir. Kemal’in bu anlatılan hikâyede yaptığı bir onarımdır; yıkımın bedeli taşıyabileceğinden daha ağırdır. Yaşam aslında psikanalitik kendilik psikolojisinde de hep vurgulandığı gibi kırılmalardan ve onarılmalardan ibarettir. Kemal kurduğu müze ile kendiliğine yama yapmaya çalışmış, kopan film şeridini bantlamak yerine koptuğu yerden sergilemeyi seçmiştir. Son olarak Masumiyet Müzesinin kendisi de tanıdıklıkların, yabancılıkların, düşlerin, arzuların, özlemlerin ve heveslerin kapsandığı bir kendiliknesnesidir diyebiliriz." (s. 123-124)
https://t.co/zUGi9Aoic9
YENİ YAYIN: 📚🔖📕
https://t.co/9KQC7RR7TB
Bu bibliyograyfa Sigmund Freud ve psikanaliz üzerine çalışacak araştırmacılar için hazırlanmıştır. Çalışmanın temel amacı, Freud metinlerinin uluslararası yayın geleneği ile Türkçedeki yayın durumu arasında mümkün olduğunca açık bir ilişki kurmak ve araştırmacının bu metinler arasında yönünü bulmasını kolaylaştırmaktır. Bu bibliyografya Freud metinlerinin bir listesini sunmakla kalmaz; aynı zamanda bu metinlerin Almanca ve İngilizce dillerindeki dolaşımını da görünür kılar. Böylece Freud’un çalışmalarının hangi alanlarda yoğunlaştığı, hangi metinlerin farklı seçkilerde öne çıkarıldığı ya da hangi metinlerin zaman içinde görece geri planda kaldığı izlenebilmektedir. Bibliyografya aracılığıyla Freud’un hangi tür çalışmalarının Türkçede daha yoğun biçimde yayımlandığı, hangilerinin sınırlı ölçüde çevrildiği ya da tamamen göz ardı edildiği de görülebilmektedir. Aynı zamanda bazı metinlerin uluslararası İngilizce seçkilerde dahi sınırlı biçimde temsil edildiği ya da dışarıda bırakıldığı fark edilebilmektedir. Bu yönüyle çalışma Freud metinlerinin farklı dillerde ve yayın geleneklerinde nasıl dolaşıma girdiğini gösteren karşılaştırmalı bir okuma çerçevesi sunmaktadır.
Dr. Serap Şimşek Padar
---------------------------------------------------------Psikanalizin geçmişini ve geleceğini bilgi birikimimizle karıştırma gafletinden sakınmamız icap eder. Zira Freud’un açıkça göstermiş olduğu üzere, psikanalizin geleceği ancak ve ancak analizanlardır. Bir analizan, her bir yeni görüşmede, ağzını her açışında, psikanalizin geleceğinden izleri ona yöneltilmiş kulaklara saçmaktadır. Bu sebeple, bir analizanın gelecekten getirdiği haberlerin aksine, bilimsel bir söylem çerçevesinde karikatürize edilmiş bir Freud’un mimarlarının psikanalizin geleceğini ipotek altına almasına müsaade edilmemelidir. Psikanaliz karındaşlık değil yarındaşlıktır. Geleceğe açıklıktır. Bu bibliyografya, Freud’un eserinin Türkçedeki geçmişine dair bir fikir sunabilir. Fakat imkânları bununla sınırlı olmak zorunda değildir. Psikanalizin geleceğine açılacak her türlü çalışmaya karından değil yarından bağlıdır bu bibliyografya; bir yarın adımıdır. Yarın değildir fakat yarına açıktır. Bu açıklığın ikamesi, dolayısıyla, özcü, âtıl ve nostaljik bir karındaşlık olamaz. Dolayısıyla bu çalışma, geçmiş ile gelecek arasında salınacaktır. İbrahim Şahin Ateş (Ed.)
https://t.co/YxYkeZglaJ
Kendilik Antolojisi 1: Türkçe Edebiyatta Kendiliği Okumak kitabında Ferit Edgü'nün Hakkari'de Bir Mevsim romanı üzerine: 👇
“Her ırmak denize ulaşmaz” cümlesi, romanın en yoğunlaştırılmış anlatısıdır belki de... “O”, denize dönüp dönmeyeceğini bilmez; hatta dönmeyebileceğini de kabul eder. Burada önemli olan, bir yere varmak değil; bir yerden ayrılabilmektir. Halit’in “usta bir kaptanın elinde”sözü, “O”ya sunulan son aynadır.
Romanın kapanışındaki “Yolun açık olsun” cümlesi, bir temenni değil, bir tanım gibidir. Yol gerçekten açılmıştır ama nereye çıktığı bilinmez. “Dağlardan sonra, ırmaklar…” diye biter roman… Noktayla değil üç noktayla… Dağ, romanda kapalı, sert, yukarı doğru bir mekândır; düşüşün, kazanın, askıda kalmanın yeridir. Irmak ise akışa, yön değişimine, başka bir zamansallığa işaret eder; Irmaklar… Akış… Devinim… Kar altında kaldığında bile…
Bu anlatı ile taşınabilir bir kendilik hâline ulaşılmıştır. Hakkâri’de Bir Mevsim, ne bir uyumla ne de bir dönüşle sonlanır. Metin, mekân ve zaman donduğunda, öznenin “ben” olarak değil, daha geri çekilmiş bir konumdan —yalnızca “o” olarak— var kalabildiği bir hâli kayda geçirir. Düş ve yazı, kendiliği deneyimi taşıyabilir bir güce eriştirse de yaşananlar kendiliğe entegre olmadan, deneyimin duyguları “O”nun peşini bırakmayacaktır.” (s. 60)
https://t.co/YxYkeZglaJ
https://t.co/YxYkeZglaJ
Kendilik Antolojisi 1: Türkçe Edebiyatta Kendiliği Okumak kitabında Ferit Edgü'nün Hakkari'de Bir Mevsim romanı üzerine: 👇
“Her ırmak denize ulaşmaz” cümlesi, romanın en yoğunlaştırılmış anlatısıdır belki de... “O”, denize dönüp dönmeyeceğini bilmez; hatta dönmeyebileceğini de kabul eder. Burada önemli olan, bir yere varmak değil; bir yerden ayrılabilmektir. Halit’in “usta bir kaptanın elinde”sözü, “O”ya sunulan son aynadır.
Romanın kapanışındaki “Yolun açık olsun” cümlesi, bir temenni değil, bir tanım gibidir. Yol gerçekten açılmıştır ama nereye çıktığı bilinmez. “Dağlardan sonra, ırmaklar…” diye biter roman… Noktayla değil üç noktayla… Dağ, romanda kapalı, sert, yukarı doğru bir mekândır; düşüşün, kazanın, askıda kalmanın yeridir. Irmak ise akışa, yön değişimine, başka bir zamansallığa işaret eder; Irmaklar… Akış… Devinim… Kar altında kaldığında bile…
Bu anlatı ile taşınabilir bir kendilik hâline ulaşılmıştır. Hakkâri’de Bir Mevsim, ne bir uyumla ne de bir dönüşle sonlanır. Metin, mekân ve zaman donduğunda, öznenin “ben” olarak değil, daha geri çekilmiş bir konumdan —yalnızca “o” olarak— var kalabildiği bir hâli kayda geçirir. Düş ve yazı, kendiliği deneyimi taşıyabilir bir güce eriştirse de yaşananlar kendiliğe entegre olmadan, deneyimin duyguları “O”nun peşini bırakmayacaktır.” (s. 60)
https://t.co/YxYkeZglaJ
Kendilik Antolojisi'nde incelenen 10 romandan biri olan Masumiyet Müzesi bölümünden: 👇
"Temel yaşam olayları yaşam senaryosunun genel seyrini kırılmaya uğrattığında kendilik; ya belleğe dair unsurları görmezden gelecek, ya senaryonun bu kısmını tamamen koparıp atacak, ya da onu bir film şeridini onarır gibi mevcut bellek oluşumuna ekleyecektir. Kemal’in bu anlatılan hikâyede yaptığı bir onarımdır; yıkımın bedeli taşıyabileceğinden daha ağırdır. Yaşam aslında psikanalitik kendilik psikolojisinde de hep vurgulandığı gibi kırılmalardan ve onarılmalardan ibarettir. Kemal kurduğu müze ile kendiliğine yama yapmaya çalışmış, kopan film şeridini bantlamak yerine koptuğu yerden sergilemeyi seçmiştir. Son olarak Masumiyet Müzesinin kendisi de tanıdıklıkların, yabancılıkların, düşlerin, arzuların, özlemlerin ve heveslerin kapsandığı bir kendiliknesnesidir diyebiliriz." (s. 123-124)
https://t.co/zUGi9Aoic9
“Yıkım ne kadar büyük olursa olsun, bağ kurma arzusu her zaman daha köklüdür.” Edebiyatın iyileştirici gücü ile psikolojinin insanı geliştiren “ileri uç” hamlesini harmanlayan bu çalışma, edebi eleştiriye çok sıcak ve anlaşılır bir dil kazandırıyor.
Herkese günaydın. Çocuk ve ergen psikiyatristleri Aslı Begüm Can Aydın ve Ezgi Şen Yılmaz'ın kaleme aldığı Çocuğun Dili serisinin ilk kitabı Bebeğin Dili kitabını da yayın programımıza aldığımızı siz değerli okurlarımıza duyurmak isteriz.
YENİ YAYIN:
https://t.co/fYKX2CcRTc
Elinizdeki bu çoksesli antoloji öncelikle, ülkenin yalnızlığının yanında bir kedi gibi kıvrılıp uzanan destansı Türkçe edebiyata bir saygı duruşudur. Her biri birer ruh sağlığı uzmanı olan yazarlar, çağa, insana, edebiyata en yakın kuramlardan biri olan Psikanalitik Kendilik Psikolojisi çerçevesinde Türkiye tarihine soluk olan Türkçe romanları değerlendirmiştir. Kitaptaki her yazıda kurama dair bu duyarlılık, bağlılık ve vefa vardır.
Ülkenin tarihi, fırtınaların, savruluşun ve sancıların da tarihidir. Toplumsallığa ve öznelliğe dair olanı kucaklayan edebiyat, bizler için basit bir yüceltmeden öte “trajik insan”lığa yönelik bir kapsayıcılıktır. Bu kitapta yer alan eserlerden okuduklarınız veya okumadıklarınız olabilir. Amacımız ele aldığımız eserlere olan yaklaşımımızı tanıdık kılmak ve okurla ortak bir dil yaratmaktır. Sunuşumuz, çağın tanıklığını yapan bir edebiyatı, tanıklığı güçlendiren bir kuramın aynasından okumak isteyenler için bir kendilik yolculuğu davetidir.
İÇİNDEKİLER
Editörlerden Önsöz
Kavramlar Sözlüğü
Ruh İzi
Neslihan Rugancı
Yaban (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
Mustafa Çevrim
Kendine Tapan Kadın (Suat Derviş)
Burçin Cihan
Hakkari’de Bir Mevsim (Ferit Edgü)
Banu Bülbül
Sevgili Arsız Ölüm (Latife Tekin)
Sibel Mercan
Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm (Zülfü Livaneli)
Melis Caner
Peygamberin Son 5 Günü (Tahsin Yücel)
Şaziye Kazezoğlu Çevik
Masumiyet Müzesi (Orhan Pamuk)
Başak Şahin Acar
Masumiyet Müzesi Tartışma
Nesli Zağlı
Sevgilinin Geciken Ölümü (Murat Gülsoy)
Gökçen Bulut
Kırlangıç Çığlığı (Ahmet Ümit)
Özlem Bolat
Taş ve Gölge (Burhan Sönmez)
Nesli Zağlı
Editörlerden Sonsöz
https://t.co/fYKX2CcRTc