Bu sonsuz derinliğin içinde kaybolup hiç uyanmayacagım gune kadar... Ayaklarının altında ruhumu ezen, dudaklarında acının melodisini fısıldayan, cığlıklarımın ezilmişliğini vucut sıvılarına bulayıp keyfine bakan o muhtesem sahip... Seni aramakla Nihayet bulmasın su ömrüm.
İnkarı infaz eden celladı, an gelir kahraman yapar omuzlarda tasır, küfrün melodisine söz yazar yalnızlığım. Pamuk helvaya ayar, elma sekerine gıcık, pişmaniyeye nefretle bakar buzlukta dondurma tadında irin sacar yalnızlığım.
Trabzanın altına yapışmış sakız nedir?
A) Okuldan eve gelinen yolculukta ruhun bir sokak kevaşesinden evin masum küçük kızına dönüştürülmesindeki son adım
B) Gomdugu her cesede ayrı Bi tabut bulabilen usta kabiliyetin evin kapısını calmadan once yaptıgı cahil kurnazlığı
Zamanı, mekanları ve objeleri bazen anlık durum şeklinde bazen de ara ara geçmiş hayatlarına değinerek karakter tahlilleri yapmaya başlıyorum. Bugün ozanla başladık. Umarım bu yeni tweet dizilerimi begenirsiniz. Hersey sex değil bazen yavaslayıp sindirmek lazım hayatı. 😉
Uzun süredir hasır altı ettiği yara kabuk bağlamış olmalıydı. Tam tersine bu şehir geçmişine yolculuk yaptırıyordu ikide bir. İklimsiz, kimliksiz bi yolcu için rotasız bir yolculuktu seyir defterinde yazan. Narkozun etkisi geçmiş acı ansızın saplanmıştı ruhuna. İçine içine ağladı
Kahverenginin tonlarıyla bezenmiş, kasabadan devşirme bir bozkır kenti dedi kendi kendine. Eylül ayının bu ilk gunlerinde bile keskin rüzgarı içini titremeye yetti. Dolmuşa bindi. Etrafı tel örgülerle çevrili bir lojman ve kamelyasıyla, kantiniyle, yemyeşil bir bahçe. Üç yıl dedi
On yasındaydı Ozan. Annesi ve babası göçük altında kaldıgında sadece on yaşındaydı. İşte bu izbe kentin karanlık dokusunu ruhunda yarattığı hissiyat o kaybedişin izdüşümü gibiydi. Herşeyin varken hiçbirşeyin kalmadığını çok erken öğretmişti hayat ozana.