Evimizin yanındaki Tarım Kredi KOOP Market’e girdim.
Yanımda alışveriş yapan bir vatandaşa sordum:
“Burayı ucuz olduğu için mi tercih ediyorsunuz?”
“Ne ucuzu hocam!” dedi.
“Ete peş peşe zam geliyor. Birçok ürün diğer marketlerden farklı değil. Arabam yok, eve yakın olduğu için geliyorum.”
İnsan o anda ister istemez düşünüyor…
Burası sıradan bir market değil.
🌾 Arkasında yüz binlerce çiftçinin bulunduğu Tarım Kredi sistemi var.
🚜 Üreticiden doğrudan ürün alma imkânı var.
🏭 Üretim şirketleri var.
🚛 Lojistik ağı var.
🏪 Binlerce satış noktası var.
Normal şartlarda üreticiyle tüketici arasındaki aracıyı azaltıp vatandaşa daha ucuz ürün ulaştırması gerekmez mi?
Ama rakamlar başka bir şey söylüyor.
2026'nın ilk 6 ayında:
📌 Ciro: yaklaşık 43 milyar TL
📌 Satış maliyeti: 35 milyar TL'nin üzerinde
📌 Satış-pazarlama-dağıtım giderleri: yaklaşık 8 milyar TL
📌 Finansman gideri: 2,7 milyar TL
📌 Net zarar: 1 milyar 91 milyon TL
Üstelik:
🔻 30 mağaza kapanmış.
🔻 Çalışan sayısı 6 ayda 1.133 kişi, bir yılda 1.808 kişi azalmış.
Daha düşündürücü olanı şu:
2025 yılında da şirket 4,7 milyar TL zarar etmişti.
Şirket yönetimi bunun nedenini hızlı büyüme, yatırımlar ve borçlanmanın finansman maliyeti olarak açıklıyor.
İşte mesele de tam burada.
Bir kamu-kooperatif yapısının görevi ne olmalı?
Vatandaşa uygun fiyat sağlamak mı, yoksa borçlanarak hızla büyüyüp sonra milyarlarca lira finansman maliyeti ödemek mi?
Devletin ve çiftçinin imkânlarıyla kurulan sistemde vatandaş pahalı ürün alıyor, çalışan işini kaybediyor, şirket de zarar ediyorsa şu soruyu sormak hakkımızdır:
Kazanan kim?
Tarım Kredi'nin avantajı aslında çok büyük.
Üreticiden doğrudan al.
Aracıyı azalt.
Lojistiği ortaklaştır.
Temel gıdada kâr marjını sınırla.
Çiftçiye hakkını ver.
Vatandaşa gerçekten ucuz ürün sat.
Ama bunun için önce plansız şubeleşmenin, pahalı finansmanın ve yönetim giderlerinin hesabı çıkarılmalıdır.
Çünkü kamu kaynağı iki defa kaybedilemez:
Önce vatandaş rafta pahalı ürün alırken,
sonra oluşan zararın bedelini yine vatandaş öderken…
Tarım Kredi ticari bir vitrin değil, çiftçinin ve milletin kurumu olmalıdır.
🌾 Üretici kazanmalı.
🛒 Tüketici ucuza almalı.
💰 Kamu kaynağı korunmalı.
Bunların üçü birden olmuyorsa, artık mesele fiyat değil; yönetim meselesidir.
Tera’nın frenleyeceği bir nokta yok, takası %94 olarak topladıktan sonra tek kurum ile zaten 60x hedefe gidiyor, bunu bilmeyen yoktur herhalde herkese yazdık ?
Hafta sonu belki sinemaya gideriz diye vizyondaki filmlere bir bakayım dedim. Torium AVM'nin sinemasında eş zamanlı olarak 6 tane korku filmi oynuyor. Bu normal mi? İsimleri de şunlar:
Habis: Son Dua
Yetimhane: Sahipsiz Cinler
Kıble: Bitlisli Belkıs
Cehennem Ayini
Hokum
Lee Cronin'den Mumya
Bir de sinema sektörü dini literatürümüze neden bu kadar düşkün? Kan kırmızısı bir afişin üzerine niye kıble, dua bilmem ne yazıyorsunuz? Bir de cinli şeytanlı sahnelerde niye fonda Kuranı Kerim sesi var? Bir sürü çocuk dini kavramları ilk kez karanlık bir sinema salonunda, çığlık sesi efektleriyle öğreniyor. Yok yok! Var bu işte bir iş!
ESKİ MİLLİ EĞİTİM BAKANI ZİYA SELÇUK'TAN
Eğitimde Rol Karmaşası:
Atomdan Aileye Bir Uyarı
Atomun en temel gerçeği şudur:
Çekirdek merkezde durur. Proton ve nötron oradadır. Ağırlık, denge ve kimlik oradadır.
Elektronlar ise çekirdeğin etrafında döner. Onların görevi farklıdır. Hareketlidirler, enerjiyi taşırlar ama merkezi işgal etmezler.
Şimdi bu resmi alıp aileye ve eğitime koyalım.
Eskiden çekirdek yerindeydi.
Anne ve baba merkezdeydi.
Değerleri, sınırları, istikameti belirleyen onlardı.Çocuklar ise o merkezin etrafında gelişir, öğrenir, büyürdü.
Bugün ise tablo tersine dönüyor…
Çocuk çekirdeğe oturuyor.
Karar veriyor.Yön tayin ediyor.
Aile onun etrafında dönüyor.
Anne-baba ise elektrona dönüşüyor:Koşan, yetişmeye çalışan, memnun etmeye çalışan…Ama merkezde olmayan, yön vermeyen…
Ve işte tam burada sistem bozuluyor.Çekirdeği Kaybeden Aile, yörüngesini Kaybeder.
Atomda çekirdek zayıflarsa ne olur? Denge bozulur.Yapı dağılır.
Ailede de aynısı olur.
Çocuk merkeze geçtiğinde:
* Sınırlar kaybolur,
* Otorite bulanıklaşır,
* Sorumluluk ertelenir,
* Saygı zayıflar.
Çocuk güç kazandığını zanneder ama aslında yük taşımaya başlar. Çünkü çocuk merkez olmak için yaratılmamıştır.
Asıl Tehlike: Rol Değişimi Değil, Rol Kaybıdır.
Bugün en büyük problem “çocuğa değer vermek” değil…Tam tersine, çocuğa kaldıramayacağı bir rol yüklemektir.
Çocuk arkadaş değildir.Çocuk yönetici değildir.Çocuk karar mercii değildir.
Çocuk; yönlendirilmeye, sınır görmeye, rehberliğe ihtiyaç duyar.
Anne-baba ise:
* Merkezdir,
* Çekirdektir,
* Denge unsurudur.
Ve Okul…
Aynı hata okulda da yapılıyor.
Öğretmenin alanı daraltılıyor.
Velinin müdahalesi artıyor.
Çocuk sorumluluk verilmeden…merkeze alınıyor.
Sonra ne oluyor?
Sınıfta düzen bozuluyor.
Öğretmen yalnız kalıyor.
Eğitim zayıflıyor.
Bırakalım Çekirdek Çekirdek Olsun.
Eğitim bir sistem işidir.
Ve her sistem rol bilinci ile ayakta kalır.
* Anne-baba yerini bilmeli,
* Öğretmen yerini bilmeli,
* Çocuk yerini bilmeli.
Çocuk merkeze oturtularak büyütülmez.Çocuk, sağlam bir merkezin etrafında büyür.
Bugün çocuklarımızı kaybetmiyoruz…Aslında rolleri kaybediyoruz.
Ve unutmayalım:
Çekirdek yerinde değilse, hiçbir yörünge sağlıklı dönmez.
Bu yüzden…
Bırakın öğretmen öğretmenliğini yapsın.Anne-baba da çekirdek olmayı hatırlasın.
(Prof. Dr. Ziya Selçuk Bakanımızın bir konuşmasından esinlenerek hazırlandı.)
“Neredeyse son 20 yıldır Öğretmenlerin elinden “Öğrenciyi Eğitme” hakkı alındı. Sadece öğretme vazifeleri var.
Öğrencinin ise öğrenme mecburiyeti kaldırıldı. Her hal ve şartta sınıf geçebiliyorlar.
Velilere ise öğretmeni eğitme ve öğretmenlere, öğretmenliği öğretme hakkı verildi. Milli Eğitim sisteminin kabaca özeti budur. Sonuçları da ortada.”
30 yıllık bir öğretmenin paylaşımı: Meslek bana şunları öğretti:
🔹 Odasını toplayan çocuk hayatını da toparlıyor, marketten alışveriş yapan çocuk, ilerde kendisi için doğru seçim yapmayı öğreniyor, bağımsız dolmuşa binen çocuk, il dışına gidince her yolculuğun sonunda bir durak var deyip, barınma ve kalmayı öğreniyor.
🔹 Hayatı boyunca onu taşıyacak tek dört teker aracın anne ve babasın da olmadığını öğreniyor, korkmuyor...
Yanlışı yüzüne uygun dille söylenen çocuk, hatasını ört pas etmek için yalan dolan bahane üretmiyor, hata benim diyebiliyor.
🔹 Bulaşık makinesi boşaltan çocuk beynini de boşaltmayı becerebiliyor. Babasının nasıl para kazandığını gören çocuk, kendisi için ayrılan bütçeye saygı duymayı öğreniyor. Aç kalınca istediği yemeği vermezseniz, her zaman istediği yiyecek ile tokluk olmayacağını öğreniyor.
🔹 Çocuklar için akademik destek veremeyebilirsiniz ama sorumluluk vermek, ileride alacağınız doğru bir yatırımdır.
Yetişkinler olarak işi gücü bırakıp yapmamız gereken bir şey var: Çocuklarımızla ilgili duyduğumuz kaygıları gözden geçirmek ve öncelik sırasını değiştirmek. Odasında sessizce oturan ve önünde ekran, kulağında kulaklıkla saatler geçiren çocuğumuzun ne yaptığını, kimlerle yazıştığını bilmiyorsak, son girdiği deneme sınavında kaç net yaptığını bilsek ne yazar!
Bu arada böyle yazınca birileri hemen, “Tespit iyi de çözüm ne kardeşim?” diyor. Çözüm şu;
- Çocuğum okusun da ne okuduğu çok önemli değil demeyeceksin. Çocuğun okumayı öğrenirken yaşadığın kaygıyı ve heyecanı, ne okuduğu konusunda da yaşayacaksın.
- Çocuğun daha Fatih Sultan Mehmet’i tanımadan, Kötü Çocuk kitabındaki Meriç karakteriyle tanışmasına izin vermeyeceksin. Çocuğunun hayran kontenjanını boş bırakmayacak, önce iyi insanları sevmesini sağlayacaksın.
- Çocuğun daha kendi kültürünü tanımadan, yabancı kültürlere vize çıkarmayacaksın. Milli bilinç oluşmadan küresel vatandaşlık vizyonuna kafayı takmayacaksın.
- Kariyerin için full-time çalışırken, çocuğuna part-time ebeveynlik yapmayacaksın. Eğer bunu beceremiyorsan da yarı zamanlı işten tam zamanlı sigorta beklemeyeceksin.
- Çocuğunu ekran karşısında saatlerce boş bırakmayacaksın. Teknoloji kullanımı konusunda evde hiçbir kural oluşturmadıysan, suçu teknolojiye atıp kendini aklamayacaksın.
- Ailecek kamera karşısına geçip beğeni almak için saçma sapan videolar çekmeyeceksin. Mahremiyet olmayan eve mahcubiyetin giremeyeceğini bileceksin.
- En önemlisi de birileri senin çocuğunu ağına düşürmek için gece gündüz çalışırken sen yatmayacaksın. Her akşam sosyal medyada ona buna laf yetiştirerek memleketi kurtarmak için harcadığın zamanı, çocuğunu iyi yetiştirmek için harcayacaksın. Herkes çocuğunu iyi yetiştirirse, memleket zaten kurtulur. Bunu aklından çıkarmayacaksın.
Alın size çözüm!
@ankara_kusu Haylaz yeğen ne geziyormuş okulda onu da arastırdın @ankara_kusu . Kuş kadar olmayan durumunla anlamsız algılar yapma. Okullar ipsiz sapsızın adalet dağıtacaği mekanlar oldu senin gibiler sayesinde. Ama bu bumerang hepinizi vurur rahat olun. Eğitim ve adalet hepinize lazim olacak
@azizyazar47 Hareket rakibe Bunyamin ağabey. Yıllardır seni severek dinlerim. Kaç yıllık yorumcusun neden herkesin gördüğünü yüksek sesle inkar ediyorsun? Derdin ne ağabey? Adam çif daliyor, topa dokunamiyor, rakibi havada adeta top gibi sektiriyor, ayak esniyor kırılacak. Kırılması mı lazım?
@smurfypappa Bu saydığın durumların hepsi savasa giren butun ulkleler icin gecerli. Hicbir savas bedelsiz olmaz. Onun icindir ki aklı selim ile hareket eden ulkeler son care olak savasmayi tecih eder.
Mecbyren savasmak durumunda kalirsak silah ve asker disinda bir seyin onemi kalmaz.
Yavuz Ağıralioğlu ve Serkan Toper arasında Doğu Türkistan tartışması yaşandı. Ağıralioğlu “ırzı iffeti çiğnenen kadınlar var biz Türk’üz” diyince Toper “Bizden şüphen mi var” diyerek yanıt vermişti.