Astsubay haklarını savunan kurumsal kimliği olan TEMAD başkanı olarak bu görevi kabul etmemeliydi.Hem etik değil hemde yetkilerini kullanmaya engel teşkil eder. Artık Oyak hakkında olumsuz bir söz çıkmaz başkandan.
Bizim OYAK 'ın açıkladığı nema oranlarından içimiz yanarken , sözde haklarımızı savunacak Temad genel başkan müsvettesi OYAK 'tan ballı kaymak bir ödül alıyor.!
Neyin karşılığında ?
Keyifle okuyacağınız flood
Dünyanın en büyük finans şirketlerinden J.P. Morgan'ın CEO'su James Dimon'un, zengin koca avcısı bir kızın kendisine attığı bir e-mail'e verdiği cevap.
4 Nisan 1953
— Alo Dumlu?
— Evet, Dumlu.
— Ben Üsteğmen Suat.
— Evet, efendim ben Selami
— Selami nasılsınız, biz geldik, şimdi bana durumu anlat.
— Efendim dizellerden yara aldık, manevra dairesinde yangın çıktı, bataryayı sıfıra alarak kıç torpido dairesine geçtik, şimdi manevra dairesi su ile dolu.
— Kaç kişisiniz orada?
— 22 kişiyiz.
— Diğer dairelerle irtibatınız var mı?
— Yarım saat evvel kıç batarya dairesi ile konuştum, şimdi cevap vermiyorlar.
— Merak etmeyin 'Kurtaran' geldi biz buradayız.
— Efendim manometre 267 kadem gösteriyor doğru mu?
— Selami, Kurtaran geldi şimdi kurtarma işine başlanıyor, ben biraz sonra yine gelirim.
— Peki efendim.
Denizaltındaki subay, astsubay ve erlerin tümüne korkunç gerçek söylendi; kendilerini su yüzüne çıkamayacakları, buna imkân olmadığı bildirildi. Artık kendilerine başta söylenen “gerekmedikçe konuşmayın ve sigara içmeyin '' telkininin yerine, "Galiba buraya kadar, birer cigara yakalım mı kumandan?" diye umutsuzca soran askere “konuşabilirsiniz, türkü söyleyebilirsiniz ve isterseniz sigara da içebilirsiniz'' denildi.
Bunu duyan kahraman denizcilerimizin son sözleri “Sizler sağ olun! Vatan sağ olsun! '' oldu...
O andan itibaren oksijen bitinceye kadar 72 saat hayatta kaldılar ve “Ah, bir ataş ver cigaramı yakayım… '' türküsünü söyleyerek büyük bir tevekkülle son nefeslerini verdiler.
Son sözleri “Vatan Sağolsun!'' oldu...
4 Nisan 1953 tarihinde Çanakkale'de batan Dumlupınar denizaltısında şehit olan 81 denizcimizi rahmetle ve saygıyla anıyoruz.
Ruhları şad olsun...
Dünyanın en zengin ailelerinden biri olan Yahudi David Rockefeller’in, piyasaya çıkan, ama kısa süre sonra toplatılan kitabındaki itirafları, Türkiye'de yaşananları anlayabilmek için çok önemli.
Şöyle diyor David Rockefeller:
24 yaşında Şam'da 5. Ordu'da
26 yaşında Selanik'te 3. Ordu'da
28 yaşında Hareket Ordusu'yla İstanbul'da
29 yaşında Picardie Manevraları'nda
30 yaşında Trablusgarp'ta Şark Gönüllüleri Komutanlığı'nda
31 yaşında Balkan Savaşları'nda
32 yaşında Edirne'de
33 yaşında Sofya'da
34 yaşında Çanakkale'de tümen komutanı,
35 yaşında Diyarbakır'da kolordu komutanı,
36-37 yaşında Suriye ve Filistin'de ordu ve ordular grubu komutanlıkları,
38 yaşında Anadolu'da başlattığı Kurtuluş Savaşı ile bir milletin başında...
https://t.co/pVceFqGXYJ
Bu ülkenin dününde bugününde varolan ve geleceğinde de varolacak ömrünü halkına adamış Cumhuriyet gibi bir esere imzasını atmış kurucumuz GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’e sonsuz teşekkürler.Yaşasın CUMHURİYET 🇹🇷🇹🇷🇹🇷
Türkiye Cumhuriyeti Sonsuza Dek Var Olacak ve Cumhuriyet Bayramımız Hep Kutlanacaktır %100..🇹🇷🇹🇷🇹🇷
Cumhuriyetimizin 💯. yılı .. Yaşa Mustafa Kemal Paşa Yaşa, Pusulamız, Rehberimiz, Aydınlık Yarınlarımıza tek İmza ATATÜRK..
🇹🇷♥️🇹🇷♥️🇹🇷
“DAĞIN KRALI”
Hayatında hiç Türkiye'ye gelmemiş, Amerikalı bir psikiyatri profesörü, Adı Arnold Ludwig, bir kitap yazıyor.
Adı "Dağın Kralı" King of te Mountain"
Dünyada ülke yönetmiş politikacılarla ilgili bu kitap, 20. Yüzyıl'da dünya liderleri ile ilgili bir seri araştırmayı kapsıyor...
Bu çalışması 20 yıl sürüyor. Dünyadaki tüm liderler arasında 2000 kişi değerlendiriliyor.
Baştan sona polisiye roman gibi okunan 460 sayfalık kitaptaki bölümlerden biri şu:
“In one of the most comprehensive and insightful studies of political leader ever undertaken”.
Yani, liderlerle ilgili en kapsamlı ve en ayrıntıya inen araştırma.
Beş kıtadan ülkelerinin kaderlerini değiştiren, hatta dünyanın gidişini iyi ya da savaş çıkarmak gibi kötü yönde etkileyen liderleri inceleyen bir kitap.
Bu kapsamlı araştırma sonunda öne çıkan 377 devlet adamı belli ölçütlere göre tekrar değerlendiriliyor.
Öne çıkan liderlerin hepsine aynı olmak üzere 200 kadar değişik kıstas uygulanıyor.
Bu kıstaslara göre 1'den 31'e kadar değişen puanlar verilip değerlendiriliyor. Uygulanan testin tam adı “Political Greatness Scale” olarak tanımlanıyor ve buna göre sıralama yapılıyor.
Örneğin, en çok Roosvelt ve Mao 30'ar puan almışken, Nehru'ya 25, Churchill'e 22, Kennedy'ye 15 puan veriliyor.
Sadece bir tek lider 31 puanla ilk sırayı alıyor.
Bu lider “Visionary” (ileriyi gören, öngörülü, büyük görüş gücü olan) sıfatıyla, 20. Yüzyıl'ın en büyük devlet adamı unvanına layık görülüyor.
Evet, işte o lider devlet adamı;
"Mustafa Kemal ATATÜRK'tür."
“DAĞIN KRALI ATATÜRK”.
Ne yazık ki, bu kitabın Türkçesi yok.
Türk medyası da bu haberi hak ettiği gibi duyurmadı.
HESABI ÖDEMEDEN NEREYE MUSTAFA?
Ankara’da havanın kapalı…
Sıkıntılı olduğu bir eylül akşamı…
Avrupa’nın üstünde savaş rüzgârları esiyor…
Çankaya Köşkü’nün havası hüzünlü…
Atatürk hasta ama…
Memleket meselelerinden ayrı kalmak mümkün mü?
Sanki yolun sonuna geldiğini hisseder gibi…
Akşamüstü saatleri…
Yanında…
Nuri Conker var…
Selanik’ten hem mahalle hem okul arkadaşı…
Albaylıktan emekli ve…
Paşalık dahil…
Hiç bir makam/mevkii kabul etmemiş gerçek dost ve sırdaş…
Kadim dost Nuri Conker, o gün…
Arkadaşının havasını dağıtmak ister…
Çocukluk günlerinden söz eder…
Bal gibi sohbet, uzayıp gider…
İstanbul’a ve gençlik günlerine gelir…
Harbiye ve sonra akademideki günleri anarlar…
Yedi Tepeli kentte yaşadıkları akıllarına gelir…
Tünel’deki Apostol’un yerinden bahsederler...
O ufacık ama ünlü meyhanede…
Yaşadıkları unutulmaz akşamlar gelir akıllarına…
Hatta…
Paraları olmadığı zaman…
Nasıl meyhaneciye “yaz hesaba” dediklerini hatırlarlar…
Bazen o küçük piste fırlayıp…
Rumeli havaları eşliğinde…
Zeybek oynadıkları bile gelir gözlerinin önüne…
Atatürk keyiflenir…
Sanki hastalığını unutmuş gibidir…
Kısa bir sessizlik olur…
Nuri Conker, aklına geleni hemen söyler:
“İster misin Mustafa, atlayıp trene gizlice İstanbul’a gidelim, önce Boğaz’da gezeriz, sonra ver elini Beyoğlu, Apostol’a uğrarız... Kimse görmeden döner geliriz…”
Gazi, çok sevinir…
Gözleri ışıldar; “Nasıl yaparız ki Nuri?” der…
Nuri Conker kararını vermiştir; her şeyi ayarlar…
İstiklal Savaşı’nda orduya cesaret vererek…
Conk Bayırı’nın alınmasının mimarı bu kahraman asker için…
İstanbul operasyonu, çocuk oyuncağıdır…
Nitekim…
İstanbul ekspresinden üç kompartıman alınır…
Gece trene binilir; kimsenin ruhu bile duymaz…
Hafiften de olsa…
Tanınmamak için kıyafetler değiştirilir…
Kaçakları(!) Haydarpaşa’da Conker’in bir arkadaşı karşılar…
Sonra?
Ver elini Boğaziçi…
Gezerler, yürürler, denizi seyrederler…
Boğaz havasını ciğerlerine çekerler…
Sonra istikamet Beyoğlu…
Tünel’e gelince de doğrudan Apostol’un yerine giderler...
Akşamüstünün tüm güzelliği örtmüştür İstanbul’u…
Saat 17.00 olmuştur, bile…
Meyhanenin müdavimleri yavaştan gelmeye başlar…
(Bi’parantez açalım, sözün burasında…)
İstanbul’da eğlence yerlerini işletenler işlerini iyi bilirler…
Özellikle Rumlar…
Osmanlı’dan kalma gelenek ve görenekleriyle hizmetin piridirler…
Meyhane’nin sahibi Apostol…
Bi’ara Nuri Conker ile göz göze gelir…
Şimşek çakar kafasında…
Tanımıştır, gelenleri…
Eski müşterisi Atatürk’ü ve dostunu…
Çok sevinir ama…
Nuri Conker hemen uyarır; “Sakın bozma” der ve ekler:
“Eskisi gibi davran, gelenleri de çevirme, sadece bizimle garsonlar hariç, kimse fazla ilgilenmesin, hafifçe demlenelim…”
Akşam ilerlemekte, keyif ise artmaktadır…
Mustafa Kemal ise gençlik günlerine döndüğü için çok mutludur...
Bi’ara merak edip, Nuri Conker’e de sorar:
“Galiba bizi hiç kimse tanımadı!”
Nuri Bey’in tek endişesi içeriye girip çıkan birilerinin dışarıda bu olaydan söz etmeleridir… Apostol güvence verir, “Sen merak etme Paşam…”
Artık sıra Rumeli türkülerine, çalmaya / oynamaya gelmiştir...
Tavernanın her köşesi…
Şarkı ve türkülerle çınlamaya başlar…
Hatta…
Atatürk bile dans edip, türkülere eşlik eder…
Kuşkusuz…
Gazi Mustafa Kemal, oyunu sezmiş ama…
Artık o da bozmayıp, eğlenmeye devam eder…
Aslında…
Kadim dostu Conker’in kıyağının farkındadır…
Dostluk da…
Zaten bu değil midir?
Ayrılma zamanı gelmiştir…
Haydarpaşa’dan trene binilecektir, erken kalkmak gerekir…
Ayağa kalkar Mustafa Kemal…
Madem (!) kimse onu tanımamıştır, o da kapıya yönelir…
Arkasından bağırır Apostol:
“Mustafa hesabı ödemeden nereye gidiyorsun?”
Gazi, döner ve şöyle der:
“Yaz hesaba bre Apostol!”
Birbirlerine sarılıp ağlamaya başlarlar…
Bu arada bütün taverna ayağa kalkar ve dinmeyen alkışlar…
Tavernadakiler hep bir ağızdan bağırırlar:
“Bizim Mustafa, seni bırakmayacağız ama sen de bizi bırakma, daha sık gel…”
ASTSUBAYLARLA İLGİLİ ACİL EYLEM PLANIMIZ
1. Tazminat konusu çözülecek:
Astsubaylara 10.000 Gösterge rakamı üzerinden, emeklilerine de yansıtılacak tazminatın tahakkuk ettirilmesine dair Kanun mümkün olan en kısa sürede yürürlüğe girecektir.
2. Göreve Başlangıç Derecesi 9/2'nin öğrenim farkı gözetmeksizin tüm Astsubaylara verilmesi sağlanacak.
3. Astsubayların eğitim seviyesi lisans düzeyine çıkarılacak.
4. Aleyhte nasıpları düzeltilenlerin bir defaya mahsus devletin şahsiyeti aleyhine işlenen suçlar ve yüz kızartıcı suçlar hariç olmak üzere verilen cezalar tüm yönleriyle af edilecektir.
5. Türk Silahlı Kuvvetlerinde 60 yaşına kadar görev yaparak emekli olan astsubaylara Kadrosuzluk Tazminatı hükümlerine uygun olarak tazminat tahakkuk ettirilecektir.
6. Adi malüllük yerine “sağlık malülü” ibaresi kullanılacaktır.
7. Astsubaylara askeri kaynaktan müfettiş yardımcılığı görevi verilebilecektir.
8. TSK İç Hizmet Kanununda esaslı değişiklikler yapılacaktır.
Dünya futbol tarihinde eşine çok nadir rastlanan olaylardan birisi 2 Mart 2000 tarihinde Almanya’nın Dortmund kentinde Borussia Dortmund- Galatasaray maçında yaşandı.
Sürecin perde arkasında ise futbolun çok ötesine geçen bir hikaye gizliydi.
halen daha Türklerindir...
Umulur ki bol bol paylaşılır, odalara ve arkadaşlarınıza atarsınız ve milletimiz bilgilendirilir...
Prof.Dr. Yusuf HALAÇOĞLU
Alıntıdır okuduğunuz ve paylaştığınız için teşekkür ederim
29 Mayıs 1453 İstanbul’un Fethi’nin 570’inci yıl dönümü kutlu olsun. Bu anlamlı günde "Ya ben İstanbul'u alırım, Ya da İstanbul beni." sözlerini tarihe yazan Fatih Sultan Mehmet Han ile tüm şanlı ecdadımıza Allah’tan rahmet diliyor, saygıyla, minnetle anıyoruz 🇹🇷
#İstanbulunFethi
#oylartazminata
Astsubayları;
Yok sayanı,
Görmezden geleni,
Umursamayanı,
Hafife alanı,
Statünü bil diyeni,
Verdiği sözleri tutmayanı, Astsubaylar yok sayacaktır.
Hiç şüpheniz olmasın.