“Kurtuluş Savaşı” tanımlamasından “Osmanlı’dan mı kurtuluyoruz?” gibi bir değerlendirme, en az böyle düşünen aklı evveller kadar, sığ bir değerlendirmedir.
…
milli mücadelemizin de sığ ve seviyesiz ideolojik tartışmaların malzemesi yapılması asla kabul edilemez. @TalipGeylan06
Türk Milli Mücadelesi, süreci ve sonuçları itibariyle dünya tarihinde eşi benzeri olmayan ve tüm mazlum milletlere ibret ve emsal olan muazzam bir bağımsızlık hareketidir.
Milletin topyekün kıyama durduğu, türlü imkansızlıklar ve yokluklara rağmen, büyük bir inanmışlıkla emperyalizmi alt ettiği istiklal hareketidir.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, Milli Mücadele’yi kurgulayan, planlayan ve başarıyla nihayete erdiren kadro, Osmanlı İmparatorluğu’nun ikliminde yetişmiş olan kurmay kadromuzdu.
Subayıyla, aydınıyla, kanaat önderi ve bürokratıyla Milli Mücadele’yi millete mal eden ve yönetenler, Türk devletinin kadrolarıydı.
Ki, bu da doğal olandı. Osmanlı İmparatorluğu bir Türk Devleti idi. Tıpkı Selçuklu Türk Devleti gibi ve nihayet tıpkı Türkiye Cumhuriyeti gibi..
Dolayısıyla “Kurtuluş Savaşı” tanımlamasından “Osmanlı’dan mı kurtuluyoruz?” gibi bir değerlendirme, en az böyle düşünen aklı evveller kadar, sığ bir değerlendirmedir.
Hele ki, maaalesef bir çok ortak kıymetimizde yapıldığı gibi, destansı milli mücadelemizin de sığ ve seviyesiz ideolojik tartışmaların malzemesi yapılması asla kabul edilemez.
Bu, başta milli hareketin lideri Atatürk olmak üzere istiklal mücadelemizin öncü kadrosuna ve binlerce şehitimize haksızlık ve hakaret demektir!
Tarih, sloganlarla değil; gerçekler ve kaynaklarla konuşur.
Son günlerde "Kurtuluş Savaşı mı diyelim, Millî Mücadele mi diyelim." tartışması üzerinden tarih yeniden siyasetin malzemesi hâline getiriliyor.
Bunu asla doğru değildir.
Evet, yurdumuzun dört bir yanını işgal edenlere karşı askerimizle, kadınımızla, gençlerimizle muhteşem bir direniş ortaya koyarak vatanımızı kurtardık. Bu tarihe namzet Kurtuluş Savaşı’mız, tarih varolduğu müddetçe minnet ve takdirle anılacaktır. Ama tabii ki, kurtuluş mücadelemiz, Türk Milli Mücadele’sinin bir cüzüdür.
Millî Mücadele, yalnızca cephede verilen savaşın adı değildir.
Millî Mücadele; 19 Mayıs 1919'da Samsun'da başlayan millî diriliştir. Kuvayı Milliye’dir. Amasya'da millet iradesinin ilanıdır; Erzurum'da millî teşkilatlanmadır; Sivas'ta egemenliğin millete devridir; Batı Cephesi’nde düzenli ordunun kuruluşudur; vatanımızı işgalci emperyalizmden kurtararak denize döktüğümüz cephelerde kazanılan zaferlerdir ve nihayetinde Lozan'da bağımsızlığın bütün dünyaya kabul ettirilmesidir.
Yani, istiklale giden yolda ilk hareketin bismillahı ile başlayan, Cumhuriyet’in ilanı hatta yeni Türk Devleti ve yeni Türk medeniyetinin inşa süreci Milli Mücadele’nin kapsamıdır.
Milli Mücadelemizin önderi Mustafa Kemal Atatürk’e, şehit ecdadımıza minnet ve şükranla…
“Bulunduğu sendikada huzursuzluk ve belirsizlik yaşayan, geleceğine güvenle bakmak isteyen tüm eğitim çalışanlarını Büyük Türk Eğitim-Sen ailesinde omuz omuza mücadele etmeye davet ediyoruz.”@sdolgun01@turkegitimsen
Türk Eğitim-Sen bir gerçektir.
Marka olmak; güven, emek, istikrar ve güçlü bir kurumsal yapıyla mümkündür. Bu da kısa sürede değil, yılların birikimiyle kazanılır.
Türk Eğitim-Sen, 34 yıllık tecrübesiyle eğitim çalışanlarının güvenini kazanmış, ilkelerinden ödün vermeyen duruşu ve güçlü vizyonuyla sendikal mücadelenin öncü kuruluşlarından biri olmuştur.
Bugün diğer sendikalarda yaşanan gelişmeler karşısında,Türk Eğitim-Sen’in sergilediği kararlı duruş ve sendikal anlayış herkes tarafından görülmektedir. Güvenin, emeğin ve ilkeli sendikacılığın adresi olmaya devam etmektedir.
Bulunduğu sendikada huzursuzluk ve belirsizlik yaşayan, geleceğine güvenle bakmak isteyen tüm eğitim çalışanlarını Büyük Türk Eğitim-Sen ailesinde omuz omuza mücadele etmeye davet ediyoruz.
Selahattin Dolgun
Türk Eğitim-Sen Genel Sekreteri
@talatyavuz29 Boş boş yazıp hikaye anlatıp algı mı yapıyorsun talat bey? Hatırlatırım proje okulları kimsenin babasının çiftliği değildir.
Sen önce memur nasıl yoksulluk sınırının üzerinde maaş alır, açıklanan zam oranı memurun kaybını kapatır mı? Bunları anlat yetkili sendikacı talat bey…
13,52’LİK ARTIŞ MEMURA REFAH DEĞİL ALIM GÜCÜNDE DÜŞÜŞ GETİRİYOR
TÜİK tarafından açıklanan haziran ayı enflasyon verileriyle birlikte kamu görevlileri ve emeklilerinin yılın ilk altı ayında bir kez daha alım gücü kaybettiği resmen tescillenmiştir.
Haziran ayında enflasyon %0,99, altı aylık enflasyon ise %17,76 olarak gerçekleşmiştir. Buna karşılık kamu görevlileri ve emeklilerine ocak ayında yalnızca %11 oranında maaş artışı yapılmış, maaşlar bu dönemde de enflasyon karşısında %6,09 oranında erimiştir. Şimdi bu kaybın üzerine %7'lik ikinci dönem artışı eklenecektir.
Buna göre;
Bekâr (15/1) en düşük dereceli memur maaşı 56 bin 731 liradan 64 bin 367 liraya,
Ortalama memur maaşı ise 68 bin 460 liradan 77 bin 715 liraya yükselecektir.
En düşük dereceli memurun maaşındaki artış 7 bin 636 lira, ortalama memurun maaşındaki artış ise 9 bin 255 lira olmuştur.
Bu rakamlara memurun evli olup eşinin çalışmaması durumunda 3 bin 581 TL eş yardımı ve çocukları için 394 TL ile 788 TL arasında çocuk parası eklenmektedir.
Ancak bu rakamlar refah seviyesinin yükseldiğini değil alım gücünün erdiğinin göstergesidir. Bu zamlar ve maaş seviyesiyle kamu çalışanlarımızın altı ay boyunca geçimini sağlaması mümkün değildir.
Yapılan bu artışların gerçek anlamda bir refah sağlaması için bütünüyle enflasyona dayalı sistemden vazgeçilmedikçe bu erime her dönem sürecektir. Gerçek zam; enflasyonun üzerinde yapılan, çalışanı büyüyen ekonomiden pay sahibi yapan artıştır.
Ne yazık ki mevcut sistem kamu görevlilerini her altı ayda bir aynı kısır döngünün içine mahkûm etmektedir. Önce maaşlar enflasyon karşısında erimekte, ardından oluşan kayıp "zam" olarak sunulmaktadır. Bu anlayış değişmediği sürece kamu çalışanlarının alım gücünün korunması mümkün değildir.
Üstelik açıklanan resmi enflasyon ile vatandaşın günlük hayatında karşı karşıya kaldığı gerçek hayat pahalılığı arasındaki fark her geçen gün daha da hissedilmektedir. Kira fiyatları, gıda harcamaları, enerji giderleri, eğitim masrafları ve ulaşım maliyetleri ortadayken kamu çalışanlarına yapılan toplamdaki %13,5’lik artış hayatın gerçekleriyle bağdaşmamaktadır.
Türkiye ekonomisi büyüyor.
Milli gelir artıyor.
Vergi gelirleri rekor seviyelere ulaşıyor.
İhracat yükseliyor.
Ancak bu büyümenin yükünü omuzlayan kamu görevlileri ve emeklileri, ortaya çıkan refahtan hak ettikleri payı alamıyor.
Çağrımızı yineliyoruz:
Kamu görevlileri ve emeklileri artık sadece enflasyon kadar artış istemiyor.
İnsanca yaşayacak ücret istiyor.
Büyüyen Türkiye'den hak ettiği payı istiyor.
Alın terinin karşılığını eksiksiz istiyor.
Bu nedenle;
• Temmuz ayında maaşlara ilave zam yapılmalıdır.
• Kamu görevlileri ve emeklilerine mutlaka refah payı verilmelidir.
• Maaşların aylarca enflasyon karşısında erimesine son verecek eşel mobil sistemi hayata geçirilmelidir.
• Toplu sözleşme sistemi yeniden düzenlenmeli; gerçekleşen enflasyonun peşinden koşan değil, enflasyonu öngören ve çalışanı koruyan bir ücret politikası oluşturulmalıdır.
• Özellikle son yıllarda görev aylıkları ile emekli aylıkları arasındaki makas kabul edilemez boyutlara ulaşmıştır. İlave ek ödemenin emekli maaşlarına yansıtılmaması milyonlarca kamu görevlisini emeklilikten korkar hâle getirmiştir. Bu adaletsizlik de vakit geçirilmeden giderilmelidir.
Kamu görevlileri enflasyonun gerisinden gelen maaş artışlarını değil, enflasyonun önünde giden bir ücret politikası istemektedir.Çünkü refah, enflasyon farkıyla değil; hakça bölüşülen büyümeyle sağlanır.
Mücadelemiz; kamu görevlilerimizi ve emeklilerimizin maaşlarınınher altı ayda bir erimesine yol açan bu ücret anlayışı değişinceye, ek zam, refah payı ve eşel mobil sistemi hayata geçinceye kadar aynı kararlılıkla devam edecektir.
“Güven; söylemle değil, yıllara dayanan emek, duruş ve mücadeleyle kazanılır. Bu nedenle kökü sağlam, sözü güven veren ve mücadelesiyle fark oluşturan Türk Eğitim-Sen, eğitim çalışanlarının ortak sesi olmaya devam edecektir.”@sdolgun01@turkegitimsen@Kamu_Sen
Sendikal zemin ne yazık ki son yıllarda çok kirletildi. Sosyal medyada yapılan paylaşımlar ve yaşanan gelişmeler, çalışanların güven duyacağı, ilkeli ve kararlı sendikal anlayışın önemini bir kez daha ortaya koymaktadır.
Hak mücadelesini tavizsiz sürdüren, köklü geçmişi, ilkeleri ve güçlü teşkilat yapısıyla Türk Eğitim-Sen; eğitim çalışanlarının güven kapısı olmaya devam etmektedir. Dün olduğu gibi bugün de çalışanların hak ve menfaatlerini önceleyen sendikamız, sendikal mücadeleyi sorumluluk ve kararlılıkla sürdürmektedir.
Güven; söylemle değil, yıllara dayanan emek, duruş ve mücadeleyle kazanılır. Bu nedenle kökü sağlam, sözü güven veren ve mücadelesiyle fark oluşturan Türk Eğitim-Sen, eğitim çalışanlarının ortak sesi olmaya devam edecektir.
Marmara Üniversitesi Mezunları ve Mensupları Derneği (MARUM-DER) tarafından Kamu-Sen İstanbul Misafirhanesinde düzenlenen kahvaltı programına katılım sağladık. Nazik Misafirperverliği için Türkiye Kamu-Sen İstanbul İl Başkanımız Serhat Çelik Beyefendiye teşekkür ederiz.
@Jrwho2@khnh80044 Saçma, kaynağınız nedir, zamanında ispanyollar canlı ne varsa saldırmış, şimdi nazi israil canlı ne varsa saldırıyor.
Yerli amerikalı dediğiniz gerçekte “Türk”. Türkler her zaman doğayla barış içinde yaşamış ve hala yaşıyor. Hayvan, bitki yada insan her daim uyum içinde yaşadı.
“bu hadisede @tcmeb ’den beklentimiz, iddialar gerçekse, mesulleri kimliğine, mensubiyetine ve ilişkilerine bakmaksızın ibretlik bir muameleye tabi tutmasıdır.
Ki, benzeri hadiseleri bir daha yaşamayalım;” @TalipGeylan06@turkegitimsen
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Ağrı’da intihar sonucu vefat eden Irmak Ayşe Koparan öğretmenimizin ölümüyle ilgili soruşturmanın sürdüğünü duyurdu.
Sendikamız, soruşturma sürecini ve sonucunu yakınen takip edecektir.
Öncelikle, otopsi işlemlerinden sonra ebedi yolculuğuna uğurlanacak öğretmenimize rahmet niyaz ediyorum. Yakınlarına ve eğitim camiasına başsağlığı diliyorum.
Öte yandan, basına yansıyan haberlerde iddia edildiği gibi, öğretmenimizin bir kısım yöneticiler tarafından maruz bırakıldığı baskı, yıldırma ve mobinge varan durumlar sözkonusu ise sorumlulara yönelik müeyyidelerin tavizsiz uygulanmasını ısrarla talep ediyoruz.
Zaman zaman liyakatsiz, işgal ettiği pozisyonun ağırlığını taşımaktan uzak, devletin makamını temsil ettiğinin şuurundan yoksun kimi kamu yöneticilerinin, çalışanlara yönelik istenmeyen tutum ve davranışlarına şahit oluyoruz.
Bu nevi sözde yöneticiler, sadece çalışanları ve çalışma hayatını huzursuz etmekle kalmıyor, aynı zamanda kamu çalışanlarının devlete ve devletin kurumlarına karşı aidiyet ve güvenini de tahrip ediyorlar.
Bu itibarla, bu hadisede @tcmeb ’den beklentimiz, iddialar gerçekse, mesulleri kimliğine, mensubiyetine ve ilişkilerine bakmaksızın ibretlik bir muameleye tabi tutmasıdır.
Ki, benzeri hadiseleri bir daha yaşamayalım; hangi düzeyde olursa olsun her bir kamu yöneticisinin adaletle, liyakatle ve sadece devlete sadakatle görevlerini ifa edecekleri bir anlayışı yerleşik hale getirebilelim.
“… liyakatsiz, işgal ettiği pozisyonun ağırlığını taşımaktan uzak, devletin makamını temsil ettiğinin şuurundan yoksun… sözde yöneticiler, … devlete ve devletin kurumlarına karşı aidiyet ve güvenini de tahrip ediyorlar.”@TalipGeylan06@turkegitimsen
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Ağrı’da intihar sonucu vefat eden Irmak Ayşe Koparan öğretmenimizin ölümüyle ilgili soruşturmanın sürdüğünü duyurdu.
Sendikamız, soruşturma sürecini ve sonucunu yakınen takip edecektir.
Öncelikle, otopsi işlemlerinden sonra ebedi yolculuğuna uğurlanacak öğretmenimize rahmet niyaz ediyorum. Yakınlarına ve eğitim camiasına başsağlığı diliyorum.
Öte yandan, basına yansıyan haberlerde iddia edildiği gibi, öğretmenimizin bir kısım yöneticiler tarafından maruz bırakıldığı baskı, yıldırma ve mobinge varan durumlar sözkonusu ise sorumlulara yönelik müeyyidelerin tavizsiz uygulanmasını ısrarla talep ediyoruz.
Zaman zaman liyakatsiz, işgal ettiği pozisyonun ağırlığını taşımaktan uzak, devletin makamını temsil ettiğinin şuurundan yoksun kimi kamu yöneticilerinin, çalışanlara yönelik istenmeyen tutum ve davranışlarına şahit oluyoruz.
Bu nevi sözde yöneticiler, sadece çalışanları ve çalışma hayatını huzursuz etmekle kalmıyor, aynı zamanda kamu çalışanlarının devlete ve devletin kurumlarına karşı aidiyet ve güvenini de tahrip ediyorlar.
Bu itibarla, bu hadisede @tcmeb ’den beklentimiz, iddialar gerçekse, mesulleri kimliğine, mensubiyetine ve ilişkilerine bakmaksızın ibretlik bir muameleye tabi tutmasıdır.
Ki, benzeri hadiseleri bir daha yaşamayalım; hangi düzeyde olursa olsun her bir kamu yöneticisinin adaletle, liyakatle ve sadece devlete sadakatle görevlerini ifa edecekleri bir anlayışı yerleşik hale getirebilelim.
@Reuters Reuters, neden kasıtlı olarak yanlı haber yapıyorsun. Karsan hakkında yapılan yanlı haber yalan haberle eş değer değil mi?
Why does @Reuters make fake news about Karsan!
@europapress@euronews_tr@NEWS
“Üye sayıları bizim neredeyse iki katımız olan sendika,İlksan seçimlerde gizli oy açık tasnifle yapılan oylamada sandıktan çıkamamıştır.
İlksan yönetimini seçimlerle kazanamayanlar,… yalan yanlış açıklamalarla eğitim çalışanlarının iradesini yok saymaktadırlar.”@sdolgun01
SANDIK KOYALIM,GÖRELİM..
1 milyon 200 bin civarında eğitim çalışanımızın önüne sandığı koyalım sendikal tercihlerini belirleyelim.
El mi yaman Bey mi yaman..
Hep beraber görelim sonuçları.
Baskıyla tehditle makamla nasıl üye yaptığınızı sizlerde,
çalışanlarda,bizlerde çok iyi biliyoruz.
Çalışmadan,üretmeden,hak aramadan sendikacılığı,Türk Eğitim-Sen düşmanlığı üzerinden yapanların,sendikal mücadele zemininde yer tutunmaları imkansızdır.
İlksan seçimlerinde,eğitim çalışanları ferasetini göstermiş sandıkta gerekli mesajı net olarak vermiştir.
Üye sayıları bizim neredeyse iki katımız olan sendika,İlksan seçimlerde gizli oy açık tasnifle yapılan oylamada sandıktan çıkamamıştır.
İlksan yönetimini seçimlerle kazanamayanlar,çeşitli entrikalarla İlksan yönetimini nasıl alırız diye yalan yanlış açıklamalarla eğitim çalışanlarının iradesini yok saymaktadırlar.
İlksan üyesi,delegesi eğitim çalışanlarımız hiç merak etmesin İlksan yönetimi emin ellerde,sizlerin hizmetindedir.
Tüm eğitim çalışanlarımız müsterih olsun. Biz Türk Eğitim-Sen Genel Merkezi olarak İlksan yönetiminde işleyişinde herhangi bir olumsuzluk gördüğümüzde müdahil olur,
gerekeni yaparız.
Maymuna soba yakmayı öğretmişler,yazında yakmış.!
““Türk Eğitim-Sen “
Menfaatların,tesadüflerin bir araya getirmediği teşkilattır..
“Türk Eğitim-Sen”
Aynı duygu ve düşüncelerin bir araya getirdiği inanmışlar ordusudur..”
@sdolgun01@turkegitimsen@Kamu_Sen
“Türk Eğitim-Sen “
Menfaatların,tesadüflerin bir araya getirmediği teşkilattır..
“Türk Eğitim-Sen”
Aynı duygu ve düşüncelerin bir araya getirdiği inanmışlar ordusudur..
Sendikaların iş bırakma eylemi “farkındalık” oluşturma amacı taşımaktadır.
“Polis karakoluna saldırı olduğunda bir gün sonra polisin göreve gitmemesi” teşbihi, abes bir mukayesedir!
Öğretmen kolluk görevlisi midir?
Meslektaşlarımız, öğretmenlerin ve öğrencilerin katledilmesine kadar varan şiddet hadiselerine dikkat çekmek istiyor.
Bunu göremiyor musunuz?
Dönün bir bakın, sadece son 10 yılda kaç tane öğretmenimiz görevi başında katledildi!
Hiç merak etmeyin!
Okullarımızın, öğrencilerimizin, eğitimimizin selameti konusunda ikaz edilmesi gerekmeyen tek meslek grubu öğretmenlerimizdir.
Okullarda yaşanan şiddet hadiselerini önlemeye yönelik yasal ve güvenlik tedbirleri İllaki alınmalıdır, alınacaktır.
Ancak öğretmeni itibarlı kılmadan, eğitim sürecinde öğretmenin etkisini artırmadan alınacak hiçbir tedbir beklenen sonucu sağlamayacaktır.
Fakat öğretmenlerimizin haklı feryatlarını dile getirmek için ortaya koyduğu eylem ve etkinlikleri, işte böylesi abes mukayeselerle rencide eder ve öğretmeni toplum nezdinde mahkum etmeye çalışırsanız ÖĞRETMENİN SAYGINLIĞINA bir darbe de siz vurmuş olursunuz!
Yapmayın!
Öğretmene kıymayın!
Çocuklarımıza kıymayın!
Öğretmene vereceğiniz değer, aslında çocuklarımıza verdiğiniz kıymettir!
“…öğretmenlerimizin haklı feryatlarını dile getirmek için ortaya koyduğu eylem ve etkinlikleri, işte böylesi abes mukayeselerle rencide eder ve öğretmeni toplum nezdinde mahkum etmeye çalışırsanız ÖĞRETMENİN SAYGINLIĞINA bir darbe de siz vurmuş olursunuz!”
@TalipGeylan06
Sendikaların iş bırakma eylemi “farkındalık” oluşturma amacı taşımaktadır.
“Polis karakoluna saldırı olduğunda bir gün sonra polisin göreve gitmemesi” teşbihi, abes bir mukayesedir!
Öğretmen kolluk görevlisi midir?
Meslektaşlarımız, öğretmenlerin ve öğrencilerin katledilmesine kadar varan şiddet hadiselerine dikkat çekmek istiyor.
Bunu göremiyor musunuz?
Dönün bir bakın, sadece son 10 yılda kaç tane öğretmenimiz görevi başında katledildi!
Hiç merak etmeyin!
Okullarımızın, öğrencilerimizin, eğitimimizin selameti konusunda ikaz edilmesi gerekmeyen tek meslek grubu öğretmenlerimizdir.
Okullarda yaşanan şiddet hadiselerini önlemeye yönelik yasal ve güvenlik tedbirleri İllaki alınmalıdır, alınacaktır.
Ancak öğretmeni itibarlı kılmadan, eğitim sürecinde öğretmenin etkisini artırmadan alınacak hiçbir tedbir beklenen sonucu sağlamayacaktır.
Fakat öğretmenlerimizin haklı feryatlarını dile getirmek için ortaya koyduğu eylem ve etkinlikleri, işte böylesi abes mukayeselerle rencide eder ve öğretmeni toplum nezdinde mahkum etmeye çalışırsanız ÖĞRETMENİN SAYGINLIĞINA bir darbe de siz vurmuş olursunuz!
Yapmayın!
Öğretmene kıymayın!
Çocuklarımıza kıymayın!
Öğretmene vereceğiniz değer, aslında çocuklarımıza verdiğiniz kıymettir!