Marcus Aurelius;
İyi bir insanın nasıl olması gerektiğini tartışmayı bırak; öyle bir insan ol.
Carl Jung;
İyi bir adam olmayı hedeflemiyorum. Bütün bir adam olmayı hedefliyorum.
Ortak mesele; kendini tanımak, eksiklerle yüzleşmek ve karakter inşa etmek.
Marcus Aurelius;
İyi bir insanın nasıl olması gerektiğini tartışmayı bırak; öyle bir insan ol.
Carl Jung;
İyi bir adam olmayı hedeflemiyorum. Bütün bir adam olmayı hedefliyorum.
Ortak mesele; kendini tanımak, eksiklerle yüzleşmek ve karakter inşa etmek.
Kataleptik yargı: Stoa'da, şüpheye yer bırakmayacak gerçeğe ulaşmak ve o gerçeğin zihinsel kavranışıdır.
Stoacılığın amir hükmü:
Zihne gelen her düşünce hakikat olmadığı gibi, kesin konuşmak da kesin bilmek değildir.
Kataleptik yargı, gücünü sesinin yüksekliğinden değil, zihinde bıraktığı sarsılmaz kesinlikten alır.
Stoacı bilgi kuramına (epistemoloji) göre zihin, dış dünyadan gelen izlenimleri berraklaştırır kavrayabilir ve onlara doğrudan onay (synkatathesis) vererek doğru bilgiye ulaşır.
Stoa acele etmez: İzlenim (imgelem) gelir, akıl sınar, onay verilir ve hüküm kurulur.
Nesne ile Kusursuz Uyum:
Gerçekten var olan bir nesneden kaynaklanır ve o nesnenin özelliklerini zihne eksiksiz, çarpıtmadan aktarır.
Apaçıklık (Evidentia):
Karşı konulması güç bir netliğe sahiptir. Tıpkı parlak bir ışığın gözü kamaştırması gibi, kataleptik bir izlenim berrak ve nettir bu sayede zihni kendi doğruluğuna ikna eder.
Ayırt Edilebilirlik:
Yanılsamalardan, rüyalardan veya halüsinasyonlardan (kataleptik olmayan izlenimlerden) yapısal olarak farklıdır. Kendine özgü netliği sayesinde zihin, bunun gerçek bir algı olduğunu anlar.
Be careful with your words when speaking to me, for they will shape your fate in our interactions.
My spirit will offer you the opportunity to face the consequences of your own rhetoric. It is not my job to bring about your end; I will simply watch how you destroy yourself.
İnsan, hayatı boyunca hep olmadığı bir zamanda yaşar.
Gençken gözümüz ufuktadır; günleri sayar, yarınların getireceği mucizeleri bekleriz. Zaman ilerleyip takvimler hafiflediğinde ise bakışlarımız geriye döner; bu kez dünün tazeliğine, kaygısız neşesine ve kaçıp giden anlara imreniriz.
Oysa hayat, beklemekle özlemek arasındaki o ince çizgide; şu anda saklıdır.
Ne dünün hasreti geri getirir gideni, ne de yarının merakı hızlandırır geleceği. Yüreğin en büyük bilyeliği; beklemeyi de özlemeyi de bir kenara bırakıp, nefes aldığı anı kucaklayabilmesidir.
Çünkü ömür; beklemediğin ve özlemediğin, sadece "yaşadığın" kadardır.