Bir zamanlar bu iktidarın dilinden “millet iradesi” düşmezdi.
Üsküdar’da ve Yüreğir’de yaşananlara bakıyorum:
Mahkemeler, soruşturmalar, gözaltılar, meclis üyesi transferleri…
Soruyorum: Millet iradesi yalnızca halk sizi seçtiğinde mi kutsal?
Buradan bütün Cumhuriyet Halk Partililere sesleniyorum:
Birbirinize sahip çıkın. Kimse bu baskılar karşısında kendisini yalnız hissetmesin.
Korkmayacağız, dağılmayacağız, birbirimizi yalnız bırakmayacağız.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin belediyeleri milletin oylarıyla kazanılmıştır.
Milletin verdiği emaneti masa başı oyunlarıyla kimseye teslim etmeyeceğiz.
Bir belediye başkanlığı uğruna iktidarın gücünü insanların üzerine sürmekten vazgeçin.
Sandıkta alamadığınız belediyeleri tek tek bu yöntemlerle mi alacaksınız?
Bir belediyeyi daha almak için memleketi bu hâle getirmeye, hukuku, ahlakı ayaklar altına almaya değer mi?
Cumhuriyet Halk Partisi’ni korkutarak, parçalayarak asla teslim alamazsınız.
Hacı Bektaş Veli’nin yüzyıllar öncesinden bizlere bıraktığı en büyük miras; ayrıştırmak değil birleştirmek, ötekileştirmek değil kucaklamak, kin değil sevgiyi büyütmektir.
“Bir olalım, iri olalım, diri olalım” anlayışı bugün de yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor.
Hacı Bektaş Veli’nin hoşgörü, kardeşlik, adalet ve insanı merkeze alan felsefesiyle; farklılıklarımızı zenginlik bilerek, aynı sofrada, aynı gönülde buluşacağımız aydınlık yarınları hep birlikte kuracağız.
Hacı Bektaş Veli’yi sevgi, saygı ve rahmetle anıyor; Hacıbektaş’tan yükselen barış ve kardeşlik çağrısını yüreğimizde taşıyoruz.
Türkiye’nin huzurunu, birliğini ve kardeşliğini bozmak isteyen bölücü küresel yapılar şunu iyi bilmelidir:
Türk baharı hayali kuranlara, Türk milletinin birlik ve beraberliği karşısında zemheri kışı yaşatacak olan; bu milletin ortak iradesi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kararlılığı ve sarsılmaz kardeşliğimizdir.
Türk milleti; içerisinde barındırdığı bütün evlatlarıyla, bütün kültürleriyle, bütün dilleriyle ve bütün renkleriyle ayrılmaz bir bütündür. Farklılıklarımız ayrışmanın değil, ortak vatanımızın zenginliğidir.
Bizim için tartışılmaz olan; üniter devlet yapımız, Anayasa’nın ilk dört maddesi ve milletimizin sarsılmaz, bölünmez kardeşliğidir.
Bu süreç bir bölünme, parçalanma veya ayrışma süreci değil; tam tersine yaraları sarma, kardeşliği güçlendirme ve milletçe yeniden kenetlenme sürecidir.
Türkiye’nin önce bölgesel, ardından küresel bir güç olmasının yolu; kendi içinde kavga eden değil, kardeşliğini dünyaya ilan eden güçlü bir Türkiye’den geçmektedir.
Bizim milliyetçiliğimiz; milleti bölmek değil, milleti birleştirmektir.
Bizim vatanseverliğimiz; kardeşi kardeşe düşürmek değil, aynı bayrağın altında omuz omuza yürümektir.
Bizim ülkümüz; zayıf ve parçalanmış bir Türkiye değil, birliğini koruyan, demokrasisi güçlü, ekonomisi sağlam, itibarlı ve büyük bir Türkiye’dir.
Bu sürece tereddütsüz katkı vereceğiz. Ancak ülkemizde yeni bir iç karışıklık, ayrışma ve çatışma zemini oluşturmaya çalışan bölücü küresel yapılara da asla geçit vermeyeceğiz.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak tarihin omuzlarımıza yüklediği sorumluluğun gereği bu tarihi süreçte yalnızca destek veren değil; sorumluluk alan, öncülük eden ve doğru istikameti gösteren bir anlayışla hareket edeceğiz.
Çünkü biliyoruz:
Kardeşlik güçlenirse Türkiye güçlenir.
Türkiye güçlenirse milletimiz kazanır.
Birlik varsa gelecek vardır.
Bu topraklar ayrılığın değil birliğin;düşmanlığın değil kardeşliğin yurdudur.
Kitabın ortası denince aklıma, şivesinden Kürt olduğunu anladığım bir abimizin şu sözleri geliyor:
“Kendi liderliğinizi perçinlemek uğruna Kılıçdaroğlu’nu dövdürmeyin. Yapmayın, etmeyin… Halk bunların hepsini görüyor.”
Biz bunu en başından beri söyledik. “Kendi siyasi hesaplarınız için Kılıçdaroğlu’nu hedef haline getirmeyin; bunun faturası ağır olur” dediğimizde bizi siyaset bilmemekle suçlayanlar, bugün dönüp kendilerini bir sorgulasınlar.
Benim görevim, toplumun sorunları yoğun ama unutulmuş kesimleriyle bir araya gelmektir.
Çöpten kâğıt toplayan insanların da, mesai saati gözetmeksizin tarlada alın teriyle geçimini sağlayan insanların da sorunlarını çözmek için yola çıktım.
Benim siyaset anlayışım budur.
Türk edebiyatının ve şiirimizin önemli isimlerinden, “Zulme direnmektir hayat.” diyen; yaşamıyla da kalemiyle de zulmün karşısında, umudun yanında duran Ahmet Telli’nin vefatını derin bir üzüntüyle öğrendim.
Kalemiyle kuşaklara umut, vicdan ve direnme duygusu aşılayan; dizeleriyle hafızalarımızda iz bırakan değerli bir edebiyatçıyı kaybettik.
Ahmet Telli’ye Allah’tan rahmet; ailesine, sevenlerine ve edebiyat camiasına başsağlığı diliyorum.
@RTErdogan
Gazetecilerin, akademisyenlerin, avukatların ve sivil toplumun üzerinden elinizi çekin!
NATO Zirvesi gerekçe gösterilerek T24 ve Odatv muhabirleri, akademisyenler, avukatlar ve sivil toplum temsilcilerinin gözaltına alınmasını kabul etmiyoruz.
Şiddet içermeyen demokratik protesto hakkının engellenmesi kabul edilemez. Keyfî gözaltılar, toplantı ve gösteri hakkını açıkça tehdit etmektedir.
Dünya liderlerinin katıldığı uluslararası zirvelerde protestolar, demokratik hayatın olağan bir parçasıdır.
Bir ülkenin itibarına zarar veren, protestoların varlığı değil; demokratik protesto hakkının engellenmesidir.
Basın özgürlüğü bir ayrıcalık değil, demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez şartıdır. Tarafsız basının sustuğu yerde millet gerçeği duyamaz; gerçeğin sustuğu yerde ise demokrasi yaşayamaz.
33 yıl önce Başbağlar'da bölücü terör örgütü tarafından katledilen 33 yurttaşımızı saygı ve rahmetle anıyorum.
Bu acı olay, sadece hayatını kaybedenlerin ailelerini değil, milletimizin ortak vicdanını da derinden yaralamıştır.
Geçmişte yaşanan her türlü şiddet ve katliamdan ders çıkararak; adaletin, hukukun, kardeşliğin ve toplumsal barışın güçlenmesi için hep birlikte çalışmak en büyük sorumluluğumuzdur.
Bugün başlayıp pazar günü final güreşleriyle sona erecek olan 665. Tarihi Kırkpınar Yağlı Pehlivan Güreşleri’ne katılım hakkı elde etmiş, minik boydan başpehlivana kadar tüm pehlivanlarımıza başarılar diliyorum. Her er kişinin hayali, Sarayiçi’nde yapılan Kırkpınar Er Meydanı'nda kol bağlamaktır!
Atalarımızdan bizlere emanet ve miras kalan asırlardır yapılan Kırkpınar yağlı güreş geleneğinde son üç yıldır uygulanan lig ve puan toplama sistemi, Kırkpınar Er Meydanı’nın kapılarını pehlivanlarımıza kapatarak telafisi güç maddi ve manevi hak kayıplarına yol açmıştır.
Sporun temeli hak, hukuk, adalet ve eşitliktir. Kuralların objektif, şeffaf ve istisnasız eşit uygulanması; hem pehlivanlarımızın hukuki güvenliğini sağlayacak hem de Kırkpınar yağlı güreş geleneğinin mirasını ve ruhunu gelecek nesillere taşıyacaktır. Geçmişine ve geleneklerine sahip çıkmak, geleceği yaşatmaktır.
Atalarımızdan miras kalan bu eşsiz kültürün daha fazla bozulmaması ve etik erozyona uğramaması için Tarihi Kırkpınar Yağlı Pehlivan Güreşleri’nin her yönüyle özüne döndürülerek özel bir kanunla acilen korunması gerekmektedir. Ayrıca bu köklü geçmişi yaşatmak amacıyla bir "Tarihi Kırkpınar Yağlı Pehlivan Güreşleri Müzesi" kurulması vazgeçilmez bir zorunluluktur.
"Yağlı güreş, Türk tarihi kadar Türktür!"
Kurtdereli Mehmet Pehlivan’ın “Ben her zaman güreşirken arkamda Türk milletinin olduğunu ve millet şerefini düşünürdüm.” sözündeki ruh ve şuurla beslenerek; modern olimpiyatlarda yücelerden yüce Türk sporumuzun maddeten ve manen yenilmeyen gücünü ve istikbalini şerefle temsil eden sporcular yetiştireceğiz… 🇹🇷
Önce 6’lı masanın kaybetmesi için çalıştı, sonra İzmir'i kaybettirmek için her türlü iftirayla rakip oldu. Kendi partisinden defalarca istifa edip geri dönen bu zat, şimdi de kırpılmış bir kareden medet umuyor.
CHP Genel Başkanı’na hakaret etmek, ancak ilk fırsatta geldiği eve taş atan bir karaktere yakışırdı! Yine yanıltmadı.
Madımak, yalnızca Sivas’ta yitirdiğimiz canların değil; bu ülkenin vicdanında açılan derin bir yaranın adıdır.
2 Temmuz 1993’te aramızdan koparılan aydınlarımızı, sanatçılarımızı ve yurttaşlarımızı saygı ve özlemle anıyoruz. Bu acı bize; eşit yurttaşlığın, laikliğin, birlikte yaşama iradesinin ve toplumsal barışın ne kadar değerli olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.
Onların anısı, daha demokratik ve daha adil bir Türkiye mücadelesinde yaşamaya devam edecek.
#UnutMADIMAKlımda
“Çok güvendiğim bir kaynağım;
Deniz Zeyrek isimli sözde gazetecinin, belediyelerden para aldığını söyledi!”
Deniz Zeyrek gibi müptezellerin gazetecilik tarzı!!!
Çırpınışlarının, ahlaksız iftiralarının nedenini biliyoruz! Bunları yanına kâr bırakmayacağız! Hukuksal olarak gereğini yapacağız!
Hiçbir inancı, hayatımın hiçbir döneminde siyasetin ve propagandanın malzemesi yapmayı doğru görmedim. İslam inancının en müstesna zamanlarından olan Muharrem ayının ve Aşura gününün de siyasi polemiklere, gerilimlere, kavgalara, propaganda hesaplarına ve istismara konu edilmesine müsaade etmeyecek; en azından bu utancın ve bu vebalin bir parçası olmayacağız.
Bizim nazarımızda toplumsal ve manevi değerler; siyasi ikbal hesaplarından ve günlük siyasi kazanımlardan çok daha kıymetlidir. Bu değerlere karşı gösterilmesi gereken özen, her türlü siyasi hesap ve beklentinin üzerindedir.
Bu anlayışla, programımızda yer almasına rağmen, içinde oluşan atmosfer nedeniyle Aşura etkinliğine fiziken katılmamanın daha doğru, daha anlamlı ve daha isabetli olacağı kanaatine vardık. Çünkü bazı zamanlarda en doğru duruş, kalabalıkların içinde görünmek değil; inancın siyasete malzeme edilmesine ortak olmamaktır.
Aşura etkinliğine yönelik mesajımı, gönül birlikteliğimizin ve muhabbetimizin bir nişanesi olarak sizlerle paylaşıyor; bizi en doğru anlayacağına inandığım bütün canlarımızı en kalbi duygularımla selamlıyor, Muharrem ayının ve Aşura’nın birlik, kardeşlik ve hakikat ikliminin hepimize hayırlar getirmesini diliyorum.
Başta şehitlerimizin kıymetli babaları olmak üzere, ömrünü helal lokma peşinde geçiren, evine götürdüğü temiz alın teriyle bu ülkeye değerli evlatlar yetiştiren tüm babaların Babalar Günü’nü en içten dileklerimle kutluyorum.