🔴 Gençler gerçekten iş beğenmiyor mu?
Prof. Dr. Behçet Yalın Özkara, hazırladığı iki farklı özgeçmişle 3 ay boyunca yüzlerce iş ilanına başvurdu.
📌 1. Aday: Marmara Üniversitesi Makine Mühendisliği mezunu, iki yaz stajı, B1 seviyesinde İngilizce, bilgisayar programları sertifikaları.
📌 2. Aday: Ankara Üniversitesi İşletme mezunu, iki yaz stajı, B1 seviyesinde İngilizce, bilgisayar programları sertifikaları.
Araştırma kapsamında;
• 1. aday için 162,
• 2. aday için ise 147 farklı iş ilanına başvuru yapıldı.
Toplam 309 başvurunun hiçbirine geri dönüş yapılmadı. Geri dönüş sayısı: 0 (sıfır).
“İSTANBUL DEPREMİNİ KÜRESEL PLANA MI ALET EDİYORLAR? 🚨”
"İstanbul Depremi üzerinden yürütülen afet diplomasisini deşifre ediyorum. Biz bu imzaların takipçisiyiz!"
#deprem#istanbul#dsö
#
- Soldaki, IŞİD operasyonunda yakalandı. Elleri cebinde kelepçesiz Emniyet’e götürüldü.
- Sağdaki, stand-up gösterisi yaptı. Hakkındaki kararı duyunca ülkeye döndü, ters kelepçe takıldı.
Amerika'daki palmiye ağaçlarının ardındaki şaşırtıcı kapitalist gerçek:
🔶 Bu aptal boş ağaçların neden Amerikan kültürüyle özdeşleştiğini biliyor musunuz?
🔶 Çünkü hani meyvesi yok, gölgesi yok, hiçbir faydası yok.
🔶 Neden bunu diktiler?
🔶 Yemin ederim sallamıyorum, Amerika zenginlerin yaşadığı yerleri planlarken demiş ki; "bizim peyzaj yapmamız gerekiyor ama insan gibi ağaç dikersek bir, arabaların görüş açısı kapanır; iki, insanlar gölgesi olan ağaçların altında yürümeyi sever."
🔶 Bu sayede biz insanlara araba satamayız.
🔶 Ama araba satmak ne demek?
🔶 Sigorta satmak, yedek parça satmak, yol satmak, muayene satmak...
🔶 İnsanlar trafik kazası yapınca insanlara hastanede ilk yardım satmak demek aynı zamanda.
🔶 Yani araba bazlı olmak, Amerika'nın ekonomisinin temelindeki şeylerden bir tanesi.
🔶 Ve arabaların görüş açısını kapatmayan bir ağacı Hollywood'da bu kadar propagandasını yapıp popülerleştirerek, bu bomboş ağaçları da insanlara kabul ettirmeyi başardılar.
Yunanistan merkezli Skai TV’nin “1821” isimli belgeselinde, Mora’da yaşayan Türklere yönelik gerçekleştirilen insanlık suçları tarihçilerin ve belgelerin ışığında anlatılıyor:
“Yunanistan’ın bir zamanlar büyük bir Türk nüfusu barındırdığını hayal etmek bugün gerçekten çok zor.”
Deniz Göktaş tutuklandı. Ama bu kadına soruşturma bile açmadılar..
Bu kişini adı: Amal Zaamta. Aslen Suriyeli. İstanbul'da yaşıyor. Kendi sayfasındaki beyanına göre TRT World ve El Cezire kanalında çalışıyor. Bir video konuşmasını yayımladı ve videoda şöyle dedi:
"Aleviler tüm dünyada katledilmelidir."
Gözaltına alınmadı, soruşturma açılmadı!
Sabahın Dürtmeee Uyandırmaaa Videosu
Yerel Halk Amelekler Neden Tepkisiz Çünki:
* Eğitim Sistemi Eğitmekle İlgili Değil
İşci Yetiştirmek ile İlgili
* 1945 Yılında Dünya Sağlık Örgütündeki
Konuşmada:
VİCDAN ı Yoketmenin Gerektiğini
Bunu Okullarla Başaracaklarını Söylediler
5 Temmuz 1938: Türk ordusu (Mustafa Kemal'in askerleri) Hatay'a girdi. İşte o görüntüler:
3 Temmuz 1938 Pazar:
Türk ve Fransız hükümetleri arasında Antakya'daki görüşmeler sonuçlandı. Hatay'a 2500 Türk askerinin girmesi kabul edildi.
4 Temmuz 1938 Pazartesi:
Türk ordusunun öncü kuvvetleri Hatay'a girdi.
5 Temmuz 1938 Salı:
Kurmay Albay Şükrü Kanatlı'nın komutasındaki Türk tugayı sabah 5.00'da Payas'tan, 6.00'da Hassa'dan sınırı geçip Hatay'a girdi. Türk Ordusu'nun geleceğini duyan Hataylılar daha geceden sokağa fırlamış, sınıra hücum ediyordu.Milli marşlar çalınıyor, evlerden, dükkânlardan, sokaklardan sevinç çığlıkları yükseliyor; şehir ayağa kalkmış, heyecan içinde dalgalanıyordu.
İskenderun yolu üzerinde Türk köylüleri kadın-erkek ellerinde çiçeklerle, ağlayarak, askerlerin ayaklarına kapanarak Türk Ordusu'nu bekliyordu. Sabırsızlanan halk, otomobil ve kamyonlarla askeri taşımak için yalvarıyordu. Antakya'da şehir tamamen boşalmıştı.Şehrin girişinde 80-100 bin civarında bir kalabalık orduyu bekliyordu.Türk Ordusu şehre girerken tören alanında bir Fransız taburu da selam vaziyeti almıştı.Türk taburu tören alanından geçerken kopan alkış tufanı arasından “Yaşasın Türk askeri… Yaşasın Atatürk…” sesleri yükseliyordu."
"Atatürk'ün Diplomasi Zaferi Hatay" başlıklı yazımdan alıntıdır.
Bakın, bu videoda gördüğünüz cennet yer, "Milli Takım oyuncularına villa hediye ediyoruz" bahanesiyle katledilmek istenen bölgedir. Burası, yıllardır birinci derece sit alanı olarak korunan, nesli tükenmekte olan binlerce canlıya ev sahipliği yapan ve antik kent dokusuna sahip muhteşem bir doğa harikasıdır. Bizim uyanık Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, futbolcular üzerinden bu cennet yerin reklamını yaptırarak, bugüne kadar korunması için alınmış tüm mahkeme kararlarını hiçe sayıyor. Sit alanı olan bu bölge için yeniden mahkemeye başvurup onay çıkartarak, imara açılan bu yere tam 4 bin adet villa inşa edecek…Hiçbir futbolcumuz bu evleri istemezken "Zorla bu çocuklara evlerini vereceğim" diyerek haber ve basında algı oluşturup, arka tarafında 9.7 milyon metrekarelik devasa doğayı katledecekler.
Önce tohum sattılar, bu tohum
böcekleri çekti.
böceklerden kurtulmak için
"al ilacı" dediler, bu da hasta etti.
Hasta olunca da "al aşı" dediler.
Ama bunu yapan hep aynı şirket'ti..!!!
Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu 🇹🇷
Türkiye ile Bulgaristan arasında bir "rekor!" kırıldı:
Bulgaristan, bu yıl Türkiye'den giden biber yüklü tırları 25 kez geri çevirdi!
Tam 25 kez!
Sebebi ne?
Çünkü biberlerde Tarım Bakanlığı'nın yasakladığı pestisit var.
Ve
O biberleri hangi ülkenin vatandaşları yiyor acaba?!
Başka bir ülkede olsa o Tarım Bakanı çoktan koltuğundan olmuştu.
Ve daha vahimi;
Türkiye'nin bir bölgesinden Bulgaristan'a giden biberler pestisit dolayısıyla geri gönderiliyor, aynı bölgeden iç piyasaya verilen biberler asla pestisit taşımıyor!
Bu durum bütün ürünlerde böyle!
Zehirleniyoruz, hastalanıyoruz, ölüyoruz, hastaneler tıka basa hasta dolu;
Hiç kimsenin bu konuda sağlıklı bir veri paylaştığı yok.
6 milyon nüfuslu Bulgaristan, "Bulgaristan Yüzyılını!" yaşamıyor ama vatandaşının sağlığını dört dörtlük düşünüyor.
Araplar Din kardeşi değil, Kindardır.
“Halep’te hemşirelik yaptığım dönemde, üç tabur yaralı Türk askerini tedavi ederken hastaneyi Araplar bastı.
Sırayla o yaralılara süngüyle sert darbeler vurdular.
Öylesine içim yandı ki, gözyaşları içinde dayanamayıp dışarı çıktım. Halep’teki son Osmanlı askerleri de o hastanede, Arapların tekbirleri eşliğinde öldürüldü.
Aynı gün Kudüs düşmüş, İngilizler Kudüs’e girmişti.
Şaşkınlık içerisinde Arapların bunu kutladığını gördüm.
İnanın, hep ön yargıyla yaklaştığım bu insanların uğradığı ihanetleri ve özellikle o hastanede ölen askerlerin cesareti beni öylesine etkilemişti ki, bu insanlar için günlerce ağlamıştım…”
— W. H. Squires
📚Kaynak: 1917 Halep Hatıralarım
“Türkiye Maden-İş Başkanı: 1.000.000 TL”
Soru: Sendikacılık Türkiye’de para kazanılan bir şey midir?
Cevap: Elbette!
Sendikacı Başaran Aksu:
“En sınırlı sendikalardan biri olan Genel Maden-İş’in yöneticileri yaklaşık 350 bin lira maaş alıyor. Türkiye Maden-İş Başkanı ise yaklaşık 1 milyon lira maaş alıyor. Ayrıca 4 yılda bir ‘hizmet ödülü’ adı altında 5 milyon, 10 milyon lira gibi ödemeler yapılıyor. Makam tazminatı alıyorlar, iki ayda bir çift maaş alıyorlar. Kendilerinin ve ailelerinin yeme, içme, tatil, giyim gibi birçok harcaması fatura karşılığında sendikaya ödetiliyor.
Bunlar zenginleşmenin sadece görünen kısmı. Büyük faturalar ve finansal işlemler üzerinden de ciddi gelir elde ediliyor. Örneğin sendika kasasından geçici olarak 10 milyon lira kullanıldığında, bunun aylık faiz getirisi yaklaşık 300 bin lira. Grev yok, eğitim yok, ciddi bir faaliyet yok; işçiler sadece aidat ödüyor.
DİSK’e bağlı Genel-İş’in başkanı da 600 bin liranın üzerinde maaş alıyor. Yönetim kurulları çift maaş alıyor, hizmet ödülleri alıyor.
Oysa Sendikalar Kanunu gereği kongre dönemlerinde hazırlanan yeminli mali müşavir raporlarının sendikaların internet sitelerinde yayımlanması zorunlu. Bu raporlar en azından sendika hesabından yapılan ödemeleri kalem kalem gösteriyor. Biz bunları inceleyip kamuoyuna açıkladıktan sonra Türk-İş, Hak-İş ve DİSK’e bağlı sendikalar, kanunen yayımlamak zorunda oldukları yeminli mali müşavir raporlarını artık yayımlamamaya başladı.”
(YouTube: İnan Demirel)
TÜRK NEREDE?!
-Ön plandaki siyasetçiler "Ben Türk değilim" diyor.
-Ön plandaki sanatçılar "Ben Türk değilim" diyor.
-Ön plandaki iş adamları ve zenginler Türk olmadıklarını açıklıyorlar.
Üstelik bu alanlar Türkler'e kapatılmış durumda.
*Siyasetçi olmaya kalksa engellenir!
*Sanatçı olsa kimse adını anmaz.
*İş insanıı olsa batırılır.
Peki Türk nerede?
-Türk oy veriyor.
-Türk asker olup ölüyor.
-Türk polis olup ölüyor.
-Türk tarlada ürünüyle aç kalıyor.
-Türk fabrikada işçi,
-Türk dairede memur.
Aynı Osmanlı'ya dönmüşüz!
Sonra biz bunları söyleyip "Uyan Türk!" deyince "Türkçüler ırkçı" diyorlar!
Oysa Türk olmayanların ırkçılığından, Türkçüler'e ırkçılık yapma imkanı kalmamış ki, Türk ırkçılık yapsın!
Bütün köşe başları tutulmuş. Türkiye'de asıl ırkçılığı Türk olmayanlar yapıyor!
Banu AVAR
Joe Rogan:
“Bizim ekmeklerimiz, Avrupa'nın ekmeğinin yanında yiyecek bile sayılmaz.
Seni hasta eden gluten değil. Tahılın masana ulaşmadan önce başına gelenler:
Yaklaşık 200 yıl önce, unu uzun ömürlü hale getirmek için kepeği ve embriyoyu çıkarmaya başladık... bu aynı zamanda besin değeri sıfır yapıyor.
Ekmek yeterince beyaz değildi, bu yüzden klor gazıyla ağarttılar... potasyum bromat denen bir kanserojen eklediler, bu Avrupa, Birleşik Krallık ve hatta Çin gibi birçok ülkede yasak.
Hasattan önce buğdayı kurutmak için glifosat kullanmaya başladık... şimdi şişkinsin, beyin sisi yaşıyorsun, yorgunsun ve gluten'i suçluyorsun.
Ama gluten sadece günah keçisi. Gerçek sorun, ultra-işlenmiş, kimyasal olarak değiştirilmiş, ağartılmış, bromatlı, sahte ve glifosatla ıslatılmış buğday."
İzlediğinizde şok geçirebilirsiniz sıkı durun .!!
“Türkiye’nin Toplam serveti 74 Trilyon TL .! Bu sayının %41’i yani 30 Trilyon TL’si %1’in elinde .!
Serdar Akinan .
💢 Henüz 13 yaşında, çocukluğunun en korumasız anında tahta çıkan bir şehzade, asırlardır devletin bekası adına işleyen o kanlı çarkı nasıl kırdı ve Osmanlı’nın genetiğini tamamen değiştirdi ?
Popüler tarih anlatılarının sadece Sultanahmet Camii’ni yaptıran dindar padişah sığlığına sıkıştırdığı I. Ahmed dönemini, o düz ve sığ biyografi kalıplarından çıkararak okuma vakti.
Babası III. Mehmed’in ani ölümüyle tahtı devraldığında ne sancak eğitimi vardı ne de devlet tecrübesi.
Üstelik imparatorluk içeride Celali İsyanları’yla, dışarıda ise hem Avusturya hem Safevi kıskacıyla tam bir varoluş krizi yaşıyordu. Ayrıca bu dönemi sadece kurumsal reformlarla ve Zitvatorok’un soğuk realizmiyle konuşmak, o dönemin saray dehlizlerindeki o devasa insan, güç ve hırs trajedisini eksik bırakır.
Gelin; kardeş katli vahşetine son veren o devasa Ekber ve Erşed reformunu, Osmanlı sarayının gördüğü en muazzam ve en hırslı kadın olan Kösem Sultan’ın taht satrancını, Anadolu’yu toplu mezarlarla hizaya getiren Kuyucu Murad Paşa’nın o soğuk rasyonalitesini ve Yedikule Zindanları'na uzanacak o kanlı ardıllar silsilesini Halil İnalcık’ın yapısal tahrilleriyle, en çıplak ve sert gerçekliğiyle harmanlayıp masaya yatıralım. 👇
➖Araç muayene hizmeti ihalesini kazanan konsorsiyumun Arjantinli ortağı VTV Norte hakkında,
➖Kendi ülkesinde Ulaştırma Bakanı’na rüşvet verdiği iddiasıyla soruşturma başlatıldı.
➖Türkiye’de araç muayenelerini 20 yıl boyunca tekelleştirecek yapının ortaklarından biri bu!
➖Bizdekiler yetmedi, şimdi de Arjantin’in rüşvetçilerini mi ithal ettiniz?