Direnen maden işçisi kazandı.
9 gündür açlık grevinde bulunan ve biber gazı ile coplu polis şiddetine maruz kalan işçiler, sloganlarla Ankara Kurtuluş Parkı’nda zaferlerini kutluyor.
Hakkını arayan insanların toplum tarafından yalnız bırakılması çok canımı sıkıyor. Her seferinde. Bugün işçiler, geçmişte ve yarında hayvanlar/ağaçlar, kadınlar, onuru zedelenmiş her bir canlının her seferinde yalnız bırakılması, kafaların çevrilip görmezden gelinmeleri çok vahim
Parasını alamayan madenciler Ankara’da hakkını arıyorlar,herbirinin yürek burkan hikayesi var.
İktidar patronun yanında anladık ama kamuoyu neden duyarsız?
Futbol kadar merak uyandırmıyor,survayvır programı kadar ilgi görmüyor.
Hastalıklı toplum dedikleri tamda budur.
Defalarca uyarıya, sınırlarınızı göstermenize rağmen ısrarla aynı şekilde davranan insanların yaptığı aslında seçimdir ve her seçim bir sonuç doğurur. Bazen herkesi seçimleriyle baş başa bırakıp ilerlemek gerekir çünkü o seçimlerin sizi kaybetmek olduğunu çok iyi biliyorlardı.
Instagram acayip. Hikayelerde herkes birleşip bir şeyler “söylemeye çalışıyor” gündeme dair. Storylerle ülke kurtarıyoruz. Özlü, süslü cümlelerle hikaye ekle kısmı falan. Hepimiz bir şeyler biliyoruz ama bunu realiteye uygulama olarak değil, storylere eklede duyurmaya çalışıyoruz
bir işe başlıyoruz, sonu gelecek mi belli değil. birini seviyoruz, kalacak mı belli değil. hâlden hâllere savrulup duruyoruz. ve her gün, yaşıyoruz. ne zaman öleceğimizi bilmeden. bir düşünsenize, hesaplamaya kalksan bir adım atmaktan korkarsın.
teslimiyet, tek sığınağımız.
Her güçlü insanın arkasında ona destek olan birisi yoktur. Bütün güçlü insanların genelde yaşam hikayesinde güçlü olmaktan başka çaresinin olmadığı bir bölüm vardır. Hayat bazen öyle bir yerden sınar ki, ya dağılıp gideceksin ya da dişini sıkıp ayakta kalacaksın. İşte o anlarda kimse olmaz yanında. Ne elini tutan, ne ben buradayım diyen… Kendi kendine toparlanırsın.
Sonra bir bakarsın, insanlar sana ne kadar güçlüsün demeye başlamış. Oysa sen güçlü falan olmamışsındır aslında. Sadece yıkılmamayı öğrenmişsindir. Alışmışsındır… kimse yokken de devam etmeye, canın yanarken de belli etmemeye. O yüzden bazı insanların duruşu başkadır. Kolay kolay sarsılmazlar. Çünkü en zor yerden geçmişlerdir. Ve oradan geçerken kimseye tutunamamışlardır. Belki de bu yüzden, bugün hâlâ dimdik duruyor gibi görünürler…
Ama içten içe bilirler: Bu bir tercih değildi, mecburiyetti.
la diferencia entre vos y yo, es que yo busqué la manera de perdonarte cuando ni siquiera te escuché decir “perdón” y vos solo buscaste sentirte menos culpable justificando lo que pasó. así que no, no somos iguales