Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
“Kim bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin. Buna gücü yetmezse diliyle değiştirsin. Buna da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir.”
Bu hadis, yalnızca fertlere değil; imkânı, yetkisi ve sorumluluğu bulunan herkese hitap eden ahlâkî bir çağrıdır. Çünkü yetki, sadece makamın değil; mesuliyetin de adıdır.
Devlet büyüklerimizin, milletimizin güvenliği ve ülkemizin bekası adına bu terörist rejime karşı uluslararası platformlarda ortaya koyduğu gayreti inkâr etmiyor, samimiyetlerinden şüphe duymuyoruz. Fakat hakikate sadakat, takdir ettiğimiz yerde alkışlamak kadar; eksik gördüğümüz yerde hatırlatmayı da gerektirir.
İşte tam da bu yüzden, çifte vatandaşlık meselesi gibi doğrudan milli güvenliği ve kamu vicdanını ilgilendiren bir konuda sessizliğin uzaması, endişelerimizi artırmaktadır.
Zira kötülüğe karşı mücadele, sadece sınırların ötesinde değil; ihtimalin başladığı yerde de verilmelidir. Devlet aklı, yalnızca ateşi söndürmekle övünmez; kıvılcımı büyümeden fark etmekle de övünür.
Millet, gücü olanın susmasını değil; gücü nispetinde harekete geçmesini bekler. Çünkü geciken her tedbir, haklı soruları çoğaltır; cevapsız bırakılan her soru ise güveni sessizce aşındırır.
Bizim sözümüz, ayrıştırmak için değil; uyarmak içindir. Çünkü bazen bir milleti ayakta tutan şey, söylenen övgüler değil; vaktinde yapılan samimi ikazlardır.
Temennimiz odur ki, vatandaşlık hukukunu ve milli güvenliği ilgilendiren bu mesele, vakit kaybetmeden devlet ciddiyetine yakışır bir kararlılıkla ele alınsın. Zira hadis-i şerifin bize öğrettiği gibi, kötülük karşısında imkânı olduğu hâlde hareketsiz kalmak, sadece bir tercih değil; aynı zamanda ağır bir mesuliyettir.
Ülkemde siyonist istemiyorum.
Çünkü bu topraklar, mazlumun ahını sermayeye dönüştürenlerin değil; zalimin karşısında dimdik duranların yurdudur.
Gazze'de çocuklar enkaz altında can verirken, anneler evlatlarını kefensiz toprağa verirken, dünyanın güçlüleri suskunluğunu korudu. Kimi kınamakla yetindi, kimi ticaretine baktı, kimi de üç maymunu oynadı.
Oysa biz biliriz ki bir ülkenin, bir devletin büyüklüğü sınırlarıyla değil, mazlumun yanında durabildiği kadar ölçülür.
Biz safımızı seçtik.
Ve ülkemizde siyonist istemiyoruz. Devlet büyüklerimizden bu ülkede ne kadar siyonist varsa derhal sınır dışı edilmesini talep ediyoruz. @mustafaciftcitr@TC_icisleri@RTErdogan
İşgalci Siyonistlere Rahat Yok!
Gaziantep'ten araçlarla Antalya'ya yola çıkan gençler Çevre illerde Çağrıda bulundular. Siyonist İsrail askerleri çifte vatandaşlık münasebetiyle Ülkemizde tatile geliyorlar. Gazze'de çocukları, Sumud'ta sivilleri esir alanları Karşılamaya Gidiyorlar.
Çevre İllerden Kardeşlerin Katılımı Bekleniyor.
@GkhanTa02192422@sozsoy796 Prof, isimlerinin önüne getirdikleri ufak bir ünvandan başka bir şey değil maalesef. Artık parayla bile prof oluyorlar zaten nitekim bakış açıları bunun en bariz göstergesi
@istiklalkadin Aksini ispat edin de eyvallah diyelim. Ben yanlış bir şey göremedim. Bu ülkede nerde ahlaksızlık varsa orada mustafa kamal'in arkasına saklanmış kamalistler çıkıyor. Bir değil, üç değil, beş değil...
Mısırlı sanatçı Bassem Youssef, Cüneyt Özdemir’e verdiği röportajda İsrail hakkında dosdoğru, nefis duruş sergiliyor.
Adam olmak herkese nasip olmuyor.
Darısı bizim sanatçılarımızın, elitlerimizin başına, diyorum.
Ama bunun mümkün olmadığını da biliyorum.
Hafız olsa ortada bıraktığın ayetin devamını getiremeyebilir. Hele de kamera önünde. Adam hafızlık mı iddia etmiş ? Yüzüne Kur'an okumak iddiasında.
Şu yapılan ile adamın iddiası arasında ne alaka var ? Bir de kamera önünde adama sahtekar damgası vurmuşlar. Muhabir bile dua sanıyor ayeti. Bir de sahtekar tespit etmişler. ''Vatandaşlarımızın duyguları'' falan.
Vatandaşın duygusu ile oynayan kim burada ? İddia etmediği bir şeyle adamı sınav edip sahtekar damgası vurandan gayrısı mı ?
''Biz bu şekilde Kur'an okumayalım. Olmaz bu şekilde''
Kamera görünce garibana alakasız artistlik yapıp sahtekarlık nispet etmeyelim.
Kur'an hançerenizden aşağı insin. Biz bu şekilde Kur'an okumayalım. Olmaz bu şekilde.
Eveet... Artık hadisleri olabildiğince eleştirip yok saydığımıza göre Kur'an'ı tartışmaya geçebiliriz. Hayırlı uğurlu olsun. Bu şahıs ve bu şahıs gibi çevrenizde ne kadar hadis inkar eden hacı, hoca, kendisine alim, allame diyen varsa geleceği nokta burası. Her şey titizlikle ve adım adım....
Hocam mantıklı mantıklı konuşup durmayın gözünüzü seveyim, sonra modern çağın şövalyeleri kılıçlarını kuşanıp meydana iniyor.
Çünkü artık mesele hayatı paylaşmak değil; “kimseye muhtaç olmamak” mottosunu bir yaşam biçimine çevirmek. Eş mi, çocuk mu, aile mi? Onlar çoğu zaman kariyer planlamasının dipnot kısmında kalabiliyor.
Sabahın köründe trafikte saatlerce sürünmek özgürlük,
Patrondan azar işitmek profesyonellik,
Mesaiye kalmak güçlü kadın imajı…
Ama evde eşinin “Bir çay koyar mısın?” demesi,
Bir anda “ataerkil düzenin son kalesi” oluveriyor.
Evde fedakârlık “ezilmek” sayılıyor,
Ama iş yerinde patronun kaprisine tahammül etmek “kariyer yolculuğu.”
Ne garip çağ gerçekten…
İnsanın kendi yuvasında değer görmek yerine,
plaza katlarında tüketilmesine “başarı hikâyesi” deniyor. Yersen!
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
Yedik maalesef...
🔵 Prof. Dr. Oytun Erbaş:
"Bir kadın işe giderse stres altında olacağı için testosteron testesteron seviyesi artar. "
"Bir kadın işe girerse erkek olur."
Hak, yalnızca kürsülerde konuşulan bir söz değil; hayatın tam merkezinde yaşanan bir hakikattir. Gençliğin nefes aldığı sokaklarda, tribünlerde, sanatta, medyada ve insanın olduğu her yerde kendini göstermelidir. Çünkü hayat boşluk kabul etmez. Hakkın sustuğu, geri çekildiği her alanı mutlaka başka sesler doldurur. Tarih boyunca değişmeyen gerçek ise şudur: Batıl bazen gürültüsünü büyütür, kendini güçlü göstermeye çalışır; fakat hak, vakarını ve istikametini koruyarak eninde sonunda yine galip gelir.
Bugün biz Müslümanların en büyük meselelerinden biri de bazı alanlardan çekilmeyi bir hassasiyet zannetmemizdir. Oysa mesele; meydanı terk etmek değil, meydanda şuurlu ve ahlaklı bir şekilde var olabilmektir. “Müslüman futbol oynar mı, maç izler mi, sanatla ilgilenir mi, film çeker mi, sosyal medya kullanır mı?” gibi tartışmaların ötesine geçip artık şu soruyu sormalıyız: Bu alanları nasıl temiz, bilinçli ve hakka hizmet edecek şekilde inşa edebiliriz? Çünkü hakikat, yalnızca cami duvarları arasında değil; hayatın bütün damarlarında hissedildiğinde gerçek anlamına kavuşur.
İnandığı değerlere korkmadan sahip çıkan, samimiyetle gençliğin kalbine dokunmaya çalışan her gayret bu yüzden çok kıymetlidir. Bu sadece bir faaliyet değil; aynı zamanda bir mesuliyet, bir dava şuurudur.
Bazen bir söz, bazen bir duruş, bazen de coşkuyla yükselen tekbirler hatırlatır insana: Allah’ın vaadinin hak olduğunu. Hak daima üstün gelir; batıl ise ne kadar büyük görünürse görünsün, yok olmaya mahkûmdur.
Karşıyaka Spor’un galibiyetine eşlik eden o güzel tevafuk da sanki bunun hoş bir işaretiydi. Nice hayırlı mücadelelere, nice güzel zaferlere diyelim…
Bizler inanıyoruz ki mekan boşluk kabul etmez. Hak olanın geri durduğu, sesini kıstığı her yerde meydan batıla kalır. Batıl inançların, fıtrata aykırı akımların sesi bu denli yüksek çıkarken bizlere düşen İslam’ın meşru kıldığı her alanda tebliğ bayrağını dalgalandırmak ve hakkın edasını en gür sesle haykırmaktır. Hayatın tam merkezinde, gençliğin ve sosyal yaşamın kalbinde var olmamızın yegane sebebi de işte bu sorumluluk bilincidir.
Bu yolda yürümenin, sahada olmanın en güzel mükafatını ise samimi gönüllerde buluyoruz. Bizler bu hayırlı işi icra ederken, ailelerin bizzat yanımıza gelerek teşekkürlerini iletmesi, gözlerindeki o güven ve memnuniyet ifadesi en büyük motivasyon kaynağımız oluyor. Bu millet aç bu millet bekliyor. Bir de Ne zaman coşkuyla tekbirler getirsek, Allah’ın takdiri o esnada Karşıyaka Spor’un gol atıyordu. Bu güzel tevafuk eşliğinde bu vesileyle muhteşem bir mücadele vererek sahadan 4-1’lik galibiyetle ayrılan Karşıyaka Spor’u tebrik ederiz. Yeşil-kırmızılı camiaya bir üst lig yolunda muvaffakiyetler diler, başarılarının daim olmasını temenni ederiz.
Maddeperestliğin körü körüne batı taklitçiliğinin ve modern dünyanın sunduğu sahte ışıltıların karşısında köklerini unutmayan, asil bir nesil dalga dalga geliyor. Kendi öz kültürüne, inancına ve tarihine yabancılaşmayı "çağdaşlık" zanneden avrupai tarza inat bu toprakların mayasıyla yoğrulmuş, kalbi de dili de İslam’ın güzellikleriyle çarpan evlatlarımız sahnede yerini alıyor.
Bir çocuğun sahnede yankılanan o masum nefesiyle yükselen ilahiler, adeta unutturulmak istenen geçmişimizin geleceğe taşınan en güçlü muştusudur. Onlar, geçici akımların değil kalıcı değerlerin, edebin ve samimiyetin temsilcileridir.
Açıklığı, maddeye tapmayı ve batı merkezli bir hayatı tek çare gibi sunanlara karşı bekleyin... İslam’ın, aslına sadık, geleceğe umutla bakan gür nesli gümbür gümbür yetişiyor!
Eee, şey bir de buraya bakar mısınız sevgili manipülatörümüz? @samiltayyar27
Belki hakikati görmemek için erkenden uykuya çekilmişsinizdir ama merak etmeyin; gerektiğinde vicdanları da, hafızaları da uyandırmasını iyi biliriz.
Hani şu “halk bunu istiyor” diye diye göklere çıkardığınız malum konser var ya…
Hani “Müslümanlar popüler ilahi gruplarının ücretsiz programlarına bile gitmiyor, salonlar boş kalıyor” diyerek ahkâm kestiğiniz mesele…
Ne garip değil mi?
Sizin küçümseyerek baktığınız o insanlar, yüksek bilet fiyatlarına rağmen Mevlan Kurtishi konserinde salonları doldurdu. Üstelik öyle sembolik rakamlarla değil; 4-5 bin TL bandındaki biletlerle.
Demek ki mesele insanların ilgisizliği değilmiş.
Mesele, sizin toplum adına konuşurken toplumu hiç tanımıyor oluşunuzmuş.
Şimdi sıra, her fırsatta kürsülerden “dürüstlük” ve “samimiyet” nutukları atanlarda.
Bir kez olsun kıvırmadan, eğip bükmeden çıkıp “yanılmışız” diyebilecek misiniz?
Gerçi siz siyasetin o eski geleneğini iyi bilirsiniz:
Yanlış yapıldığında özür dilemek yerine konuyu değiştirmeyi…
Gaziantep’te tepkilere yol açan Manifest grubunun konser ilanı yayınlandığında, sadece ilk bir haftada 8 bin 300 adet bilet satılmış.
Kısa süre önce büyükşehir belediyesinin, popüler ilahi gruplarının ücretsiz konserine 2 bin kişi gitmiş.
İlahi konseri biletli olsaydı, bu hesaba göre 500 kişi zor giderdi, herhalde.
O halde kime, neye, daha çok kızmamız lazım?