Çanakkale Zaferi mi Pirus Zaferi mi?
18 Mart 1915 tarihinin üzerinden 109 sene geçti. 18 Mart Çanakkale Zaferi ve Şehitleri Anma Günü vesilesiyle daha önceden yaptığım bazı anketleri ve bunun üzerine yazdığım bir yazıyı tekrardan kaleme almak istedim.
______
18 Mart, hem dünya hem de Türk tarihi için son derece önem arz eder. Bilhassa Çanakkale Zaferi, hafızalarda güncelliğini koruyan, sıklıkla da anması yapılan bir zaferdir. Ancak tam da burada birkaç önemli noktaya değinmek gerekir. Savaşlar akılla, bilgiyle, teknikle, stratejiyle ve irade ile yönetilirler. Bu doğrultuda da kazanılırlar. Savaş birçok bilginin harmanlandığı, sınandığı son derece girift stratejik zekanın bir sonucudur. Ancak iş Çanakkale Zaferi'ne gelince, bu durum tamamen aklın, bilginin, stratejinin, kültürel birikimin, komuta kademesi ve ordudaki yetkinlikten çıkarılıp duygusal, dürtüsel, uhrevi bir zafer şeklinde sunulmaktadır. Oysa ki bu ne doğrudur ne de ahlâklıdır. Bilhassa Çanakkale Zaferi kasıtlı ya da sehven yayılan hurafelere kurban edilmektedir. Örneğin en bilinenlerden biri dillere pelesenk olan bir türküdür. Türkü, savaştaki 13, 14, 15 ve 16 yaşındaki çocukların varlığını konu alır ve o çocuklara yazılmıştır. Günümüzde her ne kadar düğünlerde oyun havası tadında çalınsa da aslında bir ağıttır. "Hey Onbeşli" türküsünden bahsediyorum.
Osmanlı'nın son dönemlerinde askere alınma yaşı 18'dir. Osmanlı'da kimse 12-16 yaşındaki subyanları cepheye sürecek kadar cani ya da akılsız değildir. Bu yaştaki çocuklar cephede orduya güç veremezler; aksine ordunun gücünü oldukça azaltırlar. Hem psikolojik hem de stratejik açıdan bir orduya her yönden kaybettirecek böyle basit ve "ahmakça" bir hamle yapmak, düşmanı da son derece cesaretlendirir. Yani binlerce yıllık savaş tecrübesine sahip Türk Ordusunu bu denli işbilmez göstermek "dost işi" değildir. Çanakkale'de yalnızca üç (3) kişinin 17 yaşında şehit düştüğü bilinmektedir. Bunların da 1. Celp Dönemi cepheye gönüllü katılan kişiler olduğu düşünülmektedir. Gelelim Kayseri Lisesi, Kastamonu Abdurrahman Paşa Lisesi gibi liselerin son dönem mezun vermeme mevzusuna. Bu sayıları dikkatle inceleyiniz, yıllar geçtikçe cephelerde şehit düşen liselilerin sayıları artmıştır. Bunun, toplumda, maalesef duygusal bir bağ olarak görüldüğünü düşünüyorum. 1915 yılına kadar günümüzde liseye denk gelen eğitim kurumlarında eğitim görenler cepheye katılmazken, 1915 yılında "19 yaşını geçmiş ve eli silah tutan" öğrenciler gönüllülük esaslı cepheye çağrılacaktır ibaresi eklenmiştir. Uzun uzadıya yazmak yerine kısaca bu konu üzerine yazıya bakmanızı öneririm. (Bkz. Hey 15'li Türküsünün Çanakkale Savaşı'na Katılan 15 Yaşındaki Askerleri Anlattığı İddiası https://t.co/FUNLp6glZW )
İkinci bir örnek ise 57. Alay'ın tamamının şehit olduğu iddiasıdır. Bu iddia daha sonradan Siyasal İslamcıların Atatürk'ü karalamasına sebebiyet vermiştir. Bu durum, "57. Alay'a komuta etmekle tanıtmaya çalıştıkları Mustafa Kemal Atatürk, Siyasal İslamcılara göre nasıl olmuştur da bütün bir alay ölürken tek başına sağ çıkabilmiştir? Hatta daha da ötesi, nasıl böyle birine kahraman denebilir?" iftiralarını ve bilhassa kasıtlı yayılan kirletilmiş/çarpıtılmış bilgileri, yani dezenformasyonu beraberinde getirmiştir. Bu iddia elbette asılsızdır. (Detaylı bilgi için lütfen bkz. 57. Alay https://t.co/vFBKwQtXVj )
57. Alay Çanakkale Savaşı'ndan önce Galiçya'da sonra ise Suriye-Filistin Cephesi'nde savaşmıştır. Çanakkale'de 49 subay ve 3.638 erden oluşan bu birliğin, 57. Alay Şehitliği'ndeki kitabeye göre Çanakkale Muharebelerindeki kaybı 25'i subay olmak üzere 1817 kişidir. Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüt (ATASE) Başkanlığı Arşiv belgelerine göre; 57. Alay'ın Çanakkale Savaşı'ndaki kaybı ise 1.731 şehit, 543 kayıp olmak üzere toplam 2.274 kişidir. Üstün stratejik başarıların ve komuta kademesindeki askerî dehanın neticesinde, çok çok büyük bir kayıp oranıyla savaşın seyrini değiştirmiştir. 57. Alay, Kuzey Grubu Komutanlığı (Arıburnu) bölgesinde Yarbay Mustafa Kemal Bey'in emri altında, Binbaşı Hüseyin Avni Bey'e bağlı bir alaydır. Daha sonra 23 Eylül 1918 tarihinde 57. Alay Filistin Cephesi'ndeki Nablus Muharebesi'nde mevcudunun yüzde yetmiş beşini şehit vererek, İngiliz ve işbirlikçisi Araplara esir düşmüştür.
Bir diğer örnek Genelkurmay kayıtlarında 57.263 olarak net sayıda zikredilen şehit sayımızın ısrarla 250 bin olarak verilmesidir. Aynı örneğe ne hikmetse Sarıkamış Harekatı'nda da rast geliriz. 18-22 bin dolayında kayıp ve şehit verdiğimiz Sarıkamış'ta ısrarla 90 bin sayısı telaffuz edilmektedir. Bunun safiyane duygularla kazanılan zaferin vahametini göstermesi olarak düşünülmesi, başta her birimize doğal gelebilir. Ancak bu ısrarın net olarak yapılması, bunu bir zafer değil bir "Pirus Zaferi" olarak adlandırma çabasından ileri gelmektedir. Bunu hem Çanakkale'de hem Sarıkamış'ta Osmanlı Orduları Başkomutan Vekili ve Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Reisi olarak görev yapan Enver Paşa'ya karşı açıkça görmekteyiz. Enver Paşa'yı, Sarıkamış'ta yaşadıklarıyla büyük bir hüsranın baş müsebbibi ve oldukça başarısız bir komutan olarak anarken onun doğrudan doğruya suçlanması durumu söz konusudur. Ancak tamamen aynı pozisyondayken üzerinden bir sene sonra kazanılan Çanakkale Zaferleri'nde adının hiç ama hiç anılmaması, bu durumun ne denli kasıtlı bir girişim olduğunu göstermektedir. Bu yapılanlar yalnızca bir dezenformasyon değil Türk tarihini değiştirmek adına ortaya atılmış fitneler olarak yorumlanmalıdır.
(Ayrıca diğer Çanakkale Savaşı hakkındaki kasıtlı dezenformasyonların bazıları için bkz. Çanakkale Savaşı Hakkında Paylaşılan Yanlış İddialar https://t.co/D8lCfnheX6 )
Gelelim bunca hurafenin sebebine… Muhteşem bir askerî dehayı örtbas etmek bu zaferi bir "Pirus Zaferi"ne benzetmek adına yapılan bu girişimler, binlerce yıllık orduya, asker ve komuta zincirine, askerî geleneğe, savaş stratejilerine ve askerî gelişimlere yönelik itibarsızlaştırma çalışmasının ardında, zaferin topyekun bir mücadelenin ürünü olduğunu gösterme çabası olduğu sanılmasın. Çoluk çocuk aç biilaç kıyafetsizlik içinde 250 kiloluk mermileri sırtlanan kahraman Seyit Onbaşıların bireysel çabalarıyla ve onların hasbelkader ya da kudret-i ilahi vesilesi ile isabetli atışları sayesinde kazanılmış bir savaş görünümü çizmeye çalışmak bunca yıllık devlet geleneğini ve orduyu ayaklar altına alıp çiğnemektir. Derviş dualarına, yutan bulutlara, cepheye top taşıyan kadınların imanlarına bu ordunun başarısını bağlamak askerini ve komutanlarını çiğnemektir. 57 bin şehit verdiğin yerde 250 bin şehit verdiğini ısrarla söylemek aklın, mantığın, bilimin yerine duygu sömürüsü yapmaya çalışmak, devamındaki 8 senelik savaş silsilesindeki onca mücadeleyi 'savaşacak adam mı kaldı ki' mantığına çekmeye çalışmaktır. Millî Mücadele'yi örtbas etmek, Millî Mücadele kahramanlarını ve o savaşları yok saymak için devleti aciz; milleti bitik gösterme çabasıdır. "Bir alay tamamen yok edildi; onu yöneten komutan nasıl sağ kurtuldu?" paranoyasını uydurmak, bu savaştan ve zaferden bir komplo teorisi kurduracak kadar yalan tarih yazdıracak girişimlerin hiç de masum olmayan art niyetli çabalarının birer filizidir.
Lafı çok uzatmak istemiyorum. 18 Mart vesilesiyle kahraman Türk ordusunun asil donanımlı subaylarına, onların bu milletin istikbali için aldıkları eğitimin hakkını verebilmek uğruna, üstün mücadele ruhlarına selam ve saygı olsun. Başta Osmanlı Orduları Başkomutan Vekili ve Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Reisi Şehid-i âlâ Enver Paşa, ulu önder, Cumhuriyet'imizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Mareşal Fevzi Çakmak Paşa, Orgeneral Fahreddin Altay, Yarbay Şefik Paşa, Mirliva Cevat Paşa, Mirliva Selahattin Adil, Binbaşı Ahmet Zeki Soydemir, Yüzbaşı Mehmet Hilmi, Binbaşı Mahmut Sabri, Alçıtepe Kahramanı Kazım Karabekir Paşa, Miralay Tophaneli İsmail Hakkı olmak üzere tüm subaylarımıza, nice yiğit Seyit Onbaşılara, Tıbbiye Mektebinin asil hekimlerine, yurdun dört bir yanından gelmiş kahraman Türk askerine selam, saygı ve rahmet olsun. Türk askerinin ruhu şad olsun. Bu mücadeleyi bidatlara, hurafelere yükleyen başarıyı bu askerlerde değil cephe gerisindeki hacı hocalara ithaf etmeye çalışanları da Allah ıslah etsin.
@AAfsinKucuk
@Kursu_TR #çanakkalezaferi #hurafe #18mart #Atatürk #enverpaşa
https://t.co/mqygNp3T5I
ASIL SUÇLU KİM?
İnsanlarımız evlenmek, yuva kurmak, yoldaş edinmek istemiyorlar; yalnızca gösterişli düğünler yapmak istiyorlar. Ya da paylaşılacak düğün fotoğrafları olsun istiyorlar.
#suçlu#hoşgörü#değişim#direnç#birlik@Kursu_TR @Kursu_AAK
https://t.co/d43qUiQNCD
ÜLKÜ DEMİRAY'IN
Genellikle çocuklar ve gençler için yazdığı eserleriyle öne çıkan Ülkü Demiray'ın 2023 Emine Işınsu Roman Ödülü'nü kazanan romanı "Cümbezin Kızı" da Kıbrıs konusunu birçok farklı yönden ele almaktadır.
#CümbezinKızı#EmineIşınsu#roman#ÜlküDemiray@Kursu_TR
https://t.co/fzYM41L1CB
Cumhuriyet Kürsüsü: Türk’e Halife Gerekmez
Ne yazık ki Filistin halkının, İsrail tarafından uygulanan zulüm altında ezildiği, insanlık dışı bir muamele ile karşı karşıya...
#hilafet#Türk#arap#cumhuriyet#halife@Guntulu6858@Kursu_TR
https://t.co/5bInfjlCvJ
EN BÜYÜK HIRSIZLIK UMUT HIRSIZLIĞIDIR
PARANIZ VARSA KESENİN AĞZINI AÇIN YOKSA GİDİP EVİNİZE YATIN
Bu yazının konusunun gerçek kişi ve kurumlarla hiçbir ilgisi yoktur. Tamamen kurgudur.
Hiç bir partiyle, hiçbir hareketle ilişkisi yoktur.
Çet raporu vardır ve yazının yazımında hiçbir insan, bitki, hayvan, hatta hiçbir dağ, taş ve dereye zarar verilmemiştir. Olay uzayda bilinmeyen bir x gezegeninde geçmektedir
Buna rağmen ALINANLAR çıkarsa PAŞA KEYİFLERİ BİLİR.
Sona yaklaşıyoruz. Şunun şurasında AÇIL SUSAM AÇILA NE KALDI Kİ?
Artık kimle gezip, kimle gezmeyeceğinize, kimle poz verip, kimle vermeyeceğinize dikkat edin. Pot kırmayın. Ülkücülük her yerde ve her şeyde geçer ama BU İŞTE pek geçmez.
Unutmayın denizler geçildi. Artık dere var. Malum denizler KURTLARLA dereler PARAŞÜTLERLE geçilir.
Onurunuzdan taviz verin ama liderinizden vermeyin.''LİDERE SADAKAT ŞEREFİMİZDİR'' ve ''ÜLKÜCÜ OYLARLA İKTİDAR OLUNMAZ'' Lafını ağzınızdan hiç eksik etmeyin.
Yeter mi?
Umudunuzu kırmak gibi olmasın ama yetmez!
Kolay kolay bırakmazlar yakanızı.
O itici ve ürkütücü geçmişinizi unutturmak için daha çok çalışmanız lazım.
Ülkücülük ve ülkücülerle ilgili, saçma sapan aklınıza ne gelirse sallayın.
Kulaklarına biri gitmezse biri muhakkak gidecektir. Bol bol konuşun işte.
Bir ülkücüyle ilgili tasfiye ya da tartışma mı var?
Herkesten önce siz atılın ortaya.
Daha önceki yıllardan antrenmanlısınız bilmez değilsiniz işte.
Lidere sadakat şerefimizdir, merkez sağ, Kuvayı milliye, kahrolsun hainler, beka, vatan, millet, Sakarya, sallayabildiğiniz kadar sallayın.
Ucu size de dokunacaksa ihraç ve tasfiye gibi şeylerde, mümkünse hiç girmeyin devreye.
Ülkücüyse ülkücü! İşinize bakın! Hatta bir tekmede siz atın düşene.
Lidere ve malum çevrelere en güzel, en etkili mesaj budur.
Lidere karşı KUZU karşıtlarına karşı ASLAN olup bol bol KÜKREYİN faydası olur.
Yeter mi? Yetmez!
Madem kafaya koydunuz illa milletvekili, belediye başkanı olacaksınız.
Övmede, iltifatta, twitte sözlerini, demeçlerini, resimlerini paylaşmada sınır tanımayın.
Her laf söyleyenin önüne vücudunuzu siper edin.
Her şeyden taviz verin ama liderinizden asla taviz vermeyin.
Konuşurken, gezerken, ne yapın yapın KAFANIZI FOTOĞRAF KARELERİNE muhakkak sokun.
Sık sık o, her şeyin en iyisini bilir.
Bir bildiği muhakkak vardır. Falan deyin.
Herkesin lideri biliyor da, sizinki niye bilmesin?
Ne yaparsa yapsın alkışlayın.
Ama hepsinden önemlisi, sende, bizde biliyoruz ki ' M ' partisininki de,' İ ' partisininki de,'X, Y ve Z ' partisininkiler de Seçmenleri idealist ama siyasetçileri idealist değildir.
Buraya kadarki yolculuğumuza itiraz etmediğinize göre sizde değilsiniz.
Bu nedenle rolde zorlanmayacaksınız.
Parti ve liderler, idealizmin lafını sever ama kendisini sevmez.
Adaletin adını sever ama hakkı hukuku sevmez.
Emeğin adını sever ama emeği sevmez.
Atı, eşeği, hamalı sever ama alın terini sevmez.
Zenginleri, kodamanları, ezenleri, zulmedenleri, tepeden bakanları sever ama idealistleri sevmez.
Fakir fukara garip gureba edebiyatını sever ama fakir fukara garip gurebayı sevmez.
Bir politikacı olduğunuzu asla unutmayın. Havaya girip, artistlik yapıp boşuna idealistlik falan yapmayın. Paranız varsa kesenin ağzını açın, yoksa gidip evinize yatın.
Her ne kadar bu devran böyle dönmez desek de, ne yazık ki dönüyor işte.
En büyük hırsızlık UMUT HIRSIZLIĞIDIR. HIRSIZLARA DİKKAT EDİN. Siyasetin para ve paraşütle değil,
liyakatla yapıldığı günlerde buluşmak dileği ile yeni yılınız kutlu olsun.
HASAN GÖMLEKSİZ (@GomleksizHasan)
28 Aralık 2023
#ülkücü #lider #sadakat #biat #dikduruş
https://t.co/l8lw2eqQE9
SÜPER FİNAL VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
"Ben bir Beşiktaşlıyım....
Dün ben bir Fenerbahçeliydim, bir Galatasaraylıydım.
Sizlerle gurur duydum...."
#suudiler#Atatürk#süperkupa#galatasaray#fenerbahçe https://t.co/zwdZks8UGm
Şehit Cenazeleri ve Protesto Rehberi -2
"Şehidimizin cenaze törenine katılan Özgür Özel camiye yuhalanarak girdi ve hemen akabinde protestocu grubun "Özgür dışarı!" sloganlarıyla karşılaştı."
#şehit#cenaze#protesto#özgürözel#ahlak@Kursu_TR
https://t.co/7AUUTyYuyr
Ama işte umut var ya, insanı ayakta tutan o bitmez tükenmez umut! Ona sarılıyoruz sımsıkı. Hep bekliyoruz, iyi ve güzel şeyleri, bıkmadan usanmadan; denize düşüp, köpüğe tutunurcasına.
#yeniyıl#ayazata#noelbaba#başlangıç#kutlama
https://t.co/egArZZ3fO2
KİMİN UMURUNDA TÜRKİYE
''Cemaat ve çetelere teslim olmuş bir ülkede ne ekonomiye çözüm üretilir, ne de terör önlenebilir. Hamasetin yerine gerçek söylemler, kin ve nefretin yerine saygı ve sevginin hakim...''
#Atatürk#ŞeyhSaid#kürtçülük#terör#ortadoğu
https://t.co/REcDJ90LiP
BİZİM MAHALLE SEVER
Bizim mahalle sever…
Bakmayın öyle sert mizaçlı, keskin sözlü olmalarına, aslında sever bizim mahalle.
Belki yeni nesil bilmez ama ‘gönül seferberliği’ ampulün soğuk ışığıyla değil hilalin yüreğe dokunan ısısıyla başlamıştır.
‘Dürüstlük’, ‘namus’, ‘ahlak’ gibi kavramlar bizim mahallede kimsenin ağzından düşmez.
Bizim mahalleye göre korkusuz, net, açık olmalıdır insan.
Onun için ne düşündüğünü söyleyenleri sever bizim mahalle…
Yeter ki düşündüğünüz bizim mahallenin sloganlarıyla bağdaşsın,
yeter ki bizim mahalleden kimseyi eleştirmeyin,
yeter ki mahallelimizin ezberini bozmayın.
Bunları yapmadığınız sürece, yani bizim mahallenin rahatını bozmadığınız sürece, düşündüğünüzü açıkça söyleyebilirsiniz.
Ve Allah için sizi bundan ötürü kutlarlar.
Ama sakın ha ‘Şu konuda acaba yanlış yapıyor muyuz?’ diye sormak aklınıza gelmesin…
Hele hele muhtarı eleştiremeye kalkarsanız, işte o zaman o sevgiden, hoş görüden, gönülden seferberlikten eser kalmaz ve mahallenin diğer yüzünü görürsünüz.
Kanser eder sizi, tüketir, bitirir.
Haklı olup olmadığınız kimsenin umurunda değildir,
kimsenin yanlışı düzeltip doğruyu yapmak gibi bir telaşı gayesi yoktur.
Diğer mahallelere bırakın çuvaldızı, ister mil, şiş, bıçak, hançer veya kılıçla girişin, yeter ki bizim mahalleye iğine falan göstermeyin.
Aslında tuhaflık vardır;
Çünkü dedim ya “Bizim mahalle sever“.
Ve sadece sevmekle de kalmaz.
Hatır, vefa önemlidir bizimkiler için.
Yeri gelir ocakta içilen çay unutulmaz,
yeri gelir aynı tastan içilen çorbanın edebiyatı yapılır…
Yapılır yapılmasına da, sadece bizimkilerin konfor alanlarına dokunmadığınız sürece.
Böyle bizimkilere “gözünün üstünde kaş var“ demek gibi bir hatada bulunduysanız, ne çayın, ne kahvenin, ne kırk yılın, ne de çorbanın hatırı kalır.
Asla affetmezler.
İşte o zaman hiç artlarına bakmadan daha mahalleye yeni girmiş, mahallenin huyunu, suyunu, değerini, değerlisini bilmeyenlere gözlerini kırpmadan değişirler sizi.
Hele hele bu yeni gelenler biraz mahallenin ağzına alışmış, sloganlarına hakimlerse var ya…
Onlardan iyisi yoktur.
Bir de eskiden bizim mahalleden olanlar vardır.
Onları da unutmaz bizim mahalle.
Bizim mahalleyi terk ederken eski muhtara yaptıkları ihanetler, hakaretler unutulur ama eski
komşuluklar, sıra arkadaşlıkları, dönem arkadaşlıkları, koğuş arkadaşlıkları unutulmaz.
Bunda da bir tezat vardır.
Çünkü güya herkes eski muhtarı çok sever.
Ne de olsa mahalleyi mahalle yapan muhtardır.
Ama nedense kimse olayları, düşünceleri eski muhtardan öğrendiği ölçülerle değerlendirmez ve eski muhtarın fikri ile tamı tamına ters söylem ve eylemlerden çekinmez.
Dolayısıyla; bizim mahalle tezadı da sever.
Eee tabii bu tür tezatların mantıkla açıklanmayacağının, davranışlarındaki tutarsızlığın farkındalardır aslında.
Ama fark etmez, çünkü her tutarsızlığı, her gevşekliği, hatta her yavşaklığı işlerine geldiği gibi örtbas edebilecek edebiyatları, bahaneleri vardır.
Bu bahaneler ile başkalarını kandırdıklarına gerçekten inanırlar mı, yoksa başkalarının ne dediği zerre umurlarında değilken, kendilerini kandırabilmenin verdiği rehavete kanmakla yetinirler mi bilinmez.
Ama bizim mahalle bahaneyi çok sever.
Zaten bahane bulunmazsa belirsiz bir geleceğe ertelenir her şey.
Onun için sadece bahaneyi değil, ‘…cek’ ve ‘…cak’ ile biten fiillerle kendini kandırmayı da çok sever bizim mahalle. Ve en az kendini kandırmayı sevdiği kadar o ‘…cek’ ve ‘…cak’ ile biten fiillerin gerçekleşmesi için hiçbir şey yapılmayan edilgenliği de sever.
Fazla okuyup araştırmaz bizim mahalle.
Onun içindir kulaktan dolma laflara bu kadar kolay tav olmaları.
Onun içindir sloganlara düşkünlükleri,
onun içindir fikirden ziyade kişileri önemsemeleri.
Yani bilgi zor gelir, ağır gelir ama bizim mahalle dedikoduyu iftirayı sever.
İftira atmasa da atılmış iftirayı ağzını doldura doldura etrafına taşımayı sever.
Biraz okuyanlar da kendini hemen bilimin nirvanasında görür.
Yarım yamalak bilgisi ile,
öğrendiği doğru mu yanlış mı araştırmadan,
okuduğunu anlamadan ahkam kesmeyi,
karşısındakinin bilgisini tartmadan ayar vermeyi sever.
Küstahlığı sever.
Onun için kolaydır bizimkileri yönlendirmek.
Yeter ki birinin ağzı biraz laf yapar olsun,
biraz mürekkep yalamış gibi görünsün,
biraz da racon kesmesini bilsin…
Çok kolay gaz verir bizimkilere.
Çünkü bizim mahalle gaza gelmeyi sever.
Elbette mahallelinin tümü böyle değildir.
Bazıları sesini çıkaramasa da yanlışa boyun eğmez,
en azından bilerek eğmez.
Sesini çıkarabilenler de doğrunun yanında yer alırlar.
Ama onları kolay dışlar bizim mahalle.
Çünkü adam harcamayı, dışlamayı sever.
Belki şimdi bazılarınız bütün bu yazdıklarıma rağmen böyle bir mahalleyi nasıl hala
benimseyebildiğimi, bu mahalleye nasıl hala aidiyet duyabildiğimi soruyordur.
İşte bu var ya,
bizim mahalleyi tanımayan, bizim mahalleyi bilmeyene anlatması çok zor bir his.
Bizim mahalle öyle 20-25 yıllık bir mahalle değil.
Onun için bizim mahalleyi bazı eskilerin yavşaklığıyla, bazı yeni yetmelerin piçliğiyle
değerlendirmek haksızlık olur.
Bakmayın günümüzdeki varoş görünümüne.
Bu mahalle benden çok çok önce yaşamış, hatta yüz yıllar önce Türk tarihinin en büyük liderleri, en iyi düşünürlerinin fikirleri üzerine kurulmuş, temeli Türk tarihi olan bir mahalle.
Aksi takdirde bu mahalleden rahmetli Fırat gibi bir yiğit çıkamazdı.
Evet,
insanlığın içinde barınan her türlü ahlaksızlığa, adiliğe, şerefsizliğe bizim mahallede rastlamak mümkün ve rastladım da.
Ama diğer yandan hayatımda tanıdığım en kaliteli, en namuslu, ahlaklı, dürüst, şerefli ve onurlu insanlarla ben bu mahalle sayesinde tanıştım.
Onlar bu mahallenin öz be öz evlatlarıydı.
Ve o öz evlatları var ya…
işte asıl onlar sever.
Türkü, Türklüğü,
bu milleti, bu vatanı, bu bayrağı…
Hesapsız, kitapsız, karşılıksız, beklentisiz.
Hem de canlarından çok sever.
@mehmet_alp55 #milliyetçihareket #milliyetçicamia #ahlak #eleştiri #değerler
https://t.co/cjlbPq6rUR
NADASA BIRAKTI TOPRAK KENDİNİ
"Nadasa bırakmalı bazen insan kendini. Kendimizi bulduğumuz bir köşede, var olmanın mutluluğunu hissetmeliyiz."
#mesafe#yolculuk#aravermek#insan#ruh
https://t.co/eJIVXYhKqe
ETEĞE TUTUNMAYA HAYIR
"...İYİ PARTİ kuruluşuna meşruiyet kazandıran ilkelere, özellikle yaptığı hatalardan da çıkardığı derslerle dönmek istiyor..."
@soralmehmet#iyiparti#chp#meralakşener#ittifak#seçim
https://t.co/BGg2mtRYaL
ZORBALIK VE UMURSAMAZLIK
Toplumu Köleleştirme Modelleri
Hangisi daha kötü; toplumu baskılamak için kitapları yasaklayan zorbalar mı, yoksa ilgilenip okunmadıkları için kitapların yasaklanmasına gerek kalmayan bir toplum mu?
Her ne kadar zorbaların aklına gelmese de ölüm tartışmasız mutlak bir gerçek. Ruhsati'nin sözleriyle „Çok yaşayan yüze kadar yaşıyor…", yani zorbalar da ölüyor, öldüler, ölecekler. Toplum zorbayı devirir, toplum deviremezse el, el deviremezse Azrail devirir.
Bilgi, eğitim hürriyettir. Hürriyet sorumluluk barındırır. Zorba kitapları yasaklayarak, yakarak, bilgiden, düşünenlere zulmederek, yakarak düşünceden mahrum bırakır. Böyle bireylerin hürriyetlerini ellerinden alır, köleleştirir. Tarihte çok örneği vardır; İspanyol Engizisyonu, Hitler'in Nazi Almanyası, Stalin'in Sovyetleri sadece bazıları.
George Orwell'in 1984 eserinde uyarısı zorbaya karşıdır. Orwell'İn korktuğu bireylerden bilgiyi saklayarak bireyleri bir esaret kültüründe yaşamaya mecbur bırakan zorbadır. Cesur Yeni Dünya'nın yazarı Huxley'in yorumladığı gibi „1984'te insanlar onlara acı verilerek kontrol ediliyorlar"
Oysa Huxley Cesur Yeni Dünya eserinde toplumu köleleştirmenin farkı bir şeklini gösterir. Cesur Yeni Dünya'da insanlar acı ve kıtlık ile değil, bolluk ile köleleştirilir. Bireyler o kadar bolluk içindedirler ki edilgen ve bencil olmaya başlarlar.
1958'te yazdığı 'Brave New World Revisited' eserinde ise Cesur Yeni Dünya'nın 1932'de yayınlanmasından beri toplumsal değişimi değerlendire Huxley „Toplumun zorbalığa karşı her daim tetikte olan rasyonalist ve hürriyetçi sivillerinin, insanların oyalanmaya asla doyumsuz açgözlülüğünü dikkate almayı başaramadıklarını" söyler. Bu açgözlülüğün temel sebeplerinde biri ise, bence bireylerin hürriyet ve özgürlüğün barındırdığı sorumluluktan kaçma çabasındadır.
Kısacası, Orwell'de zorba gerçeği insanlardan saklarken, Cesur Yeni Dünya'da gerçek önemsemezliğin ve ilgisizliğin içinde kaybolur. Orwell esaret kültüründen uyarırken, Huxley bireyin hedonizmin, umursamazlığın bugünkü deyimi ile polyannacılığın gönüllü köleleri olmasından uyarır.
Gerek Orwell, gerek ise Huxley toplumu edilgenliğe ve köleliğe yöneltmenin iki farklı modelini çizmektedirler.
Bu modellerin çizilmiş olması 'ya biri, ya diğeri' tarzında düşünmektense, günümüzde bu iki modelin karışımı karma şekillerin olabileceğini hesaba katmamız gerekir.
Örneğin zorbaya biat edenlerin Cesur Yeni Dünya tarzında bir suni refah içinde yaşarlarken zorbaya karşı gelenlerin ise Orwell tarzı bir baskı, acı ve esaret tehdidi ile karşı karşıya bulunmaları düşünülebilecek şekillerden biri olabilir.
@mehmet_alp55
#orwell #huxley #1984 #yenicesurdünya #toplum #distopya #zorbalık
https://t.co/eHiURv5Vej
İstek değil ihtiyaç: Acil akademik zam!
"Eğer ülkenin gelişmesi isteniyorsa, ülkede bilim faaliyeti yürüten kalifiye elemanların gelişmesi ve bunun için onlara destek olunması lazım."
@Guntulu6858@Kursu_TR#akademi#üniversite#ekonomi#zam#liyakat https://t.co/xvgSgPIF2P
SİYASAL KEMALİZM
20 küsür senedir manevi değerlerimizin siyasi çıkar uğruna erozyona uğratıldığı ve suistimal edildiği bir süreç yaşıyoruz.
Aslında öncesi de var ama son 20 küsür yıldır durumun artık göz ardı edilemez bir hal aldığı aşikar.
Buna rağmen yaşananları doğru analiz edip anlayan kitlenin hala küçük bir azınlık olması ise üzücü olduğu kadar tehlikeli.
Tehlikeli çünkü bu gidişata millet olarak daha ne kadar dayanabileceğimiz son derece şüpheli.
Toplumdaki gerginlik her gün artıyor ve artık adeta bariz şekilde hissedilir ve çıplak gözle görülebilir bir boyuta geldi. Bu gidişata dur denmesi ve sorumlularına karşı hukuki ve yasal önlemler alınması gerekirken, toplumu uyarmaya ve gelecekteki tehlikeleri göstermeye çalışanlar, bir takım kime ve neye hizmet ettikleri bilinmeyen sosyal medya cazgırları tarafından alenen hedef gösteriliyor ve maalesef toplumun sulh ve barışını temin etmekle mükellef olan yetkililer ise, toplumun sinir uçları ile oynayan cazgırları yerine hedefe konanlara karşı yasal işlem yapıyorlar.
Ve tehlike bu kadar ile de sınırlı değil.
Nasıl bugün Siyasal İslam insanımızın dini hassasiyetini kullanarak milletimiz, devletimiz ve birliğimiz için bir tehlike oluşturuyor ise, kendilerini bu Siyasal İslam'a karşı bir cephe olarak konumlandıran, lakin insanlarımızın milli ve cumhuriyetimiz ile alakadar hassasiyetlerini suistimal eden bir anlayışın da varlığı inkar edilemez.
Bu zihniyet "Siyasal Kemalizm" diye adlandırılabilir ve aynı Siyasal İslam'da olduğu gibi aslında bu zihniyetin de yeni bir olgu olmadığını ve toplumumuzda mazisi olduğu söyleyebiliriz.
Siyasal İslam'ın artık salt siyasi karar mekanizmasında etkinliği çoktan aşmış ve artık Türk Milleti'nin örf, adet ve töresine, yaşam biçimine tehlike oluşturur bir (sub)kültür haline gelmiş bulunmakta.
Şehirden şehire taşınan ve gittiği şehirlerde etrafında tavaf yapılan Kabe maketleri,
değişik törenlerde kesilen ve afiyetle yenen üstünde ayetler yazılı Kur'an-ı Kerim şeklinde yaş pastalar,
tesettürlü DJ'ler,
TV'lerde yayınlanan Popstar Alaturka tadında "Güzel Kur'an okuma yarışmaları",
daracık kıyafetli, dikkat çekici makyajlı, altında lüks SUV arabası ve her türlü lüks ve pahalı çantası ve telefonu ile hava atan ama başı tesettürlü hanımlar ve ayak bilekleri üstünde pantolonlu, daracık takım elbiseli, sakalı, alınmış kaşları ve elinde Osmanlı Tuğralı imameli gümüş tespihlerle lüks, spor arabalarına binen ve sırf siyasi tercihlerinden ötürü trafik kuralları başta olmakla kanunun üstünde olduğuna inanan beylerden oluşan bir yeşil sözde burjuva,
lüksün ve her türlü şaşanın eksik olmadığı kına gecelerinde altın varaklı bardaklarında alkolsüz helal "şampanyalarını" tokuşturan tesettürlü gelin adayları,
doğacak bebeklerinin cinsiyetini gerek orada bulunanlara gerekse sosyal medyadan ilgilenen ve ilgilenmeyen herkesin gözüne sokmak için düzenlenen şımarık eğlenceler,
yani saymakla bitmeyen ve her gün bir yenisi üzerine eklenen görgüsüzlükler ve bu görgüsüzlüklerin daima bir "dindar, muhafazakar" süs ile ortaya çıkması, toplumumuz da dini yozlaşmanın ne derece ilerlemesinin göstergesidir.
Buna karşılık Siyasal Kemalizm'in cumhuriyetin kuruluş değerlerini ve Mustafa Kemal Atatürk'ün anısını ve düşüncesini ne derece yozlaştırdıklarını bariz bir şekilde görmek mümkün.
Mustafa Kemal Atatürk'ün anı ve öğretisi bir çok alanda dikkate alınmaması,
Gazi Paşa'nın dünya görüşü ile asla bağdaşmayacak uygulamalara bir tür partizanlık, taraftarlık kılıfıyla tepkisiz kalınması,
Türk Milleti'ni bölmek isteyenlere verilen tavizlere ses çıkarılmaması,
bazı illerimizi ulu önderin kullandığı isimlerle değil, bir kesim etnik bölücünün ağzı ile adlandırılmasında çekince bulunmaması,
sözde bir "aydınlık" anlayışı ve bugün Siyasal İslam'ın gösterdiği sapkınlıkların bahanesi ile Türk Milleti'nin, Anadolu'nun maneviyatına genelleyici bir hor bakış cumhuriyet ve Kemalizm ile bağdaşmaz.
Nasıl yukarıda verdiğim örnekler dini yozlaşmanın bariz gösterisi ise,
Kemalizmi, Atatürkçülüğü cumhuriyet değerlerine sahip çıkmadan Atatürk'ün sayesinde sahip olduğumuz hürriyeti rakı masasına, vals dansına,
rahmetli Gazi Mareşal Mustafa Atatürk'e az buçuk benzeyen birinin saçma sapan şovuna sosyal medyada para vermek veya böyle birine düğünde, dernekte, toplantılarda şov yaptırmak da milli maneviyatımızın yozlaşmasına yol açar.
Maalesef günümüzde çok ciddi şekilde kurucu lider Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarına hakaret ederek cumhuriyetimize alenen saldıranlar var. Üzücü olan bir başka güruhun bu değerlerimize sahip çıkıyor gibi görünürken sergiledikleri hafifliktir. Ne Gazi Mareşal Mustafa Kemal, ne Kemalizm, ne de Cumhuriyet böyle ucuzluklarla tabiri caizse "ayağa düşürülmemelidir".
Din Siyasal İslam'ın algısının aksine bir partinin tekelinde olmadığı gibi, ne Mustafa Kemal Atatürk, ne de Cumhuriyet Siyasal Kemalistlerin oluşturduğu algının aksine asla tek partinin tekelinde değildir.
@mehmet_alp55
#siyasalislam #siyasalkemalizm #MustafaKemalAtatürk #kemalizm #yozlaşma
https://t.co/0hDFraMHFI