Türkiye'de İslamcılık adı altında çok şiddetli bir Arap milliyetçiliği yapılmaktadır. Türk'üm diyen herkesin buna karşı mücadele etmesi kanının gereğidir.
ÇUVALIN ANLAMI
23 yıl önce bugün (4 Temmuz 2003) Süleymaniye’de ABD askerleri 11 Türk askerini kahpece yaptıkları baskınla gözaltına alıp başlarına çuval geçirerek yaklaşık 60 saat alıkoydu. Olay, Türkiye-ABD ilişkilerinde derin onanmaz bir kırılma yarattı. Halk büyük bir infial göstermesine rağmen dönemin hükümeti istenen tepkiyi vermedi.
Esasında bu olay; ABD’nin her istediğini yapmaya çalışan ama Türkiye Cumhuriyeti’nin asker dahil denge ve kontrol mekanizmalarını patlatmak ve etkisiz hale getirmek için yapılan bir dizi itibarsızlaştırma ve hukuk görümümlü (Ergenekon, Balyoz vb) kumpasın işaret fişeği idi. Cemaat ve iktidar bu operasyonlarda birlikte ve eşgüdüm içinde çalıştılar 17-25 Aralık 2013’e kadar.
Bugün ise Trump’ın söylemi ile “ben ne istersem yapıyorlar” durumuna geldik. Yapılanlar ise Türkiye’nin çıkarları, güvenliği ve bekasıyla çelişmekte ama alınan destek ve meşruiyetle iktidar ömrünü uzatmaktadır.
Gazeteci Banu Avar: “Türk nerede?”
“Türk oy veriyor. Türk asker olup ölüyor. Türk polis olup ölüyor. Türk tarlada ürünüyle aç kalıyor. Türk fabrikada işçi, Türk dairede memur.
Bütün köşe başları tutulmuş. Türkiye’de asıl ırkçılığı Türk olmayanlar yapıyor.”
Başlığı HA-TIR-LA-DI-NIZ-MI diye değil, U-NUT-MA-YIN diye koymak lazım...
Zira 23 yıl önce AKP eliyle TSK'nın düşürüldüğü bu utanç durumu yüzyıllar geçse de unutulmayacak bir kara gündür.
U-NUT-MA Ey TSK!
U-NUT-MA Ey Türk Milleti!
“Müslüman olmayana Türk denmez” diyenler var.
-Cumhurbaşkanlığı forsunda yer alan 16 Türk Devleti’nden Büyük Hun, Batı Hun, Avrupa Hun, Ak Hun, Göktürk, Avar, Hazar, Uygur Devleti Müslüman değillerdi ama Türk’tü. Forstan mı kaldıralım...
-Şu anda yaşayan Çuvaş, Gagavuz, Karay, Altay, Tuva, Yakut, Hakas, Sarı Uygur Türkleri Müslüman değil ama Türk’tür.
-Türk Ordusu’nu kuran Mete Han Müslüman değildi ama Türk’tü. Müslüman olmadığınız için Türk değilsiniz mi diyeceğiz?
-İnsan bu dönemde cehaletin tanımını yapmakta zorlanıyor. Cehalet bilinçli bir tercih…
Yahu kardeşim, akıl alır gibi değil!
Trump tüm dünyanın gözü önünde ilan ediyor; "Ben Erdoğan’a bir şey söylüyorum, yapıyor" diyor.
"Ona İsrail’e bulaşmayacaksın dedim, o da kabul etti" diyor.
Normal bir ülkede bu sözler üzerine kıyametin kopması, yer yerinden oynaması lazım.
Ama bakıyorum Türkiye’ye, bırakın kıyameti, gürültü bile kopmuyor!
Peki muhalif kanallar ne yapıyor?
Ankara’da yapılacak NATO zirvesinin sadece magazinini konuşuyorlar.
Dön dolaş aynı görüntüler; efendim yollar asfaltlanmış, arkası gecekondu olan yerlerin önüne NATO yazılı tahta perdeler çekilmiş...
Sadece magazin! İçerik sıfır!
Ekrana çıkan komutanlar başka şey anlatıyor, çok bilmiş akademisyenler de anca Ukrayna edebiyatı yapıyor.
Bırakın edebiyatı!
Geçmişte Tom Barrack ne diyordu? "Erdoğan'a meşruiyet kazandırmak lazım."
Ne için? İşte bunun için. Adam "Ne istediysem yapıyor, İsrail'e dokunma dedim kabul etti" diyor, asıl bunu konuşun!
#siyaset #gündem #trump #erdoğan #chp #özgürözel #kemalkılıçdaroğlu #natozirvesi #israil #dışpolitika #haber #analiz
2235 yıllık şanlı geçmişiyle milletimizin gücü ve gururu olan Türk Kara Kuvvetlerimizin kuruluş yıl dönümünü saygı ve gururla kutluyoruz. 🇹🇷
#TSKGV#TürkKaraKuvvetleri
Şeyh Sait ve isyana katılan diğer elebaşları, Hıyanet-i Vataniye Kanunu'nun (Vatana İhanet Kanunu)
1. maddesi ve bu kanuna 25 Şubat 1925'te eklenen maddeler gereğince vatana ihanetten yargılanarak HAİN ilan edilmişlerdir.
Bunu inkar edenler Türkiye Cumhuriyeti'nin yargısını da inkar ediyor demektir.
AKP'NİN İKTİDARDA KALABİLMESİNİN TÜRKİYE'YE AĞIR MALİYETLERİ VAR.
İktidarda kalmaya devam edebilmek ve bu kapsamda Trump'ın methiyelerine mazhar olarak desteğini ve meşruiyetini alabilmek için Türkiye'nin çıkarlarından ve güvenliğinden bol miktarda ödün vermek lazım. Kıbrıs bunlardan biri. Bir diğeri NATO 3.0 ile Türkiye'ye biçilen rolü oynamak ve ABD tarafından verilen görevleri yapmak. Aynen 2004 İstanbul Zirvesi'nde NATO 2.0 ile verilen Büyük Ortadoğu Projesi'nin eş başkanlığı gibi.
Kıbrıs'ta gerçekleri gizlemek isteyenlerin yaptığı ilk şey, tarihi 1974'ten başlatmaktır.
Çünkü 1963 konuşulursa Kanlı Noel konuşulur.
Enosis konuşulur.
Akritas Planı konuşulur.
103 Türk köyüne yapılan saldırılar konuşulur.
Ve en önemlisi, 1974'ün neden yaşandığı ortaya çıkar.
1963'ü unutturmaya çalışanların, 1974 hakkında anlatacakları bir masaldan ibarettir.
1933 yılında Atatürk, General Mac Artur'a şöyle der; "Allah nasip eder, ömrüm vefa ederse Musul, Kerkük ve adaları geri alacağım.
Selanik de dâhil Batı Trakya'yı Türkiye hudutları içine katacağım."
(Türk Silahlı Kuvvetler Dergisi,
syf:26, sayı: 333, Temmuz 1992)
NATO Zirvesi öncesinde Türkiye’ye yönelik emrivakiler peş peşe geliyor. Önce Heybeliada’daki Ruhban Okulu’nun eylül ayında açılacağı haberi Yunan basınında yer aldı. Günlerce tartışıldı, büyük yankı uyandırdı ancak Ankara’dan tatmin edici bir açıklama gelmedi.
Şimdi ise Kıbrıs’ta yeni bir çözüm süreci hazırlığının işaretlerini yine Rum basınından öğreniyoruz. Güney Kıbrıs’ta yayımlanan Politis gazetesinde yer alan haberlere göre BM Genel Sekreteri Guterres ve temsilcisi Holguin, 2017 Crans Montana sonrasında üçüncü kez adayı federasyon eksenine sürükleyecek yeni bir formül üzerinde çalışıyor.
Asıl dikkat çekici olan ise zamanlamadır. ABD, İsrail, Yunanistan ve GKRY son yıllarda Doğu Akdeniz’de Türkiye aleyhine askeri, diplomatik ve enerji merkezli girişimlerini kesintisiz sürdürürken, tam da böyle bir dönemde yeni bir 5+1 formülünün gündeme gelmesi tesadüfle açıklanamaz. Daha da önemlisi, eğer doğruysa, Ankara’nın bu girişime kapalı olmadığı yönündeki haberlerin yine Rum ve Yunan medyasında yer almasıdır.
Ne yazık ki son dönemde Türkiye’yi ilgilendiren birçok kritik gelişmeyi kendi devlet kurumlarımızdan değil, Atina ve Lefkoşa basınından öğrenir hâle geldik. (2017 Crans Montana zirvesinde Ankara'nın adadan asker çekmeyi kabul ettiğini de Rum basınından öğrenmiştik.)
28 Şubat 2026’da başlayan İran-İsrail-ABD savaşında yaşananlardan ders almayanlar, 2004 Annan Planı ve 2017 Crans Montana süreçlerinde yapılan hataları tekrarlamaya çalışanlar, kısa vadeli çıkarlar uğruna geleceğimizi karanlığa gömmek isteyenlerdir. Bunun adı diplomasi veya müzakere değildir.
Bu süreç, Türkiye’nin son yıllarda AB, NATO ve ABD ile ilişkilerinde izlediği politikalardan bağımsız da değerlendirilemez. Ankara, jeopolitik açıdan son derece önemli bazı konularda karşı taraftan somut ve bağlayıcı kazanımlar elde etmeden sürekli yeni beklentiler üretmektedir.
SAFE, Gümrük Birliği, vize serbestisi, üyelik perspektifi ve savunma iş birliği başlıkları sürekli gündemde tutulurken Türkiye’den yeni tavizler talep edilmektedir. Bu arada 7 Haziran 2026 tarihinde Avrupa Parlamentosu tarafından kabul edilen küstah Türkiye Raporu’nda Mavi Vatan ve KKTC’nin ağır eleştirilerle hedef tahtasına oturtulduğunu; aynı günlerde Türkiye aleyhinde Amerikan Kongresinden de Doğu Akdeniz ve Kıbrıs'ı IMEC'in (Hindistan, Oratdoğu Avrupa Ekonomik Koridoru) deniz kapısı hâline getiren ABD-Yunanistan-GKRY-İsrail ortaklığını kalıcılaştıran Türkiye'nin deniz jeopolitiğini hedef alan Eastern Mediterranean Gateway yasa tasarısının da onaylandığını hatırlatalım.
Finansal baskı altında bulunan, her geçen gün büyüyen dış borç stokunu yeni borçlarla çevirmeye çalışan ve ekonomik kırılganlık yaşayan ülkemizin, masada vermeyeceği tavizleri vermeye zorlanabildiğine dair örnekler tarihimizde mevcuttur.
Rum basınına yansıyan bilgiler doğruysa masadaki teklif son derece tehlikelidir. Maraş, Güzelyurt ve Mesarya’nın bir bölümünün verilmesi, Türk askerinin zaman içinde çekilmesi, etkin ve fiilî garantörlüğün aşındırılması, adanın NATO şemsiyesi altında yeniden yapılandırılması ve Türkiye’nin limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açması gibi başlıklar konuşulmaktadır. Buna karşılık siyasi eşitlik, etkin katılım, ortak devlet, doğrudan ticaret ve benzeri vaatler sunulmaktadır.
40 köyün, bir ilçenin ve üç belediyenin Rumlara verilerek en az 100 bin insanımızın yurdundan edilmesine, KKTC topraklarının beşte birinin ve daha da önemlisi sulu tarım yapılan en verimli arazilerin, ayrıca yer altı su kaynaklarının büyük bölümünün Rum yönetimine bırakılmasına kim evet diyebilir?
Daha da önemlisi mesele yalnızca KKTC’nin kendisi değildir. Türkiye’nin deniz jeopolitiğinin ileri kalesi KKTC’dir. Doğu Akdeniz Mavi Vatan’ın amiral gemisi ise onun amiral karargâhı da KKTC’dir. Adadaki varlığımız, donanmamızın yarattığı caydırıcılığa eşdeğer stratejik bir caydırıcılık üretmektedir. KKTC’nin bağımsız varlığına halel getirecek, adadaki Türk askerinin geri çekilmesine yol açacak girişimler müzakere konusu değil, gündem konusu dahi olmamalıdır. KKTC’nin yalnızca Türkiye tarafından tanınması, bu tür süreçleri savunanların gerekçesi olamaz. Zira bunun anlamı, Anadolu’nun güneyden çevrelenmesine kendi irademizle onay vermektir.
KKTC yalnızca bir ada parçası değil, Türk dünyasının tek ada devleti, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki ileri karakolu, güvenlik kuşağı ve stratejik derinliğidir. Kuzey Kıbrıs olmadan Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de kalıcı jeopolitik üstünlük kurması, deniz yetki alanlarını koruması, Kızıldeniz ve ötesine güç aktarımı yapması ve Mavi Vatan doktrinini sürdürülebilir kılması mümkün değildir.
KKTC’nin bağımsız egemen varlığı ve adadaki Türk askeri mevcudiyeti, Doğu Akdeniz’deki kıta sahanlığı ve deniz yetki alanlarımızın korunmasının yanı sıra bölgedeki ticaret yollarının güvenliği ve Anadolu’nun güneyden savunulması açısından da kritik önemdedir.
KKTC, Türkiye için yalnızca bir dış politika konusu değil, doğrudan ulusal güvenlik, deniz jeopolitiği ve stratejik derinlik önceliğidir.
Bu nedenle bir yandan Mavi Vatan tatbikatları ve Mavi Vatan Teknofest gösterileri yapıp diğer yandan Mavi Vatan’ın merkezindeki en kritik jeopolitik mevziyi yeniden müzakere masasına koymak ciddi bir çelişki yaratmaktadır. Annan Planı sürecinde de, 2017 Crans Montana görüşmelerinde de benzer tablolar yaşandı. Eğer bugün Rum basınında çıkan haberler doğruysa, üçüncü kez aynı tezgâha dönülmek istenmesi anlaşılır değildir.
Üstelik hem Türkiye hem de KKTC son yıllarda egemen eşitlik ve iki devletli çözüm konusunda son derece net açıklamalar yapmışken, federasyon eksenli yeni formüllerin yeniden gündeme taşınması ayrıca sorgulanmalıdır.
KKTC, Mavi Vatan’ın ayrılmaz bir parçasıdır. KKTC’nin zayıflatıldığı veya tasfiye edildiği bir senaryoda Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki jeopolitik konumunu koruması da mümkün olmayacaktır. Tekrar hatırlatalım, Beşparmak Dağları’ndan KKTC ve Türk bayrakları indiğinde Ankara’da kimse rahat uyuyamaz.
NATO’nun yaklaşan 7-8 Temmuz Ankara zirvesinde Trump’ın hükümetimize yönelteceği iltifat bombardımanlarının karşılığında tani taviz taleplerine karşı da şimdiden hazırlıklı olmak durumundayız.
Bu notumuzu merhum Rauf Denktaş'ın sözleri ile tamamlayalım.
TÜRKİYEM DİYORUM, ANLIYOR MUSUNUZ? ÖZGÜRLÜK DİYORUM, ANLIYOR MUSUNUZ? BAĞIMSIZLIK DİYORUM, ANLIYOR MUSUNUZ? DEVLETİM DİYORUM, ANLIYOR MUSUNUZ?
CHP'DE İMZA TOPLANAN KURULTAY'DAN KILIÇDAROĞLU'NUN KAÇIŞ NEDENİ:
1- Bölge mahkemesi, tedbiren kişileri değil 37 NCİ DÖNEM genel merkez organlarını göreve getirdi.
2- PM üye sayısı tüzükte öngörülen sayının altına düşünce, 37 NCİ DÖNEM PM zaten görev yapamaz, toplanamaz, düşmüş durumda.
Düşen bir PM, doğal olarak tedbir kararı ile bile ayakta tutulamaz ve görev yapamaz.
(Bu durum geçmişte 37 nci dönem yaşanırken gerçekleşse idi yine PM düşmüş olacak, o dönemde de yibe olağanüstü kurultay yapılma yoluna gidilecekti.)
Bu nedenle, "PM seçimi" için şimdi OLAĞANÜSTÜ KURULTAY yapılmak zorunda.
3- Olağanüstü kurultay yapılıp PM seçilince, MYK her durumda bu PM içinden çıkmak durumunda.
4- Yeni MYK ve yeni PM'yi, delegeler hakkında tedbir olmadığı için 2025 delegeleri seçecek.
5- Düşmüş bir PM varken, onun içinden çıkan MYK'da düşmüştür.
Bu durum karşısında, mevcut PM ve mevcut PM içinden çıkan MYK tarafında tarafından yapılan tüm işlemler iptal edilir.
6- Bu şekilde oluşacak PM ve MYK ile Kılıçdaroğlu çalışamayacağı için, Kılıçdaroğlu gerçek dışı gerekçeler ileri sürüyor!
#CHP #Kurultay
👉Nüfusunun %90 ı müslüman olan Senegal de Diyanet İşleri Başkanlığı yeniden yapılandırılıyor. İmamların maaşını, Camilerin masrafını camiye giden cemaat karşılayacak; gerçek islami devrim budur.
👉 Türk Milletinin ekseriyesinin talebi budur. Biz de kara delikten kurtulmalıyız.
Şair Şükrü Erbaş, Kılıçdaroğlu'nu sert sözlerle eleştirdi:
"Seni sevmeyenler bile utanmaya başladı; bomboş bir binaya girip çıkıyorsun, bu nasıl bir haz, nasıl bir 'yüce' görev! Partiyi sonunda gerçekten 'CE-HA-PE' yaptın!
Ey değer bilmez narsist! Bunca küçük adam seni neden bu kadar seviyor?
Cenazeni kaldıracak birkaç iyi insan kalsın hayatında. Hiçbir ölü yürüyerek girmiyor mezara!"
Emekli Tuğgeneral Naim Babüroğlu:
“ABD, 1997’de PKK’ya Washington’da büro açtırır, 2001’de PKK televizyonuna yayın yapma izni verir.
Ama aynı ABD, Teksas’ın bağımsızlığı için mücadele eden ayrılıkçı örgüt lideri Richard Mc Loren’a 99, yardımcısına 50 yıl hapis cezası verir.”