Size yazmak için bahane üretiyor gibi olacak ama son tweetten sonra 2 kere daha tutuklandım. Bazen hücrede zimmetli çakmağı kaybedince ya da kütüphaneden aldığım kitaba bir şey olunca dışarıdaki refleksimle çok geriliyorum ama sonra “napacaklar bir daha hapse atamazlar ya” diye kendimi rahatlatıyordum. Atabiliyorlarmış.
Neyse, Moby Dick bitti. İddianame hazır.
Duruşma tarihi 28 Eylül.
Görüşmek üzere.
Komedyen dostumuz Deniz Göktaş’ın avukatlarının bilgilendirmesi doğrultusunda; tutukluluğuna yapılan itiraz kabul edilerek bugün kendisi hakkında tahliye kararı verilmiştir. Ancak henüz cezaevinden dahi çıkamadan, gösterisindeki bir şaka gerekçe gösterilerek "suçu ve suçluyu övme" iddiasıyla yeni bir soruşturma açılmış, kendi isteğiyle ülkeye dönmüş olmasına rağmen; kaçma ve delilleri karartma şüphesiyle yeniden tutuklanmıştır.
Deniz’in avukatı ve tüm hukuk ekibi itirazları ve yasal süreçleri eksiksiz yürütmektedir.
Bir şakanın suç sayılmasını kabul etmiyoruz. Dostumuzun yanındayız; ilk gün olduğu gibi bugün de sürecin takipçisiyiz, olmaya devam edeceğiz.
TuzBiber
Brezilya’yı 3-1 mağlup ederek hepimize büyük bir gurur yaşatan Filenin Sultanları A Milli Kadın Voleybol Takımımızı ve teknik ekibimizi yürekten kutluyorum.
Azminizle, mücadelenizle, inancınızla bir kez daha Türkiye’nin gururu oldunuz.
İyi ki varsınız 🇹🇷
Başka spor branşlarında tesadüfen gelen başarıları, milli heyecanları her turnuvada yaşatıyorsunuz. Muhteşemsiniz!
Şampiyon Türkiye! 🇹🇷
#FileninSultanları
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
CUMHURİYET HALK PARTİSİ GENEL BAŞKANI ÖZGÜR ÖZEL'E AÇIK MEKTUP
Özgür Bey;
Bu fotoğrafa bayıldım. Samimi söylüyorum.
Yıllardır hasret kaldığım, kavuşmayı hayal ettiğim modern Türkiye'nin modern lideri için hani tarif etsem, böylesine kusursuz bir fotoğraf çıkmazdı ortaya.
Bu anlayışta olmanız, günlerdir voleybolcu kızlarımızı desteklemeniz öyle güzel ki.
Ancak;
Türkiye şu anda bütün bunları gönül rahatlığı ile yapabildiğimiz bir ülke değil bizim için.
Size birkaç rakam vereceğim;
4 gün önce cumhurbaşkanına yazdığım mektup X ve Instagram da yaklaşık 10 milyon insana ulaştı.
Bu iki platformda sadece benim paylaşımım toplam 100 bin beğeni aldı.
https://t.co/NYigniOyjp da ise açtığım imza kampanyası 29 bin kişi tarafından görüntülendi.
Peki kaç imza var?
2.280.
Bana gelen her 5 yorumdan 3 ü "dikkat edin kendinize, sizi de yok etmesinler".
Son derece sıradan, hakaret içermeyen bir mektubu 10 milyon insan okuyor, 2 bin kişi imzalıyor. Böyle bir ülkede yaşıyoruz sayın Özel.
Dün Altındağ ve Niğde'de yapılan katliamlar...
İstediğimi istediğim gibi yaparım diyen, "Bu anayasayı tanımıyorum" diyen bir iktidarın yönettiği ülkede, hangi yasakla savaşacağımızı, hangi canı koruyacağımızı, artık dibe vurmuş ekonomi ile nasıl baş edeceğimizi düşünmekten yorulduk.
Bizler bu haldeyken, her an bir korku ve isyan duygusu ile yaşarken, siz bizi yalnız bıraktınız.
Bizler sizi çok yakışıklı olduğunuz için Türkiye'nin 1.partisi yapmadık.
Paris'e tabii gidin.
Ama önce açlıktan, korkudan, yasaklardan bunalmadığımız, sadece kendi canımızı değil, yüzbinlerce masum canı korumak için uykularımızın kaçmadığı bir ülke olalım, öyle.
Ben anca yazıyorum, çiziyorum.
Siz milyonlarca insanın oyunu almış bir siyasi lidersiniz Özgür Bey.
Artık aklınızı başınıza alın ve şu oyların hakkını verin.
Ne yapalım Özgür Bey?
Siz söyleyin, biz yapalım.
Çünkü ne sabrımız, ne de gücümüz kalmadı.
Sizin de ülke gerçeklerinden bu kadar uzak, tepkisiz, sessiz ve aksiyonsuz tavrınız bizi hepten yalnızlığa mahkum ediyor.
Fotoğraf harika Özgür Bey.
Ancak zamanlama yanlış.
Oralardan espiri yapıyorsunuz yasakla ilgili anca...
Komik değil.
Hem de hiç.
Saygılarımla;
Zeki Emre DÖLCEL
#ErkenDeğilHemenSeçim
#ozgurozel
@eczozgurozel@herkesicinCHP
Hayatınız boyunca sağlıklı bir köpeği isteyerek öldürdünüz mü?
Bir köpeği bıçaklayarak öldürebilecek insanlarla bir arada yaşamak sizi tedirgin etmiyor mu?
Bu insanlar aslında sokak köpeklerinden daha tehlikeli değil mi?
Bu davranışın savunulduğu bir toplum sağlıklı mıdır?
TÜRKİYE CUMHURİYETİ CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN'A AÇIK MEKTUP
Sayın Cumhurbaşkanı;
Bugün yapmış olduğunuz açıklamaları dinledikten sonra artık sabrımın tükendiğini fark edip, asla anlamayacağınızı, asla umursamayacağınızı bildiğim halde bu mektubu yazmaya karar verdim.⤵️
Ya biz napıcaz böyle? Hangi birini sahiplenip, sahiplendiricez? Siz bize neler yaşatıyorsunuz böyle? Arkanızda bıraktıklarınızı halk olarak bizler sırtlanıp taşımaktan çok yorulduk. Çok canımızı yaktınız. Artık YETER‼️ #YASAYIGERİCEK#YasaDeğilCinayet#YasaGecirilemez
Deneyimlemek istediğim birçok şeyi yapabildiğim, bir sürü anı biriktirdiğim, keşfederken yorulduğum yorulurken keyif aldığım, cesaretle korkunun birbirine karıştığı duygular yaşadığım, evimin neresi olduğunu unuttuğum, bir sürü insan tanıma şansımın olduğubirdönem. Canım kendim🤍