Bugün Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman’ın nazik davetine icabetle Mekke-i Mükerreme’ye bir ziyaret gerçekleştirdik.
Ziyaretimde aziz kardeşlerim Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’le bir araya geldik.
Bu vesileyle üç ülke olarak Ortak Savunma Anlaşması imzaladık.
Kolektif caydırıcılığı temel alan bu anlaşma, güvenlik ve savunma iş birliğimizin ilerletilmesine, savunma sanayisinde ortak projeler geliştirilmesine ve terörizmle mücadeleye katkı sağlayacaktır.
BM Şartı’nın 51’inci maddesinde tanımlanan savunma hakkını da teyit eden anlaşma, hiçbir ülkeyi hedef almadığı gibi bölgemizin huzurunu, refahını ve istikrarını amaçlayan tüm kardeş ülkelerin katılımına açıktır.
Türkiye, bölgesel sahiplenme vizyonu doğrultusunda çatışma ve krizlerin uluslararası hukuka saygı temelinde, diyalog ve diplomasiyle çözüme kavuşturulmasına yönelik ilkeli tutumunu kararlılıkla sürdürecektir.
Ziyaretimizin, istişarelerimizin ve imzaladığımız anlaşmanın tüm bölgemiz için hayırlara vesile olmasını Rabb’imden niyaz ediyorum.
OF'TA FESTİVAL?!!
Bunu yazmak zorunda hissettim. Yazmasam kendi adıma bir vebal olacağını düşünüyorum zira..
Yaz izinlerinde genellikle Temmuz ve Ağustos aylarını memleketim Of'ta geçirir, telif çalışmalarıma ağırlık veririm. Bu yıl da öyle oldu. Şu an Trabzon Of'tayım.
Dün dedemlerin evinin bulunduğu sahil tarafındaydım. Gündüz başlayıp gecenin geç saatlerine, neredeyse on ikilere kadar devam eden yüksek sesli etkinliğiie maruz kaldım istemsizce.
Çevredeki evlerde yaşayan bazı insanların bundan ciddi şekilde rahatsız olduğunu da gördüm hasbelkader.. Yatalak hasta olan dedemin gürültü sebebiyle duyduğu sıkıntıyı defalarca dile getirmesine şahit oldum acı acı.. Yaşam mücadelesi veren anneannemin saatlerce süren gürültü karşısında duyacağı eziyete karşı empati kurdum uzun uzun.
Hele ki Gazze.. Gazze bu haldeyken, ekrana baktığımız her an kopmuş bebek organları, âhu vâh eden kadınlar, kefene sarılmış ailesinin başında düşüp bayılan babalar görüyorken bu denli zevku sefa manzaraları rûz-i mahşerde zaten zor olacak hesabımızı iyice çıkmaza sürüklemez mi zannediyoruz?
Öyle ya? Bu meselenin dinî yönünün yanında aynı zamanda vicdanî ve insanî bir tarafı da var.
Fakat pencereden bakınca uzaktan gördüğüm festival ışıklarına bakarken beni asıl yaralayan bundan başka da bir husus oldu.
Of sahilinde düzenlenen bu festivalde ortaya çıkan kızlı-erkekli karma kalabalıklar, eğlence anlayışı ve genel atmosfer, bu beldenin ruhuyla, hafızasıyla ve asırlardır taşıdığı kimliğiyle hiçbir şekilde örtüşmüyor kardeşim!
Biraz ilerleseniz Of'ta İslâm'ın kökleşmesine vesile olan Maraşlı Hacı Hasan Efendilerin izleri orada duruyor.
Diğer tarafa, Hayrat istikametine yönelseniz Hacı Dursun Efendinin rahlesini; Mahmud Efendi Hazretleri gibi nice âlimlerin yetiştiği ilim halkalarını görürsünüz Çalek köyünde..
Bu topraklar, Kur'ân öğretiminin yasaklandığı dönemlerde dahi yüzlerce, binlerce talebe yetiştiren; Of'u adeta bir Kur'ân ve hafızlar beldesine dönüştüren Âşıkkutlu Efendi gibi büyük hizmet erlerinin yurdudur.
Çaykaralı Ferşad Efendiler, Hopşeralı Hacı Hasan Efendiler ve daha nice âlimler bu coğrafyaya ilim, irfan ve takvâ mührünü vurdular o zor zamanlarda. Bir Mahmud Efendi çıkardı Of, İslâm'a hizmeti kıtalar aşan..
Of, bunlarla Of oldu bugüne dek..
Bugün dahi Of'a girişte "Âlimler Şehrine Hoş Geldiniz" ifadesiyle misafirlerini karşılaması boşuna değil! Çünkü bu beldenin kimliği ilimdir, Kur'ân'dır, medresedir, hafızlıktır, irfandır.
İşte tam da bu sebeple, Of'un kadim kimliğiyle taban tabana zıt böyle bir festivalin bu beldede düzenlenmiş olması çok acıttı içimi..
Mesele birkaç saatlik bir eğlence meselesi değildir. Mesele, bir şehrin hafızasının, ruhunun ve temsil ettiği medeniyetin neyi yaşatıp neyi temsil edeceği meselesidir.
Gençlerimiz elbette sosyal faaliyetlerle buluşmalıdır. Buna kimsenin itirazı olamaz. Ama hangi sosyal faaliyet?
Of'un gençlerine -hele de bugün- anlatılması gereken ilk şey, bu beldenin ilim tarihidir. Bu toprakların İslâm medeniyetine yaptığı katkıdır. Buradan yetişen âlimlerin ümmete bıraktığı mirastır kardeşim!
Gençlerimize, bu beldeyi "âlimler şehri" yapan değerler tanıtılmalı; onları köklerinden koparan değil, kökleriyle buluşturan programlar hazırlanmalıdır.
Unutmayalım!
Bir şehri ayakta tutan binaları değil, ruhudur. Of'u Of yapan da sahilde kurulan sahneler değil; asırlardır bu topraklardan yükselen Kur'ân sadâları, medrese halkaları ve ilim ehlinin bıraktığı bereketli mirastır.
Temennimiz, bu kadim kimliğin korunması ve gelecek nesillere aynı izzetle aktarılmasıdır.
Maalesef Türkiye’de kendi devleti ve hükûmeti hakkında olumlu tek cümle dahi duymaya tahammül edemeyen marjinal bir kesim var.
Bunlar tüm misafirlerimizin ülkemizden sitayişle bahsetmesini içlerine sindiremiyor.
Öyle ki NATO Ankara Zirvesi’ne ve Türkiye’nin müstesna ev sahipliğine kara çalmak için günlerdir akla hayale gelmedik hezeyanlar üretiyorlar.
Siyasetin değil, tababetin konusu olan bu güruhu ve saçmalıkları gördükçe inanın onlar adına sadece üzülüyoruz.
En ufak meselede iktidar seçmenine “koyun” diyenler, önlerine konulan her adaya “tıpış tıpış” gidip oy verdiler.
Dünyanın en beceriksiz en ahlaksız adamları, kendilerini Atatürkçülük maskesi ile pazarladı, neredeyse sırtlarında taşıdılar.
Yetmedi… Mücadelenin en yoğun zamanında FETÖ’nün kayığına hiç düşünmeden bindiler, her algı operasyonunun peşine takıldılar.
O da yetmedi… Sırf iktidara zarar verme uğruna devlet kurumlarını itibarsızlaştırdılar; ne idüğü belirsiz dernekleri ise devletin alternatifi gibi pazarladılar.
Bugün oy verdikleri adama “hain” diyorlar.
Para yağdırdıkları adam ise dolandırıcılıkla suçlanıyor…
Millete “koyun” diyenler biraz olsun utanır mı?
Sanmam