@Barret82696520 Ya senin ülken gibi yol ortasında ağzına fare atan yok ya da her an bir köşede anneni afrikalı ile sikişirken göremezsin tamamı ile bir cennetdir benim memleketim sende benim Yarramı ye
🇹🇷 TÜRKLERİN ATALARI DOĞU ASYA'DAN GELDİ! Genetik farklılıklar, ortak Türk kimliğini ve tarihsel devamlılığı ortadan kaldırmaz!
Bugünkü Türkiye Türklerinin genetik yapısının Orta Asya'daki Türk topluluklarından farklı olması, onların Türk kökenli olmadığını kanıtlamaz.
Türkiye Türklerinin dilsel ve tarihsel kökeninde önemli bir yere sahip olan Oğuz Türkleri, başlangıçta bugünkü Moğolistan, Altay Dağları ve Çin'in kuzey sınır bölgeleriyle bağlantılı İç Asya Türk dünyasının bir parçasıydı.
Türk toplulukları yüzyıllar boyunca batıya doğru yayıldı. Orta Asya, İran ve nihayet Anadolu'ya ulaştılar. Bu süreçte yerli halklarla karıştılar, fakat Türk dillerini, kültürel miraslarını ve tarihsel kimliklerini sürdürdüler.
Bu yalnızca milliyetçi bir iddia değildir.
Çin tarih kaynakları, Göktürk yazıtları, İslam tarihçileri ve modern genetik araştırmaları bu tarihsel sürecin farklı aşamalarını doğrulamaktadır.
1. 6. yüzyıl: Zhou Kitabı (周書) — Göktürklerin kökeni Doğu Asya'nın kuzeyindeydi
Çin tarih kaynağı Zhou Shu (周書), 50. cilt, Göktürkler bölümünde şöyle yazar:
突厥者,蓋匈奴之別種,姓阿史那氏。
Türkçesi:
"Göktürkler, genel olarak Hunların ayrı bir kolu olarak kabul edilir. Soyadları Aşina'dır."
Aynı kaynak, Göktürklerin Altay Dağları ile ilişkilendirilen Jinshan (金山) bölgesinde yaşadıklarını, Rouran (柔然) egemenliği altında demir işlediklerini anlatır.
Bu kayıtlar, erken Göktürk siyasi topluluğunun tarihsel faaliyet alanının Anadolu değil, Doğu Asya'nın kuzey bozkırları olduğunu göstermektedir.
Kaynak ayrıca Göktürklerin dişi kurtla bağlantılı köken efsanesini aktarır:
旗纛之上,施金狼頭。
"Bayraklarının üzerine altın kurt başı yerleştirirlerdi."
Kurt, Göktürklerin kurucu mitolojisi ve siyasi sembolizmiyle bağlantılıydı. Elbette bu mitoloji, doğrudan biyolojik soyun kanıtı değildir.
Kaynak: Zhou Shu, Cilt 50 — Göktürkler
2. 7. yüzyıl: Sui Kitabı (隋書) — Göktürklerin kökeninde bile karışım vardı
Sui Shu (隋書), 84. cilt, farklı bir köken rivayeti aktarır:
突厥之先,平涼雜胡也,姓阿史那氏。
Türkçesi:
"Göktürklerin ataları Pingliang bölgesindeki çeşitli Hu topluluklarının karışımından oluşuyordu. Soyadları Aşina idi."
Kaynağa göre Aşina topluluğundan yaklaşık 500 aile, Kuzey Wei dönemindeki siyasi mücadelelerden sonra Rouran egemenliğine sığınmış ve daha sonra Altay bölgesine yerleşmiştir.
Zhou Shu ve Sui Shu kitaplarındaki köken anlatıları tamamen aynı değildir. Bu nedenle her ayrıntı kesinleşmiş bir soy ağacı olarak yorumlanamaz.
Ancak her iki kaynak da önemli bir tarihsel gerçeğe işaret eder:
Göktürk siyasi ve etnik topluluğu, başlangıcından itibaren farklı grupların birleşmesi ve göçlerle şekillenmiştir.
Dolayısıyla etnik kimlik, başlangıçtan itibaren tek ve değişmeyen bir genetik soyu zorunlu kılmaz.
Kaynak: Sui Shu, Cilt 84
3. MS 552 — Göktürk Kağanlığı'nın kuruluşu
Zhou Shu'ya göre Bumin Kağan (土門), Rouran güçlerini yenerek İl Kağan unvanını aldı.
Bu olay, MS 552 yılında Birinci Göktürk Kağanlığı'nın kuruluşuyla ilişkilendirilir.
Göktürklerin siyasi etkisi daha sonra doğuda Kitan bölgelerine, batıda ise Orta Asya'ya kadar genişledi.
Böylece Türkçe konuşan toplulukların ve Türk siyasi kültürünün Doğu Asya'nın kuzeyinden Orta Asya'ya yayılmasında önemli bir aşama gerçekleşti.
4. 7–8. yüzyıllar: Eski Tang Kitabı ve Orhun Yazıtları
Jiu Tang Shu (舊唐書), 199. cildin ikinci bölümünde Tiele (鐵勒) topluluklarının Gobi Çölü'nün kuzeyinde yaşadıklarını belirtir.
鐵勒,本匈奴別種。
"Tiele, aslen Hunlardan ayrı bir kol olarak tanımlanmıştır."
Kaynak, Uygur, Xueyantuo, Pugu, Tongluo ve başka birçok bozkır topluluğunu anlatır.
Bu kayıtlar, kuzey bozkırlarındaki siyasi birliklerin tek bir kabileden değil, çeşitli topluluklardan oluştuğunu göstermektedir.
Bunun yanında bizzat Türkler tarafından yazılmış Orhun Yazıtları da vardır.
yüzyıla ait Kül Tigin Yazıtı'nda şu ifade bulunur:
Türük bodun — Türk milleti / Türk halkı
Tonyukuk Yazıtı'nda ise Türk ve Oğuz topluluklarından söz edilir:
Türük Sir bodun — Türk Sir halkı Oğuz bodun — Oğuz halkı
Bu kayıtlar, Türk ve Oğuz adlarının Batı Asya'da sonradan ortaya çıkmadığını, çok daha önce İç Asya'nın Türkçe konuşan topluluklarında kullanıldığını gösterir.
Ancak 8. yüzyıldaki Oğuz birlikleriyle 11. yüzyılda batıya göçen Oğuzların bütün üyelerinin aynı kişilerden oluştuğu iddia edilmemelidir.
Önemli olan, Oğuz adının ve Türk siyasi-kültürel dünyasının İç Asya'daki tarihsel bağlantısıdır.
Kaynak: Jiu Tang Shu, Cilt 199
5. 8–10. yüzyıllar: Oğuzların batıya göçü
İslam tarihçisi İbnü'l-Esîr, Horasan tarihine ilişkin rivayetleri aktarırken Oğuzların Türk dünyasının doğu bölgelerinden Mâverâünnehir'e hareket ettiklerini anlatır.
Bu göç rivayeti, Abbasi halifesi el-Mehdî dönemine, yani 775–785 yıllarına bağlanır.
Rivayetin yorumuna göre söz konusu doğu bölgeleri Moğolistan ve çevresindeki bozkırlarla ilişkili olabilir.
Daha sonra Oğuz toplulukları Seyhun Nehri'nin aşağı havzasına ve Aral Gölü çevresine yerleştiler.
922 yılında bölgeden geçen İbn Fadlân, seyahatnamesinde Oğuz göçebelerini anlatmıştır.
yüzyıla ait Hudûdü'l-Âlem adlı coğrafya eseri de Oğuzların Seyhun çevresindeki varlığını ve yerleşimlerini kaydeder.
Bu kaynaklar birlikte incelendiğinde şu tarihsel göç güzergâhı ortaya çıkar:
Moğolistan ve Doğu İç Asya → Orta Asya → Aral Gölü ve Seyhun çevresi → İran → Anadolu
Bu hareket tek bir seferde gerçekleşen göç değil, yüzyıllara yayılan karmaşık bir süreçtir.
Kaynak: Peter B. Golden — ḠOZZ, Encyclopaedia Iranica
6. 11. yüzyıl: Kâşgarlı Mahmud, Selçuklular ve Anadolu yüzyılda Kâşgarlı Mahmud, Dîvânu Lugâti't-Türk adlı eserinde Türk boylarını ve Türk dillerini ayrıntılı biçimde anlattı.
Oğuzların boy yapısını ve dil özelliklerini de kaydetti.
Selçuklu hanedanı, Oğuzların Kınık boyuyla ilişkilidir.
1040 yılında Selçuklular, Dandanakan Savaşı'nda Gaznelileri yenerek İran bölgesindeki siyasi hâkimiyetlerini güçlendirdiler.
1071 yılında Sultan Alp Arslan, Malazgirt Savaşı'nda Bizans ordusunu mağlup etti.
Bunu izleyen dönemlerde Oğuz ve Türkmen gruplarının Anadolu'ya yerleşimi genişledi ve Anadolu Selçuklu Devleti kuruldu.
Türkiye'deki Türk kimliğinin tarihsel oluşumu, Oğuz-Türkmen göçleri ile Anadolu'nun yerli nüfusunun uzun süreli etkileşimi sonucunda gerçekleşti.
Bu, Anadolu'nun eski sakinlerinin tamamen ortadan kalktığı veya nüfusun bütünüyle doğudan gelenlerle değiştirildiği anlamına gelmez.
7. 13–15. yüzyıllar: Osmanlıların Oğuz mirası
Osmanlı Beyliği, 13. yüzyılın sonları ile 14. yüzyılın başlarında Anadolu'nun kuzeybatısındaki Türkmen siyasi ortamında ortaya çıktı.
Osmanlı tarih geleneği, hanedanın kökenini Oğuz dünyasına bağladı.
Örneğin Yazıcıoğlu Ali'nin 1436–1437 yıllarında kaleme aldığı Târîh-i Âl-i Selçuk, Oğuz tarihi ve Selçuklu mirasını ele alır.
Osmanlıların Oğuzların Kayı boyundan geldiğine ilişkin soy anlatıları da bu tarihsel geleneğin önemli parçalarındandır.
Hanedan şecerelerinin bazı ayrıntıları sonradan oluşturulmuş siyasi meşruiyet anlatıları içerebilir. Bu nedenle her soy bağlantısı kesin biyolojik gerçek kabul edilmemelidir.
Ancak Osmanlı siyasi geleneğinin kendisini Türk-Oğuz tarihsel mirasıyla ilişkilendirdiği açıktır.
8. Modern genetik araştırmaları ne söylüyor? 2012 — Hodoğlugil ve Mahley
Araştırma: Turkish Population Structure and Genetic Ancestry Reveal Relatedness among Eurasian Populations
Modern Türkiye nüfusunun genetik yapısını inceleyen bu çalışmada, kullanılan K=3 modelinde yaklaşık şu oranlar tahmin edilmiştir:
Modeldeki genetik bileşen Oran Orta Doğu ile ilişkili %45 Avrupa ile ilişkili %40 Orta Asya ile ilişkili %15
K=4 modelinde Orta Asya ile ilişkili bileşenin yaklaşık %9 olarak tahmin edilmesi, bu sonuçların kullanılan istatistiksel modele bağlı olduğunu gösterir.
Bu oranlar, insanların değişmez ve kesin biyolojik milletlere ayrıldığı anlamına gelmez.
Bununla birlikte modern Türkiye nüfusunun çeşitli Avrasya topluluklarıyla genetik bağlantılar taşıdığını ortaya koyar.
Makale — PubMed
2015 — Yunusbayev ve arkadaşları
Araştırma: The Genetic Legacy of the Expansion of Turkic-Speaking Nomads across Eurasia
Araştırmacılar Türk dilleri konuşan 22 topluluğu inceledi.
Batı Avrasya'daki pek çok Türkçe konuşan topluluğun, genel genetik yapıları bakımından aynı coğrafyada yaşayan Türkçe konuşmayan komşularına yakın olduğu görüldü.
Ancak araştırma, Güney Sibirya ve Moğolistan çevresindeki topluluklarla paylaşılan özdeş kökenli DNA parçalarında da dikkat çekici bağlantılar tespit etti.
Çalışmada tahmin edilen genetik karışım dönemleri yaklaşık 9–17. yüzyıllara uzanıyordu.
Bu tarihler, Türkçe konuşan göçebe toplulukların ve daha sonraki Moğol dönemi topluluklarının Avrasya'daki hareketleriyle örtüşmektedir.
Demek ki modern Türk topluluklarının genel genetik yapıları birbirinden farklı olsa da, belirli kromozom bölgelerinde İç Asya kökenli tarihsel bağlantıların izleri bulunabilmektedir.
Makale — PLOS Genetics, 2015
2021 — Kars ve arkadaşları
Araştırma: The Genetic Structure of the Turkish Population Reveals High Levels of Variation and Admixture
Bu çalışmada Türkiye'den 3.362 kişinin genom veya ekzom dizileme verileri analiz edildi.
Araştırma, Türkiye nüfusunun Balkanlar, Kafkasya, Orta Doğu ve Avrupa topluluklarıyla çeşitli tarihsel genetik bağlantılar taşıdığını gösterdi.
Ayrıca Orta Asya ile ilişkili genetik katkının yaklaşık %10 düzeyinde olduğuna ilişkin bulgular tartışıldı.
Bu sonuç, hem Orta Asya'dan gerçekleşen göçlerin hem de Anadolu ve çevresindeki yerli nüfusların modern Türkiye'nin genetik oluşumunda rol oynadığını göstermektedir.
Makale — PNAS, 2021
9. ABD Ulusal İnsan Genomu Araştırma Enstitüsü: Etnik kimlik biyolojik bir özellik değildir!
ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri bünyesindeki National Human Genome Research Institute (NHGRI), etnisite kavramını ortak dil, din, gelenek, inanç, kültürel miras ve tarih gibi özelliklerle açıklar.
Kurum açıkça şöyle belirtmektedir:
Ethnicity is not a biological characteristic.
Türkçesi: "Etnik kimlik biyolojik bir özellik değildir."
Bu ifade, genetik soyun önemsiz olduğu veya insanların genetik atalarının bulunmadığı anlamına gelmez.
Anlamı şudur:
Genetik soy (genetic ancestry) ile etnik kimlik (ethnicity) birbirinden farklı kavramlardır.
2023 yılında ABD Ulusal Bilimler, Mühendislik ve Tıp Akademileri (NASEM) de insan genetiği araştırmalarında ırk kategorilerinin genetik çeşitliliğin doğrudan göstergesi olarak kullanılmamasını tavsiye etti.
Raporda şu öneri yer almaktadır:
Researchers should not use race as a proxy for human genetic variation.
Türkçesi: "Araştırmacılar, insanlardaki genetik çeşitliliğin yerine ırkı temsilî bir ölçüt olarak kullanmamalıdır."
Raporda ayrıca insan topluluklarının kendi içlerinde tamamen homojen, birbirinden kesin sınırlarla ayrılmış ve zaman içinde değişmeyen kategoriler olarak değerlendirilmemesi gerektiği vurgulanmıştır.
Öyleyse iki topluluğun otozomal DNA yapılarının farklı olması, onların ortak bir tarihsel, dilsel veya etnik mirası paylaşamayacağı anlamına gelmez.
Kaynaklar:
NHGRI — Population Descriptors in Genomics
NASEM — 2023 Resmî Tavsiye Raporu
10. Genetik benzerlik ile etnik akrabalık aynı şey değildir!
Eski Türk toplulukları İç Asya'dan batıya doğru yayıldı.
Bu süreçte İranî, Kafkas, Anadolu ve diğer bölgesel topluluklarla karıştılar.
İslamiyet'i benimsediler, yeni devletler kurdular, farklı siyasi ve kültürel gelenekler geliştirdiler.
Bu nedenle bugünkü Türkiye Türklerinin otozomal genetik yapısı, İç Asya'daki bazı Türk topluluklarının genetik yapısından oldukça farklıdır.
Fakat bu farklılık, Türkiye Türklerinin Oğuz-Türk dilsel ve tarihsel mirasını ortadan kaldırmaz.
Modern Türkiye Türkçesi, Türk dilleri ailesinin Güneybatı Oğuz koluna aittir.
Azerbaycan Türkçesi ve Türkmence de aynı Oğuz dil grubundadır.
Bu halklar farklı modern ulusal kimliklere sahip olsalar da ortak bir Türk dilsel ve tarihsel mirasını paylaşırlar.
Aynı şekilde, eski Türklerin Moğolistan coğrafyasında yaşamış olması, onların otomatik olarak bugünkü Moğol etnik kimliğiyle aynı olduğu anlamına da gelmez.
Coğrafya, genetik soy, dil ve etnik kimlik birbirine karıştırılmamalıdır.
SONUÇ
Türk olmak, belirli bir DNA yüzdesine sahip olmak demek değildir!
Zhou Shu ve Sui Shu, erken Göktürklerin Doğu Asya'nın kuzeyiyle bağlantılı tarihsel kökenlerini anlatır.
Orhun Yazıtları, Türk ve Oğuz adlarının İç Asya'daki eski kullanımını belgeler.
İslam tarihçileri, Oğuzların Orta Asya'daki varlığını ve batıya doğru hareketlerini kaydeder.
Selçuklu ve Osmanlı tarihi, Oğuz-Türk siyasi ve kültürel mirasının Anadolu'daki gelişimini gösterir.
Modern genetik araştırmaları ise yüzyıllar süren bu göç ve karışım süreçlerinin insan genomunda bıraktığı izleri ortaya koymaktadır.
Dolayısıyla modern Türkiye Türklerinin genetik olarak Orta Asya'daki Türk topluluklarıyla tamamen aynı olmaması, onların Türk kökenli tarihsel ve dilsel mirasını inkâr etmek için bilimsel bir gerekçe değildir.
Genetik karışım, tarihsel devamlılığın yokluğu değil; göçlerin, evliliklerin ve yüzyıllar boyunca farklı halkların bir arada yaşamasının sonucudur.
Bir milletin kimliği yalnızca kromozomlarla belirlenmez. Ortak dil, tarih, kültürel miras, toplumsal aidiyet ve kolektif kimlik de belirleyicidir.
DNA değişebilir, fakat tarihsel miras ve etnik kimlik genetik oranlara indirgenemez.
🇹🇷 Türklerin tarihi yalnızca Anadolu'da başlamadı. Türk dilinin ve tarihsel kimliğinin kökleri, Anadolu'dan çok daha önceki İç Asya tarihine uzanır.
@freehawk69@goshgosh666@grok Yenilgiye uğradılar mı haha Türkiye Kore Savaşı’nda Güney Kore’yle aynı safta savaştı ve Kunuri gibi ağır muharebelere katıldı Savaş 1953’te ateşkesle sona erdi ortada Türkiye’nin teslim olması ya da askerî olarak yenildiğini ilan eden bir sonuç yok özürlü
@AlexWan0512@JIUERSzyp@erenasyali Ve ayrıyetten, sizin neden başka söyleyecek bir şeyiniz yok o siktiğimin aklı bunlara çalışacağına vpn cezası yememek için kapatmanı öneririm
@AlexWan0512@JIUERSzyp@erenasyali genetikten bahsedip halkların tarihini bile anlamamışsınız. Türkler tarih boyunca farklı topluluklarla karıştı diye Türk olmaktan çıkmıyor. Sizin mantığınıza göre dünyadaki hiçbir halk saf değil, o zaman herkese köken dersi vermeyi bırakın