4) Bu arada biraz mizah yapalım. Ama hepsi gerçek ona göre:
Sınavda aynı notları alan karı-koca Fetöcü’lere sorulur: Nasıl oldu da aynı puanları aldınız?
Cevap : Gece gündüz birlikte çalıştık. Yatak odasında birimiz okur birimiz dinlerdik.
Matematik sorularının tamamını soru kitapçığında karalama yapmadan (ekstra not kağıdı verilmiyor) doğru cevaplayan FETÖCÜ’nün cevabı: KAFADAN ATTIM HEPSİ TUTTU.
Aynı büroda olan avukatlar : BİRLİKTE ÇALIŞTIK.
Zaman Gazetesi Stockholm Temsilcisi FETÖ’cüye sorulur: Bunca zamandır memleketten uzaktasın. Nasıl oldu da sınavda bu kadar yüksek puan aldın?
Cevap : Türk Hukukunu yakından takip ediyorum.
Erzurum’da yaşayan ve Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra kuyumculuk yapan, bir gün bile avukatlık yapmayan aday : OTURUP GÜNLERCE SINAVA ÇALIŞTIM.
FETÖ NEDİR DİYE SORULURSA; İŞTE FETÖ BUDUR…
“Ben Erk’i çok ikaz ettim. Dedim ki; alkol ile kokaini karıştırma!
Şimdi beni ölümle tehdit ediyor.
Vız gelir, tırıs gider.
“Hepinizi Yakarım!" Görevden Alınan Hakimden Akılalmaz İtiraflar! https://t.co/q3IhEyxidj @YouTube aracılığıyla
3) Bu tartışmaların gürültüsü içinde mülakata çağrıldık ve Ankara Hakimevi’ne gittik.
Sınavı kazanan bir karı-koca ile aynı gün mülakata girdik. Suratlarını görmeliydiniz.
Tam sonuçlar açıklanacak derken, ÖSYM sınavı iptal ettiğini duyurdu. Rahat bir nefes almıştık. Böyle bir sınav sonucunda hakim/savcı olmak vicdanlı bir kimsenin arzu edeceği bir şey olamazdı.
Ama FETÖ güçlüydü. Hele ki idari yargıda!
İki haftaya kalmadan farklı idare mahkemelerinden birden fazla “yürütmeyi durdurma” kararı alındı.
Yeniden mülakata çağrıldık.
Peki, yapılması gereken neydi?
Bütün adaylar mülakatta başarısız sayılmalı ve yeni bir sınav açılmalıydı.
Ama ne yapıldı?
Şaibeli puanlar alan birçok kişi mülakatı geçti. Hakim ve savcı adayı olarak Türkiye Adalet Akademisi’nin yolunu tuttu.
Ben dahil birçok kişi de elendi, “başarısız” sayıldı.
Peki yıllar sonra ne oldu ?
Bu sınav sonucunda mesleğe kabul edilen onlarca hakim ve savcının mesleğe kabul kararı geri alındı. Yeniden aday (stajyer) haline geldiler. Bilahare KHK ile ihraç edildiler.
Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’nde “kamu kurumunu dolandırma ve örgüt üyeliği” suçlarından mahkum edildiler.
Ama imza attıkları kararlar, söz gelimi ağır ceza üyesi olup da 2’ye birle alınan müebbet hapis cezasındaki çoğunluk imzaları geçerli sayıldı.
Peki sizce o sınavda hak yiyen herkes tespit edildi mi?
Halen görevde olan kimse yok mudur?
İlgili herkes hesap vermiş midir?
Neyse bu konularda takdiri Türk Milleti’ne bırakayım ve bir tanıklığımı ifade edip meseleyi öyle kapatayım :
Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi üyesi olan bir arkadaşım vardı. Bu olaylar nedeniyle kendisiyle sohbet ederken şu soruyu sormuştum: “Ağabey, kopya çekip hakim ya da savcı olan bu insanlar akşam yemeğinde oturup çocuklarının içtiği çorbaya bakınca hiç mi vicdan azabı duymayacaklar?”
Değerli dostum Köksal Çelik, bana şu cevabı vermişti : “ Ah Sidar Ah! Bu FETÖCÜLER öyle namussuz ki, umurlarında bile olmaz.”
İşte Diyarbakır Adliyesinde FETÖ ile her manada mücadelesine şahit olduğum bu dostum yıllar sonra Sincan Sulh Ceza Hakimi oldu ve 15 Temmuz hain darbesinin 2 numaralı şüphelisi Adil Öksüz’ü adli kontrolle salıverdiği için meslekten çıkarıldı. Ben O’nun bir kumpasa uğradığını biliyorum.
Kendisi her daim FETÖ isimli karanlık yapıyla mücadele etti. Kurdoğlu cemaatinin bir mensubuydu ama inancını, dünya görüşünü ve siyasi duruşunu asla mesleğine yansıtmadı. Hakimlik mesleğinin ilkelerine bağlı kalan bir vatanseverdi.
O hain gecede nöbetçi hakim olarak bütün sivil imamları da darbeye teşebbüs eden bütün hainleri de O tevkif etti.
Ama Adil Öksüz yönünden maalesef yanıltıldı. Yıllardır görüşmediğim bu mağdur meslektaşımın günün birinde konuşacağına ve mağduriyetinin giderileceğine inanıyorum.
Fakat ben bu dünyada tanıklığı istenmese de ya da bir işe yaramasa da “hüküm gününde” kendisi lehine tanıklık yapacağımı buradan ilan ediyorum.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, sosyal medya hesabından “Çok önemli bir bakan Cuma günü istifa edecek” paylaşımı yapan Ali Tarakcı hakkında ‘Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ suçundan gözaltı kararı verdi.
Bu Ali Tarakçı benim hakkımda da iftira atmış bir zavallıydı. Gazetecilik mesleğinin en temel ilkelerine aykırı olarak benimle görüşmeden ileri geri konuşmuş ve hakaret etmişti. Ben yine de tutuklanmamasını arzu ederim. Bana göre söz konusu paylaşım, demokratik bir hukuk devletinde göz altı ya da tutuklama sebebi değil.
Biliyorsunuz bu yavşak ben daha İstanbul’da bile yaşamıyorken, 2019 yılında İstanbul’un Avrupa Yakası’ndaki bir otelin lobisinde çekilen bir fotoğraf karesini paylaşıp ve boyu 1 metre 50 santim olan ilkokul mezunu bir adamın kafasına ok çizip “hakim Sidar” diye işaretleyerek güya benim Alaattin Çakıcı ile aynı masada oturduğuma dair haber yaptı.
Külliyen yalan !
O masada olsam asla inkar etmem.
Adamın işi gücü muhalif kitleyi gaza getirip “keriz silkelemek”. Öyle ya geçimini nasıl sağlayacak ?
Tabi bu habere inanan bir sürü muhalif “keriz” de şahsımla alakalı en ağır hakaretleri icra etti.
Neyse mesele bu değil !
Bu it, it gibi sığındığı Almanya Federal Cumhuriyeti’nde birkaç ay önce mülakata çağrılmış ve oturum yenilemesi için kendisine sorular sorulmuş.
Demiş ki, “ben Erzurumlu bir Kürdüm. Eğer Türkiye’ye iade edilirsem Kürt olduğum için işkence görürüm. O nedenle sizden ricam oturum süremi uzatın.”
Adam resmen ben PKK’lıyım demiş.
Ulan şerefsiz, ulan alçak, ulan namussuz senin “kavm-i Ekrad” ile ne alakan var?
Sen bugüne kadar “muhalif beyaz Türkleri” aldattığın hangi videoda Kürt olduğunu söyledin ?
FETÖCÜLÜK nedir sorusunun cevabısın sen !!!!
6 MAYIS 2012 HAKİMLİK SINAVI VE FETÖ’NÜN PERVASIZ TEZGAHI’NA DAİR TANIKLIĞIM:
1) Tarih : 6 Mayıs 2012. Yer: Ankara.
Avukatlar için ilki 2011 yılında düzenlenen hakimlik sınavının ikincisindeyim.
İlkinde derece yaparak Türkiye 50’ncisi olmuş ama mülakatta elenmiştim.
Şu an bir yüksek mahkeme üyesi olan kıymetli bir insanın telkiniyle ama mülakatta “başarılı” sayılacağımdan çok da umutlu olmaksızın, Mayıs’ın başında yine Başkent yollarına revan olmuştum.
Görevlinin onayıyla sınav kitapçığını açıp ilk soruları okumaya başlayınca bir gariplik olduğunu hissetmiştim. O güne kadar yapılmış bütün hakimlik imtihanlarının sorularını analiz edip inceleyen biri olarak daha önce bu derece zor bir sınav görmemiştim.
Ne ÖSYM’nin şekeri, ne sınav öncesi yediğim “Metro” çikolatası fayda etmişti.
Şakağımdan usul usul akan ter, içinde bulunduğum durumun en açıklayıcı dışa vurumuydu.
“Allah Allah” demiştim kendi kendime ve sonra devam etmiştim:
“Avukatlar için yapılan sınavlar nispeten daha kolay ve pratiğe yönelik sorular ihtiva ederdi. Öyle ya! Bu namzetler mekteb-i hukuktan mezun olalı yıllar olmuştu. Bu kadar ağır nazariye sorusu sorulur muydu?”
Bu suallerin yarattığı buruk ve karmaşık hislerle çıktım sınavdan.
“70 barajını geçebilir miyim, geçemez miyim?”
Ben ki, suç ve yaptırım hukukunun, yönetim hukukunun, Türk Anayasa hukukunun tüm müelliflerince yazılmış tüm eserlerini defalarca okumuş biriydim. “Ya geçemezsem barajı” diyordum. “Vallahi çok ayıp olur.”
Okul bahçesine çıkmıştım.
Türkiye’nin çeşitli vilayetlerinin barolarından gelmiş yüzlerce avukatla sohbet etmeye başlamıştık. (Sınavın kritiğini icra ediyoruz. ) Şaşkınlık içinde oldukları her hallerinden belli olan kimi genç kimi orta yaşlı bu insanların ağız birliği etmişçesine söyledikleri tek şey : “Üstad, bu sınavı 20 kişi bile kazanamaz.” cümlesi olmuştu.
Verdiği yol ve otel parasına, çektiği zahmete bile üzülen vardı.
Birbirini ilk kez o okulun bahçesinde gören, ortak meselelerle kolayca kurulan sohbetin yarattığı yakınlıkla telefon numarası teatisi yapan meslektaşlar olarak evlerimize, bürolarımıza ve dosyalarımızın başına dönmek üzere ayrılmıştık.
Fakaaaaat!
Meğerse okulun bahçesinden hiç kimseyle konuşmaksızın sessizce ayrılıp sıvışan, sınavda zorlanmamış ve hiç terlememiş başkaları da varmış.
Bunu nasıl öğrendik ?
DEVAM EDECEĞİZ… 👇👇👇