Türkiye’de yükseköğretim sistemi son yirmi yılda niceliksel olarak önemli bir büyüme kaydetti. Ancak bu genişlemenin sürdürülebilir bir ekonomik ve bilimsel katma değere dönüşebilmesi için yönetişim, akademik insan kaynağı, finansman ve yapay zekâ uyumu gibi alanlarda bütüncül bir reform sürecine ihtiyaç duyuluyor. Araştırma raporumuzun tamamını okumak için web sitemizi ziyaret edebilirsiniz.
https://t.co/FgJF8mKZB0
Manisa’da yaşayan 65 yaşındaki Zeki Eyilik, eşinin yıllar önce terk ettiği serebral palsi hastası yatağa bağımlı oğluna, 40 yıldır tek başına bakıyor.
Son 3 yıldır oğlunu şırıngayla besleyen baba:
Oğluma severek bakıyorum. Onun hayatına dokunabilmek beni mutlu ediyor.
Benim bir evim yok.
İmkanı olan hayırseverlerden destek bekliyorum.
Baykar, Türkiye'de eğitim görecek 200 Filistinli öğrenciye burs desteği sağlayacak
▪️ Baykar ile Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) arasında "Filistin Ortak Burs Programı" işbirliği protokolü imzalandı
▪️ Program kapsamında 160 lisans, 30 yüksek lisans ve 10 doktora öğrencisi burslandırılacak
▪️ Öğrencilerin eğitim, konaklama ve gidiş-dönüş seyahat giderlerinin tamamı Baykar tarafından karşılanacak
▪️ Programdan Türkiye'de eğitim alacak Filistinli öğrenciler faydalanacak
https://t.co/7zF9egjRDM
Rapordan;
“YÖK ve üniversitelerde artık klasik personel yönetimi değil, stratejik akademik insan kaynakları yönetimi dönemi başlamalıdır. Personel daireleri evrak, sicil, maaş, izin merkezli bir anlayış ile çalışmaktadır. Bu dönüşüm; insan kaynakları analitiği, organizasyonel gelişim, dijital İK, yetenek yönetimi, personel performans değerlendirme alanlarında ciddi kapasite geliştirmesi gerektirmektedir."
“Yükseköğretim Sisteminin Mevcut Durumu, Yapısal Sorunlar ve Politika Önerileri” başlıklı araştırma raporu yayımlandı.
Rapor, Türkiye’nin yükseköğretim alanındaki potansiyeline dikkat çekmek, gelişim ve yenilik bekleyen alanlarını analitik bir şekilde ortaya koymak için hazırlandı. Raporda Türkiye’nin küresel yükseköğretim alanında lider ülkelerden biri hâline gelmesi için gerekli tespitlere ve reform önerilerine yer veriliyor. Raporun tamamına web sitemizden ulaşabilirsiniz.
https://t.co/QqrZEvtxrm
“Yükseköğretim Sisteminin Mevcut Durumu, Yapısal Sorunlar ve Politika Önerileri” başlıklı araştırma raporu yayımlandı.
Rapor, Türkiye’nin yükseköğretim alanındaki potansiyeline dikkat çekmek, gelişim ve yenilik bekleyen alanlarını analitik bir şekilde ortaya koymak için hazırlandı. Raporda Türkiye’nin küresel yükseköğretim alanında lider ülkelerden biri hâline gelmesi için gerekli tespitlere ve reform önerilerine yer veriliyor. Raporun tamamına web sitemizden ulaşabilirsiniz.
https://t.co/QqrZEvtxrm
🗣️ Türkiye Uluslararası İslam, Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Rektörü Mehmet Görmez:
- Türkiye'de dini hayat zehirlenmiştir.
- Bütün çocuklarımızın gözü önünde dijital mecralarda nice hocaefendilerin, sarıklı cübbeli kardeşlerimizin yaptıkları tartışmalara bakın.
Hicret, zamanı ve mekanı değiştiren bir yolculuktan çok insanı ve toplumu değiştiren bir diriliştir.
Yeni hicri yılımızda âlem-i İslam’a ve bütün insanlığa yeni bir diriliş niyaz ediyorum.
1448. Hicri Yılımız hayırlı ve mübarek olsun.
Mimar Sinan’ın sanatının zirvesi olan Edirne Selimiye Camii’nin resmi açılış töreni bugün Cumhurbaşkanı @RTErdogan tarafından yapıldı.
Bu muhteşem eseri bizlere miras bırakan ecdadımıza rahmet olsun.
Restorasyonda emeği geçenlere teşekkürler.
Edin Dzeko, Bosna Hersek'teki çocuklara muhteşem bir mektup yazdı.
"Bosna Hersek'teki sevgili çocuklar, sizin için bir mesajım var.
Hiçbir şey imkansız değil.
Hiçbir şey.
Bosna Hersekli olduğumuz için şanslıyız. Bunu hayalini yaşayan bir adam olduğum için söylemiyorum, ayrıca savaştan kurtulmuş bir çocuk olarak da söylüyorum. Bambaşka bir kaderim olabilirdi.
Saraybosna'daki o günler hakkında konuşmayı sevmiyorum ama o günleri anlamanız çok önemli. Başladığında 6 yaşındaydım. Sirenlerin çaldığı ilk anı hatırlıyorum. Annem beni aldı ve ayakkabılığın arkasına saklandık. Bu birinci gündü. Dört yıl boyunca sürdü. Ne olduğunu tam olarak anlamamıştık ama her günümüz korkunç geçiyordu. Evimiz kalmak için tamamıyla güvensiz hale gelince, dedemlerin yanına taşındık. 40 metre kare bir evde 15 kişiydik. Hepimiz yerde uyuyorduk.
Birlikte Monopoly oynardık. Dışarı çıkmak tehlikeliydi çünkü her yerde keskin nişancılar bekliyordu. Kuzenlerimle birlikte yere oturur, saatlerce oynardık. Sirenleri ve bomba seslerini duyardık. Bazen yer sallanırdı.
Oynarken birkaç dakikalığına savaşı unuturduk. Sadece bir anlığına çocuk olmamıza izin vardı.
Dışarıda futbol oynamak istiyorduk ama her gün dışarıda masum insanların ambulanslarla hastaneye götürüldüğünü görüyorduk. Peki ya bir çocuğu dört yıl boyunca bir evde nasıl tutabilirsiniz? Tabii ki tutamazsınız ve büyüklerimiz de bunu biliyordu. Nadiren de olsa etraf sakin göründüğünde, annem dışarı çıkmamıza izin verirdi. Çıkardık ve mahalledeki diğer çocuklarla futbol oynardık.
Annemin o anlara bakışlarını asla unutmayacağım. Yüzünde bir gülümseme vardı çünkü futbol oynarken beni görünce mutlu oluyordu. Ama gözlerine baktığımda da ne kadar korktuğunu görüyordum çünkü eve geri dönemeyebilirdim.
Zaman zaman suyumuz biterdi. Kovalarımızı alır ve sıraya girerdik. Elektrik yoktu, dolayısıyla asansör de. O kovaları taşırdık. Üçüncü kat, dördüncü kat... 6 kat daha kaldı... Saraybosna'daki en zayıf çocuk bendim. Yemek de bizim için problemdi. Ailelerimiz bunun için hayatlarını riske etti. Bazen yemek dolu kutular gökyüzünden bırakılırdı, sanki sihirmiş gibi... Nereden geldiğini bilmezdik, umurumuzda da değildi. Tatları inanılmazdı. Her gün aynı şeyi yediğinde, fıstık ezmesi gökten gelen bir hediyeymiş gibi oluyor.
Günün sonunda, bir şekilde hayatta kaldık. Geri dönüp baktığımda ne kadar güçlü olduğumuza dair şoka giriyorum. Küçücük çocuklardık. Onlarca masum insan öldü. Ne için?
Para için. Güç için. Ego için.
Yani hiçbir şey için.
Bugün haberlerde savaş gördüğümde berbat hissediyorum.
Bunun hiçbir yerde yaşanmasını istemiyorum.
Ama nedense yetişkinler bunu asla öğrenemiyor.
Savaş bittiğinde 10 yaşındaydım. Futbolcu olmak gibi bir planım yoktu. İmkansız geliyordu, bu konuda hayalim bile yoktu.
Her şey paramparça edilmişti. Futbolu sadece sevdiğim için oynuyordum. Babam eskiden ekmek taşırdı. Ben ilk kulübüme katılınca, işine aralar verir ve beni götürüp getirirdi. Yoldayken bana hep 'kibar ol, herkese aynı şekilde davran, nereden oldukları ve ne yaptıklarının önemi yok' derdi. Bunu asla unutmadım. O da alt liglerde futbol oynamıştı, benim kahramanımdı. Arabadan indiğimde bana muz verirdi ve 'iyi şanslar oğlum' derdi.
Hafta sonları televizyonda birlikte maç izlerdik. O dönemde Serie A en iyi ligdi. Shevchenko'yu duydunuz mu? Ona bayılırdım. İtalya'yı çok severdim. Dünyanın öbür ucundaki bir peri masalı gibi gelirdi. Orada futbol oynamayı hayal bile edemezdim. Zeljeznicar'ın A takımında futbol oynamak tek hedefimdi. Hocalarımdan biri bana Sheva diye seslenmeye başladı çünkü sarışındım ve çok gol atıyordum. Hoşuma gitmişti.
19 yaşındayken bir başka hoca geldi ve beni Çekya'ya götürmek istediğini söyledi. Bosna'dan ayrılmak istemedim ama oraya gidersem hayalimi gerçekleştirme ihtimalimin daha yüksek olduğunu söyledi. Dürüst olmak gerekirse hayalimin ne olduğunu bile bilmiyordum. Sadece daha iyi olmak istiyordum. Bedenimin en güçlü tarafı zihnim. Teplice'ye gittiğimde kendime şöyle dedim: "Edin, bu adamlardan daha çok çalışmalısın yoksa seni gönderirler."
Beni 25.000 Euro'ya almışlardı.
2 yıl sonra Wolfsburg'a imza attım. Milan'la karşılaştık, Sheva ile forma değiştim.
Sonra Manchester City beni 37 milyon Euro'ya satın aldı.
Sonra Roma'ya gittim.
Savaşta büyümüştüm. Gerçekten bir peri masalı yaşıyordum.
Hiçbir şey imkansız değil. Bosna'yı Dünya Kupası'na götürmek bile.
2014'ü hatırlıyor musunuz, çoğunuz doğmamıştınız bile. İlk kez Dünya Kupası'na o yıl gitmiştik. Hayatlarımızın en iyi günüydü.
Litvanya'daki eski bir stadyumda eleme maçı oynamıştık. Hakem son düdüğü çaldı, Bosnalılar sahaya girdi. 2 metrelik duvarı aşmışlardı. İçimden 'delirmişler' demiştim.
Sonra diğerlerinden daha yavaş şekilde koşan bir adam gördüm. Gözünde yaşlarla bana doğru geliyordu.
Babamdı.
'Baba, ne oldu?' dedim.
'Duvardan atlarken ayağımı incittim ama problem yok, acı hissetmiyorum' dedi.
Sarıldık ve ağladık.
Ne yazık ki Brezilya'da şans bizimle değildi. Bunu hatırlamıyorsunuz ama Nijerya'ya karşı bir gol atmıştım, sayılmalıydı. O gün VAR yoktu ve gruplardan bu yüzden elendik. Ama bizim küçük ülkemiz Maracana'da sahaya çıkmıştı. Dünyaya kim olduğumuzu göstermiştik.
Şimdi ise geri dönüyoruz.
Komik olan ne biliyor musunuz? Martta 40 yaşına girdim ve kutlamadım. Müslümanım, o dönem Ramazan ayıydı ve bizim de Galler ve İtalya karşısında bir işimiz vardı. Ben de şöyle düşündüm, madem öyle o zaman ben bu maçları partiye çevireceğim.
Galler karşısında 85. dakikaydı ve skorborda baktım, 1-0 gerideydik.
Tek hissettiğim şey panikti. Zamanımız bitiyordu.
Sonrasında bir korner oldu. Beni sıska bir adam marke ediyordu. 'Harika' dedim. Topu ağlara gönderdim, sevindim ve aklıma şu geldi: "Daha önce 4 kez seri penaltı atışlarına çıktım, hepsini kaybettim."
Şükürler olsun ki gençler nasıl penaltı atılacağını biliyordu. Biz veteranlar gibi çok düşünmüyorlar.
Sonra İtalya'yla oynadık. Donnarumma'dan korkuyordum. Çok büyük. Ona penaltılarda gol atıp atamayacağımı bilmiyordum. Sağ omzumu da incitmiştim ve kenara gelmiştim. İlk penaltımızı izleyemedim çünkü kolumu sargıya alıyorlardı. İzleyemedim ve golü attık.
O an dedim ki, belki de izlememeliyim. Sadece tribünün sesini takip edeyim. Halkımı dinleyeyim.
İtalya kaçırdı, taraftar golü attığımız andan bile daha çok ses çıkardı.
Sonra bir kez daha kaçırdılar. Sadece dua ediyordum. Gördüğüm tek şey hocalarımızın sırtlarıydı.
Esmir topu aldığında, hocamız da arkasını döndü ve 'Ben de izleyemiyorum' dedi.
Geldi, bana sarıldı. Kafalarımızı birbirimize yasladık, gözlerimizi kapattık ve sadece dinledik.
Sonra da duyup duyabileceğimiz en büyük gürültüyü duyduk.
Buraya gelmek hiç kolay olmadı. 40 yaşına geldiğinizde, sırtınız acı içinde bağırabiliyor. Siz de ağrı kesicilere koşuyorsunuz. Ama bedenim ne zaman bu işi bırakmak isterse istesin, her zaman kaçırdığım kutlamaları, ailemden uzak geçirdiğim o günleri, kaçırdığım yaz tatillerini düşünüyorum. Mental olarak bu çok zor. Eleştiriler hala can yakıyor ama sahaya çıktığımda hala çocuk gibi hissediyorum. Sizler gibi. Karnımda kelebekler uçuşuyor.
Eve her geldiğimde de şunu düşünüyorum: Değdi.
Her şey değdi.
Kötü anlar olmadan, iyi anlar gelmez.
20 yıldır Bosna'dan uzağım. Bosna'dan uzak kaldıkça, sevgim artıyor. Bu 20'nin 9'u İtalya'daydı. Çocuklarım Roma'da doğdu. Orası hala benim ikinci evim ama ne zaman Saraybosna'yı ziyaret etsem, annem yemek pişiriyor. Herkes orada. Ben de çok mutluyum. Bosna formasını giymek, kalbimi farklı attırıyor.
Halkım için oynuyorum. Saraybosna'nın sokaklarındaki çocuklar için oynuyorum. Sahip olduğumuz farklı kültürlerden ve farklı dinlerdeki insanlar için oynuyorum. Bizim ülkemizi güzel yapan şey bu. Hala bazı insanlar bizi ayırmaya çalışsa da...
Asla başarılı olamadılar.
Benim sayemde değil. Yetişkinler sayesinde de değil. Biz asla öğrenemiyoruz. Sizin sayenizde çocuklar.
Bana son bir iyilik yapın tamam mı?
Saraybosna, Roma ya da St. Louis, nerede yaşarsanız yaşayın; ister Müslüman, ister Musevi, ister Katolik, ister Ortadoks olun. Nereden geldiğinizi asla unutmayın.
Bosnalısınız. Dünya ayaklarınızın altında.
Hepinizi çok seviyorum.
Sevgilerimle,
Edin."
Kamu Yapay Zekâ Ekosistemi 2026 Çağrısı’nda son aşamaya geçildi! 📢
Çağrı kapsamında;
▪️ Anayasa Mahkemesi
▪️ Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı
▪️ Milli Eğitim Bakanlığı
▪️ Tarım ve Orman Bakanlığı
▪️ Gelir İdaresi Başkanlığı
▪️ Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun ihtiyaçlarına yönelik proje başvuruları alınacaktır.
Son Başvuru Tarihi:
🗓️ 6 Ağustos 2026
Detaylar: 👇
https://t.co/lNfJnU6at4
Türkiye Uluslararası İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi (TİBU) Rektörü Sayın Mehmet Görmez Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığını ziyaret etti.
Kurum Başkanımız Coşkun Yılmaz’ın ev sahipliği yaptığı ziyarette iki kurumun işbirliği ve ortak faaliyet imkanları değerlendirildi.
Değerl hocamıza nazik ziyareti için teşekkür ediyor,@tiburesmi’ye başarılar diliyoruz.
Cennet kuşu ablamı evimizde ziyaret ederek teşrifleriyle bizleri onurlandıran Kıymetli Valimiz @MIANurtacArslan’a, Vali Yardımcımıza ve İl Müdürümüze şükranlarımızı sunuyoruz.
Allah razı olsun 🤲
Valimiz Dr. Nurtaç Arslan, gerçekleştirdiği hane ziyaretleri kapsamında Delialioğlu ailesine misafir oldu.
Vali Yardımcısı V. Sümeyye Senanur Aykaç ile Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Yavuz Korkmaz’ın da eşlik ettiği ziyarette ailemizle samimi bir sohbet gerçekleştiren ve özel gereksinimli bireyimiz Şenay’la yakından ilgilenen Valimiz, vatandaşlarımızla kurulan gönül bağlarının kendileri için büyük bir değer taşıdığını, devletimizin şefkat ve desteğini her hanede hissettirmeye devam edeceklerini belirterek nazik ev sahiplikleri dolayısıyla kendilerine teşekkür etti.