Doruk Madencilik emekçilerinin aylar önce Ankara’daki 17 günlük direnişinin ardından kurulan uzlaşma masasında iktidar, holdingin yapacağı ödemeler için garantör olduğunu ifade etmişti. Ancak aradan geçen zaman gösteriyor ki; bu hamle madenciyi oyalamaktan ve tansiyonu düşürmekten başka hiçbir amaca hizmet etmemiştir.
Aylar geçmesine rağmen hakları ödenmeyen Doruk Madencilik emekçileri ile yine aynı holdinge bağlı Elazığ Eti Gümüş emekçileri haklarını aramak için 10 Ağustos sabahı Ankara’ya gelmiştir. Yıldızlar SSS Holding, emekçilerin alın terini gasp etmeyi alışkanlık haline getirmiştir.
Maden emekçilerinin haklarının ödenmesi için “garantör” olacağının teminatını veren iktidar; garantörlük sıfatını madencinin hakkını korumak için değil, yurdun dört bir yanında maden imparatorluğu kuran Yıldızlar SSS Holding’in çıkarlarını güvence altına almak için kullanmaktadır.
Açıklamanın tamamını okumak için tıklayınız:
https://t.co/0bsuHOkdbm
İlhan Selçuk'un harika bir yazısı. Defalarca okumakta fayda var.....
ŞAŞIP KALIYORUM …
🤢Arap İngiliz'le birleşmiş Türk'ü arkadan vurmuş;
🤢Ermeni Rus'la birleşmiş,
Doğu Anadolu'yu kana bulamış;
🤢Rum Yunan'la, Yunan İngiliz'le birleşmiş,
Batı Anadolu'yu ele geçirmiş.
🤢Ülkenin mahvolmadık, yıkılmadık, yanmadık,
kan dökülmedik, kül olmadık hiçbir yeri kalmamış,
🤢Elde avuçta İstanbul ile İzmir bile yok!..
🤢Anadolu'nun altı yedi milyon nüfuslu en yoksul bölümüyle, yüzde doksan beşi okuma yazma bilmez,
🤢yorgun, yoksul, bitkin, ezik bir halk..
Nasıl kurtulmuşuz?..
Şaşıp kalıyorum...🤔
☘Yunan'ı nasıl denize döküp hizaya getirmişiz,
☘İngiliz'i İstanbul'dan nasıl çıkarmışız,
☘ dünyanın süper güçleriyle masaya nasıl eşit oturmuşuz?
⭐Yıl 1923
Anadolu'da 10-11 milyon savaş artığı yaşıyor; aç biilaç, parasız;
⭐Yüzde 95'i elifi görse mertek sanacak kadar alfabesiz... .
.⭐ Ne yapacaksın?..
Demokrasi yap!.. Nasıl yapacaksın?..
🤢1923'ün yanmış yıkılmış Anadolu'sunda nasıl demokrasi yapacaksın?..
🤔Kalan ne? Yıl 1923
Komşunun komşuyu boğazladığı iç savaşlardan, Anadolu'yu mezbahaya döndüren dış savaşlardan yeni çıkmışsın.
🤔Fabrikan yok,
İşçin yok,
İş adamın yok,
Mühendisin yok,
Doktorun yok,
Uzmanın yok,
Tüccarın yok,
Suyun yok,
Barajın yok,
Elektriğin yok,
🤢Kadınların çarşafta çuvala giriyor,
Erkeğin dört karı alıyor,
🤔Yurttaşlik yasası yok,
🤔Üniversiten yok,
Banka yok,
Burjuva yok,
Proletarya yok,
İhracatçı yok,
İthalatçı yok,
Sermayen yok.
🤔Kalkın bakalım...
Nasıl kalkınacaksın?...
🤢Sermayesiz ekonomik kalkınmanın yumurtasız omletten ne farkı var?
🤔🇹🇷Mustafa Kemal kuşağı ne yapmış?...
🤔🇹🇷Yöneticiler devletçiliğe neden ve nasıl sarılmış?..
🤔🇹🇷Türkler bankacılığı nasıl öğrenmiş?..
🤔🇹🇷Merkez Bankası 1930'a değin neden açılamamış?..
🤔🇹🇷Özel sektör nasıl oluşturulmuş?..
Yeni devlet nasıl kurulmuş?..
🤔🇹🇷Çağdaş öğretime nasıl geçilmiş?
🤔🇹🇷1920'de 10-11 milyon nüfusun yüzde 95'i
Alfabesizken savaş artığı bir toplumla,
Okuma yazma seferberliği nasıl açılmış?
🤔🇹🇷Kitaplıklarda kitap yokken,
Ulusal kütüphane nasıl kurulmuş?..
🤔🇹🇷Okullarda tarih kitabı bile yokken tarih nasıl yazılmış?..
🤔🇹🇷Yok olmanın kuyusundan çıkıp var olmanın doruğuna nasıl tırmanılmış?..
🤔🇹🇷Yunanlı ile dostluk nasıl kurulmuş?..
🤔🇹🇷Avrupa'da saygınlık nasıl kazanılmış?..
🤔🇹🇷Şaşıp kalıyorum...🤔
🤔🇹🇷2000'li yılları geçtiğimiz,
Yetmiş milyonluk Türkiye'nin haline bakıyorum...
🤔🇹🇷Hiçbir şeyimiz yokken neler yapmışız?..
🤢🇹🇷⁉️Herşeyimiz varken neler yapamıyoruz?..
🤢⁉️Bir de bu ortamda,
Mustafa Kemal'e saldıranlara bakıyorum...🤢⁉️
🤢🤔Daha çok şaşıp kalıyorum...🤢🤔
İlhan Selçuk
Türkiye’nin yıllardır taşıdığı sorunların demokratik yollarla çözülmesini; silahların tamamen sustuğu, insanların kimlikleri ve düşünceleri nedeniyle ayrıştırılmadığı, herkesin kendisini eşit yurttaş hissettiği bir ülkeyi kim istemez ki?
Barışa kim karşı çıkabilir?
Kardeşliğe huzura özgürlüğe kim itiraz edebilir?
Ancak gerçek barış yalnızca bir kanun çıkarmakla kurulmaz. Barışın temeli adalettir, hukuktur, güvendir ve toplumsal mutabakattır.
Bugün Türkiye’nin en büyük meselesi, vatandaşın devlete ve adalete duyduğu güvenin ağır biçimde zedelenmiş olmasıdır.
CHP’li belediyelere ve başkanlarına yönelik operasyonların gerçekleştirildiği; henüz yargılama süreçleri dahi tamamlanmadan seçilmiş belediye başkanlarının suçlu muamelesine maruz bırakıldığı bir dönemdeyiz.
Üstelik bununla da yetinilmiyor; belediye başkanları görev yaptıkları ve ailelerinin yaşadığı şehirlerden yüzlerce kilometre uzağa, ağır tecrit koşullarıyla anılan kuyu tipi cezaevlerine gönderiliyor. Adeta zulmeder gibi bir muameleye maruz bırakılmaları ise ayrıca sorgulanması gereken bir durumdur.
AYM kararlarının tartışıldığı, AİHM kararlarının uygulanmadığı, seçilmişlerin iradesinin yargı kararları ve kayyum uygulamalarıyla ortadan kaldırıldığı, insanların söyledikleri bir söz nedeniyle soruşturulma endişesi taşıdığı bir ortamda demokratikleşmeyi yalnızca belirli bir mesele üzerinden konuşamayız.
Böyle bir ortamda demokratikleşmeden söz ediyorsak önce şu temel gerçeği kabul etmek zorundayız:
Demokrasi herkes içindir ya da demokrasi değildir.
Hukuk herkes içindir ya da hukuk değildir.
Özgürlük herkes içindir ya da özgürlük değildir.
Bir taraftan demokratikleşmeden söz ederken diğer taraftan siyasi rakipleri yargı yoluyla tasfiye etmeye çalışmak, toplumun bir kesimine hukuk vaat ederken başka bir kesimini hukuksuzluğa mahkûm etmek gerçek bir huzur getirmez.
Kaldı ki TBMM’ye sunulan Çerçeve Yasa konusunda hukukçular tarafından son derece ciddi hukuki ve anayasal itirazlar dile getirilmektedir.
Hukukçuların Anayasa ve evrensel hukuk ilkeleri açısından ciddi sakıncalar gördüğü bir düzenlemenin, yeterince tartışılmadan ve toplumun bütün kesimlerinin kaygıları giderilmeden yasalaştırılması yeni sorunlar doğurur. Millet bilmeden, toplum tartışmadan, farklı kesimlerin kaygıları giderilmeden yapılan siyasi mutabakatlar, toplumsal mutabakatın yerine geçmez.
Benim demokrasi anlayışımda millet, sonucu kendisine açıklanan bir sürecin seyircisi değildir.
Millet bu ülkenin sahibidir.
Bu nedenle yapılması gereken bellidir:
Anayasa ve mahkeme kararlarını eksiksiz uygulamak, yargının bağımsızlığına ilişkin toplumdaki şüpheleri ortadan kaldırmak.
Seçilmişlerin iradesini güvence altına almak ve düşüncesini açıklayan hiç kimsenin korkmadığı bir ülke olmak. Tüm bunlar sağlandıktan sonra da milletin önüne hiçbir soru işaretine mahal vermeden çıkmak en doğru seçenek olacaktır.
Türkiye’nin Kürt meselesi dâhil hiçbir meselesi çözümsüz değildir.
Ancak Kürt meselesinin çözümünü bir dönem daha iktidarda kalmanın, bir seçim daha kazanmanın hesabına endekslerseniz; yıllarca cezaevinde tuttuğunuz siyasetçileri ve milletvekillerini seçim hesaplarının bir parçası hâline getirdiğiniz izlenimini güçlendirecek adımlar atarsanız, toplumun sürecin samimiyetini ve gerçek niyetini sorgulamasının önüne geçemezsiniz.
Türkiye’nin ihtiyacı kapalı kapılar ardındaki mutabakatlar değil, milletin önünde kurulmuş büyük bir toplumsal mutabakattır.
Ve milletin bu konuda vereceği yetki doğrultusunda da gerekli demokratik düzenlemeler, açık ve şeffaf bir biçimde, millet iradesinin tecelligâhı olan TBMM çatısı altında hayata geçirilmelidir.
Son cümle olarak şunu söylemek isterim:
Unutmamak üzere isimlerini köprülerimize, alt ve üst geçitlerimize kazıdığımız şehitlerimizin aziz hatıralarına haksızlık edildiği duygusuyla vicdanlarımızın sızlamasına izin vermemek, bu ülkenin vatandaşları olarak hepimizin en önemli sorumluluklarından biridir.
Melih Gökçek döneminde, Tatlar Atıksu Arıtma Tesisi'nin yenilenmesi amacıyla kullanılan 536 milyon TL'lik krediye rağmen tesisin revize edilmediği iddiasıyla yapılan suç duyurusunda soruşturma izni verilmedi.
Böylece dosya, Gökçek'in ifadesi dahi alınmadan işlemden kaldırıldı.
Birgün.
The billionaire Epstein class desperately wants the working class fighting over race, immigration, gender & pronouns.
Because the nightmare scenario isn't left vs. right.
It's millions of working people suddenly looking upward & asking:
“Wait. Who the fuck took all the money?”
YALAN MI? YANILTICI MI?
BirGün'deki habere göre, "Cumhurbaşkanının damadı Selçuk Bayraktar, devletten hem 49 yıllığına arsa tahsis desteği hem de vergi muafiyeti almış..."
Bu haber üzerine BirGün Gazetesi muhabiri İsmail Arı ve gazeteyi mahkemeye vermişler. 2 milyon TL de tazminat talep etmişler.
Mahkeme, haberdeki bilgileri hükümete soruyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı da bu bilgileri doğruluyor.
Şimdi, demokrasisi ve yargısı düzgün işleyen bir ülkede tazminat davasını açan kişi hakkında, haksız yere "Yalancılıkla itham ve iftira" suçlamasıyla dava açılması gerekmez mi?
Sen kime yalancı diyorsun kardeşim?
Millî Eğitim Bakanlığı, 2026 Liselere Geçiş Sistemi (LGS) kapsamındaki ilk yerleştirme sonuçlarını yüksek yerleşme oranları üzerinden bir başarı tablosu olarak sunmaktadır. Oysa eğitim sisteminin başarısı, yalnızca istatistiklerle değil,çocukların nitelikli eğitime erişim hakkı, eğitimde eşitlik ve kamusal eğitimin niteliği üzerinden değerlendirilmelidir.
2026 eğitim öğretim yılında 8. sınıfta öğrenim gören 1 milyon 279 bin 547 öğrenciden, 1 milyon 22 bin 658’i sınava başvurmuş, 994 358’i fiilen sınava girmiştir.
Bu durum, 8. sınıf öğrencilerinin yaklaşık dörtte üçünün LGS’ye girdiğini, sınava başvuran öğrencilerin ise yüzde 97,23’ünün fiilen sınava katıldığını göstermektedir.
Bu tablo nitelikli eğitime erişme talebinin yüksekliğini ortaya koysa da sonuçlara göre bu hakka öğrencilerin çok az bir kısmı erişebilmektedir.
MEB, ilk yerleştirmede öğrencilerin yüzde 93,56'sının tercihlerinden birine yerleştiğini açıklamaktadır. Ancak bu oran tek başına hiçbir şey ifade etmemektedir. Çünkü tercih listeleri, öğrencilerin gerçekten istedikleri okullardan değil, ulaşabildikleri ve tercih etmek zorunda bırakıldıkları okullardan oluşmaktadır. Özellikle yerel yerleştirmede uygulanan kurallar nedeniyle öğrenciler aynı okul türünden en fazla üç okul seçebilmekte; bu nedenle "ilk üç tercihe yerleşme" oranının yüksek çıkması doğal bir sonuç olmaktadır. Dolayısıyla açıklanan yüzde 94,53'lük oran, öğrencilerin istedikleri okullara yerleştiklerini değil, sistemin onları yönlendirdiği seçeneklere yerleştirildiklerini göstermektedir.
Açıklamanın tamamını okumak için tıklayınız:
https://t.co/7PBghzk5pi
Çerçeve yasa, uygulaması potansiyel sorunlara gebe hukuken problemli bir öneri metnidir. Anayasaya çeşitli açılardan aykırı. Ceza hukuku sistematiğine uygun değil. Keyfiliklere kapı açan belirsizlikler içeriyor. Terör bitsin tamam ama seçilmiş insanlar sudan sebeple içeri alınıp siyaset yapmalarının önü kesilirken örgüt üyelerine bu yolu açmayı kimse millete anlatamaz.
Enflasyon düştü mü, köprü-otoyollar-şehir hastanelerine verilen garantiler bitti mi, faiz ve kurlar ne durumda, kiralar-ulaşım rakamları ne durumda, vergilerde indirim mi yapıldı, zam yağmuru durdu mu, ormanların maden adıyla talanı bitti mi, emekliler halay mı çekiyor, sağlık ve eğitimde çağ mı atlandı, işsizlik bitti mi, adalet her yurttaş için eşit mi, çetecilik bitti mi, düşünce açıklamak serbest mi, gazetecilere, belediyelere operasyonlar durdu mu, üreticiler mutlu mu?
Ne oldu kırmızı kar mı yağdı?
TBMM gündemine getirilen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”, yalnızca bir kanun teklifi olarak değerlendirilemez. Türkiye’nin geleceğini doğrudan ilgilendiren böylesine önemli bir süreçte asıl tartışılması gereken; yürütülen sürecin yöntemi, demokratik meşruiyeti ve ülkemizin geleceği bakımından doğurabileceği sonuçlardır.
Terörün sona ermesi, silahların susması ve insanlarımızın yaşamını yitirmemesi hepimizin ortak arzusudur. Ancak bu ortak arzu, yürütülen sürecin yöntemini, hukuki niteliğini ve siyasi sonuçlarını sorgulamaya engel değildir.
Kapalı kapılar ardında yürütülen, şeffaflıktan uzak ve toplumla gerçek anlamda paylaşılmayan hiçbir süreçten ne milli dayanışma çıkar ne de toplumsal uzlaşı doğar. Daha teklif TBMM gündemine gelir gelmez milletvekillerinden kısa süre içinde eksiksiz imza istenmesi, Meclis’in millet adına tartışan, denetleyen ve karar veren anayasal konumunun nasıl aşındırıldığını göstermektedir.
Milletvekilleri talimatla hareket etmek için değil; Anayasa’ya, Cumhuriyet’e ve ettikleri yemine bağlı kalarak millet adına vicdani kanaatleriyle karar vermek için seçilmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, yürütmenin önceden belirlediği kararları onaylayan bir makam değil; millet egemenliğinin tecelli ettiği anayasal yasama organıdır.
Hiçbir demokratik hukuk devletinde bir terör örgütünün başı meşru bir siyasal aktör haline getirilemez. Terörle mücadele hukuk devleti ilkeleri içinde yürütülür. Toplumu ilgilendiren siyasal meselelerin meşru çözüm zemini ise demokratik siyaset ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Cumhuriyetimizin temel nitelikleri, üniter yapısı ve Cumhuriyet’in yurttaşlık anlayışı hiçbir siyasi pazarlığın, hiçbir müzakerenin ve hiçbir sürecin konusu yapılamaz.
Açıklamanın tamamını okumak için tıklayınız:
https://t.co/EOUSuznlRH
AKP’nin vatandaşın dikkatinden kaçırmaya çalıştığı gerçekler-56❗️
AKP tarzı Yap-İşlet-Devret modeliyle yapılan karayolu projelerinde;
Tutturulamayan araç geçiş garantileri nedeniyle Hazine’de açılan kara deliğin güncel boyutunu tespit ettik.
2026'nın ilk 6 ayında⬇️
Hazinenin görevli şirketlere yaptığı garanti ödemesi: 49.640.288.997 TL
49 Milyar 640 Milyon Lira!
Bunun adı mega soygundur!
Kaynak: KGM 2026 Mali Durum ve Beklentiler Raporu Sayfa 99
Tuzla’daki kaçak villalara suç üstü yaptık!
Tuzla Belediyesi’nin park ve rekreasyon alanlarına hobi bahçesi yapıyoruz diye karar alıp, bu alanlara 154 adet kaçak villa yaptığı soygunu ortaya çıkardık.
Soygun nasıl yapıldı?
AKP dönemi Tuzla Belediyesi⬇️
1.) 2023’te borçları karşılığında belediye şirketi olan Tuz-Yap’a 75.000 m2 alanı devrediyor.
2.) Ardından buradaki park ve rekreasyon alanlarına, hobi bahçeleri yapmak için karar alıyor.
3.) CHPli meclis üyeleri, hobi bahçesi dışında kullanılamaz, özel mülkiyete konu edilemez, diye imar planına şerh düşüyor.
4.) Buna rağmen Tuz-Yap, Tepeören’deki park ve rekreasyon alanlarına 154 adet tapusuz villa ve 4 adet ticari yapı dikiyor.
5.) Belediyenin bu tarz hukuksuz işlerine koruma sağlamak için, kaçak villaların bir kısmı hatırlı yandaşlara el altından (satış vaadi sözleşmeleriyle) kelepir fiyatlarla peşkeş çekiliyor.
Ancak bir süre sonra;
Rantçılar açışından büyük bir şok yaşanıyor!
🔴Zira Tuzla’da 2024 yerel seçimlerini CHP’nin adayı Eren Ali Bingöl kazanıyor. Yani bu işlerdeki bütün fırıldaklıkları yapan AKP’li yöneticiler seçimi kaybediyor.
🔴İşte tam bu aşamada Eren Ali Bingöl’ün kendinden önceki dönemde oluşturulan bu rantın hesabını sorması gerekirken, rantı meşrulaştırmak için harekete geçiyor.
🔴Kaçak villaların yapıldığı park ve rekreasyon alanını konut alanına çevirmek, kaçak villalara tapu verip, değerini katlamak için imar değişikliği istiyor!
🔴Rantçıların çöktüğü halka ait bu alanı geri almak yerine, başka bir mahallede yeni bir park ve rekreasyon alanı ilan edilsin diyor!
Peki sonuç ne oluyor?⬇️
8 Temmuz 2026’da 3 CHP’li İmar Komisyonu Üyesi onurlu bir duruş sergileyerek, Eren Ali Bingöl’e karşı direnerek bu rant planını bozuyor.
İmar planı değişikliğini reddediyor!
Eren Ali Bingöl ise 1 Ağustos 2026’da CHP’den istifa edip AKP’ye geçiyor!
Şimdi de AKP’li meclis üyeleriyle birlikte bu kaçak villalara tapu vermek için gün sayıyor!
Buradan uyarıyorum!
Kamu malını peşkeş çekmek suçtur!
Sahte ekspertiz raporlarıyla yatırım şartını sağlıyor gibi gösterip Türk vatandaşlığı alanlara yönelik soruşturmada çarpıcı ayrıntılar ortaya çıkıyor.
Savcılığın tespitine göre, yaklaşık 2,5 milyar liranın Türkiye’ye hiç girmediği, buna rağmen 687 yabancı uyruklu kişinin bu yöntemle Türk vatandaşlığı aldığı belirlendi.
Benim dikkatimi çeken ise vatandaşlık verilenlerin listesi oldu. Listeye baktığınızda, işlemlerin büyük bölümünün tek tek kişiler için değil, aileler halinde yapıldığını görüyorsunuz. Başvuranın ardından eşi, çocukları… Bazı dosyalarda aynı aileden 9 hatta 12 kişinin birlikte vatandaşlık aldığı görülüyor.
Listede ağırlıklı olarak İran, Yemen, Irak, Suriye ve Afganistan doğumlu kişiler yer alıyor.
ALİ ALORABİ ailesi: Kendisi, eşi, eski eşi ve 8 çocuğuyla birlikte toplam 12 kişi listede bulunuyor
SALAH ADDİN ALSHAMERİ ailesi: Kendisi, eşi ve 7 çocuğuyla birlikte toplam 9 kişi listede yer alıyor.
YAHYA SHANDAG ailesi: Kendisi, eşi ve 7 çocuğuyla birlikte toplam 9 kişi aynı aile olarak kayıtlı.
@theepicmap Corrected.
There are about 10m Greeks in that triangle, versus nearly 100 million Turks (including Turks in Greece, Bulgaria, Cyprus, Azerbaijan, Iraq, Syria, Iran etc.)
No need to thank.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Size bu satırları hemen yan hücremden gelen “Aşkın mapushanee, içindee ben mahkum” dizeleri eşliğinde yazıyorum.
Bir düzeltmeyle başlayayım; tanımadığım ve görüşmediğim bir avukat “Deniz bizi unutmayın dedi ” gibi bir bilgi yaymış. Ne böyle bir duygum var ne de öyle bir talebim oldu. Aksine sürekli beni paylaştığını öğrendiğim arkadaşlarıma şu mesajı yolladım: “Abartma be king, yaz böyle geçmez.” Hazır hayatımın ilk tekzibini yapıp kendimi bir şey sanmışken hız kesmeden ikinciyi de yapayım. Biraz gecikmeli olacak ama tutuklandığımı öğrenince söylediğim “neşemizi çalamazlar” mesajını tırnak içinde olduğunu vurgulayarak söylemiştim. Nöşömözü çolomozlor gibi. Ama adliyeden Twitter’a ulaşana kadar yolda ironik tırnaklar kaybolmuş. Bana bu haberler geç geldiği için özetle şöyle diyebilirim; romantik, arabesk ya da talepkar bir cümle duyarsanız bilin ki doğru değildir. Çünkü ruh halim — olumlu anlamda — üçünden de uzak.
Evet, Çorlu’da birinci ayımı doldurdum. Ankara, Çorum, Antalya ve İstanbul’dan sonra en çok vakit geçirdiğim şehir Tekirdağ oldu. Beş Şehir’i tamamladım. Gelirseniz gezdiremem ama şehrimizin en çok ziyaret edilen noktası olan cezaevine çoğu Tekirdağlıdan daha hakimim. En iyi köfteciyi herkes bilir.
Moralim yerinde, sağlığım iyi. Bir ay boyunca kötü hissettiğim tek bir an bile olmadı. Tabii ki cezaevi romantize edilebilecek bir yer değil. Bunu herkes bilir. Monopoly’de bile kodese girince sinir krizi geçiren arkadaşlarım oldu. Yine de adettendir, benden de duyun; cezaevine girmeyin mecbur kalmadıkça.
Aile, arkadaşlar, iletişim ve seyahat özgürlüğü, gözetlenmediğim bir oda, güneş, sahne, sokakta yürümek gibi mahrumiyetlerin yanında önemini burada anladığım şeyler de oluyor. Klavye ve bıyık makası benim için önemliymiş. Klavyeye hazırlıklıydım ama bıyık makası sürpriz oldu. Berber prosedürünü öğrenene kadar bıyıklar ağzımı kapattı. Kantin listesinde olmamasına rağmen şansımı deneyip “Bıyık makası?” diye dilekçe yazdım; cevap verilmeyen tek dilekçem oldu. Bir filmde dev makası olan bir adam gördüm. Çok özendim. Hayatımda ilk kez canım makas çekti. Neyse ki bıyığım Türkiye’de övgü alabileceği en kritik kişiden övgü aldı; ziyarete gelen Erkan Baş’tan.
Özetle cezaevine girmemeye çalışın ama işinizi olması gerektiği gibi yapmanın karşılığı buysa en huzurlu uykular burada uyunuyor. Sonraki gün yapacak işinizin ya da verilmiş sözünüzün olmaması da cabası.
Kaldığım cezaevi “Kuyu Tipi” olarak biliniyor. Bu konuda uzmanların, avukatların ve uzun süre tecrübe etmek zorunda kalmış insanların yazdıklarını okumanızı tavsiye ederim. Benim kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz. Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları geçen mahkumlar var. Cezaevi deyince aklımızda canlanandan çok daha yalnızlaştıran bir sistem.
Ben belki kısa süreli olacağını umduğum için dışarıda da bazen yaptığım goblin moduna geçerek şimdilik uyum sağladım. Ama öğlen 7 metrelik duvarları olan avluda yüzüme gelsin diye güneşle köşe kapmaca oynamam gerekiyor. Yolu bir şekilde bu kuyuya düşen güvercin* ve dev çekirgeler duvarları aşamadıkları için benimle beraber kalıyorlar, haklarında CİMER şikayeti olmamasına rağmen. Yalnız hissettirmiyorlar. Gönderdiğiniz kitap kargoları ve şimdiden plastik komodinimin iki çekmecesini dolduran mektuplar hayatımdaki en kalabalık zamanımı yaşamamı sağladı hücrede. Hepsini okudum mektupların, kalışım uzarsa cevap da yazacağım. Yakın arkadaşlarımdan “Niye cevap yazmıyorsun şerefsiz, bu sefer turnede olmadığını hepimiz biliyoruz” tarzı mektuplar gelmeye başladı. WhatsApp’tan kurtuldum, bu sitemden kurtulamadım. Kitap hediyeleri ve mektuplarla memurlara ek mesai çıkardık. Size de, şikayet etmeden hızla yardımcı olan memurlara da teşekkürler.
Düzenli ziyarete gelen avukatlar da nefes oluyor. Cezaevinin yıldızları onlar. Ton balığını cezaevi kantinine ekleten avukatla tanıştım, çok heyecanlandım. Burada Oğuzhan Uğur’dan daha popüler. Dışarıya dair haberleri de onlardan alıyorum.
Okul arkadaşlarım başta olmak üzere dışarıda destek olan, dayanışma gösteren herkese de çok teşekkürler. Sabah 8 sayımlarında memurlar gelene kadar uyanık kalabilmek için “Bugün kim tutuklandı” temalı programlar izlemeye alışmışken, bir sabah ODTÜ Mezuniyet pankartlarıyla uyandım. Gözlerim doldu ilk kez. İyi ki varsınız. Athena Gökhan’ın törende benle ilgili yaşadığı kafa karşılığına çok güldüm. Sansürcü Punkçı da Türkiye’ye kısmetmiş.
Anarchy in THE UK
AcunMedya in Turkey
Böyle diyorum ama NATO ve Dünya Kupası bittiğinden beri Masterchef izliyorum. Açar açmaz orada da bir Karadenizli kazandı. Bütün ülkeyi kısık ateşte karadenize ettiler. (Deniz içerde şimdi ne şaka malzemesi biriktirmişsindir? Aynen kardeşim ful böyle notlar alıyorum, özür.) Burçin ve Tolğa favorim.
İlk hafta ülkeme dair moral tazelemek için Aktroll kanalları izledim; NATO Zirvesi Özel. Programlarda önce bana sövüp ahlak dersi veriyorlardı, sonra Donald Trump övüyorlardı, Türkiye için büyük şansmış varlığına duacılar. Ben de dersimi aldım.
“Değerleri aşağılayan komedyen” den, “Değerli dostum”a terfi etmek için eksiklerim:
- Epstein ile kanka olmak
- Gazze’yi Netanyahu ile birlikte tatil köyü yapma vaadi
Bir kelime şakası ve bir didaktik çıkış yaptığıma göre aylık güncellememi sonlandırabilirim. Hala kararlıyım, Moby Dick’i bitireceğim. Geçen öyle yazdım ama elime geçmedi henüz. Diğer kitaplar geldi, Moby Dick hala kontrolde. Cezaevi okuma komisyonu da bitiremiyor, bela bir kitap. Aslında cezaevi kütüphanesi çok iyi, Chomsky bile var. Belki o da Epstein kontenjanından girmiştir.
(*) 2 haftadır benimle yaşayan güvercin Leo ile tanıştığımız günün öyküsünü yazdım, Uğur Gürsoy Uykusuz Ağustos sayısında çizdi. Benim yerime de okuyun, buraya Uykusuz sokamıyormuşuz.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.
İçeriğini TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un dahi bilmediği,sadece 3 kişinin bildiği bir yasa taslağının meclis’ten geçeceğini kesin kabul etmek Meclis’in üstünlüğünü görmezden gelmek anlamına gelir.
Milletvekili iradesi 3 kişiye teslim edilemez. Hele Apoya hiç teslim edilmez.
Çalışan memura verilip de emeklilerine verilmeyen seyyanen artışa ilişkin haksızlık giderilmeli ve adalet sağlanmalıdır. Geciken adalet, adalet değildir.