Bir medeniyet
güvenliği silahla korur ama
güveni anlamla üretir.
Silahlar sınırları koruyabilir ama
vicdanı koruyamaz.
Polis suçluyu yakalayabilir ama
iyi insan yetiştiremez.
Ordu işgali önleyebilir ama
topluma ortak bir ideal kazandıramaz.
Güvenliği kalıcı kılacak olan şey
silahın caydırıcılığı değil,
insanın vicdanında yaşayan
adalet,
merhamet ve
hakikat duygusudur.
Sev ya da sevme. Kemal Kılıçdaroğlu 77 yaşında ve devlet protokolünde ilk beşte yer alan bir politikacı.
Buna rağmen gösterişe, şatafata ve yolsuzluğa bulaşmadan yaşamasını takdir ediyorum. Siyasette herkesin harcı değil bu.
Masabaşından tarım yönetmeye kalkıp kameralar karşısında fidan dikme şovu yaparsanız, sonuç bu acı gerçeği gözler önüne serer.
Ülkenin tarımını yönetenlerin sahadan bu kadar kopuk, bu kadar bihaber olması sadece bir utanç vesikası değil; aynı zamanda bu ülkenin geleceğine vurulmuş en büyük darbedir.
Şov amaçlı eline fidanı küreği alırsan böyle rezil olursun!
Görüldüğü üzere eminevim, katılımevim gibi şirketlerin katılım para piyasa fonlarında ciddi oranda paraları var. Katılım sistemlerinde havuzda tutulan paralar günlük katılım hesabı veya bu tarz katılım fonlarında kâr payı olarak değerlendiriliyor. Eğer sizin "ben katılım bankasından kredi ile ev almam şüpheli geliyor" gibi bir hassasiyetini varsa, zaten evim şirketlerinde de paranız kâr paylı hesapta tutuluyor. Aynı kapıya çıkıyor yani. Videomda anlatmıştım detaylarını.
https://t.co/u8oXLVsb9p
Faiz haram, para fonu helal mi?
Türkiye Diyanet Vakfı'nın TLK adlı para piyasası fonu olduğu ortaya çıktı.
Ve bu fonda vakfa bağışlanan paralar mı var?
Yetkililerimizin dikkatine!
Ülkemizde insanımız, kendini genel anlamda dindar olarak tanımlamasa da faiz konusundaki hassasiyeti oldukça yüksektir. Belki içki içiyor, namaz kılmıyor; ancak faiz yemiyor. Evet, garip bir durum gibi görünse de vakıa böyledir.
Devletimizin; konut, araç veya çiftçi gibi farklı alanlara yönelik teşvik projelerini, faiz hassasiyeti olan halkı da dikkate alarak kurgulaması ve bu konuda ciddi adımlar atması gerekmektedir.
Zira faiz hassasiyeti olmayanlar, paralarını çeşitli finansal araçlarda değerlendirip kazançlarını artırabilirken; helal-haram duyarlılığı olan insanlar bu imkânlardan genellikle mahrum kalmaktadır.
Ayrıca insani ihtiyaçlara yönelik geliştirilen projeler de bu kesime hitap etmediğinde, günün sonunda mağdur olan; evsiz kalan veya birikimi zamanla eriyen yine muhafazakâr kesim olmaktadır.
Buradan yetkililere özellikle şunu ifade etmek istiyorum:
Yastık altında bulunan altınların büyük çoğunluğu, faize veya şüpheli kazanca bulaşmak istemeyen muhafazakâr halkımıza aittir. Eğer bu insanlar faiz hassasiyeti taşımıyor olsalardı, daha fazla kazanç sağlayabilecekleri farklı yollara yönelebilirlerdi. Ancak bu hassasiyetleri sebebiyle birikimlerini altın veya arsa gibi yatırımlarda tutmaktadırlar.
Bu kesim, ev veya arsa almak istediğinde ise yastık altındaki birikimlerini hızla piyasaya sürmektedir. Yani sınırlı gelir imkânlarına sahip bu kesimin en önemli hedefi, bir ev ya da arsa sahibi olmaktır.
Ne var ki bu hassasiyetleri dikkate almayan projeler, bir yandan halkı devletine küstürmekte—zira cazip seçenekler çoğunlukla faizli veya şüpheli olmaktadır—diğer yandan da insanların birikimlerini yastık altında tutmalarına neden olmaktadır.
Lütfen artık düşük gelirli muhafazakâr kesim için, fıkhî otoritelerin de caiz görebileceği şekilde ürün ve finansman modelleri geliştirilmelidir.
@csbgovtr@murat_kurum@RTErdogan
Halkımız, zekatın sadece fabrikaları, devasa servetleri olan çok zengin insanlara farz olduğunu sanıyor. Oysa nisap miktarı sanıldığı kadar ulaşılamaz değil. Yaklaşık 500 bin TL birikimi olan bir Müslümana zekat düşmeye başlıyor.
Ama insanlar kıyas yapınca kendince haklı çıkıyor. Mevcut iktisadi sistemin garipliği, ayarlarımızı bozuyor. İki kardeş düşünün. Biri banka kredisiyle ev almış, ev sahibi olmuş ama yüksek borcu(taksitleri) olduğu için kenarda parası yok ve zekat vermiyor. Diğeri ise kredi çekmeyip kendi birikimiyle ev almaya çalışıyor. Ev alamadığı gibi, kenarda biriktirdiği para nisap sınırını aştığı için her yıl zekat vermekle yükümlü oluyor. Kirada oturan kardeş sitem ediyor, "Abim ev sahibi ama zekat vermiyor, benim evim yok ama her yıl zekat veriyorum, kim fakir, kim zengin anlamadım gitti !“ diye haklı bir şaşkınlık yaşıyor.
Aslında mesele kardeşlerde değil, sistemde. İşte içinde bulunduğumuz borca dayalı finansal düzen, zekat ibadetinin de mantığını böyle gölgeliyor. Kullandığımız itibari para gerçek bir değer değil, faizle üretilmiş bir borç senedidir. Klasik İslam iktisadında para altın ve gümüştü, devasa faizli borçlar yerine ortaklıklar vardı. Günümüz sistemi ise faizli kredilerle para basıp herkesi borçlanmaya zorluyor, borçlanmayan ve helal yoldan birikim yapmaya çalışan Müslümanı ise sistemin içinde mağdur ediyor.
Bu modern borç-para düzeni, zekât ibadetini de çarpıtıyor. Müslümanlar, bu borca dayalı para düzenine karşı ayık olmak ve alternatif helal finans ve para modelleri üretmek zorundadır. Bu bir cihaddır.
Müslüman emindir, güven alır güven verir. Ben gözüm kapalı güvenebilmeliyim. Yarın öbür gün fikir ayrılığı yaşasak, kavga etsek bile bilmeliyim ki bir ifşa makinesine dönüşmeyecek, zaaflarımı, günahlarımı halka açmayacak. Kavgalıyken dahi adaleti gözetecek. Böyle bir güvenden yoksun kişi müslüman sayılır mı hiç emin değilim doğrusu. 10 yıl yere bakarak gezer, çıplak kadın görmemekle övünürsün, günün sonunda golü, müslüman ama kavgalı kardeşinle ifşa makinesine dönüşmekte yersin. Allah hepimizi şeytanın oyunlarından korusun.
30 Ağustos'un anlam ve önemi açısından; 1912'den 1922'ye kadar savaşlar, katliamlar neticesinde Anadolu'da Müslüman Nüfus Kaybı
10 yıl kadar süren savaşlar süresince Anadolu'nun Türk ve Müslüman nüfusunun 1/5'i yitirilmiştir.
Sayısal olarak en fazla kayıp 400 bin ile dönemin Konya Vilayetinde, orantısal olarak ise yaklaşık %60 ile Van'dadır.
Faiz ile zenginleşmek dünyanın en onursuz işlerindendir.
Faizin meşrulaştırıldığı, ve daha ötesi teşvik edildiği yerlerde sülalesinden kapitale sahip olan çok küçük bir güruhun risksiz bir şekilde diğerlerini sonsuza kadar köle yapmaması için herhangi bir engel yok.
İlahi dinler içinde dinlenme günü olmayan tek din İslam'dır. Yahudilikte Cumartesi, Hristiyanlıkta Pazar kutsanmış ve çalışmaya kapatılmıştır. İslam'da böyle bir gün yoktur. Cuma bile bir tatil değildir. Ezan okunduğunda alışverişi bırakıp namaza koşarsın, namaz biter bitmez de emir açıktır: "Yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lütfundan arayın." (62/10)
Yani mola, namaz kadardır. Bir öğle vakti, o kadar. Asla bütün bir gün değil.
Çünkü Rabbimiz İnşirah'ta buyuruyor: "Bir işi bitirince hemen diğerine koyul." (94/7)
İslam boş kalan adamı sevmez. Bu dinde dinlenmek, işi bırakmak değil; işi değiştirmektir.