Islands can generate maritime zones under UNCLOS Article 121, but maritime delimitation is not simply “draw 200nm around every island”; Articles 74/83 logic is agreement/equitable solution, and case law around island effect is not mechanically maximalist. This is what the law says. The solution needs to be equitable. UNCLOS refuses jurisdiction and cannot make a decision in the matter as per above reasons. Greece's "this is our sov right - 12nm maritime zone and 200 nm EEZ around islands" malaki is hors exit because it simply isn't as per UNCLOS law...
@drwurgel@xRedTrader@Erokasb@_Refractaire_ Islands were left to Greece on the condition that they would stay unarmed.
Lausanne 1923 restricts militarization of Lesbos, Chios, Samos and Ikaria.
Paris Peace Treaty 1947 says the Dodecanese, including Rhodes, Kos and Kastellorizo, “shall remain demilitarised.”
Olm senin ona ihtiyacın mi var... CIA'in has adamlarisiniz. FETO'nun oturma iznini alan asagidakiler sana yardim etmedi mi?
George Fidas — former Director for Outreach at the CIA’s analysis/production side.
Graham E. Fuller — former Vice Chairman of the National Intelligence Council at the CIA.
Morton Abramowitz — former U.S. ambassador to Turkey, not CIA, but often mentioned in the same set.
@AjansHaber_1903 Yavsak Montella, basta cikaracagi kadroyu kaybettikten sonra cikariyor. Tam bir hain. Bu bizi bilerek sabote etmiş de olabilir çapsız.
Yanlış oyun, doğru oynanmaz
62 şut, sıfır gol ve erken uçak bileti... Türkiye'nin 24 yıl sonra döndüğü Dünya Kupası'ndaki serüveni sadece altı gün sürdü. Hem bütçe hem de kalite olarak kat kat üstün göründüğümüz iki takıma da sadece kaybetmekle kalmadık. Hem hiç gol atamadık, hem kupada en erken gol yiyen takım olduk, hem de ikinci maçta 60 dakika on kişi kalmış bir rakibe bile kaybetmeyi başardık.
Bana 16 yıllık köşe yazarlığı kariyerimde ilk kez futbol yazdıran büyük bir duygu yoğunluğu içindeyim. Zira sonuç, Türk futbol tarihindeki en büyük fiyaskolardan biri olmasının yanı sıra uluslararası alanda da Türk futbolunun adına sürülen kara bir lekedir.
Rezaleti şöyle anlatayım: Nüfusu Zeytinburnu kadar olan Curaçao ve nüfusu Gaziosmanpaşa kadar olan Yeşil Burun Adaları, ilk kez katıldıkları Dünya Kupası’nda puan almayı başararak yollarına devam ediyorlar. Türkiye, grup sonuncusu olarak eleniyor.
Dünya çapında on milyonlarca abonesi olan, küresel spor medyasının en prestijli dijital yayınlarından The Athletic’e göre katılan 48 takım içinde sonuncuyuz. Ülkesinde iç savaş olan ve antremanlarını bile kendi ülkesinde gerçekleştiremeyen Haiti milli takımıyla aynı gece elendiğimiz düşünülürse pek de haksız bir çıkarım sayılmaz. Üstelik Haiti, Brezilya gibi bir dünya devine kaybetti; bizse Paraguay’a..
İki maçta atılan 62 şutun hiçbiri gol olmadı. Opta'nın 1966'dan bu yana tuttuğu kayıtlara göre, bir takımın iki maçlık bir periyotta golsüz kaldığı en yüksek şut denemesi sayısı bu. Bu rakam, bir talihsizlik değil; sistematik bir verimsizliğin istatistiksel yansımasıdır.
Sorunun kökü, Montella'nın temel 4-2-3-1 düzeninin sahada genellikle pozisyonel ve bir hayli katı bir 3-2-5'e dönüşmesinde aranmalı. Bu dönüşüm, hücumda sayısal üstünlük yaratma iddiasıyla kurgulanmış olsa da, iki farklı rakibe karşı da aynı kalıpla uygulandı.
Paraguay maçında öngörülen onbir, Avustralya karşısında hayal kırıklığı yaratan dizilişin neredeyse birebir tekrarıydı — rakip profili kapanan savunmacılık dışında tamamen farklı olmasına rağmen… İlk maçta nasıl gol yediysek, ikinci maçta aynısını yedik. İlk maçta neden gol atamadıysak, ikinci maçta da aynı nedenden gol atamadık.
Ayrıca ne bir duran top organizasyonu gördük, ne bir çalışılmış geçiş hücumu ne de üstün bir fiziksel kondisyon... Yani mesele şut atmak değil, üretilen pozisyonu sonuca çevirecek bir oyun mimarisi kurabilmekti — ve bu, kadrodan çok oyun planının sorunuydu. Yanlış oyun, doğru oynanamazdı.
Montella'nın maç sonu açıklaması da bu noktada kayda değer: "Şanslar yarattık ama gol atamadık... Kader bizden yana değildi” dedi. Bu söylem, taktik sorumluluğu metafiziğe devrediyor. Oysa aynı sistemi iki farklı rakibe karşı revize etmeden uygulamak, şanssızlık değil, hazırlık eksikliğidir. Kendisini eleştirenlerden daha Türk olduğunu iddia eden teknik adama güzel bir atasözümüzü hatırlatmak isterim: Kader, gayrete aşıktır.
Bu tabloya millî takım kampında kurulan transfer borsalarıyla influencer özentiliğini,
Kendi ligimizde ilk onbire giremeyenleri ‘abi’ kategorisinden milli takıma çağırıp Batı Avrupa liglerinde klasını göstermiş oyuncularımızı ya hiç davet etmeyip ya da ilk onbirde yer vermemeyi,
Ve 45 derece sıcaklıktaki çölün ortasına milli takım antrenman kampını kurdurmayı eklediğinizde,
Şayet yıldızlarınız da öne çıkacak gününde değillerse sahada başarısızlık kaçınılmaz oluyor.
Sonuç olarak Türkiye'nin Dünya Kupası'ndaki başarısızlığı, bu çok değişkenli formülün her kademesinde sınıfta kaldığımız için oldu. Yetkililer, sorumluluklarını kadere değil, kendilerine bakarak üstlenmediği takdirde de başarısızlığa mahkûm olacağımız aşikârdır.
@AjansHaber_1903 Teknik ekip vasat ve vizyonsuz. Dünya Kupası ayni zamanda buyuk yeteneklerin de doğduğu yerdir. Bizim ekipde yetenek cok var, teknik ekip potansiyellerini engelliyor. Tam bir hainlik. Futbolda KK vakası.