Prof Dr Yusuf Halaçoğlu: Türkiye'yi Türkler yönetseydi bugün ABD ile Çin ile yarışıyorduk.
Atatürk devri hariç Türkiye'yi Türkler yönetemedi. İlk 15 yılda Türklerin neler yaptığını gördüler.
Türkiye'yi Türkler yönetmeli Vatikan ile Washington'un seçtiği kripto memurları değil.
1920'lerde Kurtuluş Savaşı yapıp,
1926'larda Uçak fabrikası kurup,
1935'lerde uçak ihraç eden bir ülke kurmuştu O büyük Bilge Önder Mustafa Kemal Atatürk.
Eskiden TRT bu videoları yayınlardı,
Şimdi varsa yoksa "sahte Osmanlı dizileri" yayınlıyorlar.!
KEDİDİR O KEDİ
Çanakkale Turuva Müzesi, sosyal medyada şirinlik yapmış.
Turuva kazılarında bulunan, pişmiş topraktan yapılmış bir oyuncağın resmini paylaşmış.
Üzerindeki resim Kedi imiş.
Dalga geçmiyorlar. Gayet ciddiler.+👇
Muhalefetten 130 kişi oylamaya katılmadı. Ülke yakılıyor şehirler tehdit altında. Maksat İklim yasaklarını getirmek ve Akıllı Şehirler hapishanesine tıkmak. Meğer dert yangınla işgâl edilmek değil, İklim Kanunu imiş! Muhalefet tümüyle katılmış olsayd�� ve Hayır yönünde oy verilmiş olsaydı belki de geçmeyecekti.. Her kanun taslağında bunu yaptılar. Rezerv yasası, Kentsel Dönüşüm, hayvan yasası, MTV oylaması vb. Demiştik daha önce de oylamaya katılmıyorlar diye.. "Ne de olsa geçer" anlayışındalar. Duruşun, omurgan yoksa geçse ne olur, geçmese ne olur senin açından. Arada 100 farkla kabul edildi. Muhalif olanlar tam kadro katılsaydı belki geçmeyecek ve ciddi bir duruş gösterilmiş olacaktı. Önemsemedikleri buradan belli. Kalkıp birde tribünlere oynuyorlar hepsi aynı... #İklimkanunuİhanettir #iklimkanununahayır #iklimkelepçesinikır #yangın #izmiryanıyor
“Bir ülke bir millet nasıl cemaatleşir ve köleleşir?!.
Yıl 1936…
Denizli’nin Acıpayam İlçesi’nde görevli bir grup öğretmen havanın güzelliğinden faydalanıp pikniğe gittiler…
KÜRESEL İKLİM DAYATMASINA HAYIR!
TBMM’ye sunulan Türkiye’nin ilk “İklim Kanunu” teklifinde ; ekonominin, şehirlerin, tarım ve gıda başta olmak üzere kritik sektörlerin güya iklim krizinden etkilenmemesi için yapılacak düzenlemeler sıralanıyor. Tümüyle küresel elitlerin denetimine sokulacak olan hedef ülkelere, bala bulanmış bir zehir daha sunuluyor!
Yasayla eğitimden sağlığa Türkiye’ye bir küresel denetim kelepçesi daha geçirilecek.
Türkiye “Yeşil Taksonomisi” kurulacak, “Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması” devreye alınacak. Okullarda “yeşil teknoloji” müfredata girecek.
Yasayla sadece sanayi sektörleri değil; şehirler, tarım, hayvancılık doğrudan elitlerin çıkarları doğrultusunda şekillenecek!
Dünyayı çöpe ve zehire boğan uluslararası şirketler işlerine devam ederken Türkiye’ye sıfır karbon politikasını dayatacaklar ve enerji kaynaklarımıza, tarımımıza, hayvancılığımıza nokta koyacaklar!
Bu yasa zaten yeterince kırılgan hale getirilmiş tarım ve hayvancılığımızın tümüyle küresel gıda tekellerine devredilmesi demektir. Bu uluslararası tekellerin izni olmadan tek bir keçi, koyun, inek besleyemeyeceğiz. Maydanoz yetiştirirken bile izin almak zorunda kalacağız demektir!
Küresel elitin et olmayan yapay et, yapay protein gibi ürünlerine pazar olacağız demektir. Zaten olmayan gıda güvenliğimizin tamamen yok olması demektir!
Benzinin kotalanması ve elektrikli araç dayatmasıyla vatandaşların tümünün hareket kabiliyetinin sınırlandırılması kaosa sürüklenmesi demektir!
Ayrıca karbon ayak izi uydurmasıyla digital sistemin dayatılması da ekonomide ayrı bir kaosa yolaçacaktır!
Bu konuda farklı ses çıkaranlara da baskı uygulanacak ve hak ve özgürlüklerimiz bir kez daha ihlal edilecek!
Halkımızın büyük çoğunluğu ne olduğunu anlamadan kendi eliyle kendi ayağına sıkmış olacaktır. İklim kanunu Türk milletinin kafasına geçirilecek bir çuvaldır!
Bu yasa tasarısına karşı olanca sesinizi çıkarınız! Sessiz kalmayınız!
Banu AVAR, 2 Nisan 2025
Değerli Dostlar ;RİXOS Otelde Staj yaparken KATLEDİLEN Oğlum için, ara vermeden, 14 yıldır sürdürdüğüm ADALET mücadelemde " önemli gelişmeler "yaşanıyor. Oğlumun KATİLLERİ ve Örtbas etmek için meslek onurunu satanlar en ağır cezayı alana kadar mücadelem artarak devam edecek 🙏🏼✌🏽
YENİ KİTABIM ÇIKTI. Birçok teorinin çöp olacağı, yeni teoriler ortaya koyan Arkonlar Uyanıyor Romanı Ne Anlatıyor?
🔹Evrenin Yaratımı
🔹İllüzyon Alanının Nasıl Oluştuğunu (Bilinmeyen)
🔹İnsanoğlunun Evrensel Yolculuğu
🔹Yapay Zekanın Gerçek Tarihçesi (Antik Çağlardan Başlayan Süreç)
🔹Kozmik Hapishane Alanından Çıkış
🔹Psişik Deneyimlerin Gerçek Nedenleri
🔹Psişik Deneyimlerin Gerçek Şekilleri
🔹Gerçek İnsanlık Tarihi
🔹Dünyadışı Olarak Tanımlanan Varlıkların Aslında Kimler olduğu (Bilinmeyen)
🔹Ve soru işaretlerini ortadan kaldıracak özgün ve eşsiz bilgiler. Bu bilgiler sayesinde hayata bakış açınız değişecek. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Bugüne kadar anlatılanların ne kadar yanlış olduğunu ve aslında her şeyin ne kadar basit açıklamaları olduğunu anlayacaksınız. #ArkonlarUyanıyorKitap
Kitapyurdu;
https://t.co/GZNu4R4CjW
Trendyol;
https://t.co/LWZDy6XAUf
#ArkonlarUyanıyorKitap
Bilim zor iş: Oğuz Kağan'ın kim olduğunu bilelim diye 30 yıldır geceli gündüzü çalışma. Onlarca cilt kitap oluştu yolunda... Şimdi sıra Oğuz Kağan'ın gerçek kişiliğinde ...
"Ey Türk Oğuz Beyleri!
Üstten gök çökmedikçe, alttan yer delinmedikçe,
Bil ki Türk milleti, Türk yurdu, Türk töresi bozulmaz.
Ey ölümsüz Türk milleti! kendine DÖN!
Su gibi akıttığın kanına, dağlar gibi yığdığın kemiklerine
Layık OL!" ---> Bilge Kağan
#Türkler
HANİ TÜRKLER GÖÇEBE BİR KAVİMDİ ?
KARIZ KANALLARI
2200 yıl önce antik UYGUR TÜRKLERİ tarafından yapımı bitirilen kanallar ile Tanrı Dağlarından toplanan suyu, çölün altından (uzunluğu 6000 Km) Doğu Türkistan'ın TURFAN şehrine getiren "mühendislik dehası Türklerin şaheseri".
Karız Kanalları; Turfan bölgesine yapılmış olan eski yeraltı su şebeke sistemidir. Dünya uygarlık tarihinin en önemli yapılarından biri olarak kabul edilen bu kanallar, Uygur Türkleri tarafından çölün altına inşa edilmiştir. Yaklaşık 2500 yıl önce çölün altına inşa edilen bu muazzam yapılar, Çin Seddi kadar uzundur. Çölün altına bir ağ gibi örülen kanallar, Dünya'nın 3 büyük mimari harikası arasında yer almaktadır.
Karız Kanalları, Tanrı Dağları’ndan topladığı suyu, çölün 150 metre altından geçirerek Turfan’daki yerleşim birimlerine götürmektedir. Kanal boyunca açılan aralıklı kuyular yardımıyla tarım alanları sulanmıştır.
Tanrı Dağları ve Turfan Bölgesi arasındaki kısım, aşırı sıcak olan çöllerden oluşmaktadır. Bu sebeple suyun buharlaşmasını önlemek için bu kanallar yerin altına inşa edilmiştir. Karız Kanalları,
Çin Seddi ve Beijing-Hangzhou Büyük Kanalı’yla birlikte dunyanın üç büyük mimari harikası olarak kabul edilmektedir. Çin seddi 800 yılda inşa edilmiş 400 yılında Çin'i Türkler yönetmiştir. Bu yüzden SED inşaatına hiç bir Hun Türk Moğol baskın yapmamıştır.
Dünya'nın 2. uygarlık harikası olarak kabul edilen bu yapı, 6000 kilometre uzunluktaki Çin Seddi’nden sonra ikinci sırada gelmektedir. Çölün altına bir ağ gibi örülmüş olan bu kanalların toplam uzunluğu 5000 kilometrenin üzerindedir. Derinliği 110 metreden başlayan kanallarda belli aralıklarla kuyular açılmıştır. Bu kuyular 90, 80, 70, 60 en son Turfan ’da 10 metrenin altına inmektedir. Yapılan bu kanalların tamamı yerçekimi kuvveti ile çalışmaktadır.
M.Ö. 500’lü yıllarda antik Tartaria ya da, Uygur uygarlığı tarafından yapılan bu kanallar, muhteşem hesaplamalar yapılarak tasarlanmıştır. Kanalların eğimi, açısı, suyun akışının sağlanması, suyun doğru yoldan gitmesi için ileri düzey matematik, fizik ve mühendislik becerileri kullanılmıştır.
Kanalların inşasında kullanılan teknikler, iyi organize olunmu�� ileri derecede bilgiye sahip bir uygarlık olduklarını göstermektedir. Pompa gereksinimi olmadan suyun yüzeye çıkarılması sağlanmış ve su en verimli şekilde kullanılmıştır.
Avrupalılar tarafından Göçebe, barbar bir halk olarak tanıtılan "antik Türklerin", aslında medeniyeti yaratan insanlar olduğu ortaya çıkmaktadır. Bilim insanları tarafından yapılan birçok araştırma ve bulgular da ilk tarım toplumlarının Türkistan'da kurulduğu görülmüştür. Turfan Bölgesi’nde yaşayan ustaların, kanalların yapıldığı eski çağlarda
Sümerler döneminin matematiğine sahip oldukları tahmin edilmektedir.
Bu kanallar ile Tanrı Dağları’nda eriyen karların ve yeraltı su kaynaklarının birleştirilmesi ile Turfan bölgesine su getirilmiştir.
Deniz seviyesinin altında kalan tarım alanları, köyler ve yerleşim merkezlerinin su ihtiyacı karşılanmıştır.
Günde 858 metreküp su taşıyor.
Bu kanallar yağmurun çok az yağdığı, ovalık bir bölge olan Turfan Bölgesi’nin hayat kaynağı olarak değerlendirilmektedir.
Turfan bölgesinde birbirinden farklı uzunluklara sahip 1000’den fazla Karız Kanalı yer almaktadır. Kanalların her birinde dik kuyular, yeraltı kanalı, yer üstü kanalı ve barajlar bulunmaktadır.
Kanalların inşası sırasında işçilerin hava alabilmesi ve çıkarılan toprağın, çamurun boşaltılması için 20 ile 30 metrelik aralıklarla dik kuyular açılmıştır. Kanallarda bulunan barajlar ise su miktarını ayarlayan su deposu işlevini görmüştür.
Kanalların inşasında işçilerin ancak oturarak çalışabildiği bilinmektedir. Günümüzde müze haline çevrilen bu kanallar sorunsuz bir şekilde çalışmaya, su taşımaya ve Turfan bölgesi için hayat kaynağı olmaya devam etmektedir. Günümüzde kanalların yapımında kullanılan ölçümlerin nasıl yapıldığı tam olarak tespit edilememiştir.
Karız kanallarının çok özel
Videosu
https://t.co/uZpPzWH700
110 yaşında olduğumu düşündükçe şaşkına dönüyorum. Beklemiyordum. Ama artık bıktım yaşamaktan. Çok dertleniyorum. Kendimle ilgili değil ama etrafımda olup bitenler beni çok üzüyor. Çocuklarım, torunlarım için kaygılanıyorum, onlar için ödüm kopuyor.
Özel bir çabanız oldu mu bu kadar uzun yaşamak için?
Yoo! Hiç özel bir şey yapmadım. Az da yemedim, çok da yemedim. Ama çok yürüdüm. Hâlâ yatak sporlarım vardır. Şimdi biraz bacaklarım ağrıyor, zorlanıyorum ama yine de yapıyorum.
Sizce ruh yaşlanıyor mu?
Yaşlanmanın kötü yanı o ya işte kızım. Bedeniniz bazı şeylere eskisi gibi izin vermiyor ama ruh yaşlanmıyor. Duygular hiç değişmiyor. Gençlikte nelere ağlıyorsam hâlâ aynı şeylere ağlıyorum. Nelerden heyecan alıyorsam aynı şeylerden heyecan alıyorum.
Nasıl geçti hayatınız?
Dolu dolu geçti. Dalgalarda kaldım ama hiç boğulmadım. Hep su yüzünde kaldım. Çok çalıştım. O kadar işin gücün arasında iki çocuğum oldu. Annemin yardımlarıyla ve kocamın anlayışıyla büyüttüm. Kıyafetlerini kendim dikerdim. O zaman hazır giyim yoktu. Evde de dışarıda da hep çalışarak geçti hayatım.
Fahri doktoranız, 23 kitabınız ve bilimsel makaleleriniz var. Eğlenceye vakit kaldı mı hiç?
Yaratırdım! Tabii eğlence deyince benim aklıma sinema, tiyatro ve seyahat geliyor. Eşimle sık sık tiyatroya giderdik. İmkan buldukça davetlere, kokteyllere katılırdık. Ve hep gezerdim. Sadece Japonya’ya 15 kere gittim.
Neden sümeroloji?
Ankara’da Dil Tarih Coğrafya açılalı
1 yıl bile olmamıştı. İki arkadaş, Fransızca bölümüne kayıt olmak istiyorduk. Ama kayıtları dolmuş. “Hititoloji profesörü yeni geldi. Yan dersler olarak da sümeroloji ve arkeoloji olacak” denildi. Gidip oraya kayıt olduk. Tabii çok cahiliz o zaman. ‘Loji’nin ‘bilim’ olduğunu bile bilmiyorduk. Tesadüfen başladı her şey.
Sonra?
Hocamız okulda kalmamı çok istedi ama ben istemedim. Babam çok kızdı; o da profesör olmamı istiyordu. Sonra İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde çalışmaya başladım. Hiç de pişman olmadım. Maalesef okulda kalanlar ne sümeroloji ne de başka alanda bir şey ortaya koyabildi. Koskoca bir sümeroloji arşivi meydana getirdik. Anlaşılan o ki, biz yapmasak başkası da yapmayacakmış.
Dil Tarih Coğrafya Fak. ilk mezunlarındansınız
1935’te okul kuruldu, ben de 1940’ta mezun oldum şekerim. İyi ki açtın bu konuyu, Atatürk bu okulu açarken bir şey amaçladı. Şimdi o amacı tamamen unutmuş durumdalar. İlber Ortaylı’nın kitabında bile yok. Atatürk’ü yazmış ama bu okullar neden kuruldu, niye var, söz etmemiş bile.
Amaç neydi?
Atatürk diyor ki, Türk dilini ve tarihini araştıracak uzmanlar yetiştirmek zorundayız. Bunun için bu okulu açıyor. Türkçe’nin kökeni ne? Türkler hangi coğrafyalarda, nerelere kadar uzanmış? Bunları gelecek nesillere aktarmak için… Ama bunları yapabilmek için eğitimci lazımdı. Yoktu o zaman.
Nasıl başardı peki?
Atatürk, Cumhuriyeti kurar kurmaz lisede başarılı çocuklar arasından sınavla 150 genci seçip Avrupa’ya gönderdi. Aynı dönemde Almanya’da Hitler, pek çok değerli profesörü Yahudi olduğu için işlerinden çıkardı. Atatürk, “Hemen gelsinler” dedi. O zaman yapılmış bir anlaşma var. Ben okurken ağladım. Daha 10 yıllık bir ülkenin yaptığı şeyler bunlar. Biz bugün bir şeyler yapabildiysek, o dönem atılan tohumların meyveleri sayesinde hepsi. Aynı şekilde devam edilebilseydi Türkiye şimdi Almanya ve japonya seviyesinde olabilirdi.
Kindar bir nesil yetişti
Cumhuriyet’in ilk yılları nasıldı?
1933’te, Cumhuriyetin 10. yılında Eskişehir’de öğretmendim. Kadın-erkek ayrımı nedir bilmezdik. Hep birlikte sinemaya, tiyatroya gidilirdi. Çarşaflı bir tek kadın bile görmezdik. Erkekler şapkalı, kadınlar başı açık modern bir şekilde yaşıyorduk. Bugün modern Türk kadını denince aklınıza nasıl bir profil geliyorsa, o zaman öyleydi. Köyde ve şehirde büyük bir okuma-yazma seferberliği vardı. Bugün 60 yaşına gelip de hâlâ okuma-yazma bilmeyenleri görünce deliriyorum. Bunun bahanesi yok, 1930’ların yokluğunda bile insanların öğrenme aşkı vardı.
Prof. Dr. Muazzez İlmiye Çığ
(Alıntı)
_Emekli bir Türk ile evlenen 72 yaşındaki yabancı hanım Türklere ait gözlemlerini anlatıyor ;_
Ben Türkiye'ye geldi, evlendi .
Türk erkek Türk kadınlar çok yemek seviyor.
Hep çeşit istiyor.
Biraz oturuyor hemen yemek soruyor.
Sonra hasta olmak anlatmayı çok seviyor.
Şikayet çok.
Kadınlar kendine zaman ayırmak bilmiyor.
Hasta olmak bekliyor, doktora gitmek sonra doktor diyecek; dinlen çok yoruldun bunu bahane ederek hep hastalık konuşarak geçiriyor.
Çocuklar hep televizyon başında.
Eşimin oğlu evlendi Torun televizyon başında.
Geline dedim ki;
çocuk seni az görüyor onları çok görüyor.
Zihninde Sen az onlar çok.
Reklamları ezberlemiş.
Öyle ezberlemiş istiyor anne reddedince ağlıyor.
Işte böyle ağlıyor sonra yine istiyor yine ağlıyor 3 gün 4 gün sonra anneyle arada çatışma oluyor
Şimdi saygı nasıl olsun.
Çocuğun zihninde anne az televizyondakiler çok.
Kapat onu çocuk seni seyretsin seni anlasın senin güzelliğin onun beyninde yer etsin dedim.
Kimse anlamıyor çocukların beyni kimlerle doluyor.
Sen çocuğu Doğurdun
Sen hatırlıyorsun onu kundakladı büyüttün
Sen hatırlıyorsun
O bunları bilmiyor.
Karnını bile televizyon başında doyuruyorsun senin yüzüne bakmıyor o çizgi filme bakıyor.
Sonra diyor ki çocuk yüzümüze bakmıyor hiperaktif.
Çünkü çocuğun beynini televizyon artık yeniden tasarladı.
Sonra çocuk o çizgi kahramanların Vitrinde kostümünü görüyor istiyor ağlıyor çünkü çocuk aslında artık onlara ait oldu
Kardeşi ile oynarken bile oradaki karakterler gibi davranıyor ve o karakterler gibi konuşuyor diyorum ki;
bak çocuk babası gibi değil senin gibi değil konuşması televizyon gibi.
Kadınlar çok konuşuyor hiç susmuyor.
Düşünmeden konuşmak Türkiye'de çok.
Hep hastalıklar çok konuşmaktan diyorum bana ters bakıyorlar.
Tiroid hasta diyor çok yiyorsun ve çok konuşuyorsun diyorum bana kızıyor.
Bana çok konuştukları zaman hemen elimle reddediyorum Diyorum ki çok konuştun ben yoruldum.
Çünkü dinlerken beyin doluyor ve ısınıyor
Susuyorlar o zaman.
Çünkü kalp te yoruluyor.
Türk kadını güzel şeyler konuşmayı bilmiyor hep şikayet.
Kocasından şikayet ediyor, ailesinden şikayet ediyor , çocuğundan şikayet ediyor Kendinden şikayet ediyor.
1 saat çay içiyor
çay içerken gönül demlenir fakat öyle olmuyor herkesin sinirleri kabarıyor sonra herkes evine gidiyor bu sefer ne oluyor hastalık oluyor.
Bu yazı gerçekten ders alınması gereken bir konuyu ortaya koyuyor. Sadece okumayın .
Paylaşın ve belki bir yaraya parmak basmış olurdunuz.
Kullanılan temsili Fotoğraf: Avustralyalı iş kadını Carolyn Hartz a aittir.
https://t.co/1Uqx1exHzQ
Trabzonsporluların, futboldan biraz başlarını kaldırıp “Şehirde neler oluyor, Trabzon’da Arap tapuları ne seviyededir, kaç yabancı şirkete maden arama ruhsatı verilip şehir pay edilmiştir, yaylalar kimlere peşkeş çekilmiştir?” gibi soruların cevabını araması gerekir...
Yine Trabzonsporluların, Ankara’dan gelen bir talimatla, “Ekümenik Patrik” yazılı bir Trabzonspor forması hazırlanarak, Patrik Bartholomeos’a hediye edilmesini sorgulaması gerekir...