Esma🥹 dün gibi hatırımdasın. Televizyonda seni gördüğümde hemen hemen aynı yaştaydık çalışma odanı göstermişlerdi hayran kalmıştım o gün seni kendime idol görmüştüm RAB bimden niyazım senin şehitliğini kabul buyursun cennet bahçelerinin en güzeliyle seni karşılasın inşaALLAH🤍
*srail askerlerinden kaçan üç F*listinli genç tam köşeye sıkışmışken, sanki görünmez bir el devreye giriyor ve askerlerin gözlerine adeta bir perde iniyor.
Gençler tam burunlarının dibinde, kaçacak tek bir adımları bile yokken, askerler körleşmişçesine onları göremiyor. Bir mucize gibi gerçekleşen bu olayda, saniyeler içinde ölümle yaşam arasındaki çizgi silinip gidiyor.
Bütün Medeniyetler Tırnakla Başladı
Hiç düşündünüz mü, Allah insana neden tırnak verdi?
Bazen yaratılışın en büyük sırları, gözümüzün önünde duran en küçük ayrıntılarda saklıdır. İnsan gökyüzüne bakıp yıldızların hikmetini arar, dağların heybeti karşısında hayrete düşer, denizlerin derinliğini düşünür; fakat çoğu zaman kendi parmak ucundaki mucizeyi fark etmez.
Parmak ucumuz yumuşaktır. Tek başına bırakılsaydı kavramakta, sıkmakta, ince ve hassas nesneleri tutmakta zorlanırdı. Fakat Allah o yumuşak dokunun arkasına küçücük, sert bir dayanak yerleştirdi: Tırnak.
Tırnak, parmağın sessiz dayanağıdır. Görünüşte küçücük ve sıradan bir parçadır; fakat parmak ucu ona yaslanarak güç kazanır. El böylece kavrar, tutar, çizer, yazar, işler ve üretir. İğneyi tutan da, kalemi yönlendiren de, bir aleti hassasiyetle kullanan da yalnızca parmak değildir; onun ardındaki bu küçük destek de bütün bu hareketlere iştirak eder.
Bir düşünün: Kalemi tutan el yazıyı doğurdu. Yazı hafızayı kurdu. Hafıza bilgiyi nesilden nesile taşıdı. El taşı yonttu, toprağı sürdü, iğneyi tuttu, kitabı yazdı, kubbeyi yükseltti, gemiyi yaptı, makineyi kurdu. İnsan, parmaklarının ucuyla dünyaya dokundu ve dokunduğu dünyayı değiştirdi.
Belki de yaratılışın hikmeti tam burada beliriyor: Bazen büyük şeylerin arkasında küçücük dayanaklar vardır. Bir kubbeyi kilit taşı ayakta tutar; bir cümleyi tek bir kelime değiştirir; insanın elindeki bütün maharetin arkasında ise farkına bile varmadığımız küçücük bir tırnak durur.
Kur’ân insanı uzaklara göndermeden önce kendi varlığına bakmaya çağırır:
“Kendi nefislerinizde de nice deliller vardır. Hâlâ görmeyecek misiniz?”
(Zâriyât, 51/21)
Demek ki görmek için her zaman göğe bakmak gerekmiyor. Bazen insanın kendi eli de başlı başına bir âyet, parmaklarının ucu ise okunmayı bekleyen küçük bir yaratılış kitabıdır.
Tırnak yalnızca bir süs değildir; yumuşak parmak ucunun sert dayanağıdır. O küçücük destek sayesinde insan eli daha maharetli, daha hassas ve daha güçlüdür.
Sonra o el kalemi tuttu.
Taşı yonttu.
İğneyi kullandı.
Kitabı yazdı.
Şehirleri kurdu.
Ve belki biraz mübalağayla ama büyük bir hakikate işaret ederek şöyle söyleyebiliriz:
İnsan medeniyeti yalnızca akılla kurulmadı; parmak uçlarıyla da kuruldu.
Çünkü bazen koca bir medeniyetin hikâyesi, insanın parmak ucundaki bir santimlik tırnakta başlar.
Her medeniyet biraz da tırnakla başladı…
— Dr. Mustafa Mahmud’dan ilhamla…
Vakıa suresinde; Sağın halkından solun halkından ve önden gidenlerden bahseder zengin olmak için değilde sanki hangi tarafta olmamız gerektiğini öğrenmemi gerekiyor
RABBİM sana hamd ve selam olsunnn uzun süredir süredir istediğim bir şeyi beklemediğim an kolaylıkla karşıma çıkardın ilmek ilmek dizayn etmişsin oysaki …