A new ‘EVANGELION’ anime is in production.
• Written by Yoko Taro (‘NieR Automata’)
• A Studio CloverWorks × Khara Production
• Directed by Kazuya Tsurumaki & Toko Yatabe
Hala Orhan Pamuk'u yere göğe sığdıramayan "Allahim allahim ne kadar da caliskan ve idealist" diye bahseden insanlar görüyorum. Atıf Yılmaz gibi bir örnek Türkiyenin basından gelmiş ve geçmisken Orham Pamuk gibi at gözlüklü zihinleri yüceltmeyi uygun bulmuyorum.
Kendisinin bahsettiği pisliği temizlemek yolunda bir gram ilerlemediğinin farkında mıdır bilmiyorum. Ancak hayatımda gördüğüm ve en saçma açıklama olabilir. Biz türküz kadın karakter yazamayıza kadar indirgeyebileceğimiz bir saçmalamadan başka şey değil şu röportaj.
Orhan Pamuk: “Kitabımı feministler eleştiriyor, çok memnunum. Orta Doğulu bir erkeğim.
Ne kadar kafamızda pislik varsa, ön yargı varsa ister istemez onlarla mücadele ediyorum. Bizimki gibi ülkelerde feministler her zaman haklıdır.”
Yine belirtiyorum ki şahsen diziyi de kitabı da benim için mide bulandırıcı konumda bırakıyor. Aksini düşünen ve buraya kadar okumuş bir dostum, arkadaşım, tanıdığım varsa yorumunu beklerim. Bu diziyi de kitabı da tam olarak bitirememiş olmamdan kaynaklanan bir haykırış olabilir.
Şimdi kimsenin umursamadığı fikirlerimi sunacağım. Masumiyet Müzesi dizisinin de yayınlanmasıyla tekrardan güncel trendi yakalayan roman da aynı şekilde dizi de güzellenmiş bir pedofilinin tarih temelli kendini aklamasından başka bir şey olarak gözükmüyor gözüme.
Dizi de kitabı ardında bırakmamak adına oldukça çaba gösteriyor gibi duruyor. Sırf kadın yönetmen konumlandırmak için seçilmiş yönetmen de gerçekten komik bir tercih olmuş. Senaryonun da kitabında bir erkek elinden çıkmış olması ve kadın perspektifinin konu dışı edilmiş olması,
Canlandığı tüm karakterlerin hakkını fazlasıyla veren sinema ve tiyatro oyuncusu Ahmet Uğurlu geçtiğimiz sene vefat etmişti. Bu dünyadan bir Ahmet Uğurlu geldi, geçti. Adına kitaplar yazılası, belgeseller çekilesi bir sanat insanı… “Tabutta Rövaşata” filminin yönetmeni; Derviş Zaim bir röportajında şöyle anlatmış güzel insan Ahmet Uğurlu’yu 🌸
Başarılı yönetmen, ilk filmi Tabutta Rövaşata'yı imkansız denebilecek koşullarda yaptığını dile getirerek, şunları kaydetti:
"İngiltere'de master yaptım geldim. Orda yazdığım bir senaryo vardı. Onu aldım, Yeşilçam dışından tanıdığım birkaç yapımcıya götürdüm. Tabii ki beni aramadılar. Dolayısıyla şu düşünce kafama yavaş yavaş oturmaya başladı. Yaparsam şimdi yapacağım ya da hiç yapmayacağım. 'Ölmüş eşek fiyatına film nasıl yapılır' adlı çalışmaya giriştik. Tabutta Rövaşata'nın senaryosunu çok iyi yazdım. Ahmet Uğurlu ve Haluk Bilginer 'Çöplük' diye bir oyun oynuyordu Moda'da. Kuliste bekledim. Uğurlu çıkarken dedim ki, 'Abi seninle görüşmek istiyorum'. O da telefonunu verdi, sağ olsun nazik bir adam olduğu için. Ona, 'Ben film çekeceğim, para arıyorum. Para bulursam sana geleceğim, bulamazsam da sana geleceğim.' dedim. 'Tamam, ver senaryoyu okuyayım.' dedi. Okudu, beğendiğini söyledi. 'Çalışmak ister misin?' diye sordum. 'İsterim.' dedi. 'Para arıyorum.' dedim. 'Aramaya devam et.' dedi. Sonra Tuncel Kurtiz'e de senaryoyu verdim. Kurtiz, 'Senaryoyu beğendim, başrolü verirsen oynarım.' dedi. Ben de ona 'Başrolü vermem.' dedim. 'O da oynamam.' dedi. Sekiz ay Tuncel Kurtiz beni kapıdan kovdu, ben bacadan girdim. Sonra para bulamayacağım anlaşılınca anneme gittim. 60 kutu negatif film alabileceğim parayı verdi. Değerli film yönetmeni ve belgeselcisi, Türk belgeselinin duayeni Suha Arın bana bir kamera ve iki ışık verdi. Bir tane Tavus kuşu aldım. Görüntü yönetmeni ve öteki ekip benim Rumelihisarı'ndan çay ve kahve arkadaşlarımdı. Onlar bana yardım etti. Ahmet Uğurlu geldi, Tuncel Kurtiz'e gittim, 'Geliyor musun?' dedim. 'Nalet olsun, geliyorum.' dedi. O filmi yaptık."
Yakın dönem Japon sinemasından çok beğendiğim, aynı kümede düşünülebilecek 2 "tek plan" filmi öneriyorum. İlki beyin yakan bir zaman yolculuğu filmi, diğeri ise 2 katmandan oluşan çok eğlenceli (ve akıllı) bir zombi sineması filmi. Umarım siz de benim sevdiğim kadar seversiniz.