Bir asır önce saraydan bir imza alanlar, Anadolu’yu da aldıklarını sandılar.
Yanıldılar.
Şimdi de bir bed-maye’den tehditle imza alınca koca İzmir’i alacaklarını sanıyorlar.
Yanılıyorlar.
İzmir’e “gavur” diyenlerin, İzmir marşına merakı manidar.
Rehni alan, mülke sahip olmaz.
Mülk benim oldu sanan varsa işte meydan.
Mert olan sandığı koyar, İzmirlilerin huzuruna çıkar.
Bakanı aday çıkardın olmadı, Başbakanı aday çıkardın olmadı.
İzmir’i sandıkta hiç kazanamadın, hiç kazanamayacaksın.
KapKaç ile olmaz bu işler.
Milletten ödü kopanın zaten süresi geriye işler.
Hadi Erdoğan, yarın o namerd ile kamera karşısına geçmeni ve tarihe yeni bir utanç fotoğrafı bırakmanı bekliyorum.
Kaçan kaçsın, giden gitsin.
Ben milletin gözüne bakıyorum.
Herkes kendine yakışanı yapıyor.
Millet bu olan biteni tarihin kara kaplı defterine yazıyor.
Çok acı çok!
Bugün Başakşehir’deki okul saldırısında vefat eden öğrencimizin İBB çalışanı bir yol arkadaşımızın kızı olduğunu üzülerek öğrendim.
Kızımıza Allah’tan rahmet, ailesine ve İBB ailemize başsağlığı, yaralı öğrencilerimize acil şifalar diliyorum.
Çocuklarını koruyamayan bir ülkeye dönüşmemizin sorumluları koltuklarında oturmaya devam ediyor ne yazık ki!
Kendinize gelin, önlem alın! Çocuklarımız bizim göz bebeğimiz; bakmaya bile kıyamadığımız evlatlarımızı toprağa vermeyelim artık.
Güzel İstanbul’umuzu yönetme görevini devraldığımızdan beri tek gayemiz, memleketin gerçek sorunlarını çözmektir.
Çatıların bağımsız bölüm olarak kullanılabilmesine ilişkin uzun süren mücadelemizle yaptığımız düzenleme İBB meclisinde onaylanmıştı. İmar yönetmeliğine yönelik yaptığımız çalışma da İBB meclisinde oy birliği ile kabul edildi.
İstanbul’umuza hayırlı olsun!
Hazar Ergüçlü, aldığı ödülü bir kenara bırakıp Soma’da babasını kaybeden Yaşar’ın acısını konuştu.
“Madenci çocuklarını ağlarken gördüğümde yaşamaktan, aldığım nefesten utanıyorum” dedi.
Bu sözlerin kıymeti çok büyük. Çünkü bazen bir çocuğun gözyaşına gerçekten bakmak, onun acısını görmezden gelmemek ve “Bu adaletsizlikle nasıl yaşayacağız?” diye sormak bile cesaret ister hale getirildi.
Hazar, sesiyle, vicdanıyla ve cesaretiyle Yaşar’ın, madenci ailelerinin yanında oldu.
İyi ki söyledin Hazar. İyi ki susturulmaya çalışılan vicdanımızın sesi oldun.
Adaletin olmadığı yerde hiç kimsenin gerçek anlamda mutlu olamayacağını hatırlattığın için teşekkürler.
2 Ekim gecesi, gece yarısı, Çorlu Karatepe Kuyu Tipi Cezaevi’nden yüzlerce kilometre uzaktaki Kandıra 1 No’lu F Tipi Cezaevi’ne sevk edildim. Bana makul, hukuki ve somut tek bir gerekçe dahi sunulmadı. Bunun yerine yapılanın “rutin bir uygulama” olduğu söylendi.
İnsanları gece yarısı uykularından uyandırıp dakikalar içinde eşyalarını toplatarak yüzlerce kilometre uzağa götürmek ne zamandan beri rutin?
Haftanın dört günü aralıksız devam eden duruşmaların tam ortasında, savunma hakkını fiilen kullanılamaz hale getirecek şekilde başka bir şehre sevk edilmek ne zamandan beri rutin?
Adını doğru koyalım: Bu, rutin bir uygulama değil. Bu eziyettir, zulümdür.
Sevk edilmeseydim, ayda yalnızca bir kez açık görüşte kavuşabildiğim kızımı görecektim. Sevkin özellikle gece yarısı, apar topar yapılmasının amacı bu muydu? Kızımı görmemi engellemek, canımı acıtmak mı istediniz?
Merakınızı gidereyim: Vurduğunuz yer acıdı.
Yargılarken de, kapattığınız cezaevlerinde de adaletin değil, eziyetin ve zulmün peşinden gidiyorsunuz.
Av. Mehmet Pehlivan
Kandıra 1 No’lu F Tipi Cezaevi
Avukatım Mehmet Pehlivan’a yapılan bu zalimliği tariflemek imkânsız.
Bir insanı duruşmaları devam ederken, hiçbir sebep olmaksızın, kötü muamele ve işkence yasağını ihlal edecek bir uygulamayla gece yarısı bir vakitte sürgün etmek nasıl bir devlet anlayışına sığabilir!
Avukat olmak, adaleti savunmak nasıl bir suç?
Cezaevinde tutuklu olması dahi hukuksuz!
Üstüne “düşman ceza hukuku” işletilmesi!
Tüm hukukçuları, kurum ve kuruluşları, meslektaşlarını göreve davet ediyorum.
Türkiye’nin gündemi “VURGUNLAR!”
AK Parti hükümeti ve saray zihniyeti tamamen çökmüştür.
Asrın Soygunu “FON VURGUNU” ile milletimizi göz göre göre 20 milyar dolar bedelle soyanlar hesap vermekten kaçma ve milleti oyalama yoluna girmiştir!
İktidar medyası dışında kalan bir kaç basın kuruluşundan biri olan T24’e kapatma cezası! Ah şu korku ah!
Medyanın %98’ini ele geçirseniz de yetmiyor değil mi?
Gerçekleri duymaya tahammülünüz yok değil mi?
Hiç bahane falan üretmeyin, bu bağımsız medyaya bir sansürdür.
Whatsapp grubundan çıkarma cezası verdiğiniz “Asrın Vurgunu”nu yapan genel başkan yardımcınız konuşulmasın istiyorsunuz ama millet görüyor.
Sandık gelecek, millet cevabını verecek.
Kurtuluş yok tek başına!
Bölüm 1
Kopuzlar, Erdoğan’ın ilk kez çalışmaya başladığı Elif Gıda’nın sahibi.
Zülküf Kopuz’a ait yalnızca 2 işçisi olan ve hiçbir üretim faaliyeti bulunmayan Gündoğdu Gıda hisselerine, 2 yılda % 7.636 değer kazandırılması.
Aile AKP ilişkileri: Bir soygunun anatomisi.. 👇🏽
Siyasi yaşamım Beylikdüzü’nde başladı!
Mahallelerin sokaklarından sitelere, komşulardan tüm hemşerilerimle buluşarak adım adım büyüdük.
Dert dinledik, dertlendik, çözüm bulduk.
Milli, manevi, acı ve iyi günlerimizde omuz omuza olduk.
Üyelikten ilçe başkanlığına, Beylikdüzü Belediye Başkanlığı’ndan İBB Başkanlığı’na seçim başarılarını milletimizle ve siyasi yol arkadaşlarımızın örnek dayanışması, samimiyeti ile Beylikdüzü’nde üç kez ve İstanbul’da üç kez toplam altı seçim kazandık.
Bu başarıları yoktan var etmeyi, kimseler inanmazken inanmayı, azim ve kararlılığı önce üyelerine, yol arkadaşlarına sonra tüm hemşehrilerine mâl etmeyi büyük ve örnek adanmışlıkla elde ettik.
Şimdi bu büyük dayanışmayı büyütmeyi, üyelik rekorları kırmayı, YENİ SİYASETİ İNŞA etmeyi;
GENÇLERLE,
KADINLARLA,
her meslekten, her yaştan tüm YURTTAŞLARLA,
BEYLİKDÜZÜ’nden 39 ilçeye,
İSTANBUL’dan 81 ilimize,
örnek modellerle yaymaya, yürekleri birlikte atan yüzbinler ve milyonlar olmaya sizleri davet ediyorum.
Önce Beylikdüzü, sonra İstanbul, ardından Türkiye demiştim.
Sıra Türkiye’de milletin iktidarını kurmakta.
Üye olmak için:
https://t.co/s02Cp85dO4
Bağış yapmak için:
https://t.co/pI7LjPaSMx
“Gerçeği söyleyenlere karşı kullanılan yöntemlerden biri de seslerini duyurabilecekleri mecraları kapatmak.
Şimdi onu yürütüyorlar. Mecraları kapatıyorlar. Ben alışığım, sosyal medyamın, hesabımın defalarca kapatıldığını biliyorsunuz.
Yayınlanmamış kitabım toplatıldı ya! 16 polis memuruyla yayınlanmamış kitabın daha baskıya girmeden matbaası basıldı ya!
Çünkü bu iktidar için en büyük tehlike, seçmen analizi değil, gerçeğin görülmesidir, gerçeğin!
En büyük tehlike! En büyük casusluk veri toplamak değil, onları ifşa etmektir!
Onları ifşa ettin mi casussun sen!”
📍 Silivri / Casusluk Davası
Asrın vurgununda yeni perde!
Mevduat yetkisi olmayan TERA Yatırım Bankası bono satıp borçlandı, yasal sınırı 8,5 kat delerek çevresine 600 milyon dolar kredi dağıttı. Krediyi alanlar da o parayla dönüp yine aynı grubun Tera Portföy fonlarını aldı!
Kendi kredisiyle kendi fonunu şişiren dev bir saadet zinciri!
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e soruyorum:
🔹 Bu 600 milyon dolar kredi kimlere verildi?
🔹 Teminatı buharlaşan batık kredilerin faturası kime kalacak?
🔹 Banka 2,6 milyardan 71,7 milyara şişerken BDDK, SPK ve Merkez Bankası nereye bakıyordu?
“Bu ülkede adalet terazisinin bir kefesinde iktidar vardır unutmayın, orası dokunulmazdır.
Orada hesap yapmak yoktur, orada denetim yoktur. Öbür kefesinde ise itiraz edenler vardır.”
📍 Silivri / Casusluk Davası
“Bu yaşanan sarsıntılar, bu yaşanan abluka, bu yaşanan skandallar insan haklarına tümüyle aykırıdır.
Türkiye'yi altüst etmenin yanı sıra, sadece ülkeyi altüst etmek değil, aynı zamanda ekonomik, sosyolojik, psikolojik bedelleri bu millet çok ağır olmuştur.”
📍 Silivri / Casusluk Davası
Ekrem İmamoğlu:
Çağlar geçecek bu iktidarın yasakçı, jurnalci, despot uygulamaları unutulmayacak. Kürsüde vatan, millet edebiyatı yapanlar kendi elleriyle imzaladıkları anlaşmaların hesabını verecektir.
Bu kof hamasetin arkasındaki gerçeklerin hepsi kayıtlara geçti; günü geldiğinde millet hesabını soracaktır.
Cumhurbaşkanı’nın ülkeye verdiği en büyük zararlardan biri, hukuk devletinin üzerine katran dökmüş olmasıdır.
İktidarda kalabilmek için yargıyı siyasi bir aparat haline getirmiştir.
Siyaset üzerinde yargı eliyle vesayet kurmaya çalışmıştır.
Birleşmiş Milletler kürsüsünden dünyaya 'Adil düzen' çağrısı yapıyor beyefendi.
New York'ta güçlü olanın değil, haklı olanın sözünün geçmesini istiyor.
Ne kadar ilginç!
'Güçlünün hukuku olmaz' diyor.
Vay anasını!
Ama Türkiye'de rakibini cezaevine yolluyor.
Dünyadan adalet istiyor, kendi ülkesinin cumhurbaşkanı adayı casusluk suçlamasıyla yargılanıyor.
Rakibine 'ahmak' kelimesi üzerinden siyasi yasak vermeye çalışıyor.
Düşünebiliyor musunuz?
Ben, defalarca karşısında seçim kazandım.
Buradan kendisine sesleniyorum: Siyasi mücadelemiz devam edecek ama devletin kurumları, hiçbir siyasetçinin kişisel hesaplaşmasının aracı olmamalıdır.
Kurumların tarafsızlığına duyulan güven hepimizin, bakın tekrar ediyorum, hepimizin ortak meselesidir.
Çünkü kurumlar, devlet, adalet bu ülkenin temeli; bunu yok etmeyin, sarsmayın!
İktidarlar değişir, partiler değişir, bakanlar değişir, milletvekilleri değişir, cumhurbaşkanı değişir ama devlet kalır!
Siz diyorsanız ki 'Ya devlet gitsin ben kalayım', bu olmaz!
Bu olmaz!
Onun için siyasi mücadelemiz devam edecek.
Geçenlerde durmuş saatin bir kez doğru zamanı gösterdiği gibi Adalet Bakanının bir sözü var: 'Hukuku istismar ederek hukuksuzluk yapan hiç kimsenin yanına kâr kalmayacak' demiş.
Evet! Bugün başkalarına hesap soranlar, yarın verdikleri talimatın, hukuksuzlukların ve ülkeye ödettikleri bedelin hesabını adil mahkemelerde milletin huzurunda tek tek verecektir; doğru söze ne denir?
İki gün sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi yeni yasama dönemine girecek.
Yani aziz milletimize ait olan bu Gazi Meclisin varlığını koruması gerekiyor.
Kurtuluş Savaşı'nı vermiş olan bu yüce Meclisin bitirilmemesi gerekiyor.
Bunun da tek yolu, siyasi rakiplerinizi davalarla, soruşturmalarla, tutuklamalarla siyaset alanının dışına itmek değil; tam aksine demokrat bir ortam yaratmaktır.
Bir devlet- bir ülkenin devlet kurumları siyasi mücadelenin içinde taraf gibi görünmeye başlıyorsa bundan yalnızca muhalif olan zarar görmez; devletin kendisi zarar görür, buradaki herkes kaybeder.
Dışarıdaki 87 milyon insan kaybeder; bunu yapan insanların bile geleceği kararır."
İmamoğlu: Yoldaşım emekli asker Necati Özkan'tan casus çıkarmak...Merdan Yanardağ'dan casus çıkarmak ya da televizyona çökmek...Kimdir nedir bilmediğim bir defa fotoğraf çektirdiğim Hüseyin Gün'e üzülmeye çıkarmak. Bu devlet adına utanç duyuyorum. Bu iddianameyi hazırlayanlardan Haydi oradan. Hangi eylemle devletin güvenliğine karşı hareket etmişiz? Hangi akılla bunu savunuyorsunuz? Hangi delille bunu söylüyorsunuz?Utanın yerine dibine girin. Ben devletin aleyhine iş yapacağım. Daha dünkü çocuklar bunu yazacak. Alnını karışlarım. Hayatım boyunca mücadele edeceğim. Ey Amerika, Ekrem İmamoğlu casusmuş ya onu öğrenseydin. NATO'da New York'ta sorarlar diye bekledim. İmamoğlu, İstiklal Marşı'nı ezbere bilerek bu ülkenin insanına severek büyüdüm. 2019'da 13 bin 600 oyla kazandığımızı iptal edenler belli, buradan casusluk çıkarmaya çalışıyorlar. Yalanla, iftirayla dolu süreç. Madem develtin güvenliğinden söz ediyoruz, güncel bir ara not düşeyim. Vatandaşın birikimlerini nasıl korunduğunu görüyoruz. Kafasını kuma sokmuş 100'lerce insan. Ankara'da Türkiye'ye gösterilen böyle bir fotoğraf. Fon vurguncuları hakkında gerekli yerlere uyarı yapılmış. Aynı gün gözaltına atılmışlar. Develt Denetleme Kurulu'nun başkanı aynı zamanda Borsa İstanbul YK üyesi. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu. Eşler akrabalar böyle. Nepotizmin dik alası. Ben kendi akrabamı işe aldırmadım. Arkadaşlarımın akrabalarını işe aldırmadık.