@NiklasKorber Du stellst wie ein kleines Kind ständig die gleiche Frage obwohl sie mehmals auf deine Frage aus ihrer Sicht geantwortet hat. Völlig unprofessionell von dir.
Trabzonspor’u sadece trabzonlular tutuyor
Bursaspor’u sadece bursalılar tutuyor
Diğer üç büyüklerin 20 milyon taraftarı var en fazla.
Amedspor’u ise tüm Kürt halkı destekliyor taraftar sayısı olarak en fazla biziz. Sırayla hepsini tahtından indirecez
Kaşif Kozinoğlu 1995 de binbaşı rütbesi ile emekli olan ve kendini ‘özel harpe’ adayan bir ‘derin devlet’kişisiydi. En yakını Hasan Atilla Uğur’du. İşledikleri insanlık suçları araştırılmadı ama 15 yıl sonra ‘şüpheli’ ölümü araştırılıyor. Çok kirli bir hikaye #derindevlet
Bir muhalif gürüh tarafından memlekette yaşanan her haksızlığın, her hukuksuzluğun sanki ilk defa cereyan ediyormuşçasına sürece bağlanma çabasına tahammül edemiyorum. Sanki Türkiye demokrasiyi yeni terk etmiş ve bunun mimarları arasında Kürtler, DEM Parti, hatta Öcalan varmış gibi bir laf sokma telaşı, yarışıdır gidiyor…
Arkadaşlar, sizler refah içerisinde muhalefet yaparken de bu ülkede çok kötü şeyler yaşanıyordu. Ya gelin el ele ortak bir hak mücadelesi verelim ya da sadece kendi akvaryumunuzu yorumlayın; hesabı da orada kesin, borcu da oraya çıkarın.
Bu süreç sayesinde cenaze gelmiyor kimsenin evine, bunun ne demek olduğunu anlayamıyorsanız da haddinizi bilin ve susun ya, çok mu zor bunu yapmanız?
🗣️Eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı:
🔸“Demirtaş her zaman verdiği haliyle; ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm. Mesajı her zaman bu oldu"
🔸“Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın mülakatları yapacağınız günlerin gelmesini temenni ediyorum"
https://t.co/2FKdJTXDzS
Türkiye’de yargı kime karşı kullanılıyor?
🗣️Lokman Ergün: Bir komedyeni yaptığı bir espriden dolayı cezaevine atabiliyor. Sendikal faaliyetlerde bulunan sendikacılar cezaevine atabiliyor. Onlarca gazeteci halkın haber alma hakkını yerine getirdiği için cezaevine atılıyor
İzlemek için: https://t.co/SFlGOXTKOe
@lokmanergun@hazal_rojda
@abdullahnaci Nietzsche "kendin kalarak" demiyor bu yanlis. Daha cok kendi ögletilmis kaliplarini asarak, kendini gelistirerek özgür olunur diyor. Nietzsche'nin "Also Sprach Zarathustra" Kitabini okumani öneriyorum.
Mazlum Abdi’yi dinlerken…
Rojava’nın özgürlük umutlarını yüklenen SDG’nin feshedilmesi, Şam’ın Kürtçe eğitim hakkını ‘seçmeli ders’ düzeyine indirgemesi, SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi’nin HTŞ’li Cumhurbaşkanı Şara’nın danışmanlığını kabul etmesi ve 1 Eylül 2026 itibariyle Şam güçlerinin Haseke, Kamışlo ve Derik’e girmesi Kürtler arasında yoğun biçimde tartışılıyor. Taşıdığı önem nedeniyle daha uzun süre tartışılacağı da anlaşılıyor.
İzleyebildiğim kadarıyla yoğun bir duygusallık eşliğinde süren tartışmaya daha çok hayal kırıklığı, öfke ve tepki damgasını vuruyor. Elbette bunu anlamak, buna bir anlam ve hak vermek gerekiyor. Zira Rojava, Kürtlerin özgürlük umutların yükseldiği; bu uğurda ağır bedellerin ödendiği bir yerdi. Dolayısıyla destansı direnişlerin yaşandığı ve ağır bedellerin ödendiği yaklaşık 15 yıllık sürenin sonunda elde edilen bu sonucun hazmedilmesi mümkün değil.
Eleştiriler, tepkiler, sitemler yerindedir ve değerlidir…
Fakat bu sonucun kalıcı olacağını sanmak yanıltıcı olacaktır. Rojava’da yolun sonuna geldiğini, herşeyin bittiğini söylemek için erkendir. Sadece şartlar gereği ara bir çözüm üretilmiştir ve buna -kerhen-evet denilmiştir. Ayrıca sadece Rojava değil, Şam da mevcut durumdan pek de hoşnut değildir. Şam da aslında kerhen evet demiştir. HTŞ ve Colani’nin hedefi Rojava’yı tümden ele geçirmek, yeniden işgal etmektir. HTŞ ve lideri bundan vazgeçmeyecektir. Şam ve Ankara; Şara ve Erdoğan bu konuda ellerinden geleni bundan sonra da yapacaklardır.
Kaldı ki Rojava’nın özgürleşmesini engelleyen de Şam’dan çok Ankara’dır. Kabul etmek gerekir ki bu Türkiye’nin ‘başarısıdır’. Kürt siyasetinin de hataları olmuştur ancak, sonucu belirleyen Türk devletinin düşmanlığıdır. Bölgede ve Suriye'de dengeler değiştiği için Rojava’da şimdilik Türkiye'nin dediği -kısmen- olmuştur ama o da ‘zaferinden’ pek emin değildir.
Bölgede devam eden çıkar çatışmalarının bu ‘zaferi’ riske atacağının farkındadır. Kürtlerin kayıplarını telafi edebilecek potansiyele sahip olduklarını da görüyor ve bu yüzden önlemlerini almayı sürdürüyor.
Öte yandan Kürt siyasetinin hataları elbette görmezden gelinemez. Yaşananlardan ders çıkarılması için bununla yüzleşilmesi de kaçınılmazdır. Rojava’da bence ilk düğme yanlış iliklendi ve öyle de devam etti. Bölgesel dengeler değişince acı gerçek fark edildi ama artık geçti ve iş işten geçmişti.
Ayrıca HTŞ’nin Şam’ı ele geçirdiği ve Alevilere katliam yaptığı günlerde (10 Mart) Mazlum Abdi’nin Colani ile anlaşma imzalaması yanlıştı. Yine Amerika’nın (Temmuz 2025) ‘’Arap bölgelerinden çekilin’’ talebine bazı güvenceler karşılığında olumlu bir yanıt verilmemesi de hataydı. Zaten Mazlum Abdi de bu konuda hata yaptıklarını söylüyor ve özeleştiri yapıyor.
Bunlar ilerde bütün detaylarıyla tartışılır ama eleştiri ve tepkilere bir anlam vermekle birlikte bunun ölçüsüz bir biçimde yapılmasını doğru bulmuyorum. Bu süreçleri yakından izlediğim ve 40 yıllık bu mücadelenin hasbelkader yakın tanığı olduğum için bu aşamada Rojava konusunda pek bir şey söylemeyi de doğru bulmuyorum.
Hatta Mazlum Abdi ve arkadaşlarını eleştirmeye dahi kıyamıyorum. Zira onlar Rojava’nın özgürlüğü için her şeyi yaptılar. 10 yıldan fazla bir süre cepheden cepheye koştular ve her cephede fedakarca ve kahramanca savaştılar. Oğullarını, kızlarını, kardeşlerini, en yakın arkadaşlarını bu savaşlarda kaybettiler. Onların neler yaşadıklarına sadece Kürtler değil, bütün dünya şahitlik etti. Her şey herkesin gözleri önünde yaşandı.
Ayrıca onların da her şeyin farkında olduklarını düşünüyorum ve Kürtlerin onlardan başka bir alternatiflerinin olmadığını da biliyorum. Olsaydı belki daha iyi olurdu ama yok; Kürtlerin son 50 yılda binbir emek ve fedakarlıkla yarattığı en önemli birikim budur. Bu giderse Kürtler asıl o zaman bir yüzyıl daha geriye gider.
Mevcut birikim çok zor şartlarda ve çok ağır bedeller sonucu yaratıldı. Bu kadar savaş, bunca acı, bunca şehadet sonrası Kürtlerin elleri boş, boyunları bükük, kör-pişman geri döneceklerini; Şam’ın ya da Ankara’nın önünde diz çökeceklerini düşünmüyorum. Bu yönlü gürültü koparanları ise iyi niyetli görmüyorum.
Kürtler evet; ciddi kayıplar verdiler, geri çekildiler, taviz verdiler ama geçmişe, bedellerine, şehitlerinin kendilerine devrettikleri hayallerine sırt çevirmeyeceklerdir. Bu hayallerin hiç olmasa bir kısmını hayata geçireceklerdir. Bize düşen onları bu zorlu süreçte hem hatalarıyla yüzleşmeye teşvik etmek hem de elbette yine ve yeniden yardım etmektir. Hiç değilse onlara ek sorunlar üretmemek, işlerini daha da zorlaştırmamaktır.
Suriye’de ve Ortadoğu’da henüz ne olacağı, nasıl bir dizayn yapılacağı net değildir. Bölgedeki çıkar çatışmaları; enerji ve ticaret koridorları üzerindeki egemenlik savaşı sürüyor ve bu konjonktür değişebilir; yarın Kürtlerin önünde yeni fırsatlar belirebilir.
Dolayısıyla önemli olan Kürtlerin örgütlü güçlerini ve özgürlük düşlerini muhafaza etmeleridir.
Sonuçta Kürt milleti Ortadoğu’nun kadim bir milletidir. Ve her millet gibi Kürtlerin de kendi kaderini tayin hakkı vardır. Bu hak vazgeçilemez ve devredilemez bir haktır.
Biçimi ne olursa olsun Kürtler er ya da geç bu haklarını kullanacaktır.
Su akacak yatağını bulacaktır.
Rojava’da ve tüm Kürdistan’da…
İlke TV’den Banu Güven’in Mazlum Abdi ile yaptığı söyleşiyi dinlerken aklıma bunlar geldi.
Bu şahıs Gazi açık açık bir protokolde 17 kişiyi kestiğini söylüyor bazı faili meçhuler bu kişide sorulabilir bu bir itiraftır bu 17 kişiyi nerde niçin kesmiş Devlet sorgulamalı bu şahısı..
Ümit Özdağ bir provokatördür. Önceden Suriyelileri hedef gösterdi ve ardından Kayseri’de insanlar Suriyeli avına çıktı, insanların evlerini, işyerlerini yağmaladı.
Şimdi sıra Amedspor’a geldi. Buradan açıkça söylüyorum. Amedspor maçlarının herhangi birinde tek bir kişinin bile burnu kanarsa sorumlusu Ümit Özdağ’dır.