Turkey is pursuing absolute gains by seeking inclusion in Europe’s defense initiatives, particularly the €150 billion SAFE program. Greece, on the other hand, is more focused on relative gains — prioritizing its own position while preventing Turkey from accessing the same funds.
Europe’s security cannot be guaranteed without the United States and NATO, a fact European leaders know well. Greece may use low-interest loans to bolster its defense industry and block Turkey’s participation. However, Greece’s narrow, self-interested approach risks weakening Europe’s overall defense capabilities and causing significant delays.
In the long run, the EU will likely need Turkey’s strong defense industrial base and material capabilities for collective security.
Çok ayrıntıya gerek yok, ancak ülkenin hak ve menfaatlerini koruduğu için en az sizin kadar hakkı yenilmiş, mobinge uğramış, mağdur edilmiş, şeref ve haysiyetiyle oynanmaya çalışılmış ve mevcut komuta kademesininin gerçek yüzünü (özellikle Güler’in) çok iyi bilen birisi olarak kabul edin sözlerimi. Benim hikayem ve başıma gelenler ülke normal şartlarda olsa, basın ve ifade özgürlüğü olsa bazılarını sokağa çıkartmayacak cinsten haber olurdu. Kimsenin avukatı değilim ancak TSK’da o kadar çok hak etmediği makamlara siyaset-tarikat ve bunlara yandaşlıkla yükselen liyakatsiz, niteliksiz ve askerlik değerlerinden uzak general amiral var ki, esas onlara odaklanmak lazım diye düşünüyorum.
@MaliGuller Hedef aldığınız kişi silahlı kuvvetlerin en nitelikli, en vatansever, en iyi subaylarından birisi. İçerikteki imaların tamamı yanlış ve algıya yönelik. Böyle gazetecilik olmaz.
@elifsahinn19 Bence sadece küresel ve bölgesel dengelerin değişmesinin getirdiği bir arayış. ABD Avrupa ve Pasifik’te elini güçlendirebilirse ki buna çabalıyor, TR ile Trump sonrası aynı pozitif atmosferin sürmeyeceğine şahit olabiliriz.
ABD ile askeri ilişkileri uzun süre yürüten birisi olarak bu bildirime rağmen, sözleşme imzalansa bile motorların zamanında teslim edileceğine dair bir inanç taşımıyorum. Trump’ın samimiyeti ve bu yöndeki iradesine inanıyorum ama süreç içerisinde şartlar değişecek diye düşümüyorum. Ayrıca F-35 programına kolay bir dönüş öngörmüyorum. Washington’daki Türkiye karşıtı çevreler çok güçlü ve kolay kolay ikna edilemezler, realpolitik, dünyadaki güvenlik gelişmeleri, ABD’nin çıkarları TR ile güçlü ittifakı gerektirmesine rağmen bu iş birliğine karşı gelmeleri çok daha güçlü olasılık bence. Kuvvet çarpanı yaratacak hiçbir platformu bize kolay vermezler, tek bir istisna olarak kapalı kapılar ardında RF, Çin ve İran’a karşı muhtemel bir cephe için çok bağlayıcı taahhütler alınması hariç. Bu durumda da İsrail ile ilişkilerin somut ve hızlı düzeltilmesi ve güvence anlaşmaları gündeme gelecektir. Bu da iç politik açıdan zor bir ihtimal.
Yunanistanın anlamadığı şey şu; AB’ye Fransa’ya, ABD’ye, İsrail’e, Körfez-Mısır vb. ittifaklara dayanarak Türkiye ile sorunlarını gerginliği artırarak çözemez. Ege Denizini eşit paylaşarak ve adaları silahlandırmadan çok daha güvende bir ülke olur. Yoksa bazı adaları ilelebet eski sahibine vereceği kesin.
@YusufErim34 These kinds of over-the-top praises are nothing more than honey traps. The Turkish Armed Forces should tune them out and keep focusing on their weaknesses with clear-eyed, realistic self-assessment.
@cuneytozdemir@zagortenay Bırakın bu çocukça işleri, insanları yargılamayı. Bizden başka bu kadar niyet okuyup insan linçleyen toplum neredeyse yok. Bir adam istediği gibi sevinir, diğeri de istediğini paylaşır. Bunlardan rahatsız olan da ikisini de takip etmez.
Baba bile olamadan toprağa düşmüş, hiçbir gençlik hayalini yaşayamadan bu toprakları bize vatan yapan en hakiki babaların Babalar Günü kutlu olsun. #BabalarGünüKutluOlsun#BabalarGünü
@mustafaciftcitr Yasaları değiştirmeden, infaz kanunu değişmeden, sürekli aflar çıkararak hiçbir suç örgütü bitirilemez. Bunları sadece toplar toplar salarsınız, kolluk kuvveti yorulduğuyla kalır.
@YankiBagcioglu Bu zihniyet sürerse Sahil Güvenlik K.lığı çok değil on-on beş yıl içinde Deniz Harbinin tüm operasyonel ve taktik nüvelerini taşıma niteliğini kaybeder ve Deniz polisi, deniz zabıtası seviyesine iner.
Tarihimiz şan ve şerefle dolu ama tarih bugünü kurtsrmaz. Hazırlık seviyesi içi de bulunduğun an kadardır. Bu konuda gerçekçi olup gerçekleri söylemek, vatana en büyük hizmettir. TSK çoğunlukla sadece terörle mücadeleye göre yapılandırılmış, konvansiyonel ve hibrit harp ihtiyaçlarını sadece savunma sanayi üzerinden tedarik ile giderdiği yanılgısına sahip, gerçekçi teşkilat kadro ve plan ile yeniden müşterek bir kuvvet yapısına sahip olma gerekliliğini es geçmiş, özellike 1. ve Ege ordular bölgesinin coğrafi tahkimatı ve personel bütünlemesi dahil ihmal etmiş durumda. Birlikler ve lider personel uzun süredir yurt dışında yorgun ve gerçek muharebe görevleri dışı da bir yapıda. Eğitim ve tatbikatlar gerçekçi değil ve daha ziyade seçkin gözlemci günlerine yönelik gösteri tarzında. Sınıf okulları ve eğitim merkezlerinin öğretmen kadroları bile yetersiz. MSB sayfasında eğitim fotoları spontane değil de sanki kameraya poz verir gibi. ABD ve müttefik ülkelere çok sayıda subay astsubayı eskiden olduğu gibi sınıf okulları ve NPSe göndermemiz gerekir, ilim Çin’de bile olsa almalı, 15 Temmuz sonrası oluşan nitelikli prrsonel zaafiyetini gidermeliyiz. Gerçeklerle yüzleşebilmek en iyi hazırlık tarzıdır, onlarla muharebede yüzleşmeyelim.
Hamaset, yalan ve kurumsal ciddiyetsizlik en önemli kurumlarımızın bile rutin söyletisi haline geldi. Caydırıcılık ile karşı tarafı erkenden uyandırıp, karşı tedbir almasını ve bölgesel ittifaklar kurmasını teşvik etme arasındaki çizgiyi tutturamıyoruz bir türlü. Erken öten horozun kafasını keserler.
Askerlik de savaş da sanat falan değildir, bunlar apaçık pozitif bilimdir.
İçinde siyasete, hamasete, üç kuruşluk mevkiler için onurunu satmaya, eğilip bükülmeye, kendi arkadaşlarını ve personelini satmaya, askerlik dışı yapılara eklemlenmeye çalışmaya yer yoktur.
Başarı ve zafer için, askerî komuta kademesinin pozitif bilim adamı seviyesinde bilgili ve üstün liderlik kabiliyetleriyle yoğurulmuş olması şarttır.
Üniforma bile giymeye layık olmayan, okuma ve öğrenmeye kapalı, zır cahil seviyesinde bilimden uzak dogmatik fırsatçıların, ideolojik körlerin yönetebileceği bir alan değildir askerlik.
Aylar önceki bir başka yazım…
Ahlaksız Bir Fantezi: Bir Sonraki Hedef Türkiye
Son dönemde artan, Türkiye’ye yönelik "İran benzeri bir politik-askeri müdahale" söylemleri asla görmezden gelinebilecek bir hezeyan değildir. ABD’deki İsrail lobisinin gücü göz ardı edilemeyecek bir realitedir.
Elbette arzumuz herkesle barışçıl ilişkiler geliştirmektir; ancak her senaryoya hazır olmak adına bazı kritik düşünceleri paylaşmak da artık bir vatandaşlık görevidir.
Öncelikle unutulmamalıdır ki en güçlü ordular bile rasyonel bir dış politikanın emrinde değilse pusulasını kaybeder. Bu kapsamda atılacak ilk adım; bizi Orta Doğu'nun dipsiz kuyularına çeken Hamas vb. ideolojik saplantılardan vazgeçmektir. Devletimiz rasyonel Atatürkçü dış politika çizgisinden sapmamalıdır.
Bu zemin üzerinde, atılması gereken stratejik adımlar şunlardır:
Artık terörle mücadele konseptinin ötesine geçip, tüm ordu bölgelerinde combined ops teşkilatlanmasına tam kadro geçmeliyiz. Gösteriş tarzı eğitim ve tatbikatlardan gerçekçi tatbikatlara dönmeliyiz. Askeri sağlık sistemimizi eski güçlü haline getirmeliyiz. Muharip personel eksiğini giderecek yeni bir askerlik sistemine geçmeliyiz.
Savaş artık teknolojinin asimetrik uçlarında kazanılıyor. Kendi askeri uydu ekosistemimizi kurmalı, yörüngeye yüzlerce uydu gönderecek kapasiteye ulaşmalı ve anti-uydu füzelerimizi acilen geliştirmeliyiz.
Bununla birlikte, muharebe sahasının yeni gerçeğini ıskalamamalıyız: Uydu sistemlerinden ve küresel konumlama ağlarından tamamen bağımsız (standalone) çalışabilen SİHA’lar ile yüz binlerce kamikaze ve FPV dronu ivedilikle elde etmeliyiz. Bu devasa asimetrik güç için müstakil ve otonom yetkili "Dron Saldırı Tugayları" ile Anti Dron Bataryaları kurmalıyız.
Birliklerimizin hızla yer altına gömülüp çıkabilmesini sağlayacak inovatif teçhizatları sahaya sürmeli; düşman sistemlerini felç edecek elektromanyetik silahlar gibi sistemlerle, çok uzak mesafelere şiddetli harekat yapabilme kabiliyetimizi artırmalıyız. Gökyüzünde erken ikaz ağlarıyla entegre, atmosferi de kontrol edebilecek katmanlı hava savunma şemsiyemizi süratle tamamlamalı, muharip uçak sayımızı süratle artırıp tüm mevcut platformların aviyonik, radar, füze gibi kritik teknolojilerini millileştirmeliyiz. Mobil 300 m yer altı labirent fırlatma rampalarını ülkenin her yerine yaymalıyız. Tüm kara yollarına yedek kalkış meydanları planlamalıyız.
Denizaltı harp filomuzda denizaltılarımızla su altında kriptolu iletişim kurabilen, en yüksek tahrip gücüne sahip otonom dron-torpidoları envantere katmalı, Akdeniz’i Cebelitarık’tan savunmalıyız.
Birer filo muharip jetimizi/Sihaları Sudan Somali Libya ve mümkünse Arnavutluk’ta konuşlandırmalıyız. Aynı ülkelerde deniz filoları kurmalıyız.
Fakat tüm bu demir ve çeliğin temeli insandır. Kurumumuz; nitelikli ve liyakatli personeliyle barışmalı, siyasetten ve gruplaşmalardan kesinlikle uzak durarak kurumun altını oyan kifayetsiz muhterislerden tamamen kurtulmalıdır.
Barış, ancak savaşa en sert şekilde hazır olduğunuzda tesis edilebilir.
Diğer bir yazım…
Gayri Askeri Statüdeki Adalar (GASA) Kapsamında Durum Değerlendirmesi
Önleyici Müdahale Hakkı
Yunanistan’ın, anakaramıza çok yakın mesafedeki Gayri Askeri Statüdeki Adalar'a Patriot hava savunma sistemleri dahil olmak üzere stratejik silah sistemleri konuşlandırması, Lozan Barış Antlaşması'nın açık bir ihlalidir. Bu durum, yürütülen diplomatik girişimlerin sonuçsuz kalması ve sistemlerin geri çekilmemesi halinde, Türkiye'ye uluslararası hukuktan doğan "önleyici vuruş" (preemptive strike) hakkını kullanma meşruiyetini tanımaktadır. Bu hakkın kullanımı, gerektiğinde hiçbir ilave ikaza lüzum görülmeksizin herhangi bir zamanda ve beklenmedik anda icra edilebilir.
Yunanistan’ın Stratejik Zafiyeti
Bu provokatif adımlar, aslında Türkiye için bir tehdit oluşturmaktan ziyade, Yunanistan'ın içinde bulunduğu stratejik çıkmazın ve vizyonsuzluğun bir tezahürü olarak okunmalıdır. Askeri bir perspektifle incelendiğinde; Yunanistan'ın envanterindeki kısıtlı sayıdaki stratejik savunma unsurlarını "derinlikte savunma" doktrinine uygun olarak geride konuşlandırmak yerine temas hattının hemen sıfır noktasına yığması, ciddi bir çaresizlik göstergesidir. Bu sistemlerin sınırımıza müzahir bölgelerde caydırıcılık üretmek bir yana, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yetenekleri karşısında kendi personelimizi hiçbir riske atmadan anında imha edilebilir "açık hedefler" haline geldiği gerçeği, Atina yönetimi tarafından hesaba katılamamaktadır.
Sonuç
Şahsi kanaatim; GASA'nın silahsızlandırılması maksadıyla yürütülen diplomatik süreçlerin tıkanması durumunda, hiçbir ilave askeri veya diplomatik ikaza gerek duyulmaksızın, SİHA unsurlarımız vasıtasıyla derhal noktasal imha harekatının icra edilmesinin en uygun hal tarzı olacağı yönündedir.
Ancak, konjonktürel sebeplerle Yunanistan geri adım atmaz ve tarafımızca da bu konuşlanmalara karşı anlık bir kinetik müdahalede bulunulmazsa dahi, askeri-stratejik dengeler açısından aleyhimize işleyen bir durum söz konusu değildir. Aksine, mevcut tabloda stratejik körlükle yanlış hesap yapan ve kendi kısıtlı, değerli kaynaklarını açıkça riske atan taraf bizzat Yunanistan'dır.
Linkedin’deki bir yazımdan…
Hezeyan mı Alarm Zili mi?
Provokasyonlarıyla ünlü Rubin, son yazısında, İsrail’in hiç beklenmedik bir anda, 1967 savaşında Mısır’a yaptığı gibi, ani bir hava baskınıyla Türkiye’ye saldırabileceğini; uçaklar yerde, gemiler limanlarda iken Türkiye’nin savunma sanayi yetenekleri dahil askeri alt yapısını büyük oranda süratle yok edeceği bir senaryoyu dillendirmiş.
Ne kadar absürt görünse de sözde düşmanlarının kritik yetenek eşiğini zamansal takıntı haline getirmiş irrasyonel bir yönetim söz konusu olduğunda bu kadarı da olmaz diyemiyorum.
Mesele, bu tür senaryoların gerçekleşip gerçekleşmeyeceği değil; hazırlık seviyesinin her koşulda yeterli olup olmadığıdır.
Yine de, en olumsuz senaryolara karşı:
1. Pilot/aktif uçak oranı hızla 2,5–3 seviyesine çıkarılmalı; uçuş ekipleri vardiyalı sisteme geçirilerek 7/24/365 gün operasyonel alarm seviyesi hazırlık sağlanmalıdır. Filoların en az %50’si 2–3 dakika içinde kalkışa hazır tutulmalı, yalnızca nöbetçi ekip anlayışı terk edilmelidir. Hafta sonları, dini ve milli bayramlarla, muhasımlarla tuzak yumuşama dönemlerine özel dikkat sağlanmalıdır.
2. Erken ihbar sistemlerinin menzili artırılmalı, yüksek irtifa uzun menzil hava savunma mimarisi süratle tamamlanmalı, alarm anında emir beklemeyen otonom karşı müdahale ve asimetrik taarruz karar mekanizması kurulmalıdır. İlgili ülkelerin nükleer tesisleri, limanları, havaalanları, pistleri ve kritik mühimmat depoları alarmın ilk saati içinde emir beklemeksizin yok edilebilmelidir.
3. Mühimmat stoku özellikle hassas güdümlü ve uzun menzilli sistemler açısından ciddi şekilde artırılmalıdır.
4. Mühimmat depoları, komuta merkezleri ve kritik savunma sanayii bileşenleri 300–500 metre derinlikte, sertleştirilmiş yer altı tesislerine taşınmalı; dağıtık yapı ve yedeklilik esas alınmalıdır.
5. Taarruzi İHA/SİHA, FPV dronlar, otonom – robotik kara/deniz platformları içeren asimetrik avcı tugaylar kurulmalı ve ana vurucu güç haline getirilmelidir.
6. Ankara merkezli savunma sanayii yoğunlaşması azaltılmalı; üretim tesisleri farklı coğrafyalara dağıtılmalı ve yer altı yedek üretim altyapıları oluşturulmalıdır.
7. Suriye başta olmak üzere dış kuşakta ilave kara gücü tesis edilmeli; vekil unsurlar modern sistemlerle donatılmalıdır. Buna ek olarak Kuzey ve Doğu Afrika’da ileri üs ve hava konuşlanmaları oluşturularak stratejik derinlik artırılmalıdır.
8. 1’inci Ordu başta olmak üzere kritik birlikler takviye edilmeli; gösteri amaçlı değil, gerçekçi ve sürekli arazide provaya dayalı eğitim/tatbikat modeli uygulanmalıdır.
9. Uçak gemisi gibi yüksek maliyetli ve stratejik karşılığı sınırlı prestij projeleri yerine; füze sistemleri, akıllı mühimmat ve insansız platformlara öncelik verilmelidir.
10. Askeri sağlık sistemi yeniden yapılandırılmalıdır.
Sonuç olarak, caydırıcılık yalnızca mevcut askeri güçle değil; hazırlık seviyesi, kurumsal kalite, hız ve adaptasyon kabiliyetiyle inşa edilir. En büyük risk, tehditlerin büyüklüğü değil, onlara karşı hazırlıksız yakalanmaktır.
@OnderAlgedik Washington Tokyo Londra dahil onlarca örnek var. Bu konuda bilgileriniz yanlış diyor, sizi önyargılarınıza emanet ediyor ve daha fazla uzatmıyorum.