DİSK ve sendikamız Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu ve Yunusemre Belediye Başkanı Semih Balaban ile bir araya geldi.
Genel İş Manisa Şube Başkanı Özgür Genç'in de katıldığı görüşmede sendikal çalışmalarımız hakkında görüş alışverişinde bulunuldu.
Bugün Diyarbakır’dayız…
Dicle Üniversitesi Hastanesi'nde @DevrimciSaglik sendikamızın yöneticileriyle birlikte, yürüttüğümüz örgütlenme ve yetki sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunduk.
Sağlık İşçisi Hakkını Alacak!..
📌DİYARBAKIR
DİSK ve sendikamız Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu Dicle Üniversitesi Hastanesi'nde yaşanan yetki sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
https://t.co/3NeImcuHHQ
📌DİYARBAKIR
DİSK ve sendikamız Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu Dicle Üniversitesi Hastanesi'nde yaşanan yetki sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Dicle Üniversitesi Hastanesi’nde çoğunluk sendikası olduk https://t.co/YmgVhialiQ
♀️EŞİTLİK MÜCADELEMİZDEN VAZGEÇMİYORUZ!
♀️EŞDEĞER İŞE EŞİT ÜCRET İÇİN TUT ELİMDEN ÖRGÜTLEN!
18 Eylül Uluslararası Eşit Ücret Günü’nde emeğimizi ucuz işgücü olarak gören, görünmez hale getiren ve değersizleştiren eşitsizliklere karşı mücadelemizi yükseltiyoruz!
Biz kadın işçiler dünyanın her yerinde aynı gerçekle karşı karşıyayız. Aynı işyerlerinde çalışıyor, aynı işi yapıyor, aynı enflasyonla mücadele ediyor, üstelik üzerimize bırakılan bakım emeğinin tüm sorumlulukları nedeniyle çifte mesai yapmak zorunda bırakılıyor; tüm bunlara rağmen erkeklerden daha düşük ücret alıyoruz.
Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) verilerine göre dünya genelinde kadınlar ücretli istihdamda erkeklerden ortalama yüzde 20 daha az kazanıyor. Üstelik bu ücret farkı bakım sorumluluklarının kadın işçilerin üzerine yıkılması, kayıt dışı çalışması, engelli ya da göçmen olması gibi durumlarla daha da büyüyor. Bu gelir açığının kapanmasının ise 257 yıl sürebileceği öngörülüyor.
Türkiye’de ise erkeklerin gelirleri kadınlardan yüzde 30 daha fazla. Yani kadınlar 100 lira gelir elde ederken erkekler 130 lira elde ediyor. Bu oran ücretli ve maaşlılarda yüzde 19 olarak gerçekleşirken, yevmiyelilerde ise yüzde 89’a kadar yükseliyor.
Ücret eşitsizliği yalnızca ay sonunda kadın işçilerin daha az ücret alması anlamına gelmiyor. Daha düşük ücret kuşaklar boyunca büyüyen bir eşitsizlik anlamı taşıyor. Eşdeğer işe eşit ücret yoksullukla mücadelenin, biz kadınların ekonomik bağımsızlığının, sosyal adaletin ve eşitliğin temel unsurlarından birini oluşturuyor.
Toplumsal cinsiyet eşitsizliği çalışma yaşamının her alanında karşımıza çıkıyor. Kadınların üzerine yıkılan bakım yükü nedeniyle kadınların işgücüne katılımı erkeklerin gerisinde kalıyor, kadınlar daha düşük ücretli, güvencesiz ve kayıt dışı işlerde yoğunlaşıyor. Bugün Türkiye’de 5,5 milyon kadın ev işleri nedeniyle işgücü piyasasına giremiyor. Erkeklerde yüzde 70,6 olan işgücüne katılım oranı kadınlarda yarısı kadar, yüzde 35,3 düzeyinde kalıyor.
Çalışma yaşamında ayrımcılık daha işe alım aşamasında başlıyor. Milyonlarca kadın iş bulma ümidini kaybediyor. İstihdam edilen kadınların ise çok büyük çoğunluğu kısmi süreli ve güvencesiz işlere mahkûm ediliyor. 33,9 milyon kadının yalnızca 6,7 milyonu kayıtlı ve tam zamanlı istihdam edilebiliyor. 27 milyon kadın ise kayıt dışı ve yarı zamanlı işlerde çalışmak zorunda bırakılıyor!
Siyasal iktidar ücret eşitliğini sağlamak, kadınlara güvenceli, sendikalı işler yaratmak yerine, Orta Vadeli Programlarında kadın istihdamını artırma adı altında esnek çalışma biçimlerini yaygınlaştırmayı hedefliyor.
Kadınların ihtiyacı esnek ve güvencesiz çalışma ile ucuz işgücü haline getirilmek değildir. Biz kadınların asıl ihtiyacı insanca yaşamaya yetecek ücret, güvenceli, sendikalı, eşit ve ayrımcılıktan uzak çalışma hayatıdır. Bunun bir parçası olarak eşdeğer işe eşit ücret temel bir haktır.
Kadın işçilerin erkeklerden daha düşük ücret alması, daha kötü çalışma koşullarına mahkûm edilmesi veya terfi olanaklarından dışlanması kabul edilemez.
Türkiye’nin 1966 yılında onayladığı, ILO’nun 100 No’lu Eşit Ücret Sözleşmesi, kadın ve erkek işçilerin eşit değerdeki işler için ayrımcılık olmaksızın eşit ücret alma ilkesini güvence altına almaktadır. Eşit ücret hakkının gerçek anlamda hayata geçmesi için etkin denetim, ücret şeffaflığı, sendikal örgütlenme, toplu pazarlık ve eşitliği esas alan kamusal politikalar gerekir.
DİSK’li kadınlar olarak bu nedenle yalnızca ücret farklarını kapatmak için değil, kadınları eşitsizliğe mahkûm eden düzeni değiştirmek için mücadele etmeye ve taleplerimizi yükseltmeye devam edeceğiz.
♀️ACİL TALEPLERİMİZ:
· Bu nedenle 18 Eylül Uluslararası Eşit Ücret Günü’nde taleplerimizi bir kez daha açıkça ortaya koyuyoruz:
· Eşdeğer işe eşit ücret politikası yasal güvenceye alınmalıdır.
· Eşdeğer işe eşit ücret politikasının her işyerinde uygulanması için etkin denetim mekanizmaları oluşturulmalıdır.
· Yetki ve karar mekanizmalarında kadınların eşit temsiliyeti sağlanmalıdır.
· Kadın istihdamını artırma adı altında dayatılan esnek çalışma biçimleri yerine, tam zamanlı ve güvenceli istihdam olanakları yaratılmalıdır.
· Kadınların üzerindeki bakım yükünü kadınların üzerinden almak için kreş, gündüz bakım evi, hasta ve yaşlı bakım merkezleri gibi kamusal sosyal politikalar yaygınlaştırılmalı ve herkes için ücretsiz bir hak olarak tanımlanmalıdır.
· İstanbul Sözleşmesi’nin fesih kararından derhal vazgeçilmeli, Sözleşme ve 6284 sayılı Kanun etkin bir biçimde uygulanmalıdır.
· 25 Haziran 2021’de yürürlüğe giren ILO’nun 190 sayılı Şiddet ve Taciz Sözleşmesi derhal onaylanmalı ve uygulanmalıdır.
"Orta Vadeli Programda (OVP) koydukları enflasyon hedeflerini hiçbir zaman tutturamıyorlar ama niye yazıyorlar bu enflasyon hedeflerini oraya: Bizim ücretlerimizi baskılamak için.
İşçiye, asgari ücretliye, emekliye o hedefledikleri enflasyon kadar artış yaparak bizi bu yoksulluğa mahkum ediyorlar"
Bugün Halk TV’de Gündoğarken programında Deniz Bayramoğlu ile emeğin gündemlerini değerlendirdik.
https://t.co/DFcA1UMW9a
"66 milyon çalışabilir nüfusumuz var. Sadece 22 milyonu kayıtlı, tam zamanlı istihdamda.
Kalıcı, güvenceli istihdama dayanan üretime dayalı bir ekonomi politikamız olsa 66 milyon insanımızı kayıtlı, tam zamanlı, güvenceli, sendikalı, sigortalı bir biçimde istihdam edebiliriz."
Tamamı için: https://t.co/DFcA1UMW9a
Bugün saat 09.15’de @halktvcomtr ‘de Gün Doğarken programında Deniz Bayramoğlu ile emeğin gündemlerini değerlendireceğiz.
📅 17 Eylül Perşembe
🕘 09:15
📺 Halk TV
#OkullarAçılıyor
Milli Eğitim Bakanlığı önünden seslendik:
"Çocukların yeri fabrikalar, atölyeler, tarlalar değil; okullardır!
Çocukların görevi patronlara ucuz işgücü olmak değildir.
Çocukların görevi giderek yoksullaşan ailelerin bütçesine katkıda bulunmak değildir.
Her çocuğun hakkı eğitimdir. Her çocuğun hakkı oyun oynamaktır, öğrenmektir, hayal kurmaktır, büyüyebilmektir ve geleceğe güvenle bakmaktır."
Bugün #OkullarAçılıyor
Bugün milyonlarca çocuğun okul zili çaldı.
Bugün okullar açılırken Milli Eğitim Bakanlığı’nın önünden bir kez daha haykırdık:
Çocuklarımız ucuz işçi olmayı değil; eğitimli, sağlıklı, güvenceli bir geleceği hak ediyor!
Mersin Emek ve Demokrasi Platformu bileşenleri,78’liler Hareketi öncülüğünde 12 Eylül 1980 emperyalist karanlık darbenin 46.yıl dönümünde “Darbeciler hesap verene kadar unutturmayacağız” basın açıklamasını gerçekleştirdik!..
DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu Belçika'nın Ostend kentinde düzenlenen ManiFiesta etkinliklerine katılarak Avrupa Kamu Hizmetleri Sendikaları Konfederasyonu'nun (EPSU) düzenlediği "Kamu Hizmetleri Krizde: Kemer Sıkmaya Karşı Ortak Mücadele" panelinde konuştu:
"İşçi sınıfı örgütlendiğinde sadece kendi işyerlerini değiştirmezler, toplumu da değiştirirler."
Yarın Beykoz'da Smart Güneş Teknolojileri Genel Merkezi önünde buluşuyoruz!
📅 14 Eylül Pazartesi (Yarın)
⏰ 15:00
📍Rüzgarlıbahçe, Kavacık, Feragat Sokak No:2 Beykoz/İstanbul (Smart Güneş Teknolojileri Genel Merkez)
#SmartİşçisiKazanacak#BizKazanacağız
DİSK-AR tarafından hazırlanan Çocuk İşçiliği raporumuzu ve çocuk işçiliğine karşı taleplerimizi Genel Başkanımız Arzu Çerkezoğlu kamuoyu ile paylaşıyor.
📍Milli Eğitim Bakanlığı önü
📅 14 Eylül Pazartesi
🕛 12:00
🔴12 EYLÜL: EMEĞE KARŞI SERMAYE DARBESİ
❗️NE UNUTURUZ NE DE AFFEDERİZ!
12 Eylül 1980 askeri darbesi, işçi sınıfının yıllar süren mücadelelerle kazandığı hakları hedef aldı. Grevler yasaklandı, toplu sözleşme hakkı askıya alındı, sendikalar kapatıldı. Yüz binlerce kişi gözaltına alındı, işkencelerden geçirildi ve yargılandı. İdamlarla, yargısız infazlarla ve baskılarla bütün toplum susturulmak istendi.
Darbenin amacı, 24 Ocak 1980’de ilan edilen neoliberal ekonomi programını işçi sınıfının direnciyle karşılaşmadan uygulamaktı. Ücretleri baskılamayı, sosyal hakları daraltmayı, kamu hizmetlerini piyasaya açmayı ve kamu varlıklarını özelleştirmeyi esas alan bu programın önü 12 Eylül’le açıldı.
Darbecilerin sendikal alandaki başlıca hedefi DİSK oldu. Darbeye giden süreçte sınıfın öncü sendikacısı, DİSK’in Kurucu Genel Başkanı ve Onursal Genel Başkanımız Kemal Türkler katledildi. Darbenin ardından DİSK’in faaliyetleri durduruldu, mal varlığına el kondu; yöneticileri ve üyeleri yıllarca hapis yattı, idamla yargılandı.
Aradan geçen 46 yılda 12 Eylül’ün işçi ve sendika düşmanı düzeni ortadan kaldırılmadı. Sendikal örgütlenmenin önündeki engeller, grev yasakları ve hak gaspları sürüyor. İşçiler sendikalı oldukları için işten çıkarılıyor. Bugün işçilerin yaklaşık yüzde 13’ü sendikalı; her 10 işçiden sadece biri toplu iş sözleşmesi kapsamında. Özel sektörde bu oran yüzde 4’e kadar düşüyor.
İşçiler düşük ücretlere, ağır vergi yüküne, işsizliğe ve güvencesizliğe mahkûm edilirken emeğin milli gelirden aldığı pay azalıyor. Grev hakkımız fiilen kullanılamaz hale getiriliyor. İşçi sınıfının örgütlenmesini zorlaştıran 12 Eylül yasaları, sermayenin ihtiyaçlarına hizmet etmeyi sürdürüyor.
Biz, Onursal Genel Başkanımız Kemal Türkler’in mücadele mirası ve ilkeleriyle, Maden-İş’ten Birleşik Metal-İş’e uzanan onurlu geçmişimizle emeğin ve demokrasinin mücadelesini sürdürüyoruz.
Halk egemenliğine dayalı, bağımsız, laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti için; grevli, toplu sözleşmeli sendikal hakların önündeki bütün engellerin kaldırılması ve emeğin hak ettiği değere kavuşması için mücadele etmeye devam edeceğiz.
12 Eylül düzenine karşı işçi sınıfının örgütlü mücadelesini büyüteceğiz.
NE UNUTURUZ NE DE AFFEDERİZ!
BİRLEŞİK METAL-İŞ
GENEL YÖNETİM KURULU
#12Eylül #12Eylül1980 #12EylülDarbesi
12 EYLÜL DÜZENİNİ İŞÇİ SINIFI YIKACAK!
12 Eylül 1980 askeri darbesinin 46'ıncı yıldönümü nedeniyle DİSK Yönetim Kurulu adına Genel Başkan Arzu Çerkezoğlu'nun açıklaması:
Bundan tam 46 yıl önce, 12 Eylül 1980’de Milli Güvenlik Konseyi (MGK) adı verilen askeri cunta yönetime el koymuş, Türkiye tarihinin en önemli siyasal ve toplumsal dönemeçlerinden biri yaşanmıştı.
12 Eylül cuntası parlamentoyu feshedip, siyasi partileri kapatıp tüm yetkiyi bir avuç generalin emrine vermişti.
Bu darbe sürecinde yüz binlerce kişi gözaltına alındı, yargılandı. İdamlar, cezaevinde ve gözaltında ölümler, yargısız infazlar ile tüm toplum susturulmak istendi. Yurttaşlar fişlendi, binlerce insanımız mülteci olmaya zorlandı. Gazeteciler hapsedildi, akademisyenler işten atıldı.
Darbe ile birlikte grevler yasaklandı ve toplu iş sözleşmesi hakkı askıya alındı. Asıl hedef olarak belirlenen DİSK’in faaliyetleri durduruldu, malvarlığına el kondu. Genel Başkanımız Abdullah Baştürk’ten işyeri temsilcilerimize kadar DİSK yöneticileri ve üyeleri yıllarca hapis yattı, idamla yargılandı. DİSK’in beraatı 11 yıl sonra gerçekleşti.
12 Eylül 1980 askeri darbesi özünde işçi sınıfına karşı bir sermaye saldırısı olarak hayata geçirildi. Amaç darbeden hemen önce ilan edilen, sosyal devleti ve sosyal hakları ortadan kaldırmayı amaçlayan 24 Ocak kararlarını itirazsız hayata geçirebilmekti. Darbeye giden süreçte Kurucu Genel Başkanımız Kemal Türkler de bu amaç doğrultusunda alçakça katledilmişti. 12 Eylül’ün ardından da DİSK’i tamamen yok etmek, cunta mahkemelerinde teslim almak istediler ancak yanıtlarını Genel Başkanımız Abdullah Baştürk’ün şu savunması ile aldılar:
“Soygunculuğa, sömürü ve baskıya, kaçakçılığa karşı olmak, yüksek ücret, ikramiye ve kıdem tazminatı elde etmek, emperyalizme ve faşizme karşı çıkmak ve 1961 Anayasası’nı savunmak suç ise bu suçu kabul ediyorum.”
DİSK’in mahkemelerde boyun eğmediği 12 Eylül askeri darbesi açıkça sermayeden yana bir darbeydi ve bugünkü vahşi sermaye düzeni de 12 Eylül’den beri değişmeyen zihniyetin bir eseridir:
◾️Sendikalar 46 yıldır baskı altında. 12 Eylül ile lokavt ve grev yasakları anayasaya girdi, hak grevi yasaklandı. Sendika kurmak ve sendikal faaliyet zorlaştırıldı.
◾️Sendikalaşma 46 yıldır engelleniyor. Sendikalaşma oranı 1980’de yaklaşık yüzde 40 iken, bugün yaklaşık yüzde 13’e düşmüştür. 12 Eylül darbesi ile işçi sınıfına örgütsüzlük dayatılmıştır.
◾️Toplu pazarlık hakkı 46 yıldır gasp ediliyor. 2026 itibarıyla her 10 işçiden yalnızca biri toplu iş sözleşmesi kapsamındadır; özel sektörde toplu iş sözleşmesi kapsamı ise yüzde 4 düzeyindedir.
◾️Grevler 46 yıldır yasaklanıyor. 12 Eylül askeri darbesi ile birlikte tüm grevler yasaklandı ve grev hakkı 1984’e kadar askıya alındı. Darbecilerin yaptığı yasal düzenlemelerle örgütlenmek de grev hakkını kullanmak da zorlaştırıldı. 2,2 milyon sigortalı işçinin olduğu 1980 yılında 80 bin işçi greve çıkarken, ortalama 15 milyon sigortalı işçinin olduğu AKP döneminde ise yıllık ortalama greve çıkan işçi sayısı 5 bin civarına geriledi. AKP döneminde 202 bini aşkın işçinin grevi çeşitli bahanelerde ertelendi/yasaklandı.
◾️Özelleştirmeler 46 yıldır sürüyor. 24 Ocak ve 12 Eylül ile temelleri atılan ve Özal hükümeti döneminde başlayan özelleştirme politikası AKP döneminde daha vahşi biçimde uygulandı. 72,7 milyar dolarlık özelleştirmenin aslan payı, 65,6 milyar doları, yüzde 89’u AKP döneminde yapıldı. Cumhuriyetin bütün ekonomik birikimi satıldı. Bugün köprüler ve otoyollar başta olmak üzere elden kalan ne varsa satılması planlanıyor.
◾️Ücretler 46 yıldır eriyor. 24 Ocak ve 12 Eylül’ün temel hedeflerinden birinin ücretleri baskılamak ve ücret maliyetini düşürmek idi. 1974’te kişi başına milli gelirin yüzde 80,6’sı olan asgari ücret kişi başına gelirin yüzde 45,7’sine düştü.
◾️Gelir dağılımı 46 yıldır bozuk. 1978-1980 arasında ücretli istihdam oranı yüzde 33 düzeyinde iken emeğin milli gelirdeki payı yüzde 31,5 olarak tahmin ediliyordu. 2015-2024 arası 11 yıllık dönemde ücretli çalışanların istihdam içindeki payı yüzde 69’a yükselirken milli gelirdeki payı yüzde 33,1’de kalmıştır.
◾️Kıdem tazminatı 46 yıldır tehlikede. 12 Eylül darbesinin ilk uygulamalarından biri kıdem tazminatını ve ikramiyeleri kırpmak oldu. 1978’de asgari ücretin 7,5 katı olan kıdem tazminatı tavanı, asgari ücret ile bağının koparılmasının ardından hızla düşmeye başladı. 2026 Temmuz itibarıyla kıdem tazminatı tavanı asgari ücretin 2,2 katına geriledi.
◾️İşsizlik 46 yılda yapısallaştı. İşsizlik oranları 12 Eylül dönemi sonrasında yükselmeye başladı. 12 Eylül öncesinde 1970-1980 arasında ortalama yüzde 7,7 olan işsizlik oranı 1980’li yılardan sonra kısa bir gerilemenin ardından tekrar yükselmeye başladı. 1980-2002 arası yıllarda dar tanımlı işsizlik düştü ve ortalama yüzde 7,9 olarak gerçekleşti. İşsizlik oranları AKP’li yıllarda ise hızla yükseldi. AKP döneminde yüzde 14’e kadar yükselen işsizlik oranları ortalama yüzde 10,7 olarak gerçekleşti. İş bulmaktan ümidini kaybedenler ve zamana bağlı eksik istihdam edilenler de dahil edildiğinde gerçek işsizlik oranı yüzde 30,6 düzeyine ulaştı. 12 Eylül 1980 askeri darbesi ile kurulan bu düzende güvenceli istihdam yaratılmıyor. Resmi istihdam oranı yüzde 48,8 gibi görünse de kayıtlı ve tam zamanlı istihdamda yer alabilenlerin oranı yüzde 34,2’de kalıyor.
12 Eylül darbecilerinin kurduğu işçi ve sendika düşmanı düzen ile Türkiye işçi sınıfı güvencesiz işlere ve düşük ücretlere mahkûm edildi. Ülkenin yarısı asgari ücretli, asgari ücret açlık sınırının yüzde 25 altında, yoksulluk sınırı asgari ücretin 4 katından fazla.
12 Eylül emeğimize, ekmeğimize, haklarımıza ve demokrasiye karşı vahşi bir saldırının miladıdır. Bugün Türkiye’de hüküm süren adaletsiz düzen, 12 Eylül cuntacılarının hayalindeki düzendir. Bugün sendikal haklardan seçme ve seçilme hakkımıza tüm haklarımız kuşatılmış ise; bugün bağımsız bir yargıdan, hukukun üstünlüğünden söz edilemiyorsa; bugün bir avuç ayrıcalıklı zümrenin çıkarı için tüm ülke hızla yoksullaşıyorsa 12 Eylül düzeni devam etmektedir.
12 Eylül 1980’de darbecilerinin esas hedefi olan, yöneticileri idamla yargılanan, üyeleri tutuklanan Konfederasyonumuz, ülkemiz ve işçi sınıfı üzerindeki etkisi hala devam eden bu sermaye darbesine karşı mücadeleye devam edecektir.
Bu düzen böyle devam edemez, etmeyecek! 12 Eylül düzenini örgütlü işçiler, birleşen işçiler yıkacak!