Bu resim 2018 de çekildi.Heybeliada Bayraktepe arkası yani Çamlimanı koyuna bakan mevki. Son iki yıl ardarda çıkartılan yangınlarla adeta yok edildi. Şimdi orda ancak O G M nin diktiği geleceği belirsiz gariban fidanlar var
Adnan Kahveci’nin İlâhiyat Profesörü kuzeni Niyazi Kahveci'den harika tespitler.
- Bu ülkede en çok satılan, en çok satın alınan fakat hiç kullanılmayan tek şey dindir. Bunu satın alan halk problemlidir! Halkın zihin yapısı problemlidir! Bu problemlerin faturasını millet olarak birlikte ödüyoruz..
▪️ Bu kafa birini büyütüyor, sonra da gidip kendini ona öldürtüyor.
▪️ Bu kafa, hastalıklı bir kafadır!
▪️ Bu kafa, anakronik (çağ dışı) bir kafadır!
▪️ Bu kafa, şizofrenik bir kafadır!
- On bin yıl öncesinin anlayışıyla bugünü yaşamaya çalışan bir kafadır!
- Kiralık kapitalle kapitalizm, kiralık felsefeyle bağımsızlık olmaz!..
En zor iş, çağdışı insan malzemesiyle çağdaş işler yapmaya kalkışmaktır.
Otuz yıl sonra ya teknolojik insan olacaksınız, ya da gereksiz insan. Mesele bu kadar basit.
- Batı'daki dinî mezhepler teolojiktir ve zihinseldir!
Bizdekiler ise siyasaldır!.. Meşrulaştırmak için teolojisi arkadan gelir.
- Sünnilikte düşünmenin “d”si yoktur! Adı üstünde teamülcü!
Allah'tan, uygulamacı olan elin oğlu, bize teknoloji satıyor da, onu alıp kullanıyoruz.. Satmasa ne yapacağız?
- 150 milyar dolar ihracatımız var ama, 300 milyar dolara yakın da ithalatımız var!..
Bunun anlamı şudur!.
Bir liralık mal satıp, iki lirayla geçineceksiniz.
- Yeraltı kaynaklarımızı sattık! Yer üstündekileri de sattık!
Şimdi havayı betonla doldurup onunla geçinmeye çalışıyoruz.
Gelin görün ki, bunu dert edinen kimse yok.
- Şeyhlik, şıhlık kavramı, 5000 yıl önceki totemizm kavramının insana dönüşmüş halidir.
Bu toplumda şeyh, şıh çok, fakat tek filozofumuz yok!
O nedenle olguyu okuyamıyoruz.
- Biyolojik yönden aklı bozuk insanların evliyadır diye peşlerinden koşup, “Benim hâlim ne olacak?” diye soranlarımız var!
- Batılıları sömürgeci diye eleştiriyoruz!
Fakat onlar kendi insanlarını sömürmüyorlar.
Biz ise dışarda değil, içerde sömürgeciyiz.
Kendi insanımızı sömürüyoruz.
Buna “ ekonomik ensest ilişki” deniyor.
Bana göre en büyük vatan hainliği budur.
- Adam ilâhiyat profesörü olmuş, yaptığı iş;
VİP cenaze namazı kıldırmak,
VİP umre ziyareti düzenlemek.
Anlayış olarak hâlâ Farabi'yi aşamamış.
4000 yıl önce yaşayan Sümerler'in kafasına sahip.
- Bilimin, tarihin ve sosyal bilimlerin bir felsefesi vardır!
O nedenledir ki, ülkemizde bir felsefe üniversitesi açılması şarttır. Buna teoloji felsefesi de dahildir.
- Kur'an üzerinde bütünsel bir çalışma yapmadığımız, daha açık bir ifadeyle, Kur'an'ın hedefi nedir, karakteri nedir sorularına cevap bulmadığımız sürece, 1500 yıl öncesine takılır kalırız.
- Aklımızın çapını genişletmeden, mevcudun dışına çıkamayız!.. Biz de, (Türkçe) akıl nedir ve nasıl çalışır diye bir kitap yok!..
Oysa Batı'da binlerce var!
- Şunu kafamıza iyice yerleştirelim. 21. yüzyılda dinsel düşünme diye bir şey yoktur, olamaz..
Çağımız, akılcı ve bilimsel düşünme çağıdır..
Bu çağda olduğu gibi, bundan sonraki çağlarda da dindar olunabilir.
Fakat dindar olmanın yolu, akılcılıktan ve bilimsel düşünmekten geçmelidir.
~~~
Prf. Dr. Niyazi Kahveci
İlahiyatçı, yazar, araştırmacı.
İslam vahiy dininden rivayet dinine nasıl dönüştü?
Kaynaktan kopuşun anatomisi üzerine
Günümüzde ciddi bir sorunla karşı karşıyayız. İnsanlar vahiy dininden uzaklaştırıldı, buna karşın rivayet, mezhep, korku, aracı otorite ve gelenek katmanlarıyla örülmüş paralel bir dinin içerisine yerleştirildi. Bu sonradan insanlar tarafından yaratılan yapay din özgürleştiren, aklı açan, toplumu ayağa kaldıran bir rehber olmaktan çıktı. İnsanı pasifleştiren, korkutan, bölen ve kaynağa ulaşmasını engelleyen kültürel bir sisteme dönüştü.
Bu dönüşümün adı kaynak hiyerarşisinin yer değiştirmesidir. Kuran'ın merkezde olduğu bir din algısından Kuran'ın saygı duyulan ama pratikte 'anlaşılamaz' olarak konumlandığı bir din algısına geçiştir. Kuran'ın terk edilmesinden çok daha sinsi olan Kuran'ın elde tutulup hükmünün başka katmanlara devredilmesidir.
Kuran'da kaynak inşası son derece açık kurulur.
"O, size Kitap'ı ayrıntılı olarak indirmişken, Allah'tan başka bir hakem mi arayayım?" Kendilerine Kitap verdiklerimiz, bilirler ki bu Rabb'inden Hakk olarak indirilmiştir. O halde, sakın kuşku duyanlardan olma!
Enam 114
Hakemlik meselesi doğrudan kaynağa bağlanır.
Rabb'inizden size indirilene uyun. O'nun yanı sıra başka velilere uymayın. Ne kadar az öğüt tutuyorsunuz!
Araf 3
ve Casiye 6'da ise çarpıcı soru gelir:
İşte bunlar, Bizim sana Hakk olarak anlattığımız Allah'ın ayetleridir. O halde Allah'tan ve O'nun ayetlerinden sonra hangi hadise inanacaklar?
Casiye 6
Tarihsel süreçte bu katı hiyerarşi bozulmuştur. Vahyin etrafında oluşan açıklama, uygulama, hukuk, mezhep ve rivayet katmanları zamanla yardımcı unsur olmaktan çıkıp dinin kendisi gibi algılanmaya başlamıştır. Başlangıçta 'Kuran'ı nasıl doğru anlayacağız?' sorusuna cevap arayan yorum faaliyetleri zamanla Kuran'ı ancak şu rivayet, şu mezhep, şu imam, şu gelenek, şu otorite üzerinden anlayabilirsin diyen kapalı bir sisteme dönüşmüştür.
Burada kırılma noktası rivayetlerin söylenti olmaktan çıkıp hüküm kaynağına dönüşmesidir. Rivayet incelemeye, tenkide, bağlam analizine ve Kuran'a arz edilmeye muhtaçtır. Fakat kutsal otoriteye dönüştüğünde artık Kuran'ı destekleme iddiasının ötesine geçer ve Kuran'ın üzerine yerleşen bir katman haline gelir. Bu aşamadan sonra dinin pratik merkezi değişir. İnsanlar Kuran'ın açık ilkesinden çok şu kitapta geçti, şu imam böyle dedi, büyüklerimiz böyle yaptı, bizim mezhepte böyledir cümleleriyle yönlendirilir.
Rivayet literatürünün tarihsel gelişimi bu dönüşümde önemli bir yer tutar. Örneğin Buhari 810-870 yılları arasında yaşamıştır. Kuran ile rivayet külliyatının oluşumu arasında yaklaşık iki asırlık tarihsel mesafe vardır.
Bu mesafe rivayetleri vahiy gibi mutlaklaştırmanın bilimsel olarak sorunlu olduğunu gösterir. Arada sözlü aktarım, siyasal çatışmalar, mezhep mücadeleleri, fetih coğrafyalarının kültürel etkileri, raviler, isnad sistemleri, fıkhi ihtiyaçlar ve otorite mücadeleleri vardır. Bu nedenle rivayet külliyatı tarihsel aktarım, seçme, eleme, tasnif ve yorum sürecinin ürünüdür.
İkinci büyük kırılma ise fıkhın dinin yerine geçmesidir. İmam Şafii 767–820 yılları arasında yaşamış ve günümüz pratiklerindeki İslam hukuk düşüncesinin oluşumunda belirleyici rol oynamıştır. Şafii rivayetlerin de vahiy olduğunu ileri sürmüş, rivayet kayıtlarının Kuran'a eşdeğer normatif hukuk kaynağı haline gelmesi gerektiğini savunmuş ve fıkıh teorisini de bu şekilde geliştirmiştir. Yani bir insan dini otoritenin yapısını kökten değiştirmiştir.
Buradaki mesele Şafii'nin kimliğinden bağımsız olarak kurulan yeni din inşasıdır. Vahiy merkezli din anlayışında Kuran ana kaynaktır, Resul vahyin elçisi ve uygulayıcısıdır. Fakat sonraki sistemlerde Resul'e atfedilen rivayetler Kuran'ın yanında ikinci bir yasa alanı gibi konumlandırılmıştır. Daha sonra bu ikinci alanı fıkıh taşımış, fıkhı mezhepler, mezhepleri de halk dindarlığı taşımayı sürdürmüştür. Ve insanoğlu Kuran'ın doğrudan muhatabı olmaktan çıkarak mezhep sisteminin pasif takipçisine dönüşmüştür.
Bu dönüşümün en tehlikeli yanı kendisini dine hizmet ediyor gibi göstermesidir. Kuran'ı koruyoruz, Nebi'nin sünnetini yaşatıyoruz, ümmetin mirasını sürdürüyoruz cümleleriyle başlayan süreç çoğu zaman Kuran'ın hükmünü gelenek lehine askıya alan ve Kuran'da hiç anılmayan konuları kanunmuş gibi sunan bir yapıya dönüşür.
Örneğin mürtedin öldürülmesi, recm, Kuran ayetlerinin rivayetlerle iptal edilmesi gibi major ve insan üretimi kanunlar Kuran'da olmadığı halde bu sisteme sokuşturulmuştur.
Sahte din nasıl kurulur?
Sahte dinde vahih hiçbir zaman tamamen reddedilmez. Çoğu zaman vahyin adı korunur fakat hem anlamı dönüştürülür hem de hükümleri tartışmaya açılır. Kitap duvarda asılıdır, törenlerde okunur, cenazelerde seslendirilir, hatimlerde ana dilinden okunur fakat kimse içeriğini bilmez.
Sahte dinin birkaç ayırt edici özelliği vardır.
Birincisi kaynak bulanıklığı üretir. İnsan artık neyin Allah'ın ayeti neyin tarihsel rivayet, neyin mezhep yorumu, neyin yerel gelenek, neyin siyasal ihtiyaç olduğunu ayırt edemez.
İkincisi aracı sınıf üretilir. İnsan ile Allah'ın kitabı arasına sürekli bir açıklayıcı otorite konur. Hoca olmadan anlayamazsın, mezhep olmadan yaşayamazsın, şeyh olmadan ilerleyemezsin, rivayet olmadan Kuran eksik kalır denir.
Üçüncüsü ahlak yerine ritüel ayrıntıları büyütülür. Kuran'ın adalet, yoksul, yetim, emanet, infak, zulüm, ölçü, söz, akıl, bilgi ve sorumluluk vurgusu geri plana itilir. Din yalnızca sakal boyu, başörtüsü, mezhep ayrıntısı, özel gece ritüelleri, kabir pratiği, şeyh bağlılığı ve korku anlatıları üzerinden tanımlanır hale gelir.
Dördüncüsü insanı dünyadan sorumlu özne olmaktan çıkarır. Refah üretmek, güvenli toplum kurmak, adil yönetim inşa etmek, yöneticiye sorumluluk yüklemek, bilgiyi çoğaltmak, emeği korumak, yoksulluğu azaltmak, liyakat sistemi kurmak gibi hedefler dinin merkezinden uzaklaştırılır. Yerine bekleme, katlanma, susma, itaat etme ve öbür dünyada karşılığını alma psikolojisi geçer.
Mesele doğrudan medeniyet meselesidir. Bir toplumun din algısı bozulduğunda düzeni de bozulur. Kaynağı belirsizleşen din hesap bilinci üretmez sadece otorite bağımlılığı üretir ve köleler yaratır. Kuran'dan kopan toplum, vahyin yeryüzü hedeflerini de kaybeder. Başarısız olur, ezilir, küçülür, parçalanır ve zayıflar.
Kuran'ın dünyaya dair hedefi rivayetlerdeki gibi insanı pasif dindarlığa hapsetmek olsaydı işimiz gerçekten çok kolaylaşırdı. Fakat vahiy aklı çalıştıran, zulmü engelleyen, servetin tek elde dolaşmasını önleyen, yoksulu gözeten, yetimi koruyan, emanetleri ehline veren, ölçüyü düzgün tutan, sözleşmeye sadık kalan ve toplumsal güveni inşa eden bir bilinç ister. Bu oldukça zordur. Rivayetçi bakış açısı ise ritüel tapınma ile işlerin çözüleceği algısını sürekli pompalamaya devam eder.
Rivayetçi din algısının ana görevi Kuran'ın düzeltici hükümlerini gölgelemektir. Bunu da binlerce detay hüküm üreterek yapar. Bir toplum yürümeyi zamanla unutup ayakkabının bağcık rengiyle meşgul olabilir. Bugün İslam insancındaki kriz tam da budur, kaynak kaybolmuş, gereksiz ayrıntılar merkeze geçmiş, vahyin dönüştürücü gücü geleneksel kabukların içinde görünmez hale getirilmiştir.
Bu döngüden nasıl çıkacağız?
Çıkış kaynak hiyerarşisini yeniden kurmaktır. Rivayet tarihsel veri olabilir fakat vahiy değildir. Fıkıh insan emeği olabilir fakat Allah'ın mutlak hükmü yerine geçemez. Mezhep yorum geleneği olabilir fakat Kuran'ın üzerinde bağlayıcı otorite olamaz. Alimlerin bazıları değerli olabilir fakat insan ile Allah'ın kelamı arasında zorunlu aracı sınıfa dönüşemez. Gelenek yeri gelir incelenebilir fakat dinin kendisi sayılamaz.
Kuran ana kaynaktır.
Rivayet insan üretimi tarihsel veridir ve Kuran'a arz edilir.
Fıkıh tarihsel yorumdur ve bağlayıcılığı yoktur.
Mezhep yorumlar tarihidir.
Nebi, Kuran'ın yanı sıra ikincil hüküm koyucu olarak konumlanmaz, sadece vahyin elçisi, uyarıcı, hatırlatıcı ve müjdecidir.
Peki sistemi nasıl yeniden inşa edeceğiz?
Tabi ki salatın ikamesi ile. İnsan sadece bu yolla Kuran'a yaklaşabilir.
Vahye dönmeyi yeni bir din kurmak olarak niteleyenler olacaktır. Tam tersine din diye birikmiş tarihsel tüm yapay katmanları kaynağın ışığında ayıklamaktır. Kuran'ın açık mesajını rivayet, mezhep, şeyh, korku, kurtarıcı beklentisi ve iptal teorileri altında boğulmaktan kurtarmaktır.
Bugün en temel soru şudur, insanlar Allah'ın indirdiği dine mi yoksa Allah'ın adına inşa edilmiş tarihsel bir dine mi inanıyor?
Cevap biraz rahatsız edici. Çünkü dünyanın tamamında yaşanan durum Kuran'da inşa edilen vahiy dininden çok uzaktadır. Kuran'dan belli belirsiz parçalar taşıyan yapay bir din bugün İslam zannediliyor.
Bu yapay din insanı kaynaktan uzaklaştırıyor, bilinci zayıflatıyor ve sorumluluğu azaltıyor.
Şu soruyu kendimize sormalıyız, hangi dine inanıyorum? Vahiy dinine mi rivayet dinine mi? Kuran'ın insanı ayağa kaldıran çağrısına mı uyuyorum yoksa geleneğin insanı diz çöktüren ve pasifleştiren sistemine mi? Bildiklerimi duyarak mı öğrendim yoksa kendim keşfedip araştırarak mı?
Gerçek dönüşüm bu soruları cesaretle yanıtlamakla başlayacaktır. Köklere dönüş umut yeşertici bir inşa tasavvurudur.
Kuran ile aydınlanmamız dileği ile.
“Yağmuru çaldılar, bulutu dağıttılar” diyorlar hikâye temeli zayıf.
Bakın kuraklık da, bol yağışlı yıllar da kader değil—ritim.
Atmosfer dediğin büyük ölçekli sistem, troposfer içinde enerji dengesiyle çalışır.
Güneş yüzeyi eşit ısıtmaz —> basınç farkı oluşur → rüzgâr doğar → nem taşınır.
Ekvator hattında ITCZ yükselir, yer değiştirir.
Hadley dolaşımı subtropikte alçalır—bulutu bastırır, kuraklık uzar.
Yer kaydırır, zayıflar—kapı açılır, yağış gelir.
Üst troposferde iş daha kritik:
Jet akımı dümdüz gitmez, Rossby dalgaları yapar.
Bu dalgalar büyür, keskinleşir… bazen kırılır.
Dalga kırılması dediğin şey, akışın kilitlenmesidir.
Blokaj kurulur – sistem ilerleyemez – hava “yerine çakılır”.
İşte o an:
Aynı yerde günlerce güneş → kuraklık.
Ya da aynı yerde günlerce sistem → aşırı yağış.
Zincir basit:
Enerji → basınç → rüzgâr → nem → yükselme → yağış.
Ama üstteki dalga oyunu sonucu belirler.
Günlük hayattan düşün:
Bir nehir akıyor…
Akış düzgünken su akar gider.
Ama bir yerde viraj keskinleşirse, su girdap yapar, takılır, yığılır.
Atmosfer de aynı—Rossby dalgası o virajdır.
Ben bunu defalarca anlattım:
Sebep var , süreç var , sonuç var.
Kur’an da “ölçü” der:
“Gökten bir ölçü ile su indirdik.” (Zuhruf Suresi, 43:11)
Yani rastgele değil—denge.
Mekanizmayı bilmeyen hikâye yazar. O hikâyenin adı komplo olur.
Doğa işini yapıyor. Ben sistemi okuyorum.
SALAT
Her salât kelimesi
Namaz değildir. destek degildir.
Dua hiç değildir.
Duâ arapçadır arapca da dua olarak geçer zaten.
Zekeriyanin tek başına kıyamda namazı
Ali imran 39
Kiminle dayanışma toplantı halinde?
Rabbiyle konuşuyor.kiyamda
Namaz hüküm ayetleri
Ankebut 45 Bakara 110
Önceki Nebilerde Namaz Bakara 83, 125
141- 143 Ali Imran 39 Maide 12 Araf 170
Yunus 87 Ibrahim 37, 40 Meryem 31
Taha 14 Enbiya 73 Hacc 26, 78, Lokman 17
Ala 14, 15-19 Beyyine 4-5
Namaz vakitleri Isra 78 Hud 114 Bakara 238
Nisa 103
Namaz bölümleri
Gunduz/ Gece isra 78 Hud 114 aynı zamanda günun ilk namazı öğle
İkindi hud 114 isra 78
Akşam yatsı fecr( sabaha yakın)
Bakara 238 hud 114 isra 78
Kuranda Namaz vakti dışındaki vakitler, izin isteme adabı
Nur 58-59
Namazlar sadece düsman saldırısı tehdidi varsa kısaltılabilir. (Yolculukta seferilik) zannedilenin aksine namaz kısaltılmaz.
Nisa 101 102 103
Namazda rekat sayısı
Nisa 101-103
Tüm Namazlar 2 rekattır.
Selam vermek farz mı?
Toplu kılınan namazlarda Namazin bittiğini göstermek icin yapılmıştır..
Namazda böyle bir şart farz yoktur.
Kadınlara muayyen durumlarda hicbir ibadeti yapma yasağı yoktur.
Bakara 222
Namazda ses tonu https://t.co/JrqzXSuIfY esmalar ile dua
Isra 110
Nafile Namaz
Isra 79
Vakit şablon grafikleri için Süleymaniye vakfına teşekkür ederim.
Kur'anda Namaz için dua ayeti örnekleri
her biçimde rükûda kıyamda secdede okunabilir.
Mülkün tek Maliki olan Allah..
Sen dilediğine mülkü verirsin,
dilediginden mülkü alırsın.
Sen dilediğini aziz edersin,
dilediğini zelil edersin.
Sen, geceyi gündüze katarsın,
gündüzü geceye katarsın.
Ölüden diriyi çıkarırsın,
diriden ölüyü çıkarırsın.
Sen dilediğini hesapsızca rızıklandırırsın.
Hayrın tümü Senin elindedir
Sen her şeyin üzerinde tek ölçü Sahibisin
Rabbimiz canımızı müslüman olarak al.
Rabbimiz bize dünyada güzellik yaz ahirette güzellik yaz ve bizi ateşin azabından sakındır.
Dinledik ve itaat ettik bizi ört Rabbimiz
varış Sanadır..
Rabbimiz bizi ve bizden önceki tüm müminleri ört, kalplerimizde müminlere karşı düşmanlık bırakma..
Bizi sil bizi ört bize acı Sen bizim Mevlâmızsın
Kafirler- gerçeği örtenler toplumuna karşı bize yardım et.
Rabbim beni Namazını tam olarak yerine getiren, Namazında sürekli olan, salatını koruyan, salatında huşu içinde olan kullarından kıl..
…
Ey Rabbim! Beni; bana ve ana-babama verdiğin nimetlere şükretmeye ve razı olacağın salih ameller işlemeye sevk et ve beni rahmetinle salih kullarının arasına kat!”
Rabbimiz! Amellerin hesap olunacağı gün beni, ana-babamı ve müminleri bağışla
Rabbim! Şüphesiz ben senden hakkında bilgim olmayan şeyi istemekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve bana acımazsan, şüphesiz ziyanat uğrayanlardan olurum
yalnızca O’na dayandım ve ancak O’na döneceğim
Umarım Rabbim beni, bundan daha doğru olana ulaştırır
Rabbim! Doğrusu nefsime zulmettim başıma iş açtım. Beni bağışla…
Rabbim! Beni zalimler güruhundan kurtar.
Rabbim! Beni yalanlamalarına karşı bana yardım et!”
Rabbim! Beni tek başıma bırakma. Sen varislerin en hayırlısısın.
Rabbim! Bana göndereceğin her hayra muhtacım.
Ey Rabbim! Şeytanların vesveselerinden sana sığınırım. Ey Rabbim! Onların benim yanımda bulunmalarından da sana sığınırım
Rabbim! Beni müslüman olarak vefât ettir ve beni sâlihler arasına kat!”
Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri namazı devamlı kılanlardan eyle; ey Rabbimiz! Duamı kabul et!”
Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse, şimdi de sen onlara öyle rahmet et
Gönlüme ferahlık ver. İşimi bana kolaylaştır. Dilimdeki tutukluğu çöz. Ki sözümü anlasınlar.”
Beni bereketli bir yere kondur. Sen konuk edenlerin en hayırlısısın.”
Rabbim diriliş gününde beni mahzun eyleme.
Rabbimiz hesap gününde bizi mahzun eyleme.
Rabbimiz cehennem azabını bizden uzak tut kuşkusuz onun azabı inatçı ve yapışkandır..
Rabbimiz bu dünya hayatında da o çetin hesap gününde de, Senin azabından yine Sana,
Senin merhametine şefkatine sığınırız.
Rahman, merhametin kaynağıdır. Rahim ise merhametin kalpte hissedilen yakınlığıdır. Biri varlığı kuşatan sonsuzluk, diğeri kula dokunan inceliktir. Bu yüzden âlimler şöyle demiştir. Rahmaniyet varoluşu verir, Rahimiyet yön verir. Güneşin herkese doğması Rahman’dır; o ışıkla yolunu bulman Rahim’dir.
Beyin cerrahının önerisi: Şu 4 egzersizi yaparak inme (beyin damarlarında tıkanıklık) riskini ciddi azaltmak mümkün. Etkisi çok güçlüdür. Özellikle kalp, tansiyon, diyabet, damar rahatsızlıklarına karşı..
📌Kaydedin, yakınlarınıza gönderin.
#faydalıbilgiler
Elmalılı Hamdi Yazır, (1878-1942) Atatürk'ün yazdırdığı Kur'ân Tefsirinin özsözünde kendini anlatıyor;
"Ben halis Anadolulu Öz Oğuz, Yazır Türkü'yüm. On beş yaşında İstanbul'a geldim. Ne Arabistan'a gittim ne Türkistan'a. Ne İran'ı gördüm ne Frengistan'ı. Öğrendiğimi bu vatanda öğrendim.
Yazır'ın Kayı, Kınık, Bayındır, Eymir, Avşar gibi büyük Oğuz kabilelerinden biri olduğunu da Divan-ı Lügati't-Türk’ten öğrendim. İran'da çıkan yünden, Avrupa'da bükülen ipten, Türk tezgâhında dokunan halıyı Türk malı tanıdım.
Bir binanın mimarisi Türk olmak için bütün kerestesi yerli olması lâzım değildir diye işittim. Afrika madenlerinden çıkmış altının üzerinde bir Türk sikkesi gördüğüm zaman ona Afrika'nın değil, bizim altınımız dedim. Ruhî-i Bağdadî'nin:
"Sanma ey hâce ki senden zer ü sîm isterler / Yevme lâ yenfeu’da kalb-i selîm isterler..."
(Ey hoca sanma ki senden altın ve gümüş isterler. Hiçbir şeyin fayda vermeyeceği günde tertemiz ve sapasağlam bir kalp isterler).
Sözünü duyduğum vakit bunu Türkçe'den başka bir lisanın edebiyatına kaydedemediğim gibi Türkçe'nin en güzel sözlerinden tanımakta tereddüt etmedim.."
Atatürk’e atılan iftiralardan biri de “ Atatürk döneminde Kur'ân yasaklandı “ yalanıdır.
Aksine Atatürk döneminde Kur'ân Türkçe'ye çevirilerek anlaşılması sağlanmıştır.
Ayrıca da Kur'ân’ın Türkçesi 9 cilt halinde halka ücretsiz dağıtıldı.
Kur’ân’da olmayanlar:
-Başörtüsü, türban, çarşaf, peçe.
-Kadına dayak.
-Kadın haklarının kısıtlanması.
-Kadınların çalıştırılmaması, yöneticilik yapamaması.
-Bir erkek şahit eşittir iki kadın şahitin günümüzde geçerli olması.
-Haremlik, selamlık.
-Hadisler, dinin hadislere dayandırılması.
-Mezhepler, tarikatlar.
-Halifelik, şeyhülislamlık, dini liderlik.
-Allah’la kul arasında aracı, ruhban sınıfı, hoca, hocaefendi, evliya, molla, şeyh, şıh gibilerinin olması.
-Dinî kıyafet.
-Türbe.
-Kâbe dışında kutsal mekan.
-Erkeklerin sünnet olması.
-Arapça ibadet zorunluluğu.
-Hafta tatili.
-Namazla ilgili 5 diye bir rakam.
-Bayram namazlarının farz oluşu.
-16 rekat Cuma namazı.
-Teravih.
-Namaz kılmayanın cezalandırılması.
-Namaz kılmayanın cehennemde azap çekeceği.
-Cuma namazı kılmayanın dinden çıkarılacağı.
-Kadınların cuma namazı kılmaması.
-Kâbe’ye dönülmeden kılınan namazın geçersiz olması.
-Kadın ve erkeğin birlikte namaz kılması.
-Namazın Allâh ile Peygamber arasında pazarlıklarla belirlendiği.
-İmâm, müezzin, vaizlerin kadrolu ve maaşlı olması.
-Yahudilerin lanetli olduğu.
-Ölülerin 7-40-52. geceleri.
-Mevlüt.
-Vekaletle ölüler yerine hacca gitmek.
-Dinî nikah ya da imam nikâhı denilen resmi olmayan kayıtsız nikâh.
-Çok eşliliğin bütün toplumlar ve zamanlar için geçerli olması.
-Cariyelik.
-Takı, heykel, resim, müzik yasakları.
-Mehdi, deccal.
-Alkolün içki dışında da haram olması.
-Adet halindeyken namaz kılanamayacağı.
-Adet halindeyken oruç tutulamayacağı.
-Abdestsiz Kur’ân okunamayacağı.
-Deniz mahsullerinin haram olması.
-Zemzemin şifalı olduğu.
-Kutlu doğum haftası.
-Ramazan ve Kurban Bayramları dışında dini günler ve kutlamalar.
İlâhiyat Profesörü Yaşar Nuri Öztürk
‘LDL’nin kötü kolesterol olduğu’ paradigmasını bırakalı yıllar oldu.
Bir kardiyolog olarak hastalarımda kalp sağlığı göstergesi olan çok önemsediğim daha önemli başka parametreler var.
Bunlar;
1. Trigliserid/HDL <2
2. Açlık kan şekeri<100 mg/dl
3. Açlık İnsülin <10
4. HOMA<2
5. Lp(a)<30 mg/dl
6. ApoB<80 mg/dl
7. ApoB/LDL< 0.3
Bunları kaydedin. Her yerde bulamazsınız.
DEPREMDEN ÇEKİNİYORSANIZ EVİNİZİN ÇALKALANMASINA( rezonans’ın) MUTLAKA BAKTIRIN.
Deprem yıkımlarının %65’i yapının altındaki yerin kötü davranışından, %35’i yapı kusurlarından kaynaklanır.
Deprem sırasında yapının göçmesine neden olan iki önemli özellik, evinizin altından dalga geçerken yapınız kalgıması ile aşırı çalkalanmasıdır. Bu tür evler depremde yıkılır. Deprem olmadan önlem almak için bu değerleri bir jeofizik mühendisine aldırırız. Yardımcı olmaları için
Size birkaç öğrencimin telefonlarını veriyorum.
Sarper Celasun 0 (539) 592 44 21
Neslihan Ötügen 0 501 587 1999
Orçun yerebakan 0533 865 16 42
Depremde bir kişinin ölmesini Türkiye Cumhuriyeti’ne maliyeti 1,5 ile 2,5 milyon dolardır. Yeni ev alacaksanız ya da kiralayacaksınız, önce yere bakan kaya mı yoksa sulak toprak mı. Ev sahibinden yer Yapı güvenlik belgesini mutlaka istetinİz.
Söylenceler korkutur, bilim yaşamımızı korur. Bilimden ayrılmayın
Mikrodan Makroya Kozmik Denge: Bilimsel Gerçekler Işığında İlâhî Kudretin Delili
Modern fiziğin ulaştığı nokta, evrenin en küçük yapıtaşlarından en büyük galaktik yapılara kadar olağanüstü bir düzen ve matematiksel uyum içinde işlediğini göstermektedir. Kuark, gluon, lepton, bozon, Higgs bozonu, foton, hadron, baryon ve mezon gibi temel parçacıklar; belirli yasalar çerçevesinde, Planck ölçeğinde dahi şaşmaz bir sistematik içinde davranırlar.
Kuantum alan teorisi, bu parçacıkların rastgele değil, belirli enerji alanları ve kuvvet taşıyıcıları aracılığıyla etkileştiğini ortaya koyar. Örneğin, Higgs alanı, maddeye kütle kazandıran görünmeyen bir düzenleyici mekanizmadır. Gluonlar kuarkları bir arada tutarak atom çekirdeğini oluşturur; fotonlar elektromanyetik etkileşimi sağlar. Bu etkileşimlerin sabitleri örneğin ince yapı sabiti, yerçekimi sabiti veya Planck sabiti evrenin yaşanabilir olmasını mümkün kılan dar bir aralıkta bulunur. Bu sabitlerden birinin bile milyarda bir oranında farklı olması, ne madde oluşumuna ne de yaşamın varlığına izin verirdi.
Bu olağanüstü hassasiyet, varlığın “tesadüfî” değil, mutlak bir irade ve bilinç sonucu meydana geldiğini gösterir. Kur’an-ı Kerim’de bu gerçek şu şekilde ifade edilir:
“Biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık.”
(el-Kamer, 54/49)
Bir diğer ayette ise evrendeki bu kusursuz düzenin altı çizilir:
“O, biri diğeriyle tam bir uyum içinde yedi göğü yaratandır. Rahmân’ın yaratışında hiçbir düzensizlik göremezsin.”
(el-Mülk, 67/3)
Bugün astrofizik, kozmoloji ve parçacık fiziği alanlarında yapılan çalışmalar, bu “ölçü”nün evrenin her seviyesinde geçerli olduğunu ortaya koymaktadır. Galaksilerin kütleçekimsel dengesi, gezegenlerin yörünge kararlılığı, Dünya’nın Güneş’e olan mesafesi ve atmosferik bileşimi hepsi yaşam için mükemmel şekilde ayarlanmış parametrelerdir.
Bu bütüncül uyum, mikro sistemlerden makro yapılara kadar uzanan tek bir yasallığın, yani yaratılış yasasının bir tezahürüdür. Bu da bilimsel verilerin, evrenin kör bir rastlantı değil; yüksek bir irade, ilim ve hikmetle düzenlendiğini ortaya koyduğunu göstermektedir.
Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Allah güzeldir, güzelliği sever.”
(Müslim, Îmân, 147)
Bu hadis, yaratılışta gözlenen estetik, denge ve düzenin, İlâhî güzelliğin yansıması olduğunu ifade eder.
Sonuç olarak; ister Higgs alanında, ister galaktik hareketlerde, isterse canlı sistemlerde olsun, evrenin her katmanında gözlenen hassas düzen, Allah’ın varlığını ve kudretini ilmî olarak işaret eden bir kanıttır. Kur’an’ın bildirdiği gibi:
“Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ardı ardına gelişinde akıl sahipleri için elbette ibretler vardır.”
(Âl-i İmrân, 3/190)
Artık daha iyi anlayabiliyorum.
Kadir Mısırlıoğlu'nun, Mehmet Akif Ersoy için neden pezevenk dediğini.
Kadir Mısırlıoğlu'na birazcık muhabbeti olan kimsenin dininden şüphe ederim.
Kadir Mısırlıoğlu aynı zamanda;
İsa Nebi geri dönecek, Emevi Şam camisine inecek, Deccal ile savaşıp Müslüman olup Muhammed Nebînin ümmetine katılacak diye söyleyip mezhepsel inanışları olan ayrıca tasavvufu savunan islam olmayan batıl inanışlara inanan biriydi.
The James Webb Telescope just mapped 800,000 galaxies spanning 13.5 billion years of space. Scripture simply says:
“… He made the stars also” (Gen. 1:16)
I love how God’s creation of galaxies is mentioned like it was no big deal—effortless majesty!