Fatih Altaylı: (İlber Ortaylı'nın eşyaları)
"Oray Eğin gündeme getirmiş, “Kızı eşyalarını satıyor” demiş.
Bilip bilmeden konuşmak da bu işte.
Birincisi, ister atar ister satar kime soracak, kendi babası.
İkincisi, “Babasının eşyalarını satıyor” diye çirkin bir itham yapacaksan önce bir arayıp öğreneceksin.
Kızı Tuna’nın dediği gibi İlber Hocamızın bir sürü evi vardı. Kiraya verip gelir elde ettiği evler değil, oturduğu evler.
İlber, hepinizin de bildiği gibi, normal bir adam değildi. Çocuksuydu.
Mesela diyelim ki bize geldi oturduk, sohbet ettik. “Yahu bu mahalle çok güzelmiş. Manzara da iyi. Her yere de yakın. Ben de buralara bir yere taşınayım” der ve gerçekten ertesi gün orada bir ev kiralardı.
Üç gün sonra sıkılır, burayı boşaltmadan başka bir yerde ev alır ya da kiralardı.
Sonra da bazen birinde, bazen diğerinde, akşam eve dönerken hangisine yakınsa orada kalırdı.
Son olarak Yeşilköy’e kafayı takmıştı. Celal’in Yeşilköy’de çocukluğunun geçtiği evi Celal’den almak istemiş, Celal “Al senin olsun” deyince gidip başka bir ev almıştı.
Ben son olarak beş evde kalmışım. Tuna açıkladı. Sekiz evi varmış.
Hepsi lebalep eşya dolu, kitap dolu evler. Sık sık kitaplarını da bağışlardı. Çünkü Türkiye’deki her yayıncı, çıkan kitabından İlber’e yollar, birkaç ay içinde binlerce kitap gelirdi. O da bunları bir yerlere bağışlardı. En iyilerini Galatasaray Üniversitesi’ne bağışlamış, okulda çıkan yangında kitaplar yanınca çok kızmıştı.
Bunların hatıra değeri olanları elbette saklıyor kızı ama o kadar çok eşya var ki, bunları ya birine vereceksin ya da satıp parası ile hayırlı bir iş yapacaksın. Tuna Ortaylı’nın da yaptığı bu.
Ayrıca da isterse atar isterse satar. Hesap mı verecek birine.
Babasının malı sonuçta. Milletin malını satıp savanlardan hesap soramayanlar, babasının malını satana mı hesap soruyor."
Soru:
“Genel başkan değilken ofisinizin masraflarını nasıl karşıladınız?”
Kılıçdaroğlu:
"Araçlarım ve korumların yemekleri genel başkanlık tarafından ödeniyordu. Sonra bunu kesitler. Bu doğru değildi. Ancak sonrasında bir iş insanı bana destek oldu.
Bir iş insanı geldi araçlarımı ödedi. Korumalarımın yemeğimi ödedi. Kim olduğunu açıklamam doğru olmaz."
Şule Aydın: "Deniz gibiler cezaevindeyken, yüzlerce binlerce insan ne için yattığını bile bilmeden cezaevindeyken, biz de Ankara'da atların saçlarını tarıyoruz.
Garibanlara diyoruz ki: 'Siz bir ara görünmeyin, bizim Trump gelecek.' Trump dolaşacak diye atların saçı taralı, garibanlar görünmeyecek.
Bir de ABD için ne yapıyoruz? Kuruluşunu kutlamak istiyoruz, köprüleri boyuyoruz.
Kim için? Çocukların üzerine bir dakika bile düşünmeden bomba yağdırabilen ABD için.
Yolları açıyoruz ama bunu protesto etmek isteyen insanların kaburgaları kırılıncaya kadar onlara saldırabiliyoruz."
Fatih Altaylı: "Müfredattan ve tüm kitaplardan 'Kurtuluş Savaşı' ifadesi çıkarılacakmış ve yerine 'Milli Mücadele' kavramı getirilecekmiş.
'Niye' diye soranlara 'Neyin kurtuluşu. Zaten Osmanlı Devleti vardı' gibi zeka ile açıklanamayacak bir yanıt vermiş.
Kurtuluş Savaşı, Bakan Tekin'in anladığı gibi Osmanlı'ya karşı değil, ülkeyi işgal eden İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan ordularına karşı yapıldı. Bu savaşla bunlardan 'kurtulduk'.
Osmanlı'yı yıkan Kurtuluş Savaşı değil, Birinci Dünya Savaşı'dır ve sadece Osmanlı değil, Avusturya Macaristan İmparatorluğu'nu da yıkmıştır.
Cumhuriyet'in yaptığı, yıkılmış Osmanlı'ya şanına yakışır bir defin törenidir.
Osmanlı Hanedanı, gurur duyduğumuz tarihimizin önemli bir parçasıdır. Diğer pek çok büyük imparatorluk gibi, tarihin gördüğü en büyük imparatorluk olan Roma gibi o da zamanı dolunca tarihe karışmıştır. Osmanlı yıkılmamış olsa bugünkü iktidar da olamazdı. Sayın bakan herhalde bunun bile farkında değil.
Kurtuluş Savaşı yerine 'Milli Mücadele' kavramı beni rahatsız etmez. Çünkü Kurtuluş Savaşı da milli mücadelenin bir parçasıdır ama 'Kurtuluş Savaşı denilmez zaten Osmanlı vardı' deyip ardından 'Milli Mücadele' derseniz o zaman biz de haklı olarak 'Ne yani Osmanlı'yı milli görmüyor musunuz sayın Bakan!' diye haklı olarak sorarız.
Sayın Bakan da benim bu soruma muhtemelen yere diz çöküp bir bardak su içerek yanıt verir."
Cem Yılmaz’ın ağabeyi Can Yılmaz’dan Milli Eğitim Bakanı Tekin’e sert tepki:
• Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, “Kurtuluş Savaşı” kavramının yeni müfredatta yer almayacağını, “Neyden kurtuluyoruz? Ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı” dedi.
• Yeni müfredatta “Kurtuluş Savaşı” kavramının çıkarılacağını, yerine “Milli Mücadele” kavramının getirileceğini söyledi.
• Bir hatırlatmayı ifade etmek isterim,
• Öncelikle bu isimlendirme keyfi değil, dönemin kendi adlandırmasıdır.
• Savaşı yürütenler ona “İstiklal Harbi” dedi, gazilere verilen madalyanın adı İstiklal Madalyası, milli marşın adı İstiklal Marşı’dır.
• “Kurtuluş Savaşı” bu adın Türkçeleşmiş halidir. Ayrıca “koskoca Osmanlı İmparatorluğu” argümanı kendi içinde çelişkilidir, o koskoca imparatorluk 1918’de savaşı kaybetmiş, ordusu terhis edilmiş, başkenti işgal altında, padişahı işgalcilerle uzlaşmış durumdaydı.
• “Kurtuluş Savaşı” tam da o devletin artık halkını koruyamadığı boşlukta, Anadolu halkının kendi örgütlediği direniştir.
• Osmanlı’nın büyüklüğüne saygı, işgal gerçeğini silmeyi gerektirmez, ikisi aynı anda anlatılabilir.
• “Milli Mücadele” zaten kullanılan bir kavramdır, sorun eklenmesi değil, “Kurtuluş”un çıkarılmasıdır.
• İki kavram yüz yıldır yan yana yaşıyor. Birini müfredattan silmek pedagojik bir sadeleştirme değil, tarihsel anlamı daraltan bir tercih olur.
• “Mücadele” neye karşı verildiğini söylemez, “Kurtuluş” ise işgali, Sevr’i ve bağımsızlığın bedelini ismin içinde taşır.
• Öğrenciden gizlenen kelime değil, o kelimenin hatırlattığı bağlamdır.
"GENÇLER İŞ BEĞENMİYOR" teorisi çöktü!
Prof. Dr. Behçet Yalın Özkara, 2 CV hazırlayarak yüzlerce ilana başvurdu:
🔴 1. Aday:
• Marmara Makine Mühendisliği mezunu
• 2 kere yaz stajı
• B1 İngilizce
• Bilgisayar programları sertifikaları
🔴 2. Aday:
• Ankara İşletme mezunu
• 2 kere yaz stajı
• B1 İngilizce
• bilgisayar programları sertifikaları
3 ayda 1. Aday için 162, 2. aday için 147 ayrı işe başvuruldu ve hiçbirine geri dönüş olmadı!
Eğlendiğimiz, kendimizi ifade edebildiğimiz, bir araya gelip duygularımızı paylaştığımız her şeye bir zincir vuruluyor.
Maalesef otoriteler "belli" konularda 2 yaşında çocuk gibi alınganken bazı konularda 90 yaşında ihtiyar gibi duymamazlığa geliyorlar. Bunun acısı da işi komedyen olan bir insana yıkılıyor.
"Komik değil" mi diyorsun kardeşim, o zaman bırak bunun cezasını izleyicisi kessin. Sen değil. Bir komedyen esprisini yapar, toplumda karşılığı yoksa zaten komedyenlik vasfını yerine getiremez.
Maalesef Deniz Göktaş'ı yakında tanıma şansım olmadı (bir kere halı saha maçı yapmıştık). Ama gösterilerini uzun yıllardır canlı izlemiş biriyim. Hiçbir zaman bir şeyleri aşağılayayım da laf olsun kafasında bir insan olduğunu düşünmedim.
Umarım bu süreçten de güçlü bir şekilde başı dik çıkar.
Önemli bir not: Kendisi bir gösterisinde "bana mahallede Iniesta Deniz" derler demişti de şaka sanmıştım. Adam hakikaten iyi top oynuyor. İnşallah en yakın sürede tekrar oynama imkanımız olur.
Barış Pehlivan Deniz Göktaş’ın avukatı Metin Aslan ile konuşmasını aktarıyor…
“Deniz tutuklama sonrası avukatlarına “neşemizi çalamayacaklar” demiş.
Kendisiyle görüşen Kılıçdaroğlu’na “CHP’yi salın” demiş.”
⚠️ “Türk yargısı genç bir komedyeni aydın sınıfına hızla atlatabilir.
Deniz’in bu durumdan şikayeti olmayabilir.
Bizim var.”
👉🏻 Fatih Altaylı, Deniz Göktaş’ın gözaltına alınmasını değerlendirdi:
• Deniz Göktaş ülkeye döndü ve gözaltına alındı. Kimsenin şaşırdığını zannetmiyorum. İtiraf edelim ki, gösteriyi izlediğimiz andan itibaren, Deniz Göktaş’ın başına böyle bir şey gelme ihtimali hepimizin açık veya gizli korkusuydu.
• Keşke şaşırsaydık, keşke Türk yargısı “Ne var canım, beğenmesek de eninde sonunda mizah. Bu kadar da yasakçı olmayalım, bu kadar yasakçı görünmeyelim” deseydi.
• Ama artık o düşünceden çok uzaktayız.
• Bazen Amerika Birleşik Devletleri ile karşılaştırılıyoruz ve bazen biz Küçük Amerika oluyoruz, bazen onlar Büyük Türkiye.
• Ama ABD’de çok daha ileri şakaları, çok daha ileri eleştirel mizahı, çok daha serbestçe yapılabiliyor.
• Deniz Göktaş ile karşılaştırılmayacak kadar sert Trump eleştirileri yapan Ricky Gervais, ondan daha yumuşak ama çok daha akılcı esprilerle iktidara yüklenen Trevor Noah’ya kimse dava açmıyor, dava açmak kimsenin aklına bile gelmiyor.
• Dinle ve Tanrı inancıyla çok sert alay eden George Carlin’e dahi kimse dokunmuyor.
• Bizden çok daha dindar bir toplum olan ABD’de George Carlin’e kızmıyorlar mı! Büyük ihtimalle çok kızıyorlar ama 2000 yıllık bir din kurumunun, bir komedyenin esprileri ile yıkılacak kadar özgüvensiz olduğu gibi bir algı yaratmamak için kızıp geçiyorlar.
• Biz ise kendi gelip teslim olan Göktaş’ı ters kelepçeleyip, bu fotoğrafını da yayınlatmakta bir beis görmedik.
• Büyük ihtimalle kendisinden şikayetçi kesimlerin tepkisini dindirmek için yapılmış bir hareket bu.
• Çünkü Deniz Göktaş’a yöneltilen suçlamaların yasal karşılığı bu kesimleri tatmin etmeyebilir.
• Avukatı Metin Sinan Aslan’ın yaptığı açıklamaya göre Göktaş, Türk Ceza Kanunu’nun 299 ve 216/3 maddelerinden dolayı yargılanacak.
• Bu maddelerden ilki, Cumhurbaşkanı’na hakaret suçunu düzenliyor ve cezası 1 ila 4 yıl arasında, bunun basın yoluyla ya da sosyal medyada yer alması halinde 6’da 1 oranında artırılması mümkün.
• Halkın bir bölümünün inandığı dinî değerleri aşağılama suçunun cezası ise 6 aydan 1 yıla kadar hapis ancak bunun için kamu barışını bozması gibi bir şart var ve Deniz Göktaş’ın kamu barışını bozduğunu kanıtlamak kolay olmayabilir.
• Bu maddelere ve istenen cezalara üst sınırdan yaklaşsanız bile Deniz Göktaş’ın tutuklanmasını gerektirecek bir durum yok.
• Ancak uygulama içtihadına bakarak Göktaş’ı tutuklayacaklarını düşünmek olası.
• Yani Türk yargısı Deniz Göktaş’ın çok sevdiği ve değer verdiği babasının gözüne girmesini sağlayabilir.
• Genç bir komedyeni aydın sınıfına hızla atlatabilir.
• Deniz’in bu durumdan şikayeti olmayabilir.
• Bizim var.
yurt dışından 2 temmuz'da dönerek tutuklanacağı günü de kendi seçti. (bkz: 2 temmuz 1993 sivas katliamı) kral her fırsatta ceberrut devlete ders veriyor
⚠️ “Yabancı sınırını tarihe gömeceğim!”
👉🏻 Uğur Meleke, ‘TFF Başkanlığı’na adayım’ dedi. Vaatlerini sıraladı:
• Ligi 16 takıma düşürmek: 16 takımlık-30 haftalık Süper Lig, 5 Avrupa bileti ve 4 küme düşeniyle son maça kadar herkesi yarışta tutacak. 240’ta 240 kaliteli müsabaka olacak hedef. Üst üste iki hafta içi Avrupa maçı olduğunda hafta sonuna lig koymama özgürlüğü getirecek. İki “kupa hafta sonu” takvimiyle, Türkiye Kupası’na olan ilgi de artabilir bu sayede.
• Lig fikstürünü serbest bırakmak: Milli maç öncesine derbi koymama saçmalığını tarihe gömmek. Tümüyle önceden atanmış derbi haftalarından vazgeçmek ve bütün takımları eşit koşullarla kuraya sokmak.
• Havuz dağılımına tribün kriteri: Halen yayın havuzunun yüzde 48’i tüm takımlara eşit, yüzde 46’sı puan primi, yüzde 6’sı da sıralama primi olarak dağıtılıyor. Benim amacım, bu üç kriterin yanına “tribün kriteri”ni de eklemek. Stadına daha fazla seyirci çeken kulüp, havuzdan da daha fazla pay almalı.
• Yabancı sınırını tarihe gömmek: 20 yılda 14 kez değiştiği için artık hiçbir ciddiyeti kalmamış, bence Türk futbolunda cehaletin simgesi olan yabancı sınırını tarihe gömmek. Onun yerine “yabancı vizesi uygulaması” getirmek. Bir yabancı futbolcunun Süper Lig vizesi alabilmesi belli bir puan toplaması koşulu oluşturmak. Sporcunun yaşı, ülkesinin FIFA sıralaması, geldiği ligin kategorisi, üst ya da alt grup millilik, geçtiğimiz sezon oynadığı müsabaka sayısı gibi kriterlere puanlar atamak. Ve totalde belli bir puana ulaşan sporcuya vize vermek.
• Kulüplere teknik adam sınırı: Nasıl bir teknik direktörün bir sezonda maksimum iki takımla sözleşme yapma sınırı varsa, aynı koşulu kulüplere de getirmek. Herhangi bir sebeple bir yılda ikinci teknik adamıyla da yolları ayıran kulübe altyapı sorumlusuyla sezonu tamamlama zorunluluğu.
• Takım elbiseli holiganizme son: Ben Türk futbolunda bir “hakem sorunu”ndan çok “yönetici sorunu” olduğunu düşünenlerdenim. 6222 sayılı sporda şiddet yasasının da, futbol disiplin talimatının da yeniden yazılması, ne işe yaradığı bilinmeyen 45 günlük hak mahrumiyeti gibi komikliklerin yerini caydırıcı cezaların alması, ‘takım elbiseli holiganizm’in son bulması gerek.
• Boğaziçili/ODTÜ’li hakem kadrosu: Türk futbolunda Boğaziçili, ODTÜ’lü hakemlerin sayısını artırmak, hakemliği beşinci sanayi devrimine hazırlamak. Zaten birkaç sene içinde tüm saha çizgileri şahin gözü teknolojisiyle donatılacak. Futbol toplarında ve kramponlardaki küçük çipler sayesinde aut-korner taç-ofsayt gibi dertler kalmayacak. Temasların şiddeti hakemin saatine gelecek. Hakemlik hususunda mafyatik jargondan çıkıp, inovasyon ve bilime yönelmeliyiz hızla.
• Mill Takım primlerini kaldırmak: Milli takımın potansiyelini tam anlamıyla ortaya çıkarabilmek için de ciddi bir reforma ihtiyaç var. İlk iş olarak A milli takım primlerinin kaldırılarak yatırımın alt yaş gruplarına kanalize edilmesi gerek. Ulusal takımı şehir şehir dolaştırmak yerine bir ‘milli takım stadı’ ve ‘milli takım taraftarı’ kültürü de yaratılmalı.
• TFF bütçesini altyapıya yönlendirmek: TFF’nin 8 buçuk milyar liralık (yani yaklaşık 180 milyon dolarlık) giderinin dağılımını değiştirmek. Mesela 2025-26 faaliyet raporunda görünen 171 milyon liralık teşkilat gideri makul müdür? Engelli futbolu giderleri 9 milyon iken teşkilatın gideri neden 171 milyon liradır? Bu tarz gider kalemlerinin kısılması, altyapılara, sokaktaki çocuğa aktarılması gerekmez mi?
• TFF’nin personel sayısını azlatmak: TFF’nin 440 personeline mesleki yeterlik testi yapılarak sayının makul bir seviyeye çekilmesi.
📍Şu rezalete bakın!
Bir sabah uyandılar, tapularından oldular! Özellikle içlerinde bulunan AKP’li teyzenin cümleleri ibretlik:
“— Benim hiç aklıma gelmezdi. Sahibimiz var derdik, sahipsizmişiz!
— Benim ölmüş eşimin adına hesap açıp para yatırıp, tapusunu almışlar. Benim hiçbir şeyden haberim yok!..”
Ekrem İmamoğlu ne demişti:
“Benim 30 yıllık diplomamı iptal edenler, yarın sizin tapunuza, arsanıza, evinize çökebilir!..”
Adam haklıymış!
Ümit Özdağ: “İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, önce vatandaşlık verilen yabancıların vatandaşlıklarının iptal edilmeyeceğini söyledi.
Sonra Türkiye’nin Şam Büyükelçisi Nuh Yılmaz, Türkiye’deki Suriyeliler için artık geri dönüşün değil entegrasyonun konuşulacağını söyledi.
Bunu İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin Suriyeli sığınmacıların artık Türkiye’de çalışma izni almadan (Türk vatandaşları gibi) çalışabilecekleri açıklaması izledi.
Türkiye’deki milyonlarca Suriyeliye seçimlerden önce vatandaşlık verilmesi hiç şaşırtıcı olmayacak.”
Sercan Hamzaoğlu: "Büyük kavga çıktı. Milli takım kampında, dünden beri konuşuluyor, Orkun Kökçü'nün babası Halis Kökçü'nün forma adaleti sağlamadınız ve bundan dolayı bu duruma geldik gibi hem İbrahim Hacıosmanoğlu hem de Montella'ya serzenişte olduğu bilgileri geliyor. Ciddi bir de tartışma yaşanmış otelde.
Ve forma adaletin olmadığını ben oğluma söyledim, gerekirse kampı terk et, çık kamptan gibilerinden çok böyle sinirine hakim olamayan bir insan.
Bu tartışmaların bu kavganın da net doğru teyitli bilgi olduğunu sana söyleyebilirim. Bir gün önce de o otelde böyle büyük bir tartışma olmuş Orkun Kökçü neden oynamıyor kısmında." (343)
🚨 Dünya kupasından elenirken,
Tüm Türkiye Hakan’ın bu takımın el freni olduğunu, Orkun’un ise umudumuz olduğunu gördü.
Merih’in bıyıklarıyla yapamadığını, Ozan’ın yüreğiyle yaptığını gördü.
Kadroda adalet olunca ne olacağını herkes gördü.
Yetersiz olmadığımızı, liyakatsiz olduğumuzu ve bu yüzden elendiğimizi gördü.
Son olarak.
Montella İstifa !
İbrahim Hacıosmanoğlu istifa !
S. Nişanyan'ı çileden çıkaran şey bence mal mülk meselesi değil. Çocuklarının ondan zeki olduklarını ona farkettirmesi. Özellikle Arsen'i çok küçümsüyor anladığım kadarıyla ama Arsen ne kadar zeki olduğunu ve babasının gerçekte kim olduğunu ona dalga geçerek göstermiş gibi.