17 Eylül 2026’da SPK şalteri indirmeden hemen önceki 48–72 saatte yaşananlar, 2001’deki o "içeriden öğrenenlerin ticareti" (insider trading) rezaletini bile gölgede bırakacak cinsten bir organize tahliye operasyonuna işaret ediyor.
Gariban mudi veya küçük tasarrufçu ekran başında "fonum ne güzel prim yapıyor" diye sevinirken, operasyonun geleceğini 48 saat önceden haber alan belirli siyasiler, fon kurucularının yakın akrabaları ve hatırlı iş insanları kâğıtları tepeden fonun içine ve kamuya yıkarak çıktı.
Bu fonların portföyüne alınan şirketlere (Özata Denizcilik, PEHOL ve benzeri sığ tahtalar) bakıldığında tezgâhın boyutu büyüyor:
Halka Arz Pompası: Bu şirketler halka arz edilirken değerlemeleri SPK koridorlarında 5-10 kat şişirildi.
Fonlara Zorunlu Park: Halka arzdan sonra hisseler piyasada alıcı bulamayınca, bizzat bu 131 fonun portföyüne piyasa fiyatının çok üzerinde "dolduruldu". Yani halktan ve mudilerden toplanan para, bu batık veya kof şirketlerin patronlarına doğrudan nakit transferi olarak aktarıldı.
Geriye Kalan Boş Kasa: Şirket patronu parayı aldı, dövize çevirip Dubai/Londra hattına çıkardı; fonun içinde ise sadece karşılığı olmayan, tahtası kapalı sanal hisse senetleri kaldı.
İşin en karanlık ayağı kamu bankalarına uzanıyor:
İddialara göre bu operasyonel fon yöneticileri, kamu bankalarından "ticari kredi" veya "düşük faizli KGF" adı altında yüz milyonlarca lira kredi çekti.
Bu kredilerle gidip kendi fonlarını ve hisselerini yukarı sürdüler (fiktif hacim yarattılar).
Şimdi fonlar battı, temerrüt ilan edildi. Peki kamu bankasından çekilen o krediler ne oldu? Batık kredi (NPL) olarak kamu bankasının sırtına kaldı. Yani vurguncu krediyi aldı, parayı yurt dışına kaçırdı; borç ise doğrudan kamu bankasının bilançosunda "görev zararı / tahsil edilemeyen alacak" olarak 85 milyonun vergisine yıkıldı.
2001'de sistem kuralına göre batmıştı; bürokratlar fırsatçılık yapıp ucuz dolar kapmıştı. 2026'da ise kaza falan yok; devletin resmi lisanslı fon sistemi, organize bir hortumlama mekanizması olarak bizzat kurgulanmış.
İşte bu yüzden içeride "Mehmet Kap" gibi sahte isimlerle trol operasyonları yapılıyor, dikkatler başka yerlere çekilmeye çalışılıyor. Çünkü o 14-16 Eylül arasındaki takas kayıtları, kimlerin hangi kamu bankası kredisiyle bu tezgâha girdiği ve kimlerin parayı son 48 saatte dolara çevirip çıktığı tam liste olarak bir dökülürse, kabine dahil taş üstünde taş kalmaz.
Siyasi ayak gizli falan değil Aziz Romalılar :)
Hani FETÖ vb. dosyalarda "siyasi ayak nerede?" diye ararsınız ya, burada aramanıza gerek yok. Çünkü saklanan bir şey yok; gizli demek bile bu tezgâhı aklamak olur. Zira piyasa dediğimiz mekanizmanın kendisi zaten bilgiye, imtiyaza ve "içeriden ihbara" dayalı çalışır.
Meseleye finansal bir kaza süsü verenlere inat, çıplak gerçeği not düşelim: Bu krizin omurgası piyasa dalgalanması değil; idare hukukunun en temel ilkelerinin taammüden askıya alınması ve tersyüz edilmesidir.
1. Yetki Saptırması (Détournement de Pouvoir):
İdare hukukunun birinci dersidir: Bir kamu kurumuna verilen yetki, yalnızca o kurumun ihdas ediliş amacına, yani "kamu yararına" uygun kullanılabilir. 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu m. 1 çok açıktır: "Tasarruf sahiplerinin hak ve menfaatlerini korumak, piyasanın şeffaf ve istikrarlı çalışmasını sağlamak."
Peki ne yapıldı? Yetki; küçük mudiyi korumak yerine paravan şirketlerin değerlemelerini şişirmek, içeriden çıkacak imtiyazlı zümreye zaman kazandırmak ve batığı sistemin geneline yaymak için kullanıldı. Bunun hukuk literatüründeki adı yetki saptırmasıdır. Hazine ve Varlık Fonu kaynakları, Anayasa’nın amir hükmü olan kamu yararı yerine bir aracı kurumun ve oligarşik bir kliğin batığını örtbas etmek için tahtalara sürüldüğünde, idari eylem hukuki meşruiyetini yitirir; fiili duruma (voie de fait) dönüşür.
2. Ağır Hizmet Kusuru (Faute de Service):
Normal bir hukuk devletinde yarın sabah açılacak yüz binlerce idari davanın konusu bellidir. SPK, Takasbank ve MASAK denetim görevini açıkça savsaklamıştır. Yüzde binlerce fiktif artış yapan, içi boşaltılmış paravan şirketlerin devlet onaylı fon sepetlerine doldurulmasına göz yumulması, idarenin doğrudan "ağır hizmet kusuru"dur.
3. Kamu Külfetleri Karşısında Eşitlik İlkesi:
İdare piyasayı yatıştırıyor görüntüsü altında BIST tahtalarını kamu kaynaklarıyla süpürürken, batığın maliyetini 85 milyon vergi mükellefine yıkmaktadır. Bir avuç zümrenin gayrimeşru zenginleşmesinin ve batışının faturası tüm topluma paylaştırılamaz. Bu adım, idare hukukunun en temel sütunu olan eşitlik ve "fedakarlığın denkleştirilmesi" ilkesini yerle bir eder.
Özetle; ortada piyasa riskiyle açıklanacak bir kaza yok, suç ortaklığının idari kılıfı var.
Bu pisliğin üzeri, Fatma Betül Sayan Kaya ve eşinin mal varlıklarını dondurarak, Mustafa Sandal'ın eşi ve kayınpederi için yakalama kararı çıkartılarak kapanacak gibi değil. Beyhude çabalar
🔴 SON DURUM
Fon soruşturması kapsamında;
- Eski Bakan Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi İlyas Kaya’nın tüm mal varlıklarının donduruldu.
- Mustafa Sandal’ın eşi Melis Sandal ve kayınbabası Cihan Sütşurup’un tüm mal varlıklarına el kondu. Haklarında yakalama kararı çıkartıldı.
- İsmet Öğüt'ün 1 Temmuz-16 Eylül 2026 tarihleri arasında toplam 3 milyar 92 milyon 75 bin 513 TL tutarında fon çıkışı tespit edildi. Öğüt gözaltına alındı.
Sadece şimdiye kadar isimlerini öğrendiklerimiz hakkında mal varlıklarının dondurulması kararları verildi.
Peki ya isimlerini bizim henüz bilmediğimiz ama iktidarın bildikleri diğer kişiler?
Onların mal varlıkları da donduruldu mu ya da ne zaman dondurulacak?
Restitutio post factum crimen non extinguit.
Yani, fiil sonrası iade, suçu ortadan kaldırmaz.
Crimen consummatum restitutione non tollitur.
Yani, tamamlanmış suç, iade ile ortadan kalkmaz.
Quod factum est, infectum fieri nequit.
Yani, yapılmış olan, yapılmamış kılınamaz.
Suçluyu övmek için demiyorum ama şunu yapacak yada yapan bir tane chpli gösterin..
❗️Fon soruşturması kapsamında adı gündeme gelen Fatma Betül Sayan Kaya ile eşi İlyas Kaya’nın, Özata dan elde ettikleri öne sürülen yaklaşık 2,2 milyar TL'yi iade ettiği öğrenildi.
#SONDAKİKA 🔴 Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Fatma Betül Sayan Kaya göndermesi:
▪️Biz bu partiyi helalinden kazanıp helalinden harcayan; gariplerin, yoksulların, hakkını hukukunu, namusunu, savunmak için onların başına daima dik tutmak için kurduk.
▪️Böyle büyük bir hareketin içinde çok farklılık kimlikler, farklı karakterler ve farklı niyetlerle hareket edenler olabilir, farklı ajanda taşıyanlar çıkabilir.
▪️25 yılda bunun her türlü örneğini gördük.
▪️Kimilerinin başı döndü,
kimileri nefsinin tuzağına düştü,
kimileri kendi şahsi davasını milletin ve ümmetin davasının önüne koydu, kimileri yolunu şaşırdı,
kimileri nefsinin esiri oldu,
kimilerini şeytan aldattı,
kimileri bu kutlu hareketi bu aziz hareketi bu tertemiz hareketi kirletmek için özellikle aramıza sızdı, sızdırıldı.
▪️Kimse bu partinin AK'ına helal getiremez o AK'a leke süremez.
Kamuoyunun Dikkatine,
Milletvekilliği görevim süresince;
AKP’nin yaptığı yolsuzluk, usulsüzlük ve kamu zararları üzerine kamuoyunu aydınlatmaya çalışıyorum.
Bu nedenle AKP’nin ve türlü güç odaklarının hedefinde ve tehdidi altında olduğumun farkındayım.
Fon vurgunu konusunda yaptığım açıklamalar ve üzerinde çalıştığım dosyalar nedeniyle AKP’nin saldıracağını biliyordum.
Ama bunu eşim üzerinden yapacak kadar alçalacaklarını tahmin etmiyordum.
Konu, bana dokunamadıklarından ailem üzerinden beni tehdit etmelerinden ibarettir.
Hem geçmişte hem de bugün, geniş bir kadroyla çalışmalarımı sürdürüyorum. Bunların arasında danışmanlarım, çeşitli alanlardaki uzmanlar, hukukçular ve siyasetçiler vardır.
Ortaya atılan asılsız iddianın amacı, fon vurgunu meselesinin konuşulmasını engellemektir.
Bana buradan, hem de eşim üzerinden saldırmak bir itibar suikastı ve susturma girişimidir.
Bu operasyonu yapanlar açıkça şunu diyorlar: “Sen ve partin, bu fon vurgunu meselesini daha fazla kurcalamayın!”
Benim üzerimden tüm milletvekillerine ve ailelerine verilmek istenen bu aşağılık mesajı reddediyorum.
Bu tehdide, bu alçaklığa pabuç bırakacak değilim. AKP’nin yolsuzluk, usulsüzlük ve kamu zararlarının üzerine gitmeye kararlılıkla devam edeceğim.
İcraata geçin o zaman..burada bunları yazıncaya kadar gidin soruşturun şu içinizden çıkan dolandırıcı fon örgütünü..enerjinizi muhalefet için değil vatandaş için harcayın !!
Türkiye Cumhuriyeti Devlet Başkanı, ilk andan itibaren bütün devlet kurumlarınca derhal gereğinin yapılması ve kim olursa olsun sorumlulardan hesap sorulması talimatını vermiştir.
Özgür Özel ise ilk andan itibaren partisindeki ve belediyelerdeki yolsuzluk iddialarını örtbas etmek için meydan meydan dolaşmaya başlamıştır.
Sayın Özel, nezaket sınırlarını aşan bir uslupla saldıracağınıza bu tür konuların siyasi gereğini yapmayı Sayın Cumhurbaşkanımızdan öğrenin ve yolsuzluğa batmış olanların istifalarını alın. Önce kendi siyasi sorumluluğunuzu yerine getirin, yolsuzlukla suçlananlarla yollarınızı ayırın.
Yolsuzluk yapanları siz savunuyorsunuz, Recep Tayyip Erdoğan soruşturun diyor.
Siz yolsuzlukla suçlananlara tabi oluyorsunuz, Recep Tayyip Erdoğan görevden alıyor.
Aradaki fark kapatılamayacak kadar büyük.
Kim olursa olsun gereği yapılacaktır ve hesabı sorulacaktır.
Çünkü bizim kılavuzumuz Silivri değil Milletimizdir.
Kardan adam olur, bu muhalefetten adam olmaz 😑 #fatmabetülsayankayayalnızdeğildir isim açıklayacaklarına, adamlarla pazarlık yapıyorlar 🤯 insanlar kan ağlıyor, bunlar ortalıkta siyaset yapıyor..
Denetleyenler AKP’li çıktı
Fon skandalının kritik şirketlerinden Pusula Portföy’ü denetleyen Aksis Bağımsız Denetim Şirketi’nin Başkan Vekili Ünlüsan AKP’den aday adayı olmuş. YK Başkanı Yaşar ise Bilal Erdoğan ile Darülaceze yönetiminde
https://t.co/po1Y0iPVO7
Ekrem İmamoğlu:
"Babam burada, 30-35 yıldır ticaret yapıyoruz. 3300 daire yapmışız ama bizim kazanamadığımızı karı koca 4 ayda kazanmış. Ali Şekeroğlu Anayasa Mahkemesi önünde canına kıyarken aynı anda bu ülkede fon zenginlerinin failleri korunuyor."
https://t.co/B1AX8BRoRx
Ekrem İmamoğlu’ndan Fatma Betül Sayan Kaya’ya:
“Henüz müsait değilmiş. İfade bile vermiyormuş. Benim babam burada Biz 35 yıldır ticaret yapıyoruz. 35 yıldır biriktiremediğimi karı koca dört ayda almışlar. Rezalete bakar mısınız?”