"Siz Yunanistan’ı yendiniz, İngiltere’yi değil! Bunu unutmayın!” dedi Lord Curzon, Lozan görüşmelerinde.
İsmet Paşa “Hayır” dedi. “Yalnız Yunan’ı yenmedik, güneyde müttefikiniz Fransızları yendik, onun silahlandırdığı Ermenileri yendik.
Müttefikiniz İtalyanları Anadolu’dan uzaklaştırdık. Sizin silahlandırdığınız Doğu Ermenilerini ve Pontus çetelerini yendik.
Sizin İstanbul yönetimi ile birlikte azdırdığınız isyancıları yendik. Silah ve para ile desteklediğiniz Kuva-yı İnzibatiye’yi yendik.
En son olarak da maşanız Yunan ordusunu yenip denize döktük. Mondros’u yendik, Sevr’i yendik, Üçlü Antlaşma’yı yendik.
Bunların hepsinin arkasında siz vardınız; hepsinin ipleri, dümeni, düğmesi sizin elinizdeydi. Biz asıl sizi yendik!.."
Lozan kahramanlarına sevgi, rahmet ve minnetle...
Mekanları cennet olsun.
https://t.co/k7EozW7YpA
Özgür Özel’in söylemiyle ‘Yeni Parti’yi halk kurdu, ismini halk koydu, bütçesini halk sağladı ve söz, yetki ve kararın üyelerde yani halkta olacağını vaat etti. Yeni Parti, parti devletinin yoğun saldırısı altındayken tek gücü halkın desteği. Ve Yeni Parti’yi destekleyen geniş kesimler, barış sürecinde tüm yetkinin cumhurbaşkanına verildiği Çerçeve Yasa’yı bir tuzak olarak görüyor. Erdoğan’ın iktidarını kalıcılaştırmak için bu yetkiyi kullanarak DEM Parti ile Anayasa değişikliğinin yolunu açacağı konusunda genel bir kanaat var. Yeni Parti, Çerçeve Yasa’ya ‘Evet’ derse antidemokratik saldırılara karşı yalnızlaşacak. Yeni Parti büyük destek kaybı yaşayacak. Bu hataya düşülmemeli.
Türkiye’nin yıllardır taşıdığı sorunların demokratik yollarla çözülmesini; silahların tamamen sustuğu, insanların kimlikleri ve düşünceleri nedeniyle ayrıştırılmadığı, herkesin kendisini eşit yurttaş hissettiği bir ülkeyi kim istemez ki?
Barışa kim karşı çıkabilir?
Kardeşliğe huzura özgürlüğe kim itiraz edebilir?
Ancak gerçek barış yalnızca bir kanun çıkarmakla kurulmaz. Barışın temeli adalettir, hukuktur, güvendir ve toplumsal mutabakattır.
Bugün Türkiye’nin en büyük meselesi, vatandaşın devlete ve adalete duyduğu güvenin ağır biçimde zedelenmiş olmasıdır.
CHP’li belediyelere ve başkanlarına yönelik operasyonların gerçekleştirildiği; henüz yargılama süreçleri dahi tamamlanmadan seçilmiş belediye başkanlarının suçlu muamelesine maruz bırakıldığı bir dönemdeyiz.
Üstelik bununla da yetinilmiyor; belediye başkanları görev yaptıkları ve ailelerinin yaşadığı şehirlerden yüzlerce kilometre uzağa, ağır tecrit koşullarıyla anılan kuyu tipi cezaevlerine gönderiliyor. Adeta zulmeder gibi bir muameleye maruz bırakılmaları ise ayrıca sorgulanması gereken bir durumdur.
AYM kararlarının tartışıldığı, AİHM kararlarının uygulanmadığı, seçilmişlerin iradesinin yargı kararları ve kayyum uygulamalarıyla ortadan kaldırıldığı, insanların söyledikleri bir söz nedeniyle soruşturulma endişesi taşıdığı bir ortamda demokratikleşmeyi yalnızca belirli bir mesele üzerinden konuşamayız.
Böyle bir ortamda demokratikleşmeden söz ediyorsak önce şu temel gerçeği kabul etmek zorundayız:
Demokrasi herkes içindir ya da demokrasi değildir.
Hukuk herkes içindir ya da hukuk değildir.
Özgürlük herkes içindir ya da özgürlük değildir.
Bir taraftan demokratikleşmeden söz ederken diğer taraftan siyasi rakipleri yargı yoluyla tasfiye etmeye çalışmak, toplumun bir kesimine hukuk vaat ederken başka bir kesimini hukuksuzluğa mahkûm etmek gerçek bir huzur getirmez.
Kaldı ki TBMM’ye sunulan Çerçeve Yasa konusunda hukukçular tarafından son derece ciddi hukuki ve anayasal itirazlar dile getirilmektedir.
Hukukçuların Anayasa ve evrensel hukuk ilkeleri açısından ciddi sakıncalar gördüğü bir düzenlemenin, yeterince tartışılmadan ve toplumun bütün kesimlerinin kaygıları giderilmeden yasalaştırılması yeni sorunlar doğurur. Millet bilmeden, toplum tartışmadan, farklı kesimlerin kaygıları giderilmeden yapılan siyasi mutabakatlar, toplumsal mutabakatın yerine geçmez.
Benim demokrasi anlayışımda millet, sonucu kendisine açıklanan bir sürecin seyircisi değildir.
Millet bu ülkenin sahibidir.
Bu nedenle yapılması gereken bellidir:
Anayasa ve mahkeme kararlarını eksiksiz uygulamak, yargının bağımsızlığına ilişkin toplumdaki şüpheleri ortadan kaldırmak.
Seçilmişlerin iradesini güvence altına almak ve düşüncesini açıklayan hiç kimsenin korkmadığı bir ülke olmak. Tüm bunlar sağlandıktan sonra da milletin önüne hiçbir soru işaretine mahal vermeden çıkmak en doğru seçenek olacaktır.
Türkiye’nin Kürt meselesi dâhil hiçbir meselesi çözümsüz değildir.
Ancak Kürt meselesinin çözümünü bir dönem daha iktidarda kalmanın, bir seçim daha kazanmanın hesabına endekslerseniz; yıllarca cezaevinde tuttuğunuz siyasetçileri ve milletvekillerini seçim hesaplarının bir parçası hâline getirdiğiniz izlenimini güçlendirecek adımlar atarsanız, toplumun sürecin samimiyetini ve gerçek niyetini sorgulamasının önüne geçemezsiniz.
Türkiye’nin ihtiyacı kapalı kapılar ardındaki mutabakatlar değil, milletin önünde kurulmuş büyük bir toplumsal mutabakattır.
Ve milletin bu konuda vereceği yetki doğrultusunda da gerekli demokratik düzenlemeler, açık ve şeffaf bir biçimde, millet iradesinin tecelligâhı olan TBMM çatısı altında hayata geçirilmelidir.
Son cümle olarak şunu söylemek isterim:
Unutmamak üzere isimlerini köprülerimize, alt ve üst geçitlerimize kazıdığımız şehitlerimizin aziz hatıralarına haksızlık edildiği duygusuyla vicdanlarımızın sızlamasına izin vermemek, bu ülkenin vatandaşları olarak hepimizin en önemli sorumluluklarından biridir.
Mehmet Şimşek: "Kişi başı milli geliri 3.616 dolardan, 18.040 dolara yükselttik."
Keşke bundan asgari ücretli, emekli, hatta beyaz yakalının bir bölümünün de haberi olsaydı!
Gazeteci Deniz Zeyrek, Özgür Özel'e yöneltilen rüşvet suçlamaları hakkında;
"Kendisi de söyledi, dedi ki: 'Ya insan bir utanır.' Yani birine rüşvet suçu diye işlem yapacaksın, onunla ilgili algı yaratmaya çalışacaksın... Rüşvet nedir? Kim alır rüşveti? Neam kamu görevlisi diyor Özgür Özel. 'Yaptığım iş ne? İhale mi dağıtıyorum? Utanmazlığın dik alasıdır' diyor.
Halbuki gerçekten de böyle bir... Yani gerçekten suçların içi boşaltılıyor. Yani rüşvet, irtikap vesaire falan bu tanımların içi boşaltılıyor.
Yani bugün... Bugüne kadar Özgür Özel'e yöneltilen rüşvet suçlamalarına bak. Özcan Yalım, 'Haluk Başkan' diyorlardı ya o, 'duvardan atmış Özgür Özel'in sitesine.' Özgür Özel almış mı, almamış mı bilmiyor, duvardan atmış.
Muhittin Böcek, 'Ferdi Zeyrek'e vermiş 950 bin euro.' Ondan sonra Özgür Özel'e aktarılmak üzere... İşte bilmem Gökhan Böcek CHP'de 6. katta 1 milyon euroyu Veli Ağbaba'nın danışmanına vermiş falan...
Hiçbirinde Özgür Özel hiçbir yerde yok. Yani ne somut bir şey... Koskoca Adalet Bakanı çıktı dedi ki: 'Özgür Özel Manisa'nın girişinde bir benzinlikte Muhittin Böcek'le buluştuğuna dair, orada da 20 milyon euro aldığına dair bir şey var, bilgi var' dedi. 'Muhittin Böcek yakında itirafçı olacak' dedi. Ne oldu o iddia mesela?
Yani bu gerçekten de Türkiye Cumhuriyeti tarihinde görülmemiş bir şey bu. Ülkenin Adalet Bakanı çıkıyor, bir iddia ortaya atıyor ve o iddianın unutulması için şimdi çaba gösteriyorlar. Ne oldu ya? Yani bu Manisa'nın girişindeki benzinlikte Muhittin Böcek'le Özgür Özel'in buluştuğuna dair, 20 milyon dolardı galiba, Özgür Özel'e Muhittin Böcek'in verdiğine dair bu iddia ne oldu?
Yani ben hesapladım oturdum üşenmeden. Arada kaynadı gitti ama tekrar söyleyeceğim. Muhittin Böcek ile oğlu Gökhan Böcek'in Veli Ağbaba'ya, Özgür Özel'e, Ekrem İmamoğlu'na ve rahmetli Ferdi Zeyrek'e verdiklerini iddia ettiği para miktarı ne kadar biliyor musunuz? 1 milyar 260 milyon lira! 1 milyar 260 milyon lira, eski parayla 1 katrilyon 260 trilyon lira! Ya dalga mı geçiyorsunuz siz arkadaşlar ya?
Şimdi buradan Özgür Özel'e rüşvet, zincirleme rüşvet falan... Ya el insaf! Bir de adamın hayatı ortada ya! Özgür Özel'in hayatı ortada. Kızına bir tane ev almışlar, onu bile teşhir ettiler. Adresini sızdırdılar, bilmem rüşvet şeyiymiş gibi gösterdiler. Karı koca eczacı, iki tane eczaneleri var, milletvekili yıllardır... Yani yaşamı ortada ya! Parayla pulla ilişkisi olmadığı her halinden belli olan bir adam var orada. Bu adama kalkmışlar zincirleme rüşvet algısı yaratmaya çalışıyorlar. O da haklı olarak 'Tüh, el insaf ya' diyor"
7 Ağustos 2026 Boğaziçi Üniversitesi Akademisyenleri Nöbeti no. 1368. Direnişin 6. yılı/2042. günü @UniBogazici#KabulEtmiyoruzVazgeçmiyoruz
August 7, 2026 Bogazici University Faculty Vigil #1368/6th year/2042nd day of the resistance @unibogazici_en #WeDoNotAcceptWeDoNotGiveUp
Üsküdar'da Başkan Vekili seçimini kazanan Sibel Tan Çetinkaya'dan Sinem Dedetaş'a mesaj:
💬 "Başkanım, emanetiniz burada. Özgür iradesiyle sizi seçen Üsküdar'ın emaneti burada"
💬 "Sizi o zindandan alana kadar biz durmadan mücadele edeceğiz ve bütün çalışma arkadaşlarımızla birlikte o emaneti tertemiz bir şekilde size geri vereceğiz"
Uydurdukları mazeretlere bakmayın. Partidaşları, arkadaşları betona gömülmüşken kendilerini kurtarmak için AKP’ye teslim oldular. Bundan sonraki hayatlarını yoldaşlarını betona gömenlere hizmet etmenin utancıyla yaşayacaklar. O sığındıkları yerdekilerin bakışlarında bile bu utancı görecekler.
@gazetesozcu Ne kadar kolay insan harcamak, olağan hale gelmiş görevden almalar! Ankara’da gökçek hakkında o kadar ihbar yapılmasına rağmen ifadeye dahi çağrılmadı! Bunu Sn Arınç bile doğruladı. Bu nasıl bir adalettir, bunu nasıl normal görüyorsunuz akpliler! Kul hakkı yiyorsunuz!!!
Dün sövdüğünü bugün öven, dün yerdiğini bugün göklere çıkaran; rüzgâr gülü gibi dönen ilkesiz kişiden kimseye hayır gelmez. Gittiği yerden bir şey eksilmez, geldiği yere de bir şey katmaz. Rüzgârın savurduğu saman çöpünün nereye düştüğünün kimse için bir önemi yoktur.
Nasıl bir ideolojik saplantı ki!
Türkiye’yi insan yiyen canavara dönüştürdünüz!
Rahat bırakın vatansever, eğitimli, halka hizmet eden çalışkan insanlarımızı!
#SinemDedetaşYalnızDeğildir ❤️🌹