Suriye'de Kürtçe ikinci resmi dil oluyor ama 3 milyon Türkmen'e karşın Türkçeye yer yok. Daha önce Irak'ta da Kürtçe ikinci resmi dil oldu, 2 milyon Türkmen'e karşın Türkçeye yer verilmedi.
Sırf Türkiye'de Kürtler de aynısını ister diye-ki zaten istiyorlar- Türkiye, Bulgaristan'da Türkçenin ikinci resmi dil olmasını istemedi. Suriye ve Irak'ta da istemedi. Ee ne oldu şimdi?
Yakında Kürtçe Türkiye'de de resmen olmasa da uygulama açısından ikinci resmi dil olacak. Fakat en az 30 milyon Türk'ün olduğu İran'da, 1 milyon Türk'ün olduğu Bulgaristan'da, 2 milyon Türk'ün yaşadığı Irak'ta, 3 milyon Türk'ün yurdu Suriye'de Türkçeyi savunan bir Türkiye yok. Türkiye'yi yönetenler Arapları ve Kürtleri savundukları kadar Türkleri ve Türkçeyi savunmuyor.
Mısır'da, Ürdün'de, Lübnan'da, Yemen'de, Libya'da toplam 10 milyona yakın Türk, Araplaşıp eridi.
Çok yazık gerçekten.
@YeniUlak Bir şey olmaz bunlara. Film izler gibi izleriz. Ha bir gün hükümet değişir de normalleşme meraklısı bir hükümet gelmezse belki, olur mu sanmam.
@BahattinEr66261@halktvcomtr bi de söylediklerinizin belgesi olsa. ispatlayamadınız da ispatlayamadınız. Adam pürü pak çıktı. Bu kadar temiz olmasını biz bile beklemiyorduk. Siyasete bulaşıp da bu kadar yemiz olanı var mıdır derdik. Varmış
🔴 Fatih Altaylı'dan Melik Gökçek'e sert sözler:
"80 yaşına merdiven dayadınız, bir yılı aşkın bir süredir hapishanede tutulan birinin eşine dil uzatırken bir nebze olsun utanmadınız mı! Bir katre olsun vicdanınız sızlamadı mı!
Ya siz Nevin Gökçek, en azından siz kocanıza “Terbiyesizlik yapma, çok ayıp. Yakışıyor mu bu yaptığın?” demediniz mi!
Ya da belki de siz kendisine haddini bildirdiğiniz için paylaşımını sildi. Eğer öyle ise ağzınıza sağlık.
Ankara’nın eski belediye başkanının yaptığı “terbiyesizce hareketten” herhalde haberiniz var. İBB’nin tutuklu başkanı Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dilek İmamoğlu’nun denize girerken bir fotoğrafını yayınlayıp, “Bilin bakalım, Bodrum’da keyif yapan bu hanımefendi kim?” diye sordu.
O kadar çok tepki aldı, o kadar çok küfür, hakaret yedi ki paylaşımını silmek zorunda kaldı.
Ben de bu beye, bir tutuklunun bu konulardaki fikrini ve hissiyatını anlatayım.
Anlamaz ama denemekte beis yok.
Dışarıdaki sevdikleriniz ne kadar keyifli ve mutlu ise, siz içeride o kadar mutlu ve keyifli oluyorsunuz. Onlar geziyorsa, siz kendiniz gezmiş gibi seviniyorsunuz, onlar tatile giderse siz tatile gitmiş kadar neşeli oluyorsunuz.
Melih Gökçek pek anlamaz ama insani durum aynen böyle tezahür ediyor.
Sevdiğiniz insanların dışarıdaki ruh hali, sizin içerideki ruh haliniz oluyor.
Bu yüzden de bana sorarsanız eşinin denize girmesi Ekrem İmamoğlu’nu mutlu etmiştir.
Bir gün Türkiye’ye gerçek adalet gelip içeri atıldığı gün, Melih Gökçek de ne demek istediğimi anlayacaktır.
O gün, onun için de benzer bir şey söylenirse eğer, onun eşini savunan da yine biz oluruz, kimse merak etmesin!"
@ofsayt_biri@cumhuriyetgzt1 aynı şeyi düşünüyorum.gün gelip bu adamlara sempati duyacağım aklımın ucundan geçmezdi. Hatta su millet vekillerinin oradan oraya zıplaması hareketinden beri ve öncesindeki netliği yüzünden de en takdir ettiğim parti saadet partisi oldu. Adamlardan bir vekil bile ayrılmamış
Alparslan Kuytul ile polis arasında 'yakalama' tartışması:
-Ben kaçtım mı da 'yakalama' yazıyorsunuz? 'Yakalama' yazarsanız imzalamam.
+Normal prosedür gereği...
-Onun adı gözaltı
+Gözaltı yani. Beraber geçicez şimdi
-'Yakalama' başka bir şey. 'Yakalama' derseniz imza atmam.
+'Gözaltına alınmıştır' diyorum. Doğru mu?
-Evet.
@PentiTr 10 Temmuz tarühli 0406391875 numaralı siparişimdeki tüm ürünleri hatalı gönderdiniz, 14 ünde iade gönderdim. 16 Temmuz da elimize ulaştığının tetiğini aldım. koskoca firma bugün yatırılacak yarın isde olacak diye diye 1 aydır kartıma iade bekliyorum. faizini filan da geçtim
Türkiye’nin yıllardır taşıdığı sorunların demokratik yollarla çözülmesini; silahların tamamen sustuğu, insanların kimlikleri ve düşünceleri nedeniyle ayrıştırılmadığı, herkesin kendisini eşit yurttaş hissettiği bir ülkeyi kim istemez ki?
Barışa kim karşı çıkabilir?
Kardeşliğe huzura özgürlüğe kim itiraz edebilir?
Ancak gerçek barış yalnızca bir kanun çıkarmakla kurulmaz. Barışın temeli adalettir, hukuktur, güvendir ve toplumsal mutabakattır.
Bugün Türkiye’nin en büyük meselesi, vatandaşın devlete ve adalete duyduğu güvenin ağır biçimde zedelenmiş olmasıdır.
CHP’li belediyelere ve başkanlarına yönelik operasyonların gerçekleştirildiği; henüz yargılama süreçleri dahi tamamlanmadan seçilmiş belediye başkanlarının suçlu muamelesine maruz bırakıldığı bir dönemdeyiz.
Üstelik bununla da yetinilmiyor; belediye başkanları görev yaptıkları ve ailelerinin yaşadığı şehirlerden yüzlerce kilometre uzağa, ağır tecrit koşullarıyla anılan kuyu tipi cezaevlerine gönderiliyor. Adeta zulmeder gibi bir muameleye maruz bırakılmaları ise ayrıca sorgulanması gereken bir durumdur.
AYM kararlarının tartışıldığı, AİHM kararlarının uygulanmadığı, seçilmişlerin iradesinin yargı kararları ve kayyum uygulamalarıyla ortadan kaldırıldığı, insanların söyledikleri bir söz nedeniyle soruşturulma endişesi taşıdığı bir ortamda demokratikleşmeyi yalnızca belirli bir mesele üzerinden konuşamayız.
Böyle bir ortamda demokratikleşmeden söz ediyorsak önce şu temel gerçeği kabul etmek zorundayız:
Demokrasi herkes içindir ya da demokrasi değildir.
Hukuk herkes içindir ya da hukuk değildir.
Özgürlük herkes içindir ya da özgürlük değildir.
Bir taraftan demokratikleşmeden söz ederken diğer taraftan siyasi rakipleri yargı yoluyla tasfiye etmeye çalışmak, toplumun bir kesimine hukuk vaat ederken başka bir kesimini hukuksuzluğa mahkûm etmek gerçek bir huzur getirmez.
Kaldı ki TBMM’ye sunulan Çerçeve Yasa konusunda hukukçular tarafından son derece ciddi hukuki ve anayasal itirazlar dile getirilmektedir.
Hukukçuların Anayasa ve evrensel hukuk ilkeleri açısından ciddi sakıncalar gördüğü bir düzenlemenin, yeterince tartışılmadan ve toplumun bütün kesimlerinin kaygıları giderilmeden yasalaştırılması yeni sorunlar doğurur. Millet bilmeden, toplum tartışmadan, farklı kesimlerin kaygıları giderilmeden yapılan siyasi mutabakatlar, toplumsal mutabakatın yerine geçmez.
Benim demokrasi anlayışımda millet, sonucu kendisine açıklanan bir sürecin seyircisi değildir.
Millet bu ülkenin sahibidir.
Bu nedenle yapılması gereken bellidir:
Anayasa ve mahkeme kararlarını eksiksiz uygulamak, yargının bağımsızlığına ilişkin toplumdaki şüpheleri ortadan kaldırmak.
Seçilmişlerin iradesini güvence altına almak ve düşüncesini açıklayan hiç kimsenin korkmadığı bir ülke olmak. Tüm bunlar sağlandıktan sonra da milletin önüne hiçbir soru işaretine mahal vermeden çıkmak en doğru seçenek olacaktır.
Türkiye’nin Kürt meselesi dâhil hiçbir meselesi çözümsüz değildir.
Ancak Kürt meselesinin çözümünü bir dönem daha iktidarda kalmanın, bir seçim daha kazanmanın hesabına endekslerseniz; yıllarca cezaevinde tuttuğunuz siyasetçileri ve milletvekillerini seçim hesaplarının bir parçası hâline getirdiğiniz izlenimini güçlendirecek adımlar atarsanız, toplumun sürecin samimiyetini ve gerçek niyetini sorgulamasının önüne geçemezsiniz.
Türkiye’nin ihtiyacı kapalı kapılar ardındaki mutabakatlar değil, milletin önünde kurulmuş büyük bir toplumsal mutabakattır.
Ve milletin bu konuda vereceği yetki doğrultusunda da gerekli demokratik düzenlemeler, açık ve şeffaf bir biçimde, millet iradesinin tecelligâhı olan TBMM çatısı altında hayata geçirilmelidir.
Son cümle olarak şunu söylemek isterim:
Unutmamak üzere isimlerini köprülerimize, alt ve üst geçitlerimize kazıdığımız şehitlerimizin aziz hatıralarına haksızlık edildiği duygusuyla vicdanlarımızın sızlamasına izin vermemek, bu ülkenin vatandaşları olarak hepimizin en önemli sorumluluklarından biridir.
@muratemir_dr tavşana kaç tazıya tut diyprsunuz, yeni olamadan bitğrdiniz eski oldunuz. nasıl evet dediniz çerçeveye? yazık yazık. ama helal olsun akp ye ne güzel öyle yağıyor bpyle yapıyor hepiniz tıpmış tığıs uyguluyoesunuz imzalıyprsunuz her yaptıklarınızı. bize de bol hikaye anlatin